
Birey Eğitim Kurumları Hakkında detaylı bilgi almak ve indirmek için: www.birey.com
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
*Bu bölüm "Birey Eğitim Kurumları" hakkında reklam içerir*
Transkript
Birey eğitim kurumlarının sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz ben Merve.
Bugün ailemiz bizi nasıl başarıya götürür bu konuyu masaya yatıracağız.
Nasıl başarılı ve mutlu çocuklar yetiştirilir bundan bahsedeceğim bugün sizlere.
Maddi olanaklarımı seferber ettim ama bunun ötesinde ben ne yapabilirim diyen ebeveynler buraya çünkü çocuklarına destek olmak isteyen pek çok aile var.
Onlara böyle rehber niteliğinde de bir bölüm olsun istedim.
Sevgili hocamız Doğan Cüceloğlu onun başarıya götüren aile kitabında paylaşmış olduğu benim de böyle altını çılgınlar gibi çizdiğim yerler var.
Onları sizlerle paylaşmak istedim bugün.
Malum gençler bir sınavı atlattılar ve önümüzde de bir sınav süreci var.
olduğu, kimi istediği neticeyi alamadı ama bu noktada tabii ki ailelerimize de büyük işler düşüyor.
Bu sınav işleri biliyorsunuz biraz da takım işi.
Doğan Hoca diyor ki bu takım işiyle alakalı çok hoşuma gitti.
Her anne, her baba çocuğunun okul başarısı için çocuğuna yardımcı olmak ister.
Evet ama öğrenme sürecinin bilimsel temelleri vardır.
Bunları kavramadan atacak olduğunuz her adım evet iyi niyetli olabilir ama çocuğunuza böyle destek olmak isterken köstek olabilir.
O yüzden sınav dönemlerimde benim nasıl bir faydam olabilir diyorsanız hadi başlayalım.
Podcast'ımı canım Doğan Cüceloğlu'nun şu sözleriyle açmak istiyorum.
İzin verin çocuğunuz yaşamını tribünlerde seyirci olarak değil sahada oyuncu olarak geçirsin.
Bir konuşmasında bu konuyla alakalı diyordu ki anahtar şey şu.
Bakın burası çok omelli dikkat.
Lütfen sohbet içerisinde olun dedi.
Sohbet içinde kalmaya özen gösterin dedi.
Bakın nasihat demiyor.
Alkışlayın demiyor. Kızın bağırın çağırın bunları söylemiyor.
Anahtar diyor sohbet içerisinde kalmak aslında bu kadar basit.
Bir de Doğan hocanın tanıklık etmek dediği bir mesele var.
Benim çok hoşuma gider bu. Mesela çocuğunuz küçükken işte size diyor ki bak anne işte kedi geçti şuradan.
Kedimi yavladı köpek havladı.
İşte bak baba topu nasıl uzat.
Atıyorum dedi. Sizin aslında orada sadece evet gördüm demenizi bekliyor ve görmenizi istiyor.
Bu kadar yani nasihat etmenizi istemiyor.
İşte karşılaştırın, kıyaslayın.
Hiçbir şey istemiyor çocuk.
Sadece diyor tanıklık etmenizi istiyor.
Çocuğunuzun çabasına değer vermeniz gerekiyor.
O çocuğun o çabasıyla yavaş yavaş o yolda ilerlemesini görmemiz, tanıklık etmemiz ve önemsememiz gerekiyor.
Mesela size şunu desem mi etkili olurum yoksa şunu mu?
Aferin çalışkan evladım benim yoksa...
Canım oğlum ya da işte canım kızım ne kadar çok çalıştığını görüyorum, emek verdiğini görüyorum.
Ve bu çabalarının, bu azminin, bu gayretinin bizler için çok kıymetli olduğunu biliyorsun değil mi?
Mesela bu daha güzel bence ikincisi.
Bu arada şunu da belirtmek isterim.
Bu konulara girmeye gerçekten çok çekiniyorum.
Hani işte ebeveynlik için falan böyle ahkam kesiyormuş gibi görünmek asla istemem.
Çünkü ebeveynlik net dünyanın en zor işi bence.
O yüzden bugün paylaşacaklarım da kendi fikirlerim değil konunun uzmanı yani bu konuda gerçekten gözüne ve sözüne güvendiğim sevgili Doğan Cüceloğlu hocamızın önerileri.
Doğan Cüceloğlu diyor ki çocuğunu gözlemleyen, ona tanıklık yapan, onu böyle birileriyle kıyaslamak yerine onun gelişimine saygılı bir tavır içerisinde olan bir ailesi varsa o çocuğun zaten
onun özünden getirmiş olduğu bir süreç var.
O süreci bu şekilde başlatabilir diyor.
Ben varım diyebilirim.
kafama koyarsam.
en iyisini yapabilirim duygusu gelir diyor o çocuğa yani burada iş biraz da ailelere düşüyor hatta biraz değil çok fazla şimdilerde zaten birçok ailede çocuk kendi özüne kendi gözüne değil de
anasının babasının dedesinin işte öğretmeninin otoritesine hesap vermeye çalışıyor fark ettiyseniz kendi özüne değil başkalarının gözüne hesap vermeye çalışıyor bir keresinde eşi Yıldız Hanım
Doğan Hoca'ya şöyle bir söz söylemiş gerçekten etkileyici bence demiş ki gelecekte hayali olmayan bir insana.
Hiçbir şey veremiyorsun demiş.
Ben bunu düşündüm bayağı.
Doğan Hoca da çok düşünmüş bunun üzerine.
Diyor ki yani bir insanın hayali olmalı ki o yaptığı yolculuğun, hayattaki yolculuğunun bir anlamı olsun.
Bir seçiciliği olsun diyor.
Çünkü hayali olan birinin sorumluluğu olabilir.
Hayalleriniz varsa onun bir sorumluluğu da vardır.
Sizin hayatınızda bir anlam olabilmesi için sizin kendinizi aşan bir sorununuzun olması lazım değil mi?
Çünkü aksi halde o hayattan sıkılacaksınız ve o boşluğu doldurmak için belki...
Belki böyle beyhude çabalarda bulunacaksınız.
Hayatınızı böyle daha keyifli, daha hedonist bir hale getirmeye çalışacaksınız.
Belki çok stresli, tehlikeli, çok yararsız işler peşinde koşacaksınız.
O yüzden çocuğunuza kendi hayallerinizi lütfen ambalajlayıp paketlemeyin.
Yani o da olmaz. Sizin hayallerinizle yaşayamaz o çocuk.
Yani onun hayallerini yıkarsınız böyle yaptığınız zaman.
Ben hiç ilgilenmeyeyim mi?
Kendi haline mi bırakayım derseniz tabii ki bu da olmaz.
Ne yapacağız? Dozunu ayarlayacağız.
Hocam hoca diyor ki onun gönlünün muradını keşfetmesine fırsat tanıyın diyor.
Bu çok güzel. Gönlünün muradını keşfetmek.
Aslında eğitim sistemimizin bunu yapması gerekiyor değil mi?
Buna bir ön ayak olması gerekiyor ama maalesef üzgünüm.
O yüzden o çocuğun kendini bir şekilde tanıması gerekiyor.
Biz onlara bu yolculukta belki destek olabiliriz.
Dediğim gibi anahtarlarımız neydi?
Çocuğumuzla sohbet içerisinde olmak ve o sohbet içerisindeyken birlikte o yaşamı süreçlemek.
Buna da şöyle örnek vermiş.
Mesela küçük bir çocuğunuz var.
Böyle bir ağacı seyrediyorsunuz ve o ağacın dalları rüzgarlı.
Yardan bir o yana gidiyor bir o yana böyle sallanıyor.
Onu izliyorsunuz ve o noktada şey diyebilirsiniz.
Diğer ağacın dalları sallanmıyor.
Sence neden sallanmıyor diye sorabilirsiniz mesela.
Bu çok basit bir şey gibi görünüyor ama o kadar özel bir şey ki aslında.
Veya işte bir köpek avlıyor ya.
Aa acaba aç mı?
Hadi yemek verelim demek yerine.
Tabii ki yemek de verin. Köpek sence ne demek istiyor diye sorabilirsiniz.
Aslında soruyla cevap vererek karşınızdaki o çocuğa yaptığınız şey şu.
Çocuğun da kendisine soru sormasını sağlıyorsunuz fark ettiniz mi?
Bir iç gözlem yapmasına bir fırsat tanıyorsunuz.
İç dünyasına dönüyor çocuk orada.
Orayı gözlemlemeye çalışıyor ve bu da yavaş yavaş gelişerek aslında o çocuğun da bir iç dünyası olduğunu kendi kendine keşfetmesine yardımcı oluyor.
Ve aradan bir süre geçtikten sonra çocuk diyor ki artık benim de bir dünyam var ya bir iç dünyasını keşfediyor ve bunun üzerine düşünmeye başlıyor.
Benim yaşamımda...
Kendim olarak gelişebilmem için, başarılı olabilmem için benim hayatımda bir takım şeyleri iyi yönetmem gerekiyor.
Bu bilinç yavaş yavaş geliyor.
Mesela zamanımı iyi yönetmeliyim.
Bakın hiç gözlemden buralara geldik.
Yani siz o çocuğa 50 kere kalk o bilgisayarın başından, tabletin başından git ders çalış.
Bunu demenizin bir anlamı yok ki.
Yani sohbet içinde olmanız lazım diyor.
Eğer bir çocuk zaten sağlıklı bir ortamda büyüdüyse kendiliğinden o zamanını iyi yönetmek.
bilinci yavaş yavaş gelir diyor.
Ve siz çocuğunuzla sohbet içerisinde olduğunuz o süreçte onun aslında ilişki kabiliyetini artırıyorsunuz.
Önce kendisiyle olan o ilişkisinin önemini kavruyor.
Sonra çevresine bakıyor, onlarla ilişki geliştiriyor ve ilişkilerin üzerine kafa yormaya başlıyor.
Mesela siz ailenizde o çocukla sohbet içerisindeyseniz o çocuk size okuldan geldiği zaman yaşadığı bir olayı anlatabilir.
Duygularını ortaya koyabilir.
Baba der ben bugün çok öfkelendim biliyor musun?
İçimden arkadaşıma vurmak geldi.
Bunu söyleyebilir ama kendimi tuttum mesela bunları size anlatabilir.
Sonra da o arkadaşımla barıştık işte çok mutlu oldum diyebilir.
Bakın burada duygular var duygulardan bahsettik ki bunu ortaya koymak zor değil mi?
Sohbet içerisinde olduğunuz çocuk size duygularını da açar.
İşte bu yüzden bu kadar önemli.
Yani siz de orada derseniz ki ne kadar mutlu oldum işte canım oğlum canım kızım yani benimle paylaştığın için gerçekten mutlu oldum diyerek duygularıyla bir duygudaşlık kurabilirsiniz.
Ve tabii ki o çocuğun zamanını, ilişkilerini yönetmeyi öğrenmesi de çok önemli ve bunların dışında sağlığını da yönetmesi, parayı da yönetmeyi öğrenmesi gerekiyor diyor Doğan Hoca.
Başarıya götüren aile de bunlara da yer vermiş.
Hani az önce gönlünün muradını keşfetmesine yardımcı olmalısınız dedim ya.
Öyle bir durumda olacaksınız ki hem hedefinizi bileceksiniz hem de yaşama açık olacaksınız.
Nereye doğru gittiğini bileceksiniz ama...
yaşamı ıskalamayacaksınız demiş.
Çok hoş bu bence. Yani çocuğunuzun potansiyelinin farkına varmak çok önemli.
Geçen başarının temeli başarısızlık diye bir bölümüm var diye podcast bölümüm.
Orada Michael Jordan'dan bahsetmiştim.
Hatta Reels'ı da var Instagram'da izlerseniz.
Hani lise basketbol takımına alınmamıştı ve böyle annesine gidip ağlamıştı.
Boyun kısa diye almamışlardı.
Bakın orada aslında ne kadar güzel duygularını paylaşmıştı.
Bunu anlatmıştım. Annesine gidip ağlıyor demiştim.
Sonra annesi de ona diyor ki önemli olan Takımın içinde senin ne kadar küçük olduğun değil, senin içinde ne kadar büyük bir takım olduğu demişti annesi Delores Jordan.
Yani çocuğun potansiyelini o kadar iyi tanıyan bir ebeveyn ki o.
Ve o olmasaydı Delores Jordan eminim Michael Jordan'ın adını bile duymamış olacaktık.
Aero filmini izleyenler zaten görmüştür o aralarındaki sıkı fıkı ilişkiyi.
İşte bu aslında anlatmaya çalıştığım.
Anne ve babalar çocuklarını yetiştirirken onun kendi olarak yetişmesine...
özen göstermeli diyor Doğan Hoca çünkü bu gerçekten bir olgunluk seviyesi eğer bir ebeveyseniz bu çok zor biliyorsunuzdur ama şu soruyu da sormak istiyorum çocuklarınızı sadece hayatta kalsın diye mi
yetiştiriyorsunuz para kazansın aman kimseye muhtaç olmasın aç kalmasın diye böyle kaygılı bir şekilde mi yetiştiriyorsunuz yoksa ben ona gerekli eğitimi vereyim okulda da o güzel eğitimini alsın bu aldığı eğitimler
vasıtasıyla Onu işte hayattaki kendi yolculuğuna hazırlamak istiyorum mu diyorsunuz?
Bence bu noktada bir düşünün derim.
Yani inandığı değerlerle kendi seçimleriyle yaşasın mı istiyorsunuz?
Kendisi olarak var olmasına izin veriyor musunuz?
Hayatta kalabilmek sizce yeterli mi?
Yani sadece bu mu? Yoksa hayatı gönlünce yaşayamadıktan sonra bir anlamı var mı?
Doğan Hoca her zaman başarıda ailemizin önemini vurguluyor.
Yaşam bir ekip işidir der Doğan Cüceloğlu.
Çok hoşuma gidiyor bu sözü.
Hepimizin birbirimize ihtiyacı var bu ekip işinde.
Ama şöyle de bir çelişki var bu söylediklerinde fark ettiyseniz.
Hem biz olalım diyor Doğan Cüceloğlu hem de bir olalım, birey olalım diyor değil mi?
Aslında her ikisi de lazım.
Buradaki çelişki şöyle açıyor.
Yaşam bir ekip işidir, bir sürü işi değildir diyor.
Bakın. Bir sürü işi değildir, ekip işidir diyor.
Müthiş bir tanım. Ekip eğer sürü olmaya başlarsa yani en başa bir çoban geçip o ailedeki herkesi sürmeye başlarsa, gütmeye başlarsa siz artık
ne durumuna düşeceksiniz?
Koyun durumuna değil mi? Ait olma durumu baskın çıkacak.
Ama eğer dağdaki kurtlar gibi böyle kendi başınıza bir araya gelemeyecek bir duruma düşerseniz o zaman da o vahşi hayvanlara dönüşürsünüz.
Yani yaşam bir ekip işi derken o ekip aslında bizi ifade ediyor.
O bizim içinde benler var ve ben...
Bizin bir parçası aslında.
Çok sevdiğim bir çocuk kitabı var şu an aklıma geldim.
Pezzettino. Ödüllü bir kitap.
4 yaş üstü için uygun diye hatırlıyorum.
Aynı onun gibi bu olay.
Pezzettino'nun Türkçesi parçacık demek bu arada.
Kitapta böyle taşa benzeyen minicik bir parça vardı.
Kendini sorgulama yolculuğuna çıkıyordu ve sürekli her gördüğü kişiye ben sizin parçanız mıyım diye soruyordu.
Aslında bir bütünün parçası olduğunu fark etmemişti Pezzettino ve en sonunda ayağa takılıp yere düştü.
Böyle paramparça oldu bir sürü parçaya ayrıldı.
Sonra yere düşen tüm parçalarını topladı tek tek eski haline döndü ve bir anda ben kendimim diye sevindi.
Yani o kadar güzel ki hikayesi.
Bence ailede böyle bir şey olmalı.
Yani herkesin ayrı ayrı ben olmasına, kendi olmasına fırsat tanımalı ama aynı zamanda da biz olabilmeli.
Geçen gün sevgili Haldun Dormen'in yaparsınız şekeri belgeselini izledim bayıldım o belgeseli.
Biliyorsunuz Betül Mardin'le evliydi Haldun Dormen sonra bir ayrıldılar ama hala o kadar güzel koruyorlar ki o aile ilişkilerini belgeselde bunu gördüm.
Hatta bir yerde Betül Mardin diyor ki ben Haldun'dan ayrıldım yani ama o benim artık dostum çok seviyorum.
Biz bir aileyiz dedi ya yani hani ayrıldık ama ailelerimiz ayrılmadı ki onlar boşanmadı diyor.
Biz hala dostuz diyor ve hala böyle haftanın belli günlerinde toplanıp hep beraber ma aile yemek yiyorlar.
Harika gerçekten ve onları izlerken gerçekten tam olarak içimden bunlar geçti.
Yani herkes dedim ayrı ayrı kendi olabilmiş ama o bütünü o bizi de o kadar güzel korumuşlar ki işte aile bu bence çok kıymetli.
Ve ne mutlu aynı gemide olup o dümeni hep beraber sahiplenip böyle fırtınalar atlatıp belki okyanuslar aşıp o gemiyi sakince o limana getirenlere dedim izlerken.
Dönelim çocuklara gençlere.
Şimdi Doğan Hoca diyor ki şu dünyada her şeyin en iyisine layık çok özel ve çok güzel bir çocuk var.
Ve o çocuk sizin evinizde yaşıyor.
Beni dinleyen bir ebeveyseniz.
Tabii ki her anne her baba gibi siz de çocuğunuzun sınava önceden hazırlanmaya başlamasını istersiniz.
Veya da işte sınavda iyi bir okula girmesini temenni edersiniz.
Bir başarı elde etmesini istersiniz.
Bunlar çok normal. Her ebeveyn emin olun aynı endişeleri taşıyor.
Bir de bu süreçte sadece ve sadece ebeveyn desteği yetmiyor.
Eğitim kurumlarına da büyük bir iş düşüyor.
Geleceğin bireylerini yetiştiren birey eğitim kurumları...
30 yılı aşkın bir süredir eğitim sektörünün en önde gelen en köklü kurumlarından Türkiye genelinde 150 ve üzeri sınavlara hazırlık kursları ve okulları bulunuyor.
Bu arada ben de az çözmedim testlerini sınavlara hazırlanırken bünyelerinde bulunan diğer markaları aracılığıyla yayıncılık sektörü içerisinde hem kendi kurumlarında hem de diğer okullar için çalışma
kitabı, test kitabı, deneme sınavı gibi matbaa ürünleriyle de hizmet veriyor birey eğitim kurumları.
Bu soruları oldukça güçlü, kaliteli ve bence en önemlisi yeni nesil sorular.
Anaokulundan üniversite tercihlerimize kadar eğitim serüvenimizin eşlikçisi.
Hem akıllı kitap üretimde hem de dijital eğitim platformu alanında hizmet veriyorlar ve oldukça yenilikçi, çağ ayak uyduran bir eğitim yaklaşımları var.
Birey yayınları, EIS yayınları gibi güçlü yayınları var.
Uzman öğretmen kadrosu ile bire bir ilgi, bire bir eğitim fırsatı var birey eğitim kurumlarında.
Eğitimde 30 yıllık güvenin adresi.
Bir de birey eğitim kurumları öğrencilerine özel Digipo var.
Dijital eğitim platformu.
Burada ders anlatımları var, soru çözüm videoları var, quizler, testler, online denemeler var.
Kendi kendinizi deneyebileceğiniz.
Digipo'ya da mutlaka bakın.
Gelişiminizi de böyle günbegün takip edebiliyorsunuz.
Benim çok hoşuma gitti bu. O zaman açıklamalara bir link bırakıyorum.
Birey eğitim kurumları hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz buradan.
Şimdi dediğim gibi çocuğunuzun o sınavı kazanamayacağını düşünerek endişe duyabilirsiniz.
İşte onca emeğim, heba mı olacak, çabam, param da var işin içerisinde.
Bunlar heba mı olacak, eğitim çok yetersiz vs.
ezberci bir sistem. Bunlara da öfke duyabilirsiniz.
Normal. Ama bunun acısını o çocuktan çıkarmamamız lazım.
Çünkü bu eğitim sistemini onlar icat etmedi sonuç olarak.
Yani dershaneleri, sınavları, okulları onlar icat etmedi.
Onlar sadece bu sisteme ayak uydurmak zorunda olanlardan biri diyelim.
Sürekli işte çok çalış oğlum, çok çalış kızım demek yetmiyor demiştim en başta.
Doğan hocanın ebeveynlerin...
Bilincine varmasını istediği bazı gerçekler var, onları paylaşacağım sizlerle.
Birinci gerçek şu sevgili ebeveynler, değiştirilemeyecek gerçekler var bu hayatta.
Bunları kabul etmemiz gerekiyor.
Az önce söylediklerim mesela, hani bir söz var ya, Tanrım bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceklerimi değiştirme cesareti ve bu ikisi arasındaki farkı...
Anlayabilme bilgeliği var.
Nedir bu ailelerin değiştiremeyeceği gerçekler?
Bir kere o sınav yapılacak.
Yani buna engel olamazsınız.
Yani işte Avrupa'da olsaydık sınav stresi olmayacaktı çocuğum vesaire bilmem ne bunları demeyi bırakalım.
Yani zaten bunu duyan çocuk sınava karşı olumsuz bir direnç oluşturabilir böyle yaptığımız için.
Biz de bunlara ön ayak olmuş oluyoruz bunları söyleyerek.
İsteğini hevesini kırıyoruz.
Her sınava giren genç üniversiteyi zaten kazanamayacak.
Yani böyle bir sistem var bunu da değiştiremeyiz.
Ve sınav başarısı sadece çocuğunuzun...
Ne kadar uzun süre çalıştığına bağlı değil.
Çok çalışmak değil.
Verimli çalışmak önemli değil mi?
O yüzden yok işte çocuğum 20 saat ders çalıştı niye olmadı?
Buna da üzülmeyin.
Demek ki verimli çalışamamış.
E o zaman baskı yapayım.
Baskı yapmanız da o çocuğun verimli çalışmasını sağlamayacak.
Yani sırf ana baba baskısıyla çalışan birinin yaptığı işten sizce bir şey olur mu?
Yani tek yaptığı şey mış gibi görünecek.
Kendinizi düşünün. Sizin tepenize geçip sürekli hadi hadi yap yap yapsana çalış.
Alışsana desem. Yani mış gibi görüneceksiniz.
Çünkü baskı yapıyorum. İçinizden gelmiyor.
Bir başka gerçek şu.
Çocuğunuzun bir dünyaya bakış açısı var değil mi?
Temel bir kimliği var.
Alışkanlıkları var. Bunlar doğduğundan beri oluşula gelmekte.
Ve siz söylediniz diye o çocuk...
Pat diye böyle hemen aman tanrım bir aydınlanma geldi hemen değişmeliyim.
Böyle bir şey yok ya. Yani çocuğunuz okumaktan, çalışmaktan zevk almıyorsa ki gerçekten zevk almayanlar var biliyorum.
Siz sabaha kadar verimli çalış, verimli çalış aman şöyle yap deyin.
Hiçbir şey olmayacak, işe yaramayacak.
Çünkü ne var ortada? Eski alışkanlıklar var onun doğuştan getirmiş olduğu.
Bunları hemen değiştiremezsiniz.
Biraz sabır. Yani şimdiye kadar oluşturduğundan farklı bir kimlik bekliyorsunuz onların.
Bu sizce böyle çat. diye olacak bir şey mi?
17 sene öyle yaşamış o çocuk.
E hadi değiş bakalım. Son bir sene.
Böyle bir şey olabilir mi ya?
Sizce kolay mı? E ne yapacağız Merve diyorsunuz şu an.
Zehri veren panzehri de verecek.
Birazdan sabredin. Şimdi çocuğunuzun zihinsel yeteneğinin bir türü var.
Bir kapasitesi var. Bunu değiştiremezsiniz.
Bakın değiştiremeyeceğimiz şeylerden bahsediyorum.
Kabul etmeliyiz dedim ya. Mesela benim babam deseydi ki Merve doktor ol, mühendis ol.
Gerçekten yapamazdım biliyorum.
Yani benim kafam sayısala basmıyor.
Hep söylüyorum. Kendimi biliyorum çünkü tanıyorum ve hoşlanmıyorum da.
Yani bunu isteseydi belki kendimi zorlardım ya bunu yapmak için ve o kadar mutsuz olurdum ki bunu yaptığım için.
Lütfen bunu yapmayın. Kendinizi düşünün.
Hani bir balığa hadi bakalım ağaca çık da kuş gibi uç.
Bundan bir farkı var mı bu yaptığımızın?
Bence yok. Bir de ailemizin maddi durumu diye bir gerçek var değil mi?
Çocuğunuz bunun bilincinde olmalı ve ona göre planlamalar yapmalısınız.
Bir de çocuğunuzun arkadaşları var sosyal çevresinde.
var. Onun yaşamının gerçekten en önemli parçalarından biri bu.
Özellikle de ergenlik döneminde biliyorsunuz işte arkadaşlarına sarıyor sizden gitgide uzaklaşıyor.
Yok onunla konuşmayacaksın, hayır dışarı çıkamazsın, gezmeyeceksin, sosyalleşmeyeceksin.
Bunlar da bir baskı aslında ve boşuna yani böyle bir yaklaşımla çocuğunuzun başarısını baltalamış olursunuz.
Hem derslerden soğur hem de sizden soğur diyor Doğan Hoca.
Yani bu bölümde de sanki böyle sınava hazırlanan gençler toplaşmışlar, evimi basmışlar ve bana zorla bunları dedirtiyorlarmış gibi oldu.
Ebeveynler şok, ne bekliyorlardı ne çıktı.
Sakin olun. Bir de eminim şu var böyle birlikte dinliyor ya bazı ebeveynler çocuklarıyla.
Şimdi çocuklar şey diyordur bak Merve ne diyor?
Şimdi ne yapalım kısmına geçelim.
Çocuğun yaşamını tribünlerde seyirci olarak değil sahada oyuncu olarak geçirsin istiyorum diyenler.
Çocuktan beklentiniz ne?
Bunu sormuş olalım en başta.
Başarı olarak tanımladığınız şey.
Hey sen oradaki sana soruyorum ebeveyn.
Senin başarı tanımın ne?
Ben çocuğumdan şunu şunu bekliyorum deyin.
Doldurun bakalım bu boşluğu.
Siz çocuğunuzdan ne bekliyorsunuz?
Geçen bir arkadaşımla da bu konuyu tartıştık.
Bana şey dedi. Ben çocuğumun yarış atı gibi olmasını istemiyorum dedi.
Mutlu bir çocukluk geçirmesini istiyorum.
Hani çok başarılı olsun, aman tanrım okul birincisi olsun.
Çalışsın çalışsın ama mutsuzluktan böyle depresyonlara girsin.
Bunu istemiyorum dedi. Benim çocuğum çocukluğunu yaşasın çocukluğundan tatmin olsun dedi.
Benim beklentim bu dedi sadece bu.
Yani onun başarı tanımı buydu.
Bence ailelerimiz de bizim başarı tanımımızı şekillendiriyor.
Çünkü bunu söyleyen arkadaşım zaten kendisi de tam olarak böyleydi.
Hep söyler benim öyle çok hırslarım yok der.
Çok param olacağına böyle mutlu huzurlu bir hayatım olsun der.
Onun bakış açısı böyle ama Türkiye'de yaşadığımız gerçeği geliyor aklıma.
Yani ne bileyim Norveç'te değiliz hani ekmek aslanın ağzında değil ejderhanın ağzında bence.
O yüzden bilemiyorum Altan.
Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda yazın bana.
İstişare edelim bunu.
Şimdi birçok anne baba okul başarısının her şey olduğunu düşünüyor.
Ve bunun nedeni aslında şu olabilir mi soruyorum size.
Çocuğunuz eğer başarısız olursa siz de kendinizi başarısız hissedeceksiniz.
Bundan korkuyor olabilir misiniz?
Lütfen dürüst olun. O çocuk sınavı kazanamadı diye mi öfkelisiniz cidden?
Yoksa okul başarısını yaşam başarısıyla mı karıştırıyorsunuz?
belki de kendinizi suçladığınız için bu kadar öfkelendiniz.
Ben acaba nerede yanlış yaptım bir ebeveyn olarak?
Çok mu yumuşak davrandım?
Çok mu taviz verdim?
Acaba çok daha fazla mı baskı yapsaydım?
Bunları mı diyorsunuz içten içe?
Hadi itiraf edelim. Şimdi pek çok anne baba çocuğunun okul başarısını yaşam başarısıyla eşdeğer görüyor.
Bu çok yanlış bir tutum. Doğan Cüceloğlu böyle söylüyor.
Onun başarılı olmamasını da kendisinin başarısızlığı olarak görüyor.
Belki de gerçekten hazmedemediğimiz şey bu.
Şimdi size iki gerçek hikaye anlatacağım arkadaşlar.
Ve buradaki ebeveynleri, öğrencileri lütfen kendi bakış açınızla bir değerlendirin.
İlk öğrencinin adı Ayşe.
Annesi doktor, babası bir iş insanı.
Tek dertleri bu insanların çocuklarının çok iyi okullarda okuması, çok çok iyi eğitimler alması ve bunun için o kadar çok çalışıyorlar ki hani iyi para kazanalım, çocuğumuzu en iyi okullarda okutalım diye.
Ve bazen öyle günler oluyor ki kızlarının yüzünü bile görmüyorlar.
Ve Ayşe gerçekten sınavları kazanıyor, çok da iyi okullarda okuyor.
Şimdi bu hikayedeki Ayşe sizce başarılı mı?
Buna bir cevap verin. Evet değil mi?
Peki Ayşe'nin anne babası başarılı mı arkadaşlar?
Biz okul başarısını baz alıyorsak buna da evet diyelim.
İkinci öğrenciye geçtim. İkinci öğrencinin adı Ahmet.
Annesi ev hanımı, babası da bir memur.
Ahmet de çok çalışıyor, çok iyi bir üniversiteye giriyor.
Birincilikle mezun oluyor. Yurt dışında master yapıyor ve dönüyor ülkesine.
Buraya kadar bildiklerinizi de sorsam.
Ahmet sizce başarılı mı?
Evet dediniz. Ahmet'in annesi babası başarılı mı?
Buna da evet. Peki ben bu hikayeye şunları eklersem.
Ahmet'in annesi ve babası...
Onun başarılı olması için evde öyle bir baskı, öyle bir disiplin havası yaratmış ki Ahmet artık iyi bir öğrenci olmanın dışında hiçbir değeri olmadığını düşünüyor.
Kendine özgüveni yok, öz saygısı gelişmedi.
Evet belki çok iyi okullarda okudu.
Ondan sonra meslek hayatına atıldı.
Ama ne oldu biliyor musunuz?
Başarılı olamadı. Çünkü neden?
Özgüveni yok, çekingen, ürkek.
Peki şimdi siz şuna cevap verin.
Ahmet meslek hayatında başarılı mı arkadaşlar?
Hayır değil mi? Evet okul hayatında başarılıydı ama şimdi hayır diyorsunuz.
Ahmet'in anne ve babası genel olarak başarılı mı diye sorsam hayır dersiniz değil mi?
Okul başarısı meslek başarısı demek değil.
Burası çok ömenli.
Ahmet'in hikayesi de böyle bitmedi.
Bunu Doğan Hoca uydurmuş.
Üzülmeyin diyeceğim ama hikayesi daha kötü bitiyor.
Ama bu şekilde de bitebilirdi.
Ayşe'nin gelecek senaryosundaysa yine bir kendiniz düşünün yorumlayın.
Bir arkadaşımın arkadaşı vardı annesi o kadar çok çalışıyormuş ki.
Yani kızını iyi okullarda okutabilmek için ona iyi bir eğitim fırsatı sunmak için.
Öyle günler oluyor ki kız gerçekten annesinin yüzünü bile görmüyor.
Hani bazen ikisi de akşam geliyorlar belki bir saat bile yüzlerini görmeden yatıyorlar.
Ertesi gün yine aynı hafta sonları da devam ediyor o kurslar dershaneler.
En son kızın psikolojisi bozulmuştu ve annesine şunu söylemiş.
Ben okuldan geldiğim zaman.
Lütfen kapıyı sen aç bana.
Bana bir kap çorba koy yeter demiş ya.
Sadece bir kap çorba bunu istiyorum senden.
Ben demiş zaten başarılı olurum anne demiş.
Çok etkiledi bu hikaye beni.
Yani kadın çocuğunu böyle daha makul bir okula verdi ve çalışma saatlerini azalttı.
Gerçekten dediğini yaptı ve kız da başarılı oldu.
Bu işler çok çetrefilli, çok karışık işler.
Ebeveynlik dediğim gibi dünyanın en zor işi bir insanı yetiştirmek.
Meslek başarısı belki iyi bir maaş iyi bir para getirir.
Ama bu da iyi bir evliliğin garantisi mi arkadaşlar?
Bu şöyle bir garanti mi var?
Evet mesleğinde çok başarılı oldun.
Hadi bakalım evlilikte de çok mutlu olacaksın.
Böyle bir şey yok. Ve bu hikayedeki Ahmet Bey var ya az önce anlattığım.
Çok güzel bir hanımefendiyle evleniyor.
Lüks içerisinde yaşıyorlar.
Çünkü meslek hayatı ona iyi bir para da getiriyor.
Görünürde başarılı bir evlilik dışarıdan baktığınız zaman.
Ama Ahmet Bey... Bir gece eve gelmiyor.
Çünkü otel odasında aşırı doz uyku ilacı alarak canına kıymış maalesef.
Ve eşi inanamıyor. Hikayenin gerçeği bu.
Eşi bunalımda olduğunu bilmiyordum diyor.
Demek ki bu başarılı bir evlilik değil değil mi?
Çünkü Doğan Hoca diyor ki can cana bir evlilik değilmiş bu belli ki.
O yüzden meslek başarısı mutlu bir evliliğin garantisi değil.
Şimdi size tekrar sorsam.
Ahmet sizce başarılı biri miydi?
Okul ve belki meslek hayatında başarılı oldu ama evlilikte yani hayattaki en önemli şeylerden birinde başarılı mıydı?
Hangi anne baba evladı için böyle bir senaryo ister?
Hiç kimse değil mi? O yüzden bütün başarılarımıza anlam katan şey...
Aile mutluluğu. Yani okul başarısı, meslek başarısı bunların tek başına hiçbir anlamı yok.
Bunu unutmayalım. O eve geldiğin zaman, o evde mutlu değilsen, o yastığa başını böyle huzurla koyamıyorsan, o okulda başarılı olmuşsun, o meslek hayatında nirvana olmuşsun.
Bence bir önemi yok. Çünkü bu hayattaki en önemli şey bence mutlu bir ailenin olması diye düşünüyorum.
Hatta huzurlu bir aile. O yüzden yaşam başarısını önemseyin.
İlk seviyeye bunu koyun.
Yani yaşam başarısı bütün başarılara anlam veren şey bu.
Yaşamı anlamlı, coşkulu ve güçlü olan biri zaten diğerlerine de bir şekilde ulaşacaktır diyor Doğan Hoca.
Bir de çocuğunuzun başarılı olması için onların gerçekte ne istediğini çok iyi bilmek zorundasınız.
Çocuğunuz kurnaz, açık gözlü biri olacağına, böyle başkalarının hakkını yemeden, üreten, kazanan biri olsun değil mi?
Öyle anlık başarılar peşinde koşmasın, insanların hakkını yiyerek bir yerlere gelmeye çalışmasın.
Uzun vadeli düşünen biri olsun.
Yüzlerce yıldır ayakta kalan ticari kurumlara bakın arkadaşlar.
Orada kurnaz ve açık gözlü yöneticiler yok.
Onların kurumları değil bunlar.
Akıllı, güçlü, üretken, yaratıcı insanların kurumları yıllarca ayakta kalıyor.
Bakın bu da aslında başarıda bir etken çocuğunuz kendine güvenmeyen böyle hiç kimsenin de güvenmediği ama bilgisi ve diploması şahane olan biri olsa ne olur soruyorum size ya da
pısırık böyle şevksiz çalışan birinin diploması olsa ne olur özgüven ve öz saygı olmadıktan sonra bir anlamı var mı yani onların ben yapabilirim.
Duygusunu güçlendirin.
Güçlü, girişken ve sorumlu biri olsun diyor Doğan Hoca.
Bunun için yetiştirmeye çabalayın.
Aslında çocuklar ailedeki değerlere göre şekilleniyor.
Mesela eğer sizin ailenizde sağlık ön plandaysa, sağlığa değer veren bir ailede büyüdüyseniz önce anne baba sağlığına önem verir.
Sonra da çocuğundan bunu bekler değil mi?
Kendisi yapmıştır zaten. Ya da sevgi ailede bir değerdir.
Önce anne baba birbirini sever.
Karı kaca olarak bunu yaşarlar.
Sonra çocuklarıyla da sevgi temelli bir aile inşa etmeye çalışırlar.
Eğer o ailede başarı bir değerse çocuktan da bunu beklerler.
Sonra o çocuk yarış adı olur.
Yani ne ailesiyle can cana bir iletişimi bilir ne de sohbeti bilir.
Sadece başarılı odaklı bir ailede büyüdüyseniz.
Sadece başarılı olursam ailemin gözünde değerli olurum zanneder o çocuk.
Sen başarılı olursan değerlisin.
Sen bizim gözümüzde sadece...
başarılarınla varsın mesajı vermiş olursunuz.
O çocuk ömrünün sonuna yaklaştığı zaman der ki bu hayatta ben gerçekten var mıydım ya?
Bu hayat benim gönlümün istediği hayat mıydı diye kendi kendini sorgulamaya başlar.
Yani kendi yaşamını tribünlerden seyretmesin diyor ya Doğan Hoca.
O çocuk bu hayat benim gönlümün istediği hayattı diyebilsin.
Bence bir ebeveynin yapabileceği en güzel şey bu.
Bir podcast yapmıştım hatırlıyor musunuz?
Pişman olacağınız şeyler diye bir bölüm.
Onu bir dinleyin. Orada ne diyorlardı hatırladınız mı?
Ömrünün sonuna yaklaşan insanlar.
En büyük pişmanlığım başkalarının benden beklediği istediği hayatı yaşamamdı.
Anamın babamın istediği hayatı yaşamamdı demişlerdi.
Doğan Hoca diyor ki çocuğunuza bir yaşam kurmayın.
Çocuğunuzun kendi yaşamının mimarı olmasına yardımcı olun.
Onun yaşamını programlayan biri olmayın.
Hayallerini keşfederek destekleyen kişi olun.
Çocuğunuzun hayatının direksiyonunda, sürücü koltuğunda lütfen siz oturmayın çocuğunuz otursun.
Kendi yaşamını yönetme sorumluluğunun bilincine kendi varsın.
Yoksa istekle ve şevkle zaten çalışmaz.
Mış gibi yapar değil mi?
Neyi, niçin öğrenmek istediğini bilmeli diyor.
Ben ne için çalışıyorum?
Bunu bilmesi gerekiyor. Ve ben ne zaman, ne kadar, hangi kaynaklarla, nasıl ve hangi sıklıkla çalışacağım?
Bunu o çocuk kafasında oturtmalı.
Siz değil bakın o yapmalı.
Etkili ve verimli çalışmalı ama bu programı kendi belirlemeli.
Belki orada bir destek olabilirsiniz.
Bu arada bir tık kaygı ve stres.
Evet sınav için iyi bir şeymiş.
Buna dinamik gerilim ve stres deniliyor zaten.
Bir vizyon belirleniyor.
Önlemenin yol açtığı stres ve o vizyonu önemsemekten oluşan kaygı kendine güvenen birini eyleme geçirir, başarıya götürür.
Ama kişi kendini böyle baskı altında hissediyorsa o zaman ne olacak?
Verimli olmayacak.
Çünkü çocuğa sürekli böyle kaygı pompalıyorsanız onun kısa süreli belliğine meşgul ediyorsunuz o belleği.
Ki bu sınavda lazım olacak olan bellek, kısa süreli belleğimiz.
Kaygılarımız stres doğruyor arkadaşlar.
O stres iç organlarımızı kaslarımızı etkiliyor ve stresli kişilerin kalbi biliyorsunuz ki tam randumanlı çalışmıyor.
Beyne kan gitmiyor.
Beyin tam beslenemediği için kısa süreli bellek hop ne oluyor etkileniyor.
Ve panik zaten sınavda bildiğimiz her şeyi unutturan bir şey.
O yüzden çocuklarınıza lütfen stres kaygı panik yaptırmayın.
Çünkü özgüveni yüksek olan çocuk gerçekten o çocuğun önüne geçer.
Hani az bilse de geçer.
O zaman ne yapıyoruz? Çocuğunuz kendi yaşamının direksiyonunda kendisi olduğunun farkına varacak.
Bunu bilmesi gerekiyor. Nereye gideceğini kendisinin bilmesi gerekiyor.
Ve o gitmek istediği yere neden gitmek istediğini de bilmesi gerekiyor.
Niyetini bilmesi gerekiyor.
Çünkü neden? Kişinin niyeti, kişinin hedefini belirleyen şey.
Ve o niyeti hayata geçirmesi için çalışma becerilerini geliştirmesi gerekiyor.
Şevkinin kırılmaması gerekiyor ve kısa süreli o belleğinin olumsuz etkilenecek şeylere maruz kalmaması gerekiyor.
Burada da işsize düşüyor.
Bu arada başarıya götüren Aile kitabında belleğin çalışma prensiplerine de değinmiş Doğan Hoca.
Ebeveynler de bilsin istiyor nasıl çalıştığını, çocuklarının belleğini.
Gelelim bu çalışma şevki meselesine.
Başarılı insanlar üzerinde yapılan bilimsel incelemeler onların bazı özelliklere sahip olduğunu gösteriyor.
Nedir bu temel özellikler Merve?
Başarılı insanlarda başarma isteği, heves ve şevki vardır arkadaşlar.
Peki biz çocuğumuzda o şevki nasıl uyandırabiliriz?
Şimdi Doğan Hoca diyor ki, ilk yapacağınız şey o çocuğa.
saygı duymaktır. O çocuğun sınırlarına ve sorumluluklarına lütfen saygı duyun.
Böyle kapıyı böyle tekmeleyerek girenler vardır ya ebeveynler.
Onlara bayağı böyle bir sinirlenmiş Doğan Hoca.
Bence haklı. Sen diyor çocuğun sınırlarına saygı duymuyorsun.
Hani onun yerine karar veriyorsun.
O konuşurken gözünün içine bakarak dinlemiyorsun.
Bunlar hep yanlış şeyler. Onun düşüncelerini, duygularını yargılıyorsun.
Anlattığı olayları onun gözüyle görmüyorsun.
Görmeye çalışmıyorsun. Ne diyor?
Destekleyen aile olun. Köstekleyen aile olmayın diyor.
Çocuğunuzla bir çiftçinin yetiştirdiği ağaçla kurduğu gibi bir ilişki kurun diyor.
Nasıl bir ilişki bu biliyor musunuz?
Çiftçiler o ağacın özünün gelişmesi için uygun ortamı hazırlar değil mi?
Bir çiftçi elma ağacını muz ağacı yapmaya çalışır mı?
Soruyorum size çalışmaz değil mi?
Elma ağacının en çok meyve veren ağaç olması için gerekli olacak ortamı hazırlar.
Sizden de bunu istiyor Doğan Hoca.
Ortamanı bulan elma ağacı zaten olabileceğinin en iyisi olur ve ona göre meyve verir.
Ve her çocuğun zaten gönlünün bir muradı vardır.
Kendisinin yapmak istediği şeyler hakkında hayalleri vardır, umutları vardır.
Lütfen bunları küçümsemeyin.
Bu hayallerin gerçekçi olmasına, her yönüyle ortaya çıkmasına yardımcı olmaya çalışın.
Nasıl olalım peki ya da nasıl olmayalım bunu söyleyeyim önce.
kendinizce en iyisini düşünüp bunu ona dayatırsanız işte ben seni doktor olmanı istiyorum konu kapanmıştır falan diyorsanız o çocuk orada çırpınıyorsa ben ama işte öğretmen olmak istiyordum vesaire diye
siz de şöyle diyorsanız ya sen ne anlarsın ya öğretmenlikten kendi başına sen ne karar verebilirsin ki sus bakayım sonra pişman olacaksın ben senin yerine karar veririm diyorsanız bu zaten direkt köstekleyen aile destekleyen
aile şöyle der hayal ettiğin çok istediğin bir meslek var mı?
oğlum kızım o da der ki mesela ben hukukçu olmak istiyorum öyle mi ne güzel düşünmüşsün peki hukukçulukta seni çeken şey nedir hangi özellikler sorarsınız o da size işte iç dünyasını paylaşır şunu şunu istiyorum insanların
hakkının yenmesini istemiyorum insanların hakkını korumak istiyorum der işte açar konuyu biraz böyle bir konu üzerinde konuşursunuz desteklersiniz sonra sonra dersiniz ki madem avukat olmak istiyorsun hadi gel bakalım seni tanıdığım bir avukatla
tanıştırayım onunla bu meslek hakkında konuş ona sorular sor dersiniz sonra yine bu konuyu istişare ederiz dersiniz değil mi?
Belki o çocuk avukatla konuştuktan sonra vazgeçecek o meslekten ya da daha da çok çekilecek oraya, şevklenecek, çalışmaya başlayacak.
Ama bakın ne kadar güzel bir iletişim kurduk değil mi çocukla?
Çocuk nasıl kendini size açtı, hayallerini anlattı, ne kadar sağlam bir zemine oturtmaya çalıştınız onu, işte avukatla görüştürdünüz vesaire.
Bu çocuk kendi duygu ve düşüncelerinin önemsendiğini fark etti ve farkına vardı.
Onun düşüncelerine saygı duyan bir ailesi var.
Ne oluyor? Kendine güveni geliyor değil mi?
Özgür olduğunu fark ediyor.
Seçim yapabilme şansı tanındı ona.
Özünün, potansiyelinin farkında bunu keşfetti.
Ama köstekleyen ailede ne oldu?
O çocuğun fikri önemsenmedi.
Ailenin otoritesi ne derse o oldu.
Bedeni var ama ruhu hiçe sayıldı.
Var sayılmadı, değersiz hissettirildi ve o çocuk en iyi okulu kazansa, en mirvana mesleği yapsa da zaten mutsuz olacak sonunda.
Ama destekleyen aile ortamında şöyle...
Beş şey var arkadaşlar. Birincisi şu eğer destekleyen bir aileyseniz seni umursuyorum.
Benim için varsın ve çok değerlisin, çok önemlisin.
İkincisi seni olduğun gibi yargılamadan kabul ediyorum.
Senin davranışlarında evet bir takım aksaklıklar olabilir ama sen özünde muhteşem bir insansın ve orada özünde hiçbir şey eksik değil ya da aksamıyor.
Üçüncüsü sen değerlisin.
Bu evrende senden bir tane daha yok.
Senin yerin doldurulamaz benim için.
Dördüncüsü de senin gerçek...
İstediğini yapabilme yeteneğin olduğuna düşünüyorum.
Senin gücüne güveniyorum ve sana inanıyorum.
Beşincisi de seni sen olduğun için seviyorum.
Başarıların için falan değil sen olduğun için seviyorum.
Sen sevilmeye layık birisin.
Kendin olarak sevilmeye layıksın.
Merve ben bunları söyleyemem ki diyorsanız eğer sözlerinizle ifade edemiyorsanız özünüzle ifade edin.
Ama bence sözler daha etkili diye düşünüyorum.
Özle birlikte de gelirse süper olur.
Eğer siz çocuğunuza seçim yapma şansı vermezseniz ona hep böyle kendi dayatmalarınızı sunarsanız o çocuk büyüdüğü zaman böyle rüzgarın önünde savrulan bir yaprak gibi olur.
Çünkü diyecek ki nasıl olsa benim kendi hayatım değil bu.
Kendi hayatım hakkında bir seçim yapma şansım bile yok ki bunu der.
Kadere, kısmet'e bırakır kendini.
Sorumluluk bilinci oluşmuyor bakın.
Benim size tavsiyem şu olacak ebeveynler.
Çocuğunuz liseye mi gidecek, üniversiteye mi hazırlanıyor artık hangisiyse.
Çocuğunuza bence o üniversiteleri, liseleri gezdirin.
O gitmek istediği yerler hangisiyse artık.
O ortamı bir görsün. Hangi mesleği seçecekse mutlaka o meslekten biriyle görüştürün.
Doğan Hoca'nın dediği gibi. gibi yani o hayallerini sağlam bir zemine oturtmaya çalışın onu şekillendirin inanın o tableti kapat diye bağırmaktan bence çok daha etkili olacaktır bu hedef ve yön belirlemek de tabii ki
çok önemli bu işte yaşamımız boyunca birçok karar vereceğiz önümüze birçok seçimler çıkacak karar vermek zorunda kalacağız ve verdiğimiz kararlar ve yaptığımız seçimler aynı yönde aynı doğrultuda aynı hedefe kitlenirse
amaçladığımız hedef her neyse ona daha çabuk daha güçlü bir şekilde varacağız bunların bilincinde olması gerekiyor beni dinleyen gençlerin eğer o hedefi ve yönü doğru belirleyemezseniz kararlı
davranamazsanız ömrünüzün sonunda bir bakmışsınız hop hiçbir yere varamamışsınız o yüzden eğer sınava çalışıyorsanız genç arkadaşlarım sizlere sesleniyorum hedefinizi ve yönünüzü lütfen şimdiden belirleyin
diyor Doğan Hoca karambola yaşamayın çünkü her eylemimizin sonucu var değil mi ve o sonucu iyi ya da kötü bir şekilde biz ödüyoruz annemiz babamız konuşuyor ama biz ödüyoruz Ve Doğan Hoca diyor ki eğer
sonuç olarak başaramadıysanız bu sınavları başaramamış olabilirsiniz.
Bu sizin henüz yeterli bilgiye ve beceriye sahip olmadığınızı öğretmeli size.
Azimle ve sebatla bilginin peşine düşerseniz ve onları öğrendikten sonra tekrar denerseniz başarıyı elde edersiniz diyor.
Eğer eylemlerinizin sorumluluğunu üstlenmezseniz.
Kendinizi geliştirmek için azim ve sebat gösteremezsiniz.
O yüzden diyor kimseye kabahat ve bahane bulmayın.
Eylemlerinizin sorumluluğunu alın arkadaşlar.
Azim ve sebat gösterin diyor.
İnandığınız şey her neyse lütfen onun uğruna çalışın.
Bu hayatta tabii ki başarmak kadar başaramamak da var.
Hiç üzülmeyin önemli olan ders almak.
Hatalarından ders alanlar giriştikleri en önemli işlerin her aşamasında kendilerine şu soruyu sorarlarmış.
Birincisi ben ne yaptım?
Ben neleri iyi yaptım?
Bu sınava hazırlanırken neleri daha iyi yapabilirdim?
Peki ben sonuç olarak son soru.
Nelerin farkına vardım?
Ne öğrendim? Aldığım neticeden ben ne öğrendim?
Bunları sorarlarmış. Her deneyiminde ve her hatanda kendine lütfen bu dört soruyu sor diyor Doğan Hoca.
Her hatanızı bir öğrenme fırsatına dönüştürün.
Hatalar başarıya giden yolda çok önemli bir basamaktır.
Evet onlara takılıp düşmememiz yeterli bence.
Ve lütfen kendinize inanın.
Ben yapabileceğime inanıyorum deyin.
Ve tüm kalbinizle bunu söyleyin.
Sevgili ebeveynler lütfen kendi gerçekleştiremediğiniz hayallerinizi çocuğunuzun omuzlarına yüklemeyin.
Onlar bizim hayallerimizi gerçekleştirme aracımız falan değil.
Çocuğunuz sizin konu komşuya hava atacağınız bir şey de değil.
Sosyal itibar kaynağı olarak da kullanmayın lütfen.
Çocuklarınıza sana işte şunu aldım seni şu okullara gönderdim şunu şunu yaptım neyini eksik ettim bilmem ne demeyin.
Bu artık bir çıkar ilişkisine giriyor.
Gerçek sevgi bu değil çünkü gerçek sevgi de alışveriş.
Burada bir alışveriş söz konusu bu olmaz.
Yani aldıklarınızı lütfen başına kalkmayın diyor Doğan Cüceloğlu.
Komşuların, akrabaların çocuklarıyla kıyaslamayın.
Çocuğunuza sen yapamazsın, sen başaramazsın demeyin.
Hani böyle hırsansın diye yaparlar ya bu bence çok kötü bir şey.
Ve çocuğunuzun potansiyelini iyi tanıyın.
Gerçekleşmeyecek beklentiler içerisine girmeyin.
Bir de şu çok hoşuma gitti.
Bu sınav sayesinde çocuğunuzla aslında ilişkilerinizi de güçlendirebilirsiniz.
Olumlu tarafından bakmak isterseniz bu sınav sürecine.
Onu daha yakından tanıma fırsatı bulabilirsiniz.
aynı şekilde kendini daha iyi tanıma fırsatı bulduğu bir alan burası ve onun bu karmaşık sürecinde bir liman vazifesi görebilirsiniz onunla hedeflerini konuşabilirsiniz ve artık büyüdüğünü görüyorsunuz
en önemlisi hedeflerini konuşurken şu anda ağlayasım geldi Hani Rus ressam Andrei Popov var ya onun çocuk büyütmek diye bir resmi var.
Aklıma o geldi çünkü. O resme de bakın müsait olduğunuzda.
Ve kendinize şu soruları sormanızı istiyorum sevgili anne babalar.
Çocuğunuzla olan ilişkinizin temelinde hangi tür bir başarı beklentisi var?
Okul başarısı mı, meslek mi, iş mi, aile mi, yaşam başarısı mı?
Hangisi? Bunu bir kendinize cevap verin.
Çocuğunuzla kurduğunuz iletişim sizce?
Çocuğunuza kendini değerli kılan yöntemi değersiz mi kılıyor?
Lütfen dürüst olarak cevaplayın bu soruları.
Sizce çocuğunuzun başarısına siz destek mi oluyorsunuz yoksa köstek mi oluyorsunuz?
Sizin başarı saplantınız var mı okul veya meslek hayatıyla ilgili?
Yaşam anlayışınız el alem ne derse?
Odaklı mı yoksa çocuğunuzun kendi yaşamı için ne istediğine mi odaklısınız?
Ailenizdeki sosyal ortam genel olarak onunla iletişiminiz nasıl?
Kaygı, stres, panik yükleyen türde bir iletişiminiz var yoksa bunları önleyen türde mi?
Bunları bence bir cevaplayın kendinizle de yüzleşmiş olacaksınız bu noktada.
Çocuğunuzun yaşamında keşkeleri değil.
İyikileri çok olsun diyor Doğan Cüceloğlu.
Can Dündar'ın bir yazısı var böyle insan yaşamında keşke ve iyi ki sözcüklerine ne kadar sıklıkla yer aldığını sorgulayan bir yazı bu.
Sizlerle de paylaşmak istiyorum.
Keşkenin panzehiri iyikidir.
İlki ne kadar pısırıksa ikinci o denli yiğittir.
Keşke çoğunlukla bir ahla kopup gelir ciğerden.
Esefler, hayıflanmalar, yerinmeler sürükler peşinden.
İyi ki ise muzaffer bir ohla büyür, cüretiyle övünür.
Keşkeli cümlelerde nasıl yaşanmamışlığın, yarım kalmışlığın, o ezik tuzu kuruluğu varsa, iyikilerde de göze alabilmişliğin, riske girebilmişliğin, tadına varabilmişliğin
mağrur yaraları kanar.
Keşkecilerin hayatı kasvetli bir pişmanlıklar mezarlığıdır.
İyi ki öyle mi ya?
Onda yara bere içinde de olsa yana yana ama doyasıya yaşamış olmanın iç huzuru ve haklı gururu haykırır.
İyikilerinizi toplayın bugün ve keşkelerinizden çıkartın.
Fazlaysa kerdasınız demektir.
Eğitimde 30 yıllık güvenin adresi birey eğitim kurumlarının sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkten birey eğitim kurumlarını detaylı olarak inceleyebilirsiniz.
Bu hafta tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
