
HAN Spaces Piyalepaşa hakkında detaylı bilgi almak ve kampanyadan faydalanmak için: Tıklayın
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *Bu bölüm "HAN Spaces Piyalepaşa" hakkında reklam içerir*
Transkript
Han Piyale Paşa Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Bugün sizinle dünyaca ünlü motivasyon konuşmacısı Dr.
David Schwartz'ın başarı üzerine iş hayatımızı daha iyi yönetebilmek, daha iyi satışlar yapabilmek, kazancımızı arttırabilmek üzerine olan görüşlerini paylaşacağım.
Sadece iş hayatımız değil çevremizde olan ilişkilerimizi de etkileyecek bunlar.
Romantik ilişkilerimiz de tabii ki.
Bunlar düşünce ve davranış alışkanlıklarımızı değiştirerek harekete geçiren, bizleri başarıya götüren fikirler.
O yüzden hemen başlamak istiyorum.
Öncelikle başarıya olan tutumumuz ve inancımızla başlayalım arkadaşlar.
Başarabileceğinizde olan güçlü inancınız neyse ne kadarsa o inanç.
Evet muhtemelen tamamen bunu yaşayacaksınız diyor David.
Peki başarı nedir?
Her insan başarı ister değil mi?
Hiç kimse çıkıp da ben başarısız olmak istiyorum abi demez.
Neden? Çünkü başarı eşittir pozitif şeylere tekabül ediyor kafamızda.
Mesela işte kişisel refahımızın artması, takdir kazanmak, öz saygımızdan artış, belki daha iyi bir ev, ne bileyim işte iyi bir araba.
Güzel tatiller değil mi?
Pek çok karşılığı olabilir. Daha çok finansal güvence, çocuklarımızın eğitim hayatını daha iyi seviyelere getirebilmek değil mi bunlar?
Başarı deyince zihnimizde beliren bu pozitif şeylerden dolayı aslında biz başarıya odaklı yaşıyoruz.
Onu bu kadar istiyoruz. Herkesin tabii ki talebi farklıdır.
Hani başarılı olacağım çünkü şunu istiyorum dediğimiz şey farklıdır.
Çünkü herkes bu hayatın bizlere sunabileceği iyi imkanları ister değil mi?
Peki başarı için ilk önce ne gerekiyor arkadaşlar?
En başta dediğim gibi inanç gerekiyor.
Hani bir söz vardır ya mutlaka duymuşsunuzdur.
İnanç dağları bile yerinden oynatacak bir güce sahiptir.
Ama bu şöyle bir şey değil.
İşte ben oturduğum yerden sadece düşünerek o dağı oynatabilirim.
Böyle bir şey değil. Bunu daha önce konuşmuştuk.
Benim inanmam yeter ya, böyle bir şey yok.
Yani keşke böyle olsaydı, inanın bunu çok isterdim ama İsra suresinde bile ne diyordu?
Çok anlamlı buluyorum.
İsra suresinde 13. ayette der ki, biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.
Çok güzel değil mi? Yani arkadaşlar çaba olmadan hiçbir şey olmuyor bence.
Yani sabaha kadar kendimize inanalım bence hiçbir anlamı yok.
Oturduğum yerden hiç çalışmadan düşünsenize KPSS'yi hayal ediyorum.
Üniversiteyi kazanmışım falan.
Böyle bir şey yok yani. Çünkü inandım.
Başaramadım ama inanmıştım.
Başarabileceğinize eğer yürekten inanıyorsanız zaten başarıya ulaşırsınız.
Buradaki inanç şu.
Ben pozitifim.
Ben yapabilirim.
Ben kendime inanıyorum değil mi?
Bu tutumdur bizi başarıya götüren.
Başarıya ulaşmak için işte gereken güç ve enerjiye beceriyi veren şey tam olarak bu.
Yapabilirime inanmak.
Çünkü inandığınız zaman nasıl yapacağınız yönünde de bir gelişme gösterirsiniz.
Ben nasıl olsa yapamam, ben nasıl olsa bunu başaramam dediğiniz zaman ne oluyor arkadaşlar?
Tam tersi değil mi? Çünkü o inanç yapma gücümüzü faaliyete geçiriyor.
Gerçekten işinde yükselmek isteyen biri bu sağlam inançlarına tutunarak o işte en iyi olanları inceler, onları gözlemler.
Başarılı insanların problemlere nasıl yaklaştığını, nasıl kararlar aldıklarını öğrenmeye çalışırlar.
Mesela ben lider olmak istiyorum, bu ülkeyi yönetmek istiyorum diyelim.
Ne yapacağım? Tanıdığım en başarılı lidere bakacağım.
Kime bakacağım arkadaşlar? Atatürk'ümüze tabii ki.
Eğer bir lider olmak isteseydim onun yolunda ilerlerdim mesela.
Bundan yüzlerce yıl önce bir gün insanlık uzaya çıkacak hatta Mars'ı bile keşfetmeye kalkışacak deseydim muhtemelen bana deli diyeceklerdi, yaftalayacaklardı ya da işte Engizisyon mahkemelerinde
çürüyecektim belki bilemiyorum.
Ama insanın bir gün uzaya seyahat edebileceğine dair bir inanç vardı değil mi arkadaşlar?
Sarsılmaz bir inanç vardı ve bu inanç sayesinde biz uzayı keşfe çıkabildik.
1802 yılında bir Fransız mühendis Manş denizinden İngiltere ve Fransa'yı birleştirmek için bir tünel yapılmasını teklif etti.
Ve dediler ki ya bu çok zor.
Defalarca bu konuşuldu ama buna inananlar vardı arkadaşlar.
Ve bugün Manş tüneli diye bir şey var.
Yani her başarılı şeyin arkasında bir inanan var, bir inanç var değil mi?
O muhteşem kitapları yazanlar, o müzikleri yapanlar.
O filmleri çekenler, bilimsel keşifler, bunların ardındaki itici güç, sürükleyici kuvvet işte bu.
Thomas Edison'ın 999 denemeden sonra 1000.
deneyinde ampulü bulduğu söylenir.
Size daha önce bir podcast'ta Sir Dyson'ın hayatını anlatmıştım ve 5126 denemeden sonra elektrik süpürgesini yaptığından bahsetmiştik.
Ya kim 5126 kere dener ya?
Yani 5125 kere başarısız olmuşum ve hala deniyorum.
Neden deniyorum bunu? Çünkü bir inanç var.
Ya da Atatürk'ün bitti artık hasta adam denilen bir ülkeyi liderliğiyle tekrar ayağa kaldırması.
Yani arkadaşlar başarılı insanların bir numaralı ve mutlak surette vazgeçilmez olan unsuru inançtır.
Eğer gerçekten başarılı olabileceğinize inanıyorsanız zaten başarabilirsiniz.
Tabii imkan ve yetenekleriniz dahilinde bunu söylüyorum.
Yani şimdi tutup ben desem ki ben uzay mühendisi olmaya karar verdim.
Çünkü buna inanıyorum. Gerçekten çok saçma olur.
Çünkü ne benim ilgi duyduğum bir alan ne de gram anladığım mevzular bunlar.
Tutkum da yok. Ya da yani işin ucunda beni motive edecek bir şey de yok.
Dünyayı kurtarmayacaksam eğer uzay mühendisi olmam çok zor.
David diyor ki yıllar içinde iş girişimlerinde ve çeşitli kariyerlerinde başarısız olmuş olan pek çok insan tanıdım ve onlarla konuştum.
Başarısızlıkla ilgili pek çok bahane duydum diyor.
Ve bu sohbetler ilerledikçe son derece önemli bir şey ortaya çıktı.
Bu insanların genel söylemi aslında işimin yürümemiş olmasına hiç şaşırmadım.
Ya da diyorlar ki ben daha bu işe başlamadan bile çok büyük endişelerim vardı diyorlar.
Yani buradaki inançsızlık negatif bir güç gördünüz mü?
Zihin inanmadığı veya şüphe kuşku duyduğu zaman bu inançsızlığı destekleyecek gerçekleri sebepleri kendine çekmeye başlar.
Hani isteklerim nasıl gerçekleşir diye bir bölüm yapmıştım ya rezonans bölümü.
Orada da bu konu. Konuya değinmiştik.
Rezonansta da bu vardır. Yani evrende hayır diye bir şey yok arkadaşlar.
Sen ne istersen, sen neye inanırsan okey diyor.
Bunları çok çok konuştuk. Ben başaramayacağım dediğin zaman evet abi diyor tamam başaramayacaksın.
Çünkü ben başaramayacağım dedin.
Ben başaracağım deseydin seni o yönde destekleyecekti.
Yani rezonans kanunu böyle bir şey.
İnanırsınız inanmazsınız bilin.
Zaferleri düşünüp inanırsanız zafere ulaşırsınız.
Buna göre şüpheleri ve kuşkuları duyduğunuz zaman düşündüğünüz zaman hezimete uğramanız muhtemel.
Mesleklerinde zirvede olan insanlar da genelde dikkat ettiyseniz müthiş bir özgüven vardır.
O alanda en iyilerden.
biri olduğunun farkındadır çünkü ve bu tutumunun da onun en iyi performansı çıkartmasında etkisi büyüktür arkadaşlar.
Etrafınıza bakın. Hayatta başarısız bulduğunuz insanlara bakın.
O insanlar da genelde şu vardır.
Kendilerinin değersiz olduğuna inanırlar.
Hep böyle ağzına yetinirler.
Çoğunu zaten kendine yakıştıramazlar ve onun inancı da zaten hayatını o yönde şekillendirir.
Yani zaman geçtikçe o kendine olan beklentisizliği Kendine olan bir beklentisizlik var.
Kendine olan bir inançsızlığı var.
Ve bu onun tüm hayatına sirayet ediyor.
Hatta davranışlarından bile bunu gözlemleyebilirsiniz.
Biz kendi gözümüzde değersizsek eğer nasıl bunu başkalarından talep edebiliriz o değeri?
Nasıl yaptığımız işi değerli kılabiliriz?
Ben kendimi değersiz görüyorsam nasıl yaptığım işi değerli göreceğim arkadaşlar?
Halbuki o başarılı insanlara baktığımız zaman diyoruz ki ya gerçek bir profesyonel ya o kadar iyi iş çıkarıyor ki diyoruz.
Çünkü onların yaptığı şey insanlarla olan ilişkilerinde hem karakterleriyle hem düşünceleriyle hem bakış açılarıyla kendini zaten ortaya koyuyor.
O da zaten bize geçiyor.
Ben kendim hakkında ne gibi düşüncelere sahipsem hayatımda deneyimleyeceğim şeyler bu yönde olacak arkadaşlar.
Hani geçen zor bir ailede büyümek bölümüydü sanırım orada konuşmuştuk.
Dedim ki çocuklarınıza ettiğiniz o hakaret dolu sözler o çocukların bir süre sonra gerçeği oluyor demiştim.
Sen aptalsın sürekli bir çocuğa sen aptalsın sen beceriksizsin sen hiçbir şey beceremezsin derseniz o çocuk gerçekten bunu yapamaz.
O çocuğun gerçeği olur bu siz bunu bu.
hale getirebiliyorsunuz çünkü bunu anlattım yani çocuk psikolojisinde bu diyor ki okey annem diyorsa haklıdır diyor bunu kafasına kodluyor ve yetişkin olduğunda gerçekten kendini aptal beceriksiz ve yetersiz gibi hissedebiliyor
ben değersizim duygumuzu da işte küçükken alıyoruz arkadaşlar o kötü inanç tohumları var ya küçükken beynimize ekilen oradan geliyor o değersizlik duygumuz bunu da konuştuk değersizlik duygusu
bölümünde anlatmıştım bu aşılamayacak bir şey değil bu arada bunun için endişelenmeyin Eğer başarınızın önündeki engel buysa önce bunu halletmeye çalışın arkadaşlar.
Zihnimiz bir düşünce fabrikası gibi ve bu düşünce fabrikamızdaki üretimden şöyle düşünün iki ustabaşı sorumlu olsun.
Biri zafer, biri yenilgi arkadaşlar.
Zafer sürekli böyle pozitif düşünceler üretiyor.
Bir işi nasıl yapabileceğinizi, neden yapmanız gerektiğini, niteliklerinizi, vasıflarınızı vurguluyor.
Diğeri ise yenilgi dedik tam tersini yapıyor.
Sizi dibe çekmeye çalışıyor, yolunuza taş koyuyor.
Siz de böyle hep bahaneler üretirken buluyorsunuz kendinizi.
Mesela çalışmak istiyorsunuz ama diyorsunuz ki ortamım hiç uygun değil.
Gerçi artık böyle bahanelere yer yok.
Çünkü artık Han Piyale Paşa var.
Han Piyale Paşa'da bireysel çalışanlar ya da şirketler için farklı büyüklük ve farklı tarzlarda ortak çalışma alanlı esnek ofis hizmeti ve çözümleri var.
Ortak çalışma alanları günümüz iş dünyasının esneklik ve işbirliğe odaklı ihtiyaçlarına uygun olarak tasarlanıyor ve bu sayede şirketler ve çalışanlar açısından da birçok avantaj
sunuyor. Öncelikle şirketler için çok önemli bir ekonomik avantaj oluşturuyor.
Çünkü esnek ofis alanları, kiralık masalar ve ortak çalışma alanları, büyük küçük işletmeler, büyüyen küçülen işletmeler ve serbest çalışanlar için uygun maliyet seçenekleri.
Özellikle pandemiden sonra biliyorsunuz esnek bir yapı kazanan çalışma saatleri günleri de bu paylaşımlı ofislerde daha rahat bir kullanım seçeneği sunuyor.
Çalışma alanına 7-24 ulaşılabildiği için kişi ve ekipler kendi çalışma zamanlarını rahatlıkla belirleyebiliyorlar.
Ayrıca burada pek çok farklı disiplinden profesyonel ortak bir alanı paylaştığı için sonsuz bir etkileşim imkanı var.
Ortak çalışma alanları farklı disibinlerden çalışanların bir arada olduğu, birbiriyle fikir alışverişinde bulunduğu, kişilerin network ağlarını genişlettiği yeni network fırsatları doğuran ve yeni iş birlikleri
yaratan mekanlardır.
O yüzden çok önemli. Ayrıca buralarda topluluk yönetimi aktiviteleri de yapılabiliyor.
Sosyal etkinlikler, seminerler, konuşmalar, atölye çalışmaları gibi iş içi, iş dışı pek çok faaliyet esnek ofis alanları ve ortak çalışma alanları.
çalışma alanlarını kullanan kişiler için açık etkinlikler şeklinde tasarlanıyor.
Han Piyale Paşa'da farklı ihtiyaçlara çözüm sunan üyelik çeşitleri de var.
Esnek ofis çözümleri ve ortak alan kullanımının yanı sıra özel masa, sanal ofis, etkinlik alanı ve toplantı odası çözümlerini de tercih etmek mümkün.
Ayrıca günlük giriş ve saatlik toplantı odası rezervasyonuyla kullandığınız kadar ödeme yapabilirsiniz.
Kısıtlı bir süre için ortak çalışma alanı ve sanal ofislerde 3 ay kullanıma Bir Ay Bizden kampanyası mevcut şu anda.
İşinizi hemen bugün Han Piyale Paşa'ya taşımak isterseniz açıklamalara bırakmış olduğum linkten detaylara ulaşabilirsiniz.
Han Spaces Piyale Paşa İstanbul Beyoğlu Piyale Paşa'da yer alıyor.
Hepinizi bekleriz.
Hadi devam edelim. Merve bunu çok kıskandı.
Keşke Piyale Paşa'da otursaydım dedim ama Ankara'dayım.
Şimdi arkadaşlar az önce bahsettiğim yenilgi ve zafer ustabaşlarından hangisine inanacağınız tamamen size kalmış.
Mesela o içinizdeki ustabaşı var ya hangisi bilmiyorum hadi yenilgi olsun.
Deyin ki ona ya bugün de çok kötü yağ satışlar işlerimiz kesin ters gidecek deyin o da size.
O ruh hali neyse onu sunsun kötü ruh hali sizi buna ikna etsin.
İşte içinizdeki o usta başlarından hangisine en çok söz hakkı verdiğinize...
Dikkat edin. Peki inanç gücümüzü nasıl geliştirebiliriz?
Kendimize olan inancımızı başarıyı düşünerek, başarısızlığı değil.
Öncelikle bu. Zorlu durumlarda hemen aman tanrım şimdi işim bitti ne yapacağım demiyoruz.
Ben geçen gün evin içinde gerçekten böyle oradan oraya koştururken buldum kendimi.
Ne yapacağım ben? Ne yapacağım?
Tarlası yanmış köylü.
Sonra durdum kendi kendime dedim ki ya daha önce sen neleri atlattın?
Daha zor şeyleri açtın bu konuda.
O yüzden dedim bir sakin ol, sakin ol dostum dedim.
Halledeceksin. Kendi kendime yine telkinler verdim.
Hallettim. Bir anda içime böyle bir huzur doldu.
Motivasyonum arttı. Çünkü kendime yapabilirsin dedim.
Kendi kendimi ikna ettim.
Gençleştim resmen. Bu kadar mı fark eder?
Onun gibi oldu. İkincisi kendinize düşündüğünüzden daha iyi olabileceğinizi hatırlatın.
Üçüncüsü ise büyük inanın arkadaşlar ki inancınız büyük olsun.
Küçük hedeflerse eğer amacınız küçük başarılara erişebilirsiniz.
Ama hedefiniz büyükse tabii ki işiniz daha zor olacaktır.
Ne demişler büyük dağın karı büyük olur.
General Electric Company'nin yönetim kurulu başkanı bir liderlik konferansında şöyle diyor.
Liderliği amaç edinen her insandan beklentimiz kendisi ve organizasyonu için kişisel bir gelişim programını üstlenme kararlılığıdır.
Bakın eğer liderliği amaç edindiyseniz diyor bizim sizden beklentimiz kendiniz için çalıştığınız organizasyon her neyse bunun için kişisel bir gelişim programınız olması
gerekiyor. Bunu üstlenme sorumluluğunuz var mı?
Böyle bir kararlılığınız var mı diyor.
Neden? Çünkü diyor ki kimse bir başkasına gelişmesini emretmeyecek.
Bir insanın uzmanlık alanında geride kalması veya ilerlemesi o bireyin kişisel uygulama meselesidir.
Bu gelişim süreci zaman.
çalışma ve fedakarlık gerektiren bir şeydir.
Kimse bunu sizin için yapamaz diyor.
Çok haklı buldum bunu.
Çünkü yalnızca biz kendi eğitimimizi yönetebiliriz.
Kendimizin en iyi eksiğini en iyi biz biliriz.
Gelişmemizi de en iyi biz takip edebiliriz.
Şimdi arkadaşlar başarı için biz neler yapabiliriz biraz ona bakalım.
İlk önce mazeretlerimizi bırakmamız lazım.
Çünkü o kadar biyografi bölümü yapıyorum arkadaşlar.
Pek çoğu da başarılı insanlarız zaten.
Ve hiç dikkat ettiniz mi bilmiyorum.
Bu insanların çoğunun hayatında bir kelime eksik mazeret.
Mazeret diye bir şey yok onların hayatında.
Atatürk'e diyorlar ki ordu yok kurulur diyor.
Para yok diyorlar bulunur diyor.
Düşmanımız çok diyorlar yenilir diyor.
Asla mazeret yok hayatında.
Aklınıza hep o gelsin olur mu?
Ancak hayatında hiçbir yere gitmeyen, varış noktasını bilmeyen.
Ki zaten herhangi bir yere varma gibi bir niyeti olmayan insanların neyi olur biliyor musunuz?
Onların mazereti olur işte.
Üniversite sınavını kazanamadım diyor.
Neden diyorsun? Bir dolu saçma sapan mazeretler sunuyor size.
Çünkü yeterince istemedin.
Olay bu. Doğuda dağda çobanlık yapan, bin bir derde olan o gençler nasıl kazanıyor?
Bunu sorun kendinize bence.
Theodor Roosevelt'in bacakları tutmuyordu arkadaşlar ve bunun arkasına sığınabilirdi.
Tesla ya yapayalnız.
Aslında hiç arkadaşım, dostum yoktu.
Sevgilim yoktu. Bunalıma girdim deyip işi gücü bırakabilirdi.
Onun da biyografisi var. Hayat hikayesini anlatmıştım.
Çok büyük zorluklar yaşamış hayatında.
Bunları biliyorsunuz. Ya da Elon Musk.
Onun da biyografisi var. Çocukken çok zorbalandım.
Hayata küstüm diyebilirdi.
Charlie Chaplin'i konuştuk geçen.
Rezalet ötesi bir çocukluğu vardı.
Ya da işte Jack London arkadaşlar.
Ekmek parası için girmediği iş kalmadı.
El alemin kirli çamaşırlarını bile yıkadı.
Neden? Çünkü mazereti yoktu.
Bu insanların mazereti yok.
Yani ben ya başaracağım ya başaracağım diyor.
Dünyanca ünlü bir yazar olmak istiyordu.
Kendine çok inanıyordu.
Ve oldu. Tabii ki yeteneği de var, tutkusu da var.
Bunlar çok önemli. Bunu konuştuk.
Daha sayısız örnek var arkadaşlar.
Bence yetenek ve tutku inançla birleştiği zaman çoğu şeyi başarabiliriz diye düşünüyorum.
Hadi şimdi oturup mazeretlerimizi bir düşünelim.
Bir başka mazeretimiz de şu.
Ben yeterince zeki değilim.
Valla ben de değilim arkadaşlar.
Ne yalan söyleyeyim. Ama belli alanlarda az çok becerim vardır.
Onları da bilip üstüne gitmeye çalışıyorum.
Hani ille böyle üstün zeka olmama gerek yok bence.
Hani bilim insanı olmak gibi bir gayem hiçbir zaman olmadı.
Tabii ki çok isterdim ama kapasitemin farkındayım.
Yani olamam, olabilitesi olan şeylerimi biliyorum.
Bakın ne güzel mazeret buldum ya, olamam dedim.
Dünyanın önde gelen fizikçilerinden Dr.
Edward Taylor diyor ki, bir çocuğun bilim insanı olması için şimşek hızında bir zekaya, mucizevi bir belleğe ya da okulda çok yüksek notlar almaya ihtiyacı yoktur.
Önemli olan tek şey o çocuğun dikkat, bilime duyulması.
O ilgi, tutku ve bunun yüksekliğinin derecesidir.
Bakın yine aynı kapıya çıktık.
Hep diyoruz ya tutku, tutku, tutku çok önemli.
En keskin viraj tutku diye bir bölümüm var.
Mutlaka dinleyin derim.
Ben hala tutkumu bulamadım diyorsanız da yaşam görevimi nasıl bulurum diye bir bölümüm var.
Onu öneririm. Merve Merve ben hala tutkularımı bulamadım diyorsanız yaşam görevimi nasıl bulurum diye bir bölümüm var onu dinleyebilirsiniz.
Ben de her konuda podcast yapmışım şu an fark ettim.
Kısaca arkadaşlar önemli olan ne kadar zekaya sahip olduğunuz değil sahip olduğunuz zekayı nasıl kullandığınız.
Bu arada pozitif, iyimser, paylaşımcı ve işbirlikçi bir tutumla 100 IQ'ya sahip olan bir insan Nirvana bir IQ'ya sahip böyle ama evil karakterli negatif bir insandan
bence çok daha iyidir.
Ki zaten o insanın şansı muhtemelen pek yaver gitmeyecektir.
Yani kimse şey demeyecek. Aha IQ'su çok yüksek hadi hemen arkadaş olalım.
Böyle bir şey yok. Ya da aha IQ'su çok yüksek hemen onu müdür yapalım.
Böyle bir şey yok arkadaşlar.
İnsan ilişkileriniz kötüyse IQ'nuzun hiçbir önemi yok bence.
Eğer negatif, kötümser, evil bir karakter iseniz zaten insanlar sizden uzaklaşacaktır.
Nasıl siz başarılı olup para kazanacaksınız yani.
Ama benim IQ'm var öyle olmuyor yani.
O yüzden. insan ilişkileri en az IQ kadar önemlidir.
Yani ben kuş beyinli olduğum için söylemiyorum.
Hani öyle oluyor.
Geçen bir paylaşım yaptım.
Şöyle göbekli erkekleri kadınlar daha seksi buluyormuş.
Tamam mı? Araştırmalar böyleymiş.
Külliyen yalan. Öyle bir şey yok.
Ve dediler ki takipçilerin aynısını düşünüyorum.
Merve muhtemelen bu araştırmayı göbekli erkekler yaptı.
Ya da şey diyorlar ya kalın bacaklıyız.
O yüzden ölene kadar kalın bacağı savunacağız.
Onun gibi aynı. Araştırma hekimin yaptığı çok önemli.
Ben de diyorum ki IQ'nun bir önemi yok.
Çünkü kuş beyinliyim.
Şimdi kuş beyni değilsin diyenler olacak.
Lütfen. İnsan kendini bilir.
Niye öyle diyorum? Oldlar biliyor ki benim matematiğim çok kötüdür.
Hep söylüyorum. O yüzden kendime böyle diyorum.
Ve bazı alanlarda gerçekten öyleyim.
Olsun ya. Olsun.
Bizim de başka iyi şeylerimiz var.
Bir de arkadaşlar bir şeyi bilmek değil o bilgiyi kullanmak önemli.
Mesela Einstein'a bir kere diyorlar ki bir mil kaç metre?
Bunu soruyorlar adama. O da diyor ki ne bileyim ya.
Ayrıca neden diyor beynimi iki dakika içinde bir Kaynak kitapta bulabileceğim bir bilgiyle doldurayım.
Ne kadar saçma diyor. Ortamlarda satılacak bilgi dinlerim diyor.
Yani zihnimi veriler için depo yapmam.
Düşünmek için kullanırım diyor.
Krallı. Şimdi bir başka mazerete geliyorum.
Yaş mazereti. Bu klasiktir.
Çok gencim ya da çok yaşlıyım diyenler hayata geç kalma bölümüm var.
Onu dinleyebilirsiniz. Bence arkadaşlar bir insan hissettiği yaştadır daima.
Bir de şans mazereti var.
Ya onlar çok şanslılar.
O yüzden başardılar diyorlar ya.
Evet bazıları gerçekten doğuştan şanslı.
Onlar ağzında böyle altın kaşıkla falan doğuyor.
Ama inanın bakın inanın öyle doğmak istemezdim.
Çünkü cicek. Sevmeyi seviyorum falan der.
Öyle bir şey değil ama şu bence çok kötü.
Çok böyle tanınmış bir ailede doğduğunuzu düşünün ve çok zengin bir aile.
Abi ne başarırsanız başarın o ailenin gölgesinde kalıyor sizin başarınız diyorlar ki.
Eee onun ailesi zaten zengin.
Eee o sayede o okullarda okudu.
O sayede bunu yaptı.
İyi de başarmış ama bir şeyleri başarmış değil mi?
Onu görmüyorlar ama. Hani işte dereceler yapmış, işte yurt dışlarında okumuş, doktoralar yapmış.
Onları bir anda siliyorlar.
Diyorlar ki eee zaten ailesi zengin.
Her zengin ailenin çocuğu böyle mi oluyor?
Ya da her tanınmış ailenin?
Olmuyor. Ama bizi şu başarılar daha çok etkiliyor değil mi?
Az önce dedim ya doğuda çobanlık yapan o çocuklar nasıl üniversitede büyük büyük dereceler.
elde ediyorlar. İnanın bunları duyunca böyle tüylerim diken diken oluyor.
Diyorum ki ya zorluklardan gelip bunca şeyi aşıp nasıl başarmış?
Ya ne kadar güzel diyorum ama çok zengin bir ailenin çocuğu bir şey başardığı zaman aynı hissiyatta olmuyorum.
Diyorum ki zaten onun imkanları vardı ve bu imkanlar dahilinde okudu ve bir yerlere geldi.
Gelmeye de bilirdi. Tamam okey ama anladınız ya bence sizde de aynı his oluyor değil mi?
Hani bir insanın çok böyle zorluklardan geçip bir şey başarması bize daha büyük bir haz veriyor.
Çünkü İçimizde bence şu oluşuyor ben de yapabilirim ben de olabilirim oluyor.
Dediğim gibi bazıları doğuştan şanslı insanlar onları tenzih ediyorum ama çoğu kişinin sırrı inanın ki sadece şansında değil hunharca çalışıp emek vermesinde.
Zaten şans bize vursa bile arkadaşlar bizi bir yere kadar götürebilir.
Eğer içimizde azim ve sebat yoksa biz o hikayenin devamını getiremeyebiliriz.
Ağzınızda altın kaşıkla da olsanız da bu geçerli.
Eğer benim özgüvenim yok o yüzden böyle oldu diyorsanız böyle öne çıkıp başarılı olmaktan, görünür olmaktan, insan içine karışmaktan korku duyuyorsanız bu korkumuzun altyapısında
endişe, kaygı, gerginlik.
Panik, tüm bu olumsuz duygular var o korkularımızın altında.
Ve sebebi kötü yönetilmiş hayal gücümüz.
Yani korkularımız bizim başarımızın bir numaralı düşmanı arkadaşlar.
Korku bizi fırsatları değerlendirmekten alıkoyan bir şey.
Atıyorum konuşmak istersiniz bir iş görüşmesinde mesela ya da ne bileyim sevdiğiniz bir kadının karşısındasınızdır ya da adamın.
Boğazınız düğüm düğüm olur.
Yani o kadar güçlü bir kuvvettir ki o korku.
Kinsel boyutta baktığımız zaman psikolojik bir enfeksiyon gibidir.
Ama gel gelelim özgüven sonradan da kazanılabilen, geliştirilebilen bir şey merak etmeyin.
Korku için şöyle bir örnek verebilirim size.
İkinci Dünya Savaşı sırasında donanma tüm acemi askerlerin yüzme öğrenmesini istiyor.
Savaş esnasında ne olur ne olmaz diye.
Bunun için yüzme dersleri başlıyor.
Ve gencecik delikanlılar bir metre suda bile dehşete kapılıyorlar, yüzemiyorlar.
Ve ki yanlarında profesyonel yüzücüler beklediği halde bu olma ihtimalleri yok.
Sonra bakıyorlar ki bu askerler korkuyor.
Bir anda arkalarından denize ittiriyorlar.
Ve bu şekilde öğrenmişler.
Yüzmeyi itildikten sonra öğrenmişler.
Kendilerinin atlayacağı yok çünkü.
İşte binlerce donanma denizcisinin başına gelen bu örnek olay aslında bize tek bir noktayı açıklıyor.
Eylem korkuya çare olan şeydir ve korkuyu da tedavi edebilir.
Eyleme geçmek ama ertelemekse korkumuzu daha da körükler.
O yüzden ne yapacağız korkumuzu aşmak için harekete geçeceğiz arkadaşlar.
Mesela kişisel görünümünüzden dolayı eğer bir kaygınız bir korkunuz varsa atıyorum fazla kilolarınızla derdiniz var.
Ve o yüzden özgüveniniz eksik sebebi bunun farkındaysanız bunun için mücadele vermeniz gerekiyor.
Yani görünüşünüzü istediğiniz versiyonunuza getirene kadar durmayın.
Yani bu sizin elinizde olan bir şey.
Hatta biz şu an instagramda takipçilerimle beraber şekersiz 21 gün yapıyoruz.
Bunu senede 3-4 kez yapıyoruz sanırım takipçilerimle.
Sağlıklı besleniyoruz. Gelin bize katılın arkadaşlar.
Birlikte ilerleyelim. Birlikte en iyi versiyonumuza ulaşmaya çalışalım.
Eğer bir sınavda mesela başarısız olacağınızı düşünüyorsanız, korkuyorsanız daha çok çalışın.
Yani bir eyleme geçin.
Anladınız mı? Yani korktuğunuz şey her neyse onunla ilgili bir yol kat etmeniz, böyle bir start vermeniz gerekiyor.
Özgüven ile ilgili sorunlar yaşıyorsanız kanalımda yine özgüvensiz misin diye bir bölüm var.
Bunu dinleyebilirsiniz. Şimdi gelelim nasıl büyük düşüneceğimize.
Önce kendimize kişisel bir değerlendirme yapalım tarafsızca.
Benim yetersiz olduğum benim eksikliğini duyduğum alanlarım ne?
Bunu soralım kendimize ve size bir soru.
5 tane başlıca değerli niteliğiniz ne diye sorsam bana ne derdiniz?
En değerli nitelikleriniz neler?
Yakın arkadaşlarınıza da bunu sorun.
Sonra her değerli niteliğin altına büyük başarılara ulaşmış ama bu değerli niteliklerin sizde olan o değerli niteliklerin birine sizin kadar büyük ölçüde sahip
olmayan bildiğiniz bir kişiyi düşünün.
Yazmaya başlayın bunu. Neden bunu yapıyoruz?
Bu bir uygulama. Bunu tamamladığınız zaman en az bir değer nitelikte birçok başarılı insanı geride bıraktığınızı göreceksiniz.
Bir de şunu yapalım. İş hayatımızda böyle küçük olumsuz zihin görüntüleri yaratan ifadelere şöyle bir yakından bakalım.
Onları nasıl büyük olumlu görüntülere dönüştürebiliriz?
Nasıl ifadelerimizi değiştirebiliriz?
Buna bakalım. Mesela faydası yok artık işimiz bitti diyoruz ya.
Bunu olumlu bir ifadeyle değiştiriyorum.
Denemeye devam edeceğim.
Yeni bir bakış açısından bakmaya çalışacağım gibi.
Hep böyle olumlu şekilde o ifadeleri, kötü ifadeleri değiştirmeye odaklanalım diyor.
Düşünme biçimimizi değiştirmeye çalışıyoruz burada.
Neden? Çünkü büyük düşünürler kendi zihinlerinde ve başkalarının zihinlerinde pozitif, ileri görüşlü, iyimser resimler yaratmakta uzman olan insanlardır.
O yüzden seçtiğimiz kelimeler, zihnimizde beliren düşünceler çok önemli.
Mesela bir insan düşünün iş yerinizde hep böyle kötümser konuşuyor, negatif negatif negatif herkese negatif enerji yolluyor.
Bu insanın sizce başarılı olma ihtimali var mı?
Çok zor değil mi? O yüzden çevrenizdeki insanlara eğer başarı istiyorsanız insan ilişkilerinizin zaten çok iyi olması gerekiyor.
Çevrenizdeki insanlara pozitif enerji saçmaya çalışın.
Neşeli olmaya çalışın.
Olumlu sözcükler sarf etmeye çalışın.
Tabii içinizden geldiyse.
Ben içimden gelmeden mesela asla iltifat edemem.
Daha önce söylemiştim. Ama iltifat etmekten de hiç çekinmem.
Böyle tanımadığım insanlara bile iltifatımı ederim.
Yani sokakta karşılaşsam yine ederim.
Dil cimrisi olmayalım lütfen bu konuda.
Çünkü bir iltifat gerçekten insanın gün...
gününü değiştirebiliyor. Nesnelere de değer katmayı alışkanlık haline dönüştürün diyor David.
Bir şeylerin değerini nasıl arttırabilirim bunu düşünün.
İşte evimin değerini nasıl arttırabilirim?
Boş bir arsa gördünüz.
Bunu ben alıp nasıl değerlendirebilirim?
Nasıl bir değer katabilirim?
İş yerime, şirketime nasıl bir değer katabilirim?
Hep değer arttırma üzerine alıştırmalar yapın, düşünün diyor.
İnsanlara da aynı şekilde.
İnsanlara nasıl değer katabilirim?
Bunu da düşünün. Yanınızda çalışan insanlara nasıl değer katabilirsiniz?
Onların daha etkili daha verimli çalışabilmeleri için ne yapabilirsiniz?
Hangi spesiste çalışabilirsiniz?
Mesela aklıma gelmişken bir insanın içindeki en iyiyi ortaya çıkarmaya çalışın arkadaşlar.
Kötü iyi değil ve en önemlisi de şu kendinize değer katmayı lütfen bir alışkanlık haline dönüştürün diyor David.
Bugün olduğunuz gibi değil, olabileceğiniz gibi zihninizde canlandırın.
İleride olabileceğiniz gibi ve bu şekilde yol alın hayatınızda.
Fikirlere, deneyimlere açık biri olun.
Böyle sabitlenmiş rutinleriniz olmasın.
İşte her sene aynı yere tatile gidelim.
Yok böyle bir şey. Bu sene de başka yere gidin.
Hep aynı tarz kitaplar okuyun.
Okuma abi. Git başka bir tarzda bir şey oku.
Ben hep bu tarz diziler izlerim filme.
İzleme. Git sanat filmi izle.
Kendini bir değiştir yani. Yani değişikliklere açık olun arkadaşlar.
Kendime de söylüyorum kızım sana söylüyorum gelinim Merve sen Işıt.
Önceden çalıştığım yerde bunu biz böyle böyle yapardık.
O yüzden hadi bakalım burada da bunu bu şekilde yapmalıyım değil.
Eski çalıştığım yerden daha iyisini şu an burada nasıl yapabilirim gibi düşünün.
Tabii arkadaşlar bu arada sizi sömürmelerine izin vermeyin.
Ben bunları söylüyorum ama sömürüye açık bir yerde çalışıyorsanız David'in tavsiyesini falan dinlemeyin.
Beni de dinlemeyin. Bir de şuna çok şaşırdım.
Bu onun kişisel... prensibi David'in.
Diyor ki eğer ben bir işin yapılmasını istiyorsam o işi giderim en meşgul olan insana veririm diyor.
Böyle boş boş oturan insanlarla çalışmam diyor.
Neden? Çünkü çok fazla boş zamanı olan insandan böyle birinden etkin iyi bir iş ortağı çıkmaz diyor.
Tanıdığım tüm başarılı insanlar işinin ehli olan insanlar her zaman meşguldür diyor.
Peki nasıl büyük düşünürüz ve nasıl daha yaratıcı oluruz?
Bir kere bir şeyin yapılabileceğine inanın.
Hemen yapılamaz deyip kestirip atmayın.
Çünkü buna inandığımız zaman zihnimiz direkt çözüm yolları arıyor.
Yapabilirim derseniz çözüm yolları zaten gelmeye başlıyor.
Gelenekçi düşüncenizden ayrılın.
Yani az önce dediğim gibi yeni fikirlere açık olun ve insanlardan tavsiye alın, destek alın, deneysel olun.
Her yaptığınız işte ilerici olun.
Her gün kendinize nasıl daha iyisini yapabilirim bu işle ilgili diye sorun.
Ufkunuzu açan insanlarla görüşün.
Görüşmeye çalışın. Onları takip edin.
İzleyin. Artık bir sürü platform var.
Oralardan takip edebilirsiniz.
Aklınıza gelen fikirleri de kaçırmayın arkadaşlar.
Mutlaka notunu alın.
Gelelim bir başka detaya.
David diyor ki siz ne olduğunuzu düşünüyorsanız osunuz.
Sizin kendiniz hakkında olan düşünceleriniz neyse kendinize nasıl davranıyorsanız insanların size davranışını, düşüncelerini belirleyen şeylerin temelini de bunlar oluşturuyor.
Eğer başkalarının saygısını kazanmak istiyorsanız kendinize öz saygınız olsun.
O yüzden dış görünüşümüz her zaman çok önemlidir diyor David.
Neden? Çünkü dış görünüşünüz hem sizinle Hem de başkalarıyla konuşur arkadaşlar.
Siz biriyle konuşurken dış görünüşünüz de o insanla konuşmaya başlıyor.
Ve karşı tarafa diyor ki bakın burada kendine saygı duyan biri var.
Hani tiril tiril o çok önemli biri.
Ona gerektiği şekilde davranın.
Bakın kıyafetlerinizle karşı tarafa bunu söylüyorsunuz.
Merve dış görünüş önemli değil demiş olabilirsiniz.
Evet arkadaşlar keşke öyle olsaydı ama biz ulus baker değiliz maalesef ya da bir diyojen değiliz.
Mellanda ne diyor? İnsanlar kıyafetleriyle karşılanır, ilmiyle ağırlanır, ahlakıyla uğurlanır.
O yüzden David de diyor ki asla evden olmak istediğiniz insan gibi göründüğünüzden emin olmadan çıkmayın.
Çünkü arkadaşlar kıyafetlerimiz bizim ruh halimizi etkiliyor.
Bunu daha önce de konuşmuştuk.
Hani benim bu sınavlara gidiş hikayemi size anlatmıştım.
Kendinizi kötü hissediyorsanız böyle gidin güzelce bir giyinin kuşanın süslenin.
Ondan sonra bir bakın ruh haliniz nasıl değişecek.
Gerçekten modunuz yükselecek emin olabilirsiniz.
Bedeninize de aynı şekilde dikkat ettiğiniz zaman işte ne yiyip ne içtiğinizi kontrollü bir şekilde takip ettiğiniz zaman bu da etkiliyor.
Hani diyorlar ya arkadaşlar ne yiyorsan olsun diye.
Gerçekten bütün gün kötü beslen.
Atıyorum sürekli işte atıştırmalıklar yiyorsunuz şeker çikolata bilmem ne kan şekerinizde dalgalanmalı oluyor bu da sizin ruh halinizi etkiliyor otomatikman o yüzden ne yediğimiz de çok önemli ben mesela uzun zamandır
spor yapamıyordum iş yoğunluğumdan dolayı ama şu an tekrar başladım sabah 6'da bile gidiyorum yani sırf ruhumu iyileştirmek için kendim için çalışmak dışında bir şeyler yapabileyim diye gidiyorum ve cidden o kadar iyi hissediyorum ki
keşke dedim hiç ara vermeseydim o yüzden lütfen yapmıyorsanız siz de başlayın.
Geçen arkadaşıma dedim ki beni takip et.
Baktın ki ben sporu bıraktım.
Bana dedim kız hakaret et ağzına gelen her şeyi söyle.
Birini de nöbetçi başçavuş yapmanız lazım ona göre.
Bir de arkadaşlar başarı için şu da gerekli.
Eğer negatif bir çevreniz varsa sizi sürekli dibe dibe çekiyorlarsa size kendinizi değersiz hissettiriyorsa o insanlar onları da hayatınızdan çıkartın.
Ne diyordu Serdar Ortaç?
Sana bir önerim olacak hayatından mikropları at.
Bu da mental sağlığa iyi gelen bir şey.
Hatta sizden farklı görüşe sahip olan arkadaşlarınız.
olsun diyor David. Sürekli böyle önemsiz konuları konuşan insanlar değil.
Sizi sohbetiyle öteye götürecek insanlar, ufkunuzu açacak insanlar, sizi motive edecek insanlar olsun hayatınızda.
Başarılı olmak için en önemli şartlardan biri dediğim gibi insan ilişkilerimizin iyi olması, sevilebilir biri olmak ve eyleme geçmek için koşullarınızın lütfen kusursuz olmasını beklemeyin.
Şimdiden harekete geçin ve şimdinin insanı olun.
Ne geçmişte ne gelecekte yaşayın.
Ben şimdi başlıyorum insana olun.
Ertesi gün değil. İnisiyatif almaktan korkmayın.
Çünkü yapacak beceriye ve yapacak azme sahip olduğunuzu gösterir bu diğer insanlara.
Ve kaybettiğiniz zaman lütfen hemen pes etmeyin.
Bu yenilgiden nasıl bir ders çıkarabilirim?
Nasıl daha güçlü bir zafer için hazırlık yapabilirim?
Bunu düşünün. Kendi kendinizin yapıcı eleştirmeni olmayı unutmayın.
Kendi kusurlarınızı kendiniz bulun ve bunları düzeltmeyin.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Bireysel çalışanlar ya da şirketler için farklı büyüklük ve tarzlarıyla ortak çalışma alanlığı, esnek ofis hizmeti ve çözümleri sunan Hans Spaces Piyane Paşa için detaylı bilgi almak isterseniz açıklamalardaki
linke tıklamanız yeterli.
Bu cumartesi yepyeni bir bölümle tekrar görüşmek üzere.
Beni hangi platformdan dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Bu arada farkındalık defterimin siyahı da çıktı arkadaşlar.
Onu da açıklamalardaki linke bırakırım.
Beni instagramdan takip etmek isteyenler için de yine açıklamalara bir link bırakıyorum.
Kendinize iyi bakın. Tekrar görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
