
Evital, online sağlık hizmetlerini erişilebilir hale getiren bir dijital sağlık platformdur.
Kullanıcılar; psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığı hizmetlerini online olarak alabilir, ücretsiz ön görüşmeyle ihtiyaçlarına en uygun uzmanı seçebilirler.
Daha fazlası için: https://s.evital.app/osb25
OSB25 koduyla tüm psikolojik danışmanlık veya beslenme danışmanlığı seansınız %20 indirimli.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Bu bölüm "Evital" hakkında reklam içerir
Transkript
Evital, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün değerli bilim insanımız Prof.
Dr. Aziz Hancar'ın ilham dolu hayat hikayesini anlatacağım sizlere arkadaşlar.
Yine çok istenen biyografilerden biriydi.
Benim de çok merak ettiğim bir hayat hikayesiydi.
O yüzden hemen başlamak istiyorum.
Önce çocukluğuna gidelim Aziz Hocamızın.
8 Eylül 1946 yılında Mardin'e bağlı küçük bir kasaba olan Savur'da Abdülgali Sancar ve Meryem Sancar'ın 8 çocuğundan 7.si olarak dünyaya geliyor.
İki de üvey kardeşi var.
Babası çiftçilik yaparak evin geçimini sağlamaya çalışıyor.
Annesi bir ev hanımı ve orta halli bir aile.
Her zaman diyor... Yeterince yiyeceğimiz oldu ama ayakkabı bizim için bir lüks düdüyor.
Hatta ortaokulun son sınıfına kadar yani yaklaşık 13-14 yaşına kadar ayakkabıyı sadece okula giderken giyemilmiş.
Ünlü babalardan çocuklara mektuplar diye bir bölümüm vardı.
Orada da bahsetmiştim bundan.
Aziz Sancar hocanın mektubu var arkadaşlar orada.
Biz gençlere yazmış olduğu bir mektup.
Çocuklara ve gençlere dinlemek isterseniz o bölümü de tavsiye edelim.
Çocukluğu kardeşleriyle beraber işte babalarının yanında meyve yetiştirerek, sebze, ceviz yetiştirerek geçiyor.
Bunlar hem onların başlıca gelir kaynağı hem de yiyecekleri arkadaşlar.
Bir de çiftlik hayvanları var.
Çocukluğumun en güzel anıları ilkbaharda bahçemizde çiçek açan...
badem ve erik ağaçlarıydı diyor Aziz Hoca.
Neden? Çünkü erken yıllarda İslam dinini öğrenmeye başlamıştım diyor ve cennetin badem ağaçlarının çiçek açtığı meyve bahçemiz gibi bir yer olduğuna inanıyordum.
Hala da buna inanıyorum diyor.
O yüzden ayrı bir severmiş bu görüntüyü.
Çiftlik işlerinden pek hoşlanmıyor.
Ceviz hasatının çok zor olduğunu söylüyor.
Ağaçların tepesine çıkıp çıkıp ceviz silkeliyorlarmış.
Oğlakları gütmek çobanlıkta en zorlandığı şeymiş.
Çünkü diyor oğlaklar 5-6 yaşında bir erkek çocuğundan bile çok daha hızlı koşabiliyorlar ve bazen oğlaklardan bazıları kayboluyormuş, kaçıyormuş yani.
O zaman diyor babamıza belli etmeden onu nasıl bulacağız diye dehşet ve korku dolu saatler geçiriyorduk diyor.
Yani arkadaşlar buraya kadar anlattıklarımdan yola çıkarak Aziz Sancar Mardin'de doğup büyümüş bir köy çocuğu ve yıl 1950-1955'den artık çocukluk dönemine tekabül ediyor.
Aziz Sancar'ın geniş bir ailesi var işte amcalar, yengeler, kuzenler.
Ama amcası Mardin'de yaşıyormuş ve Mardin'e onu ziyarete gitmek onun için bambaşka bir deneyim olmuş her zaman.
Mardin'e gitmek bile onun için inanılmaz heyecan vericiymiş.
Yani bilmiyor ki ileride okyanus ötesine gidecek ve adını bütün dünyaya duyuracak.
Bir de o zamanlar yazın Mardin'de amcasının evinin damında...
Yatak serip yıldızlara bakarak geceleri kim bilir ne hayaller kurmuştur Aziz Hoca.
Şimdi arkadaşlar dediğim gibi 1946 yılında doğuyor.
Onun zaten biraz öncesi Atatürk zamanı.
Peki bu süreçte aile neler yaşadı?
Biraz da bundan bahsetmek istiyorum.
1911 yılından Kurtuluş Savaşı'nın sona erdiği 1922 yılına kadar halk için büyük bir sıkıntı dönemi.
Hem ekonomik olarak hem toprakların kaybı hem nüfusun büyük bir bölümünün kaybı hem temel eğitimden yoksun kalman.
Anlamında oldukça zor yıllar.
1911 zaten Trabluskarp Savaşı.
1912-13 Balkan Savaşları.
İşte 1913'de Babali Baskını oluyor.
Sonra 1. Dünya Savaşı işte.
1914-18 arası.
İşte Mondros. Ondan sonra işte İstanbul'un, Anadolu'nun işgali.
Derken 1918-19.
Atamızın Samsun'a çıkışı ve 19 Mayıs 1919.
Kurtuluş Savaşı'nın başlaması.
Gerçekten çok zor yıllar.
İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy'un bir sözü var ya.
Diyor ya Allah bu millete...
bir daha istiklal marşı yazdırmasın diyor.
Ara ara benim de hatırlayıp böyle içimden söylediğim bir cümledir bu.
Allah bu millete...
bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.
İşte Aziz Sancar'ın annesi, babası, dedesi böyle zor zamanları bizzat yaşamış insanlar ama Atatürk'ün getirmiş olduğu Cumhuriyet sayesinde Aziz Sancar da Mardin'in az gelişmiş kırsalında bile mükemmel
öğretmenlerinin olduğunu söylüyor ve diyor ki öğretmenlerim bana Türk halkının tarihinden gurur duymayı ve büyük şeyleri başarabileceğimizin güvenini aşıladılar diyor.
Sözün kısası mükemmel bir eğitim Altyazı M.K.
Annesi Savur yakınlarında küçük bir köyde yaşayan bir imamın kızı arkadaşlar.
Okuma yazması yok. Ama annesi için der ki Aziz Hoca hayatımda tanıdığım en zeki kadın annemdi diyor.
Çok ileri görüşlü bir kadındı diyor.
Ve Atatürk'ü taparcasına sevdiğini söylüyor annesinin.
Ve bütün çocuklarının eğitim alması annesinin sayesinde oluyor.
Annesi çok ısrarcı bir tutum sergiliyor eğitim konusunda ve o şekilde bütün çocukları eğitim alıyor.
Abisi Kenan mesela 5 yaşında okuma...
yazmayı Aziz Sancar'a o öğretmiştir ve ona daima sıkı çalışmayı, kendini geliştirmeyi ve her zaman mükemmelin peşinde koşmayı yine abisi Kenan öğretmiştir.
Kenan abisi ailesinden üniversiteye giden ilk kişi arkadaşlar.
Kara Harp Okulu'na gidiyor.
Aziz Sancar okul hayatında hep çok başarılı bir öğrenci oluyor.
Hep sınıf birincisi oluyor. İşte favori dersleri matematik, Türkçe, Fransızca ve kimya.
Arkadaşlar bakın ne dedim?
Fransızca dedim. Mardin'in bir kırsalında bir okuldan bahsediyorum.
Fransızca eğitimi diyorum.
Lütfen Atatürk'ün yaptığı şeye dönüp bir daha bakın.
Bu ülkeyi ayağa kaldırabilmek için eğitimi ulaştırdığı yerlere bakın.
Ülkenin dört bir yanındaki eğitim seferberliğine bakın değil mi?
Bu ülke kalkınacaksa çareyi çok uzakta aramamak lazım.
Eğitimi düzeltmemiz yeter.
Eğitimi şaha kaldırsak yeter.
Devam edelim. Aziz hocanın hayatındaki en büyük müheng taşlarından biri kimya hocası.
Mükemmel bir öğretmenmiş ve onun sayesinde Aziz Sancar zaten kimyacı olmaya karar vermiştir.
Bu arada futbola da çok ilgisi var.
O bölümde bahsetmiştim. Mardin Lisesi futbol takımında oynuyor.
Mardin Mezopotamya Spor'da kalecilik yapıyor.
Bayağı da iyi arkadaşlar bu alanda.
Hatta Türkiye Futbol Federasyonu tarafından 18 yaş altı milli takımla oynamak için seçmelere davet ediliyor.
Ama boyum ve kilom yetersizdi diyor.
O yüzden seçmelere gitmedim.
Sonra da futbolu bırakıyor arkadaşlar.
Sevgisi baki kalıyor tabii.
Lise bittikten sonra İstanbul Üniversitesi'ne sınava giriyor kimya okumak için.
Fakat şöyle bir olay oluyor.
Mardin'den 5 arkadaşı hekim olmak istiyorlar ve onu da zorluyorlar.
Sen de işte hekim ol, kimyayı boş ver diyorlar.
İşte gel tıp fakültesi oku diyorlar.
Ve onun sınavına giriyor.
Kazanıyor arkadaşlar hem kimyayı hem tıp sınavını kazanıyor fakat tıbbı seçiyor.
Ama 1963'de tıp fakültesine başlıyor İstanbul Üniversitesi'nde ve üniversite yılları için şöyle diyor.
İstanbul gibi kozmopolit bir kentte yaşamanın hem artıları hem eksileri vardı diyor.
Alevi, Ermeni, Yahudi, Rum, Kürt kökenli ayrıca Balkan ülkelerinden sürülmüş Türk muhacirlerinin soyundan gelen Türk arkadaşlarım oldu.
Bu sayede hayat görüşüm gelişti diyor Aziz Hoca.
Özellikle Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı'nın korkunç sonuçları dini ve etnik bağnazlığın kötülükleri konusunda bilinçlendiğini söylüyor.
Altını çizerim. Dini ve etnik bağnazlığın kötülükleri konusunda bilinçlendiğini söylüyor Aziz Hoca.
Hatta hocalarının bazıları Yahudi arkadaşlar Hitler'in zulmünden kaçıp biliyorsunuz Türkiye'ye sığınan profesörler oldu, hocalar oldu ki onların sayesinde o dönemler Türk üniversitelerinin eğitim kalitesi artmıştır ve Avrupa
standartlarına ulaştık onların sayesinde.
Tabii ki Türk hocaların da sayesinde ama onların etkisi oldukça büyük.
Ve İstanbul Üniversitesi Türkiye'nin o zaman tıp alanında en iyisi.
Aziz Hoca İstanbul'a gidiyor gitmesin ama Güneydoğu'nun kırsalından gelmiş ve sosyoekonomik olarak arkadaşlarına göre daha dezavantajlı.
Çünkü arkadaşların çoğu daha böyle kozmopolit yerlerden hatta Türkiye'nin en iyi okullarından gelen öğrenciler var.
Ve Aziz Sancar diyor ki tam da bunu.
Bu arkadaşlarıma diyor az gelişmiş Güneydoğu'dan gelen bir öğrencinin de başarılı olabileceğini hatta daha kozmopolit yerlerden gelen öğrencileri bile geçebileceğini göstermem gerekiyordu.
Ve kendimi tamamen derslerime vererek bunun dışında ne varsa dışlayarak bunu gerçekleştirebileceğime karar verdim diyor.
Genç arkadaşlarımız üniversite sınavına hazırlananlar varsa aranızda bu kısım size ilham olsun lütfen.
Burayı geri sarıp tekrar dinlemenizi öneririm.
Ve burada bir es vermek istiyorum.
Üniversitedeyken bir gün dersteyiz arkadaşlar kapı çaldı.
Bir baktık böyle bizden yaşça çok çok büyük böyle işte kasketli üstü başı çamur içinde bir abi geldi sınıfa.
Hepimiz şaşırdık tabii herhalde dedik.
Yanlış geldi öyle düşündük ama hocamız da aa deyip böyle ismiyle hitap edince biz daha da bir şaşırdık.
Neyse geçti böyle en arkaya oturdu.
Dersin artık ortalarına geldik.
Hoca bir soru sordu. Tabii hepimiz nut yemiş bülbül gibiyiz.
Bizim hocalarımız baya böyle bazıları çok korkunçtu.
Neyse korkudan kimse el kaldıramıyor.
Bir baktım o abi böyle en arkadan elini kaldırdı.
Başladı konuşmaya. Biz hepimiz şoklar içerisinde onu izliyoruz bütün sınıf.
O kadar donanımlı ki konuyla ilgili.
Hatta hocayla tartışacak kadar.
Ve sonradan öğrendim.
O abi tarlada çalışıyormuş.
Köyde çalışıyor. Traktör sürüyor.
Köylü. Ankara'ya da baya uzak aslında evi.
Ama okumak istemiş. Hep böyle gönlünde okumak var.
Sınavı kazanıyor, çıkıyor, geliyor.
Hani hiç yaşım geç oldu falan demiyor.
Okuyor arkadaşlar ama şey böyle bütün derslere katılamıyordu.
Zaten onu hani hocalar idare ediyordu bir şekilde ama gerçekten o kadar ilgili, o kadar hevesli ve istekliydi ki.
Çok saygı duyduğum bir hikayesi vardı.
Bize de çok iyi bir hayat dersi verdi bütün sınıfa.
O yüzden Aziz Hoca'nın hikayesi anlatınca direkt aklıma o geldi.
Şimdi arkadaşlar Aziz Hoca tıp eğitimi boyunca İstanbul'da ne sinemaya gitmiş, ne bir konsere, ne bir tiyatroya hiçbir şeye gitmiyor.
Hani tıp okumak zaten o kadar zor ki arkadaşlar gerçekten sabır diliyorum buradan okuyanlara.
Çok büyük bir emek istiyor, çok büyük bir fedakarlık istiyor.
Herkesin harcı değil bence tıp okuyabilmek, hatta bitirebilmek.
Hep diyorum sağlıkçıların hakkını ödeyemeyiz.
Çünkü bir cana dokunmanın, bir hayatı kurtarmanın gerçekten bir bedeli yok.
Bugünkü program... Sponsorumuz Evital.
Aynı düşünceyle kurulmuş bir dijital sağlık platformu biliyorsunuz.
Dijital bir platform olduğu için istediğiniz uzmandan randevu saatinizi kendiniz belirleyerek sağlık profesyonelleriyle online bir şekilde görüşebiliyorsunuz.
Yani internetin olduğu her yerde bağlanıp evinizin konforunda bir sağlık uzmanıyla görüşebiliyorsunuz Evital sayesinde.
En güzel özelliklerinden biri şu bazen bir görüş aldığınızda başka bir sağlık profesyoneline de danışmak isteyebiliyorsunuz.
Bence bu noktada da Evital çok iyi bir çözüm önerisi diye düşünüyorum.
Bir de arkadaşlar sağlığı çok daha erişilebilir bir hale getirdi Evital.
Avantajlı seans paketleri de var, taksit imkanı da var.
Yani bütçenize dost olan seçenekler mevcut burada.
Bu arada psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığında OSB25 kodunu kullanarak görüşmelerinizi %20 indirimli planlayabilirsiniz.
Ayrıca kurum çalışanlarına özel sağlık paketleri de mevcut.
Bunun için de Evital web sitesi üzerinden iletişime geçebilirsiniz arkadaşlar.
Evital'de ne gibi hizmetler var?
Psikolojik danışmanlık, beslenme danışmanlığı, doğum koçları, emzirme danışmanları, kurumlara özel ve kurumların ihtiyaçlarına göre şekillenen, kurumların çalışanlarına yan hak veya hediye olarak verebileceği sağlık paketleri var.
Evital Sağlık Bakanlığı tescilli bir uygulama.
Bu konuda da içiniz rahat olsun.
Birçok alanda sağlık profesyoneli var Evital'de.
Özel kodumuzu tekrar hatırlatıyorum.
OSB25. Bu kodu da hemen şimdi açıklamalara bırakıyorum.
Evital hakkında daha detaylı bilgi almak için sizleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hadi devam edelim. Şimdi Aziz Hoca Tıp Fakültesinin 2.
yılında... İlk kez DNA çift sarmalı hakkında bilgi sahibi oluyor ve gerçekten büyüleniyor.
Okul bittikten sonra da biyokimyacı olmaya karar veriyor.
Bu arada arkadaşlar fakülteyi tabii ki birincilikle bitiriyor.
Hayatı boyunca hep birinci olmuş Aziz Hoca.
Hiçbir zaman ikinci olmamış okul hayatında.
Çok çok çok başarılı daima.
Okul bitince Mardin'e gidiyor.
Savur'a doğup büyümüş olduğu yere.
Ve ilk 6 ay kendi aile evinin bir odasını ücretsiz bir kliniğe dönüştürüyor arkadaşlar.
Ve o sıralarda Sağlık Bakanı Savur'a geliyor.
Onun bu evini açmış olduğu kliniği duyuyor ve Sağlık Bakanlığı için çalışmasını öneriyor.
Aziz Hoca da başka bir yani sürgücü adlı bir köye hekim olarak atanıyor bundan sonra.
Ve bir sonraki yıl ona atanan şoförlü bir araç var.
Bu araç da hem civar köylere gidiyor hem uzak köylere giriyor.
Buralara da sağlık hizmeti ulaştırmaya çalışıyor.
Birçok hastanın hayatında görmüş olduğu ilk hekimdir Aziz Hoca.
Ve maaşının çoğunluğu da arkadaşlar buradaki hastalara, küçük çocuklara, ilaçlara harcarmış.
hayatını kurtarmış bu şekilde.
Bazı kadınlar onun reçete ettiği ilaçları kullandıktan sonra reçetelerini tılsım olarak üzerlerinde taşıyorlarmış düşünün.
Şimdi arkama dönüp baktığımda diyor hekimlik yaparak geçirdiğim o 18 ay bakın kırsalda geçirdiği o 18 ay hayatımın diyor en mutlu dönemi.
Bunu böyle hatırlıyorum diyor.
Bence bu kısım önemli. Üzerinde düşünülmesi gerekiyor.
Sonra arkadaşlar biyokimya okumak için yurt dışına gidiyor.
İşte burslara başvuruyor daha doğrusu.
1971 yılında da NATO bursu kazanıyor ve doktora için Amerika'ya gidiyor.
Johns Hopkins Üniversitesi biyokimya bölümünün lisansüstü eğitim programına kabul ediliyor.
Ve 1971 yılında da eğitimine başlıyor.
Fakat İngilizcesi ile iletişim kurmakta yetersiz arkadaşlar bunu fark ediyor.
Hani İngilizcesi var ama yeteri seviyede değil.
1972 yılında okulunu bırakıyor.
Mardin'e geri dönüyor.
Tekrar 6 ay hekimlik yapıyor.
Daha sonra İngiltere'ye gidiyor.
Hani daha iyi bir İngilizce konuşabilmek adına.
Oradan da yine Amerika'ya dönüyor.
Texas Dallas Üniversitesi'ne başvuruyor.
Ve 1973 yılında burada biyoloji programına kabul ediliyor.
1974'te de Dr. Claude Ruppert'in laboratuvarında göreve başlıyor.
Şimdi Dr. Ruppert kim? Bundan bahsedelim.
Fotolyaz emzimini keşfeden bilim insanı arkadaşlar.
Fotolyaz emzimi nedir?
Şimdi bunu ben çok özet bir şekilde anlatmaya çalışacağım bir sözelci olarak.
Şimdi bu enzim DNA onarımına görevli olan özel bir enzim tamam mı?
Ve özellikle de UV ışınlarının neden olmuş olduğu hasarları onarıyor.
Yani arkadaşlar güneş ışınları.
Yani DNA onarım enzimi kısaca şu görevi şu yani.
Özellikle güneş ışınlarının yaratmış olduğu DNA hasarını onarmak.
Buraya kadar okeyiz değil mi? Şimdi bu bozulmalar hücrenin işleyişini etkiliyor ve kanser gibi hastalıklara kapı aralıyor.
Şimdi arkadaşlar bilimsel konulara uzak olan insanlar için bu kısım sıkıcı gelebilir.
O yüzden zor anladığımız için ben de dahilim buna.
O yüzden olabildiğince çok sade anlatmaya çalışacağım.
Umarım başarabilirim.
Zaten podcastimin olayı bu.
7'den 70 herkes dinliyor beni.
O yüzden sadeleştiriyorum.
Bu kısım bence önemli. Çünkü Aziz Hoca'nın hangi alanda Nobel aldığını bence bilmemiz gerekiyor.
Evet herkes Nobel ödülü aldığını biliyor.
Gurur duyuyoruz ama bence detayını bilmemiz gerekiyor.
Merve demek detay demek.
Bayılıyorum detaylarda boğulmaya.
Şimdi sizi de boğacağım hazırsanız.
Şimdi arkadaşlar Dr. Rupert dedim ya.
Dr. Rupert fotolyaz emzimini keşfeden bilim insanı.
Ve bu keşfi yapmış olduğu 1958 yılı.
DNA onarımı bilim alanının başladığı tarih.
Buraya kadar okeyiz tamam mı? Şimdi E.
coli diye bir bakteri var. E.
coli bakterisi UV yani mor ötesi ışığa maruz kaldığı zaman ölüyor arkadaşlar.
Ama UV'nin hemen ardından görünür ışık verilirse ölmüş bakteri diriliyor ve bu olaya...
Fotoreaktivitasyon yani ışıkla yeniden etkinleşme deniyor.
İşte bunun fotolyaz tarafından gerçekleştirildiğini kim keşfediyor?
Dr. Ruppert keşfediyor. Fotolyaz dediğim gibi DNA'yı ışık yardımıyla onaran bir enzim arkadaşlar.
Tamam mı? Buraya kadar okeyiz.
Devam ediyoruz. Aziz Hoca Dr.
Ruppert'ın laboratuvarına katıldığında kafasındaki en önemli soru şu.
Peki ama diyor enzim ışığı nasıl algılıyor?
Bunun peşine düşüyor arkadaşlar.
İşte bu sorunun yanıtını bulması için ne gerekiyor?
Çok yüksek miktarda ve yüksek bir saflıkta enzim gerekiyor.
Fakat o zamana kadar hiç kimse yeterli miktarda enzimi saflaştıramamış.
Peki buna neden ihtiyaç var?
Yani yeterli miktarda enzimi saflaştırılmasına?
Bunu şöyle anlatayım arkadaşlar.
Gerçek olanı görebilmek için önce o kalabalığı, o karışıklığı ayırmamız gerekiyor değil mi?
Bir görüntüye net olarak bakmak istiyorsak ne yaparız?
Onu etrafında olan şeylerden ayırırız ve zoomlarız değil mi?
Olabildiğince yakınlaştırmaya çalışırız.
Detaylı bakmak isteriz. Bunun gibi düşünün.
Şimdi Aziz Hoca enzim ışığı nasıl algılıyor peşine düştü dedim.
Sonra... Yeterince yüksek miktar ve saflıkta enzim gerekiyordu dedim.
Ama o zamana kadar bunu yapabilen yok arkadaşlar.
Şimdi o sıralarda Stanford Üniversitesi'nde bir gelişme oluyor.
Moleküler klonlama tekniği yani gen klonlama tekniği.
Aziz Hoca da bu tekniği kullanarak artık fotolyaz enzimini bol miktarda üretebileceğini düşünüyor.
E.coli'nin fotolyaz genini klonlayacak.
Enzimi de bol bol ürettirecek.
Sonra saflaştıracak, ayıracak, inceleyecek ve etki mekanizmasını tanımlayacak tamam mı?
Enzimin nasıl çalıştığını yani ışığı nasıl algılayıp DNA'yı nasıl onardığını çözmeye çalışacak.
Ne anladın Yurdagül?
Umarım öyle demiyorsunuzdur.
Devam ediyorum. Az kaldı sabredin.
Sonra arkadaşlar gen klonlamada konakçı olarak kullanabilmesi amacıyla kendi fotolyaz enzimi eksik olan bir mutant bakteriyi izole etmesi gerekiyor.
Yani şunu demek istiyorum.
Klonlama yaparken kullanacağı bakteri var ya onun kendi içinde fotolyaz enzimi...
olmaması gerekiyor. Çünkü Aziz Hoca ne yapacak?
Başka bir yerden getireceği enzimi test edecek.
Tamam mı? Eğer bakteri kendisi zaten o enzimi üretiyorsa deney çöp olacak.
O yüzden arkadaşlar mutant yani fotolyazsız bir bakteri arayışına giriyor ve bunun ne kadar zor olduğunu tahmin edersiniz.
6 ay boyunca günde 1-2 kez deney yapıyor ve her defasında farklı bakterilere bakıyor.
Acaba mutant mı değil mi?
Yani fotolyaz enzimi eksik olan bir bakteri mi diye kontrol ediyor.
Bu süreç biliyorsunuz Deneme yanılmalı çok uzun çok yorucu bir süreç.
Ve 180 gün boyunca yaptığınız bir şeyde başarısız olduğunuzu lütfen bir kere hayal edin ya.
Ne kadar zor bir şey. İşte Aziz Hoca bunu yapıyor.
Deniyor yanılıyor başarısız oluyor.
Başarısız oluyor başarısız oluyor tekrar tekrar tekrar pes etmiyor.
Ve Aziz Hoca'nın laboratuvardaki bir arkadaşı ona diyor ki sen diyor bu işin adamı değilsin.
Sen diyor bu işleri bırak doktorluğuna geri dön diyor.
Bakın kendinden şüphe ettiriyor Aziz Hoca'yı.
Morali bozuluyor ama yine de pes etmiyor ve sonunda hedefine ulaşıyor.
İlk PHR mutantını elde ediyor ve bu başarı onun hayatındaki en önemli kırılmanlarından biridir arkadaşlar.
Neden? Çünkü bir bilim insanı olarak evrilmesinde kilit rol oynuyor.
Şöyle diyor Aziz Sancar Hoca bu konu hakkında.
Çünkü bir yöntemi yaratmak için görünürde birbiriyle ilişkisi olmayan alanlardan veriler toplayarak yeni bir yöntem geliştirmiş ve kendimce sağlam bir mantığa dayalı olan bir
yöntemi çalışır hale getirinceye kadar da inat etmiştim.
Şimdi arkadaşlar buraya dikkat.
Aziz Sancar diyor ki başarılı bir bilim insanında 3 temel özelliğin bulunması gerektiğine inanıyorum.
Birincisi. Bilgiye dayalı yaratıcılık.
İkincisi delice çalışmak.
Ve üçüncüsü başarısızlık karşısında asla pes etmemek.
Ve çalışmalarına devam ederken 1976'da bir ara veriyor ve Türkiye'ye dönüyor askerlik hizmeti için.
Dört ay sonra Azteğmen rütbesiyle Teksas'a geri dönüyor.
Klonladığı geni kullanarak...
enzim saflaştırma çalışmalarına heyecanla kaldığı yerden devam ediyor.
Ve tabii laboratuvarda da gözde bir öğrenci konumunda artık.
Sonra Dr. Rupert onun artık doktora diplomasına gelecek kadar iş çıkardığına karar veriyor ve 1977'de doktora tezine başlıyor.
Savunmasında aynı yıl yapıyor ve daha sonra Yale Üniversitesi'nden Dr.
Dean Rapp'ten kabul alıyor arkadaşlar.
Ve buradaki laboratuvar dünyanın en iyi 3DNA araştırma merkezinden biri.
Şimdi bu alanın önce isimleri burada çalışıyor.
Aziz hocanın buradaki araştırmalarından yola çıkarak yazmış olduğu maksi hücreleri anlatan bir makalesi var.
Bu da 1979'da yayınlanıyor ve 1980'lerinden bugüne kadar en çok atıf yapılan makalesi de bu olmuştur.
Maksi hücreleri anlatan makalesi.
Maksi hücre onun kendi adını koyduğu bir çalışma arkadaşlar.
Klonlanmış genleri saptamak için kullanmış olduğu yönteme maksi hücre adını veriyor.
DNA onarım alanında büyük bir buluş yapıyor arkadaşlar ve 1983'te bununla...
ilgili bir makale yayınlıyor.
Bu da bayağı bir ses getiriyor.
Derken Teksas'ta okurken Aziz Hoca ile aynı bölümde lisansüstü öğrenci olan Gwen Bowles ile yakın bir arkadaşlık kuruyor.
Onunla ilişkisi ilerliyor ve 1978 yılında evleniyorlar.
Eşi de kendisi gibi bir bilim insanı.
Hatta sonra aynı laboratuvarda çalışıyorlar.
Ve 1981'de Aziz Hoca bu başarılı araştırmalarından cesaret alarak akademik pozisyonlara başvuruyor.
Yaklaşık 50 üniversiteye başvuruyor.
Fakat tümünden geri çevriliyor ve hatta bazıları başvurusuna yanıt bile vermemiştir düşünün.
Fakat sonra North Carolina Üniversitesi'nin biyokimya bölüm başkanından bir teklif alıyor.
Eşiyle beraber buraya laboratuvara başlıyorlar ve Aziz Sancar burada kendi laboratuvarını kuruyor.
Ve size ilk başta uzun uzun anlattığım, üzerine epeyce kafa yorduğu, o ışığı algılayan molekülü belirlemek ve etki mekanizmasını çözebilmek için fotolyaz çalışmalarına geri dönüyor.
Ve bunu izleyen 40 yıl boyunca da bu sahada emek vermeye ve çalışmalarına devam ediyor kesintili olarak.
Şimdi Aziz Hoca bu arada yazdığı bir makale için ki burada yine sahada 25 yıldır çözümlenemeyen bir sırrı çöz...
Bu makalesi için, üslup ve estetik olarak makalesini çok beğendiği için diyor ki, bu benim Yunus Emre destanım diyor makalesine.
Ve diyor ki arkadaşlar, her Türk kendi alanında Yunus Emre'nin ulaşmış olduğu kusursuzluğa ulaşmayı arzular.
Ve onu İngiliz edebiyatının kurucu babalarından olan Geoffrey Chaucer'a benzetiyor.
O yüzden bunu söylüyor. İngiliz dili için Chaucer neyse Türkçe içinde Yunus Emre odur der Aziz Hoca.
Bu arada kanalımda Yunus Emre bölümü var.
Merak edenler dinleyebilir.
Yine Aziz Hoca yapmış olduğu bir çalışmada...
Çok önemli bir buluş gerçekleştiriyor ve eşine koşarak diyor ki insanlar hakkındaki en önemli gerçeği şu an bir ben biliyorum bir de Allah diyor.
Öyle bir heyecan içerisinde. Ve 1994 yılında Science dergisi tarafından yılın molekülü seçiliyor.
Bu DNA onarım üzerine olan yapmış olduğu çalışması.
Daha sonra insan genomunun onarım haritası üzerinde çalışırken bu çalışmasına benim piri reis haritamdır diyor arkadaşlar.
Ve bu haritalama bulgularını açıklayan...
ailesini yayına gönderdikten sonra Peru'ya bir bilimsel seyahate gidiyor arkadaşlar.
O kadar büyük bir mutluluğa ulaşmış ki eşine diyor ki bu seyahate çıkmadan önce eğer diyor uçağım and dağlarına çarparsa ve ölürsem mutlu bir insan olarak öleceğim.
İşte kendini gerçekleştiren insanların mutluluğu bence bu.
Aziz hocanın sirka diyen saat ve sinir bilimi hakkında da çalışmaları var arkadaşlar.
Bu da bilim camiasına epey ses getirmiştir.
Bilimsel çalışmalarını ve bu sahadaki başarılarını ödüllerini tek tek saymam mümkün.
Ama DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerine, sirkadyen saat üzerine çalışmalar yürüttüğünü bilelim.
Ve kanser tedavisi de sirkadyen saat kullanımı ile ilgili ödüller almıştır bu alandaki çalışmalar ile.
Ama esas büyük ödül ki bizim de gururumuzu okşayan 2015 Nobel Kimya Ödülü'nü alması ki 3 değerli bilim insanı ile birlikte almıştır.
DNA hasarını nasıl tamir ettiklerini haritaladılar arkadaşlar.
Bu ödülü böyle aldılar.
Şimdi Aziz Sancar'ı Nobel ödülüne götüren şey şuydu.
Hücrelerin enzimlerini kullanarak ultraviolet ışınlar ve diğer karsinojenlerle hasar gören DNA'yı nasıl tamir ettiğini açıklayan çalışmaları.
Bununla DNA... DNA aldı diyorum.
Bununla Nobel ödülü almıştır.
DNA onarımında görevli olan enzimleri saflaştırarak büyük bir başarıya imza atmıştır.
Az önce bahsetmiştim nasıl yaptığını.
Peki bu ne anlama geliyor? Neden bu bu kadar önemli Mervet demiş olabilirsiniz.
DNA onarım mekanistiğini anlamak şu anlama geliyor arkadaşlar.
Onarım sisteminde sorun olan kişiler kanser gelişimi açısından daha yüksek bir risk altındalar.
Neden? Çünkü DNA'larına hasar veren mutasyonlar düzeltilemiyor.
Ve kanser hücreleri DNA'ya yamaladıkları o enzimleri kullanarak hasarlı olsalar da hayatta kalmaya devam edebiliyorlar.
İşte bu yüzden tümör hücrelerinde DNA onarım yollarını hedefleyen bu tarz çalışmalar çok önemli.
DNA onarım yolları dedim altını çizerim.
Aziz Hoca da bu alanda emek verenlerden.
Şimdi burada zor olan şey şu arkadaşlar.
Tedavi sırasında sağlıklı hücrelerimizin DNA onarımı engellenmemeli.
Tamam mı? Sadece kanser hücrelerimizin DNA onarmalarını engellemeye çalışıyorlar.
Ve DNA denilen şey sürekli onarıma ihtiyaç duyan bir şey.
Ve Aziz Sancar hücrelerin hasarlı DNA'yı tamir ederek genetik bilgiyi nasıl koruduklarını moleküler düzeyde haritalayarak Nobel Kimya Ödülünü almıştır.
Aziz Sancar bir konuşmasında şöyle diyor.
Ben orta zekalı bir insanım.
Aslında zekaya inanmıyorum.
Çalışmaya inanıyorum.
Emeğe inanıyorum.
Ve ben öğrenciyken günde 18 saat haftada 7 gün çalışıyordum.
Şimdi 71 yaşındayım.
Günde 12 saat haftada 6,5 gün çalışıyorum.
Bunun için başarının kolay olmadığını biliyorum diyor.
Ve gençlere diyor ki sizin Türk dünyasına borcunuz var.
hayatta imkansızlıkların özür olarak kabul edilmemesi gerektiğini söylüyor Aziz Sancar Hoca.
Ve ona rol modeliniz kimdir diye sorulduğunda arkasında duran Atatürk fotoğrafını göstererek kendisine İsveç Kralı değerli ödülünü takdim ederken diyor ki beni ödüle götüren Atatürk
'ün ve Türkiye Cumhuriyeti'nin yapmış olduğu Eğitim devrimidir diyor.
Ve ödülünü atamıza ithaf ediyor arkadaşlar.
Ona minnetini göstermek adına Nobel ödülünü Anıtkabir'e bağışlamıştır.
Hem de 19 Mayıs'ta bağışlamıştır.
Gerçekten gözlerim doldu böyle bir hayat hikayesi.
Böyle bir başarı. Neden biliyor musunuz?
Çünkü Mardin'in bir köyünden çıkıp...
Dünyaca ünlü bir bilim insanı olmak, bu zorlukları aşmak, atamızın sağladığı imkanların küçücük bir çocuğun dünyasını değiştirmesi ve sonra da o ödülü ona adaması o kadar kıymetli ki.
O yüzden bu bölümü Aziz hocamızın şu sözleriyle sonlandırmak istiyorum.
Artık imparatorluk kuracak durumda değiliz.
Fakat memleketimizi dünyanın en iyi memleketleriyle yarışacak duruma getirmek hepimizin görevidir.
Bunu asla unutmayalım.
Bugün cumhuriyetin bir eseri.
Atatürk'ün sizleri kıvılcım olarak gönderiyorum, gür alevler olarak dönmelisiniz dediği gençlerden birini değerli bilim insanımız Prof.
Dr. Aziz Sancar'ın bilimin ışığındaki hayatını sizlere anlatmaya çalıştım dilim döndüğünce.
Umarım hepimize bu hayat hikayesi ilham olur, ışık olur.
Kendinize iyi bakın arkadaşlar. Hoşçakalın.
Evital Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Evital'de OSB25 koduyla ilk psikolojik danışmanlık veya beslenme danışmanlığı seansınız.
%20 indirimli. Evital hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Yeni çıkan kitabım hakkında bilgi almak isterseniz onu da açıklamalardaki linke bırakıyorum.
Kendimi nasıl iyileştiririm adlı kitabım.
Göstermiş olduğunuz ilgiden dolayı çok müteşekkirim arkadaşlar.
Bunun için de ayrıca teşekkür etmek istedim.
Beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız lütfen bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Instagram'a da bekleriz. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
