
Cambly’de %50 indirim fırsatı! 1 ders 79 TL’den başlayan fiyatlarla bu yaz İngilizceni geliştirmeye başla
indirim kodu 50osb * Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi * *Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir*
Transkript
Cambly, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün yine çok ilgimi çeken bir konuyla geldim arkadaşlar.
Küçüphanemde bir kitap keşfettim.
Spiritual boşanma. Dedim ki bu neymiş ya bir bakayım.
Sonra böyle karıştırırken içinde boğuldum.
Zaten benim hep öyle oluyor.
Kitabı alıyorum, böyle karıştırırken çok hoşuma gidiyorsa bir anda böyle olduğum yere çöküp haaa falan.
Gollum gibi. Öyle bir an yaşadım.
Dedim bu nereden gelmiş?
Debbie Ford yine çok satan kitaplarından biri ama çok eski spiritual boşanma kitabı.
Belki de o yüzden böyle kütüphanenin karanlık lehlizlerinde saklı kalmış bir kitap.
Daha önce Debbie Ford'dan size bahsetmiştim.
Ruhumuzun karanlık yanıydı galiba podcastimin adı.
Gölge gibi bir şeydi tam hatırlamıyorum.
Kendisinin zaten modern psikoloji sahasında çalışmaları var, bilinç çalışmaları var.
Özellikle de gölge konusunda yapmış olduğu çalışmalar gerçekten çok etkileyici.
Benim de böyle sevdiğim, kendime yakın bulduğum bir isim nedense Debbie Ford.
Bir de şöyle bir şey var podcast'ı çekerken aklıma geldi.
Şey diyorum ya işte arkadaşlar bu bölümü kendim için çekiyorum.
İşte hayatı sorgulatan sorular podcast'ta.
O kendim için çekmiş olduğum bir bölümdü.
Bir de psikolojimi nasıl iyileştiririm.
Bu arada arkadaşlar şunu da belirtmeden geçmeyeyim.
Psikoloji bölümlerini çok seviyorum.
Yani bakın psikoloji kişisel gelişim değildir.
Altını çizerim. Psikoloji ayrı bir şey.
Kişisel gelişim ayrı bir şey.
Ayrıca her kişisel gelişimde sizin zannettiğiniz gibi böyle...
Tüften işte dıt teyare değil.
Yani çok iyi kişisel gelişim kitapları okudum.
Gerçekten böyle insanı motive eden, ruhunu harekete geçiren kitaplar var.
Yani öyle zannettiğiniz gibi tırt bir şey değil kişisel gelişim.
Siz tırt kitaplar okuduysanız onu bilemiyorum.
Ama ben bu platformda özellikle böyle çok beğendiğim kişisel gelişim kitaplarını size sunmaya çalışıyorum.
Ama genelde psikoloji yapıyorum.
Ama Türkiye'de gerçekten psikolojiyle kişisel gelişim çok iç içe geçti.
Ben seviyorum ya. Psikolojiyi çok seviyorum.
Acayip iyi. ilgi duyuyorum ve anlatmayı da çok seviyorum gördüğünüz üzere şimdi en başta dediğime dönecek olursam hani bazı bölümleri kendim için çekiyorum diyorum ya umarım bu bölümü kendim için çekmiyorum yani umarım
geri dönüp dinlemek zorunda kalmam neyse ya dinlersek de yapacak bir şey yok canımız sağ olsun değil mi şimdi arkadaşlar Debbie Ford bir röportajında şöyle demiş.
Yeterince özel hissettiğinizde, yeterince iyi hissettiğinizde, yeterince sevildiğinizde, yeterince paranız olduğunda ve takdir edildiğinizde kendinizi sevmek kolaydır.
Ama ağlarken, acı çekerken, kendini güçsüz ve umutsuz hissederken kendini sevmeye ne dersin?
Reddedilmiş gibi hissettiğinde ve hiç kimse seni sevmediğinde.
İşte o zaman kendini sevebilir misin?
Onun yapmış olduğu çalışmalar kendi içinden çıkmış olduğu o karanlığı da bildiğimiz için David Ford'un.
Belki o yüzden bilmiyorum bana çok geçiyor manevi yönüyle yaşanmışlıklarını bildiğim için.
Jung gibi de böyle biraz spritüel bir yerden bakıyor psikolojiye.
Peki ruhen ayrılık, ruhsal ayrılık yani spritüel boşanma nedir?
Bundan bahsedelim. Şöyle arkadaşlar hani bazen kendinizi ilişkinizde çok dibe vurmuş hissedersiniz.
Çok güçsüz, kızgın, suçlu, çaresiz, üzgün böyle hissedersiniz.
Belki kendinize kızarsınız.
Bu benim suçum çok daha önce gitmeliydim dersiniz.
Ya da işte bu durum hiç bitmeyecek mi?
Ben hep böyle acıları içinde mi kalacağım diye düşünür durursunuz.
Tek başına üstesinden gelemeyeceğinizi belki de bir daha...
Hiç mutlu olamayacağınızı.
Bunları da düşünüyor olabilirsiniz.
Yani kafanızda bunlar dolanır dolanır durur.
Ruhunuzda da böyle ince ince sızlar kağıt kestiği gibi.
Belki şu an sevdiğiniz birinden bir ayrılma sürecindesiniz.
Belki eşinizden boşanmayı düşünüyorsunuz.
O yola girmiş olabilirsiniz.
Ya da kafanızda bunlar var.
Bu bölüm sizler için arkadaşlar.
Bu zor zamanınızda merhem olsun istiyorum size bugün söyleyeceklerim.
Ama şunu bilin ki her zaman güneş var.
Hep söylüyorum. Güneş her zaman.
var. Her zaman olacak. Her zaman orada duracak.
Sadece şu an o güneşin önünde kara bulutlar var ama dağılacak elbette.
Geçecek o kara bulutlar.
Kalbiniz zamanla iyileşecek.
İnsan çünkü battığını düşündüğü bir anda bazen yüzmeyi bile öğrenebiliyor.
Şimdi Debbie Ford hem boşanmış bir ailenin çocuğu hem de kendisi de boşandı eşinden.
Bu arada Debbie Ford'u yıllar önce kaybettik.
Çok genç bir yaşta hayata veda etti.
Şöyle dediğim gibi kendisi de eşinden boşandığı için o yüzden yaşadığı içinden geçtiği deneyimi de bizlerle paylaşıyor.
Bu benim için çok kıymetli. Kendi iyileşme yolculuğunu, boşanmana nasıl bir kayıp acısı olduğunu çok iyi biliyor.
Ve evlendikten bir sene sonra zaten eşiyle yürütemeyeceğini anlamış.
Hani ben diyor zaten kendi dünyamda yaşıyordum.
O kendi dünyasında yaşıyordu ve defalarca diyor evliliğim.
Bizi iyileştirmeyi denedik.
Sorunlarımızı konuşmaya çalıştık ama olmadı diyor.
Ne yaptıysak olmadı. Bazen sevgi de yetmez arkadaşlar.
Bazen olmayınca olmaz.
En son eşi eşyalarını toplayıp gidiyor.
Evi terk ediyor. Ben diyor zaten boşanmış bir ailenin çocuğuydum.
Yani bunu kendi çocuklarıma yapmamak için gerçekten çok mücadele verdim.
Kendime de söz vermiştim diyor ama olmadı.
Çünkü çok acı çekmiş çocukken.
Hani boşanmış bir ailenin çocuğu olduğu için.
Bu arada her boşanmış ailenin çocuğu acı çekecek diye bir şey yok.
Bunu daha önceden anladım. Sizin nasıl ayrıldığınız çok önemli o süreçte.
Çünkü bazı çiftler biliyorsunuz boşanınca sadece eşini değil çocuklarını da boşuyor.
Debbie'nin ailesi de bunu yapmış zaten ve bütün hatanın tamamen eşinde olduğunu düşünüyor.
Onun evlendikten sonra değiştiğini düşünüyor.
Bakın hep onu suçluyor. Sonra bir gün oturup diyor ki ben diyor acaba ne yaptım da eşimde böyle bir kızgınlık benden böyle bir tatminsizlik yaşamasına neden oldum.
Kendini gözlemlemeye başlıyor.
Neden? Çünkü eğer diyor ben kendimi iyice tahlil edip beni böyle sevgi dolu ve besleyici bir ilişki sahibi olmaktan o alıkoyan şeyi bulamazsam.
Kendi içime dönüp bunu bulamazsam ben iyileşemeyeceğim diyor.
Bunu anladım diyor. İyileşemezsem ne olacak?
Aynı senaryoyu defalarca hayatıma çekeceğim diyor.
Yine gideceğim başka bir adam bulacağım.
Aynı tip aynı tarz aynı şeyleri yaşayacağım.
O yüzden kendi içinde ruhsal bir sürece giriyor arkadaşlar.
Merve, böylesi zor bir zamanda mı bu süreci yaşatıyor kendine?
Evet arkadaşlar, neden biliyor musunuz?
Aslında burada krizi fırsata çevirmeye çalışıyor.
Çünkü biz bu kriz sırasında iç dünyamızı araştırma ve benliğimizin bütünüyle karanlığımızda olduğu kadar aydınlığımızla da yüzleşme sürecini başlatabiliriz arkadaşlar.
Acı... bizi başka zamanlarda böyle geçiştirdiğimiz o düşüncelerimiz vardır ya o fikirlerimiz onlarla yüzleştirir.
Kaçamazsın ondan acı anında.
Yanıtları daha önce hiç aramadığınız yerlerde aramaya doğru sizi zorlar.
Yani demem o ki acı Bazen çok iyi bir öğretmendir arkadaşlar.
Peki biz ne yapıyoruz acılarla yüzleşmek yerine?
Evde yangın çıkıyor, gece uyuyoruz böyle mışıl mışıl yatağımızda.
Yangın alarmları çalıyor bir taraftan.
Biz de gidiyoruz aman diyoruz sus artık yangın alarmına tekme tokat vuruyoruz, kırıyoruz onu.
Sonra da alarm sustu diye yatağa girip uyumaya devam ediyoruz değil mi?
Acı aslında bir alarm, bir uyarı.
Yanıyorsun diyor, kalk yanıyorsun, uyan.
Beni bir söndür. Yani o yangını söndürmezsek ne oluyor?
Bize zaten iç huzur yok.
Sen uyumaya devam et. Senin için huzuru yok ki.
Ama bunu yani yangın alarmını kırarak yaptığımız zaman ne oluyor?
Geçiştiriyoruz işte. Geçiştirmek ne oluyor?
Sonradan yüzüne tokat gibi vuruyor değil mi o acılar?
Bu dönem en önemli şey kendimize karşı dürüst olmamız arkadaşlar.
Gerçekleri tüm çıplaklığıyla görmemiz gerekiyor.
Kendimizin ve hayatımızdaki insanın gerçeğini inkar ettiğimiz sürece.
Biz o acıyla, o yangınla hayatımıza devam edeceğiz.
Biz ne yapıyoruz? Her şeye kendimizce mantıklı gerekçeler bulmaya çalışıyoruz değil mi?
Hani yeter ki isteyelim o gerekçeleri bulmayı, aldatmayı bile haklı çıkarıyoruz yeri geliyor.
Ama ben işte o dönemde onunla pek ilgilenmemiştim.
Benim de hatam var gibi değil mi?
Bunu duymuşsunuzdur. Ama biz içimizde bir yerlerde gerçeği çok iyi biliyoruz.
Halbuki doğrular, gerçekler bizi özgür kılar arkadaşlar.
Kendimize anlattığımız hikayelere lütfen yakından bakalım.
Kendinize ne gibi bir hikaye anlatıyorsunuz o insanla ilgili?
Çünkü eğer bu hikayelere yakından bakmazsak o hikayenin farklı versiyonlarıyla sananmaya devam ediyoruz.
diyeceğiz bu hayatta. Belki kendimizi suçlayıp duracağız.
İçimizde o olumsuz hisler, acı verici mesajlar bunlar geri dönecek.
İşte ben demek ki sevilmeye layık biri değilmişim.
Bir daha hiç kimseye güvenmeyeceğim.
Hiçbir kadına, hiçbir adama bir daha güvenmeyeceğim.
Ne kadar aptalmışım.
Ya bunca fedakarlık yaptım.
Karşılığı bu mu? Kahretsin.
Hayatımı alt üst etti.
Mahvoldum. Ben bunları hak etmemiştim.
Bakın o içimizde konuşan habis ses.
Ona kulak verin. Nasıl suçluyor değil mi?
Bizi nasıl suçluyor? Bu arada spritüel boşanma demişken hani ille de böyle bir evliliğin bitişini kastetmiyoruz burada.
Bazen yaşadığınız bir ilişkiden de gidemezsiniz.
Hani evli gibi hissedersiniz.
Öyle ilişkiler vardır. Öyle bir bağlılık.
Hani olay illa imza değil arkadaşlar.
Ruhsal ayrılıkta zaten bu oluyor.
Bu ayrılıktan böyle daha güçlü çıkmak için bu bölümü yapıyorum.
Üstelik başlangıçtaki halimizden de güçlü çıkmamız mümkün.
Belki şu an çok büyük acı çekiyorsunuz ve bu söylediklerim size çok uç geliyor.
Biliyorum hani bu iyileşmeyi hayal etmeniz bile çok çok zor geliyor şu anda ama zamanla düzelecek dediğim gibi.
Belki de o bitişin rahatlığı içinde de olabilirsiniz.
Herkes üzülecek diye bir şey yok.
Bazısı gerçekten rahatlıyor ayrıldığı zaman üzerimden bir yük kalktı diyenler var.
Şimdi ayrılmanın ya da işte boşanmanın 7 ruhsal yasasını anlatacağım size.
Bu içinden geçtiğiniz acının bir nedeni olduğunu anlamanız için bu 7 yasa önemli arkadaşlar.
Bunları az sonra açacağız.
Birinci yasa kabul yasası.
Bu en önemli yasa.
Şöyle diyor Debbie Ford.
Her şey olması gerektiği gibi olur.
Hiçbir şey kazara olmaz.
Tesadüf diye bir şey yoktur.
Biz hep gelişmekteyizdir.
Bunun farkında olsak da olmasak da.
Ve yaşamlarımız her birimiz için kendimizi özgü gelişim sürecimizi desteklemektedir.
Yani bu evlilik bu ilişki aslında senin kendine özgü bir gelişim sürecin vardı bunu desteklemek için senin hayatına geldi diyor.
Bu bitiş de seni destekleyecek üzülme diyor yani her şey olması gerektiği gibi oldu diyor bu yasa.
İkinci yasa teslimiyet yasası arkadaşlar direnmeyi bırakmak ve bu duruma aynen olduğu haliyle teslim olmak.
İşte o zaman bir şeyler değişecek diyor.
Çünkü direnç iyileşme hakkımızı elimizden alan bir numaralı suçlu.
Eğer akışına bırakırsak ve teslim olursak korkuyoruz değil mi?
Hayatımız yoldan çıkacak diye çok korkuyoruz.
O yüzden direnç gösteriyoruz.
Ama şöyle bir durumumuza baktığımız zaman.
Biz bu ilişkiyi nasıl düzeltebileceğimizi biliyor muyuz tam olarak?
Bilmiyoruz değil mi? Orada da bir belirsizlik var.
Niye o zaman direniyorsunuz diye soruyor Debbie Ford.
Üçüncü yasa ilahi rehberlik yasası.
Sizin kendiniz için yapamadığınız şeyi Tanrı ya da evren ne diyorsanız neye inanıyorsanız o yapacaktır sizin için diyor.
Yeter ki siz kendi yolunuzdan bir çekilin diyor.
Savunma yapmayı bırakın.
Bırakın ki o kibriniz bir kırılsın, egonuz bir kırılsın.
Eğer alçak gönüllü değilseniz, gurur ve ego yapıyorsanız bu sahte bir histir ve bizim durumumuzu tam gerçekliğiyle görmemize engel olan bir şeydir diyor.
Hep kendinizi haklı görürsünüz.
O yüzden bundan vazgeçmediğiniz sürece ego ile hareket edersiniz diyor üçüncü yasa.
Dördüncü yazıya geçmeden önce bir müjdeli haberim var arkadaşlar.
Cambly indirimi olacak mı diye soruyorsunuz bana Instagram'dan.
Evet arkadaşlar nihayet beklenen an geldi.
Cambly'de muhteşem yaz indirimi başladı arkadaşlar.
12 aylık aboneliklerde %50 indirim fırsatı sizi bekliyor.
Dersi sadece 79 TL'den başlayan fiyatlarla bu yaz ben de İngilizcemi geliştirmek istiyorum diyenlere açıklamalardaki linke bekliyorum.
Bize özel kodumuz 50OSB.
Cambly'de pek çok kişi sıfırdan başlayıp en ileri seviyeye kadar İngilizce öğrenebiliyor biliyorsunuz.
Çünkü tamamı ana dili İngilizce olan sertifikalı ve farklı uzmanlık alanına sahip olan eğitimciler Günün istediğiniz saatinde size hangi saat uygunsa istediğiniz mekanda ister
evinizde ister kafede ister ofiste nerede canınız istiyorsa tek tuşla online bağlanarak sadece bir kahve fiyatına 79 TL'ye İngilizce öğrenebiliyorsunuz.
Daha ne olsun ben tek başıma çok sıkılırım diyenler grup dersleri var arkadaşlar çok eğlenceli bunu da bir deneyebilirsiniz.
Açıklamalardaki linke tıklayarak 50 OSB koduyla sizde.
bir yıl sonra iyi ki yapmışım diyebileceğiniz o adımı hemen şimdi atabilirsiniz.
Hadi devam edelim. Dördüncü yasa sorumluluk yasası durumumuzun bütününü görmek ve kendi payımıza düşen sorumluluğu almak ve geçmişimizle barışmak.
Beşinci yasa seçim yasası sorumluluk alarak bizi güçlendirecek olan yeni yorumlar yapmayı seçmek.
Yani yeni gerçekliğimizi baştan tasarlamak burada eşimizden ya da sevgilimizden tamamen ayrılıp ona yansıtmış olduğumuz yönlerimizi de geri alarak karmik bağlantıyı kesiyoruz arkadaşlar.
6. yasa affedilme yasası karmik bağımızı kopardıktan sonra Tanrı'dan ya da evrenden neye inanıyorsanız bizi affetmesini dilemek affedilmeyi istemek yani neyin doğru neyin yanlış
olduğuna ilişkin yargı ve inançlarımızı bir kenara bırakarak kendimizi bütün halimizde merhamet duymamız için bize fırsat vermesi için Tanrı'dan af dilemek.
Yani buradaki olay şu sisteme güvenmek arkadaşlar.
Evrenin mükemmel işleyişine güvenmek, kabul etmek bunu ve bunu yaptığımız zaman zaten karşınızdaki insana da merhametiniz artacaktır diyor.
Ama önce ne yapmamız gerekiyor?
Kendimize merhamet etmemiz gerekiyor ki karşımızdaki insana da eşimize ya da sevgilimize ona da merhamet gösterebilelim.
Önce kendimi affetmem gerekiyor ki onu da affedebileyim.
Affetmek derken barışmayı kastetmiyorum.
Hep söylüyorum. Affetmek yani seni gönlümden azat ediyorum.
Artık istemiyorum seni gönlümden seni serbest bırakıyorum.
Senin duygusal yükünü taşımak istemiyorum ve seni sırtımdan indiriyorum duygusal yükünü.
Ama seninle tekrar bir yakınlık kurmasam da olur.
Bu anlama geliyor. Yedinci yasa yaratma yasası.
Affedici olmanın özgürlüğünü görmek bize yeni gerçekliklerin kapısını açıyor arkadaşlar.
Affetmek bizi...
geçmişe bağlı tutan tüm ipleri koparıyor.
O yüzden çok önemli. Hatta kanserin duygusal sebepleri diye bir bölümüm var.
Onu da mutlaka dinleyin.
Zaten sonra affetmek isteyeceksiniz hayatınızdaki insanları.
Affetmek bize böyle sevgi dolu, masum bir kalbi ve yaşam sevincini tatma izni veriyor.
O yüzden bence çok önemli.
Yasalar kısaca böyle.
Ruhsal bir boşanma, boşanmayı kendi lehimize çevirmek için, kendi iyiliğimiz için gereken bir şey.
Yoksa ne oluyor? Açık bir yarayla geziyoruz değil mi?
Mikrop kapıyoruz. Debbie diyor ki, duygusal yaralarımız biz farkında olmasak da geçmişimizin acısını tekrarlayıp dururlar.
Ve bizi içimizde iyileştirilmesi gereken yerlere doğru yönlendiren bir rehber olarak hareket ederler.
Duygusal yaralarımızdan bahsediyor.
Bu yaralar, duygusal yaralarımız bizimkiyle benzer ya da uyumlu duygusal sorunları olan insanlarla bir tür duygusal yakınlaşmaya neden olur.
Burası çok ömerli. Bu insanlara bağlanmak benim karmik bağlar olarak düşündüğüm enerji bağlantılarıdır.
Burada bir tür kaderin ağlarını ördüğü hissi vardır.
Bu karmik bağlar, kader bağları kendimizi tamamlamak için ihtiyaç duyduğumuz ruhsal deneyimleri bize getirecek olandır.
kişiye özel tasarlanmış insanları yaşamlarımıza getirirler.
Bu karmik bağlar dış dünyadan içimizdeki yaraları iyileştirecek tüm deneyimleri çağırarak radyo dalgaları gibi hareket ederler.
Bu yaralarda saklı olan bilgi ve dersleri alana kadar sıkışıp kalırız.
Karmik ilişkiler kişisel potansiyelimizin en üst ifadesini öğrenmemize ve ona doğru gelişip ilerlememize yardımcı olur.
Ruhumuz en üst seviyede kim olduğumuzu ve hatta bilinç düzeyinde bir şeyin neden olduğunu anlayamasak bile neye ihtiyaç duyduğumuzu çok çok iyi bilir diyor.
Ben aldatıldım, bana çok kötü muamele edildi diyorsanız yine mi aynı şekilde bunlar geçerli?
Evet arkadaşlar, Debbie Ford'a göre öyle.
Yaşamınızda karşılaştığınız hiçbir davranış, her ne olursa olsun hiçbir davranış tesadüf değildir diyor.
Her ne yaşıyorsanız şu an evliliğiniz bitiyor olabilir her şey dünya başınıza yıkıldı belki bilmiyorum.
Her durum sizi bilincinizin bir ileri aşamasına doğru ilerletmek üzere mevcut bulunuyor hayatınızda diyor.
Belki çok uç bir bakış açısı ama böyle söylüyor.
Ben de şöyle geçmişte beni yaralayan her ne varsa bugünden baktığım zaman.
Beni daha ileri taşıdığını gördüm.
Ama tabi yıllar sonra insan acının içinde yoğrulurken bunları görmüyor.
Ama yıllar sonra diyorsunuz ki ya benim kolum kırıldı ama kanadım çıkmış diyorsunuz.
Umarım bunu yaşamışsınızdır.
Şu an evliliğim yıkıldı her şey bitmek üzere diyorsak bile mi?
Evet yani bu bile aslında sizin iyiliğiniz içindir diyor Debbie Ford.
Hiçbir şey tesadüf değildir diyor hayatınızda.
Ya çok kötü bir eşim var çok mutsuzum vs.
Bunların hiçbiri tesadüf değil Debbie Ford'a göre.
Bunlar sizin tekamülünüz için.
Gerekli olan şeyler yeter ki siz görmeyi bilin diyor.
O karanlıktaki ışığı görün diyor.
Burada aslında bir dönüşüm yaşıyorsunuz.
Evet evliliğiniz bitiyor.
Belki çok büyük bir ilişkiniz vardı.
O bitiyor. Çok olumsuz bir deneyim buradan baktığımız zaman.
Çok acı verici ama olumsuz deneyimin armağanını bulmaktan bahsediyor.
Karanlıktaki ışığı görmek gibi.
Şimdi ilk yasayla başlayalım arkadaşlar.
Kabul yasası dedik.
Kabul bizim iyileşme sürecini başlatmamıza yardım eden esas.
Öyle arkadaşlar çok önemli.
İçinde bulunduğunuz duruma lütfen gerçekçi bir gözle bakın.
bakın. Yani korkusuzca bakın.
O pembe gözlüklerinizi çıkararak bakın.
Neden böyle söylüyorum?
Çünkü arkadaşlar göremediğimiz, hissetmediğimiz şeyleri biz iyileştiremeyiz değil mi?
Önce bir görmem lazım, bir hissetmem lazım onu.
Yılmaz Morgül gibi oldu.
Ateşe düştüm. O ateşi hissettir bana diyor ya.
Şimdi arkadaşlar bunu yaptığımız zaman zaten kabul kendiliğinden gelecek.
Yani sen gördüğün zaman hissettiğin zaman iyileştirmeye başlayacaksın ve kabul süreci zaten gelişmeye başlayacak diyor.
Yarattığımız dram bizi gerçek ve fantezi arasındaki o ayrımı yapmaktan alıkoyuyor ve sonu gelmez bahaneler silsilesine saplıyor bizi değil mi?
O batağın içine giriyoruz bahaneler batağı.
Ve burası çok ömerli dikkat.
Geçmişimizde iyileştirilmeden bıraktığımız her bir deneyimin benzerine doğru çekiliriz diyor Debbie Forge.
Anlamamız gereken şey şu.
Şu anda olmakta olan şey her neyse Geçmişte başımıza gelen şeyleri iyileştirmemiz için aslında bize bir fırsat, bir çağrı.
Aslında hikayemiz daima geriye doğru izlenebilir ki bu da aslında bizi çocukluğumuzdan kalan yaralarımıza doğru götürür.
Hani ben sevilebilecek biri değil miyim?
İnsanlara ihtiyaç duyunca neden yanımda değiller?
Vesaire vesaire iç seslerimiz.
Eğer iyileşmek istiyorsak biz gerçekleri hikayeden ayırt etmeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Gerçek olanla kurguyu ayırt edebilmemiz gerek.
Gerçek hayatımızda olana bitene yansız bir şekilde bakabilmemiz arkadaşlar.
Kurgu dediğim şey ise geçmişimizde kalan çözülmemiş meselelerimiz o duygularımızla yaratmış olduğumuz hikayelerden bahsediyorum kurgu derken.
Ve sizler de çok iyi biliyorsunuz ki hikayeler nadiren gerçeğe dayanır değil mi?
Mesela örnek ver Merve eşim beni terk etti bu bir gerçek değil mi?
Terk edildim gerçek. Eşim beni terk etti çünkü ben asla sevilmeye layık biri değilim.
Bakın bu bir kurgu. Yani ortada bir gerçek var bir de kendi kendime yarattığım bir fantezi dünyası var.
Feriştan, Mükremin'le fantazileri gibi.
Şimdi gerçekleri yarattığımız kurgudan ayıralım arkadaşlar.
Yoksa durumu kabule geçemeyiz.
İnkar uykusundan uyanamayız.
İnkar bizim gerçekleri gözümüzü kapatan bir savunma mekanizması gibi.
Bizi uyutuyor ve düşündüğümüz, hissettiğimiz, gördüğümüz şeylerin doğru olduğuna inanıyoruz.
Gerçekleri inkar etmeyin.
Eğer bir ayrılık sürecindeyseniz lütfen o fotoğrafı net çekin arkadaşlar.
Richard Bach'ın bir sözü var.
Tırtılın dünyanın sonu dediği yere usta kelebek der diyor.
Yani yaşamlarımız kendi gelişimsel sürecimizi desteklemek üzere ihtiyaç duyduğumuz şey her neyse onu elde etmemize yönelik olarak ilahi bir şekilde tasarlanmıştır buna göre.
Yani her şey olması gerektiği gibi.
Tesadüf diye bir şey yok. Her şey tam da olması gerektiği gibi der Debbie Ford.
Bu arada bunlar genel geçer şeyler değil.
Debbie Ford'un düşünceleri arkadaşlar hepsine de katılıyor değilim onu da söyleyeyim.
Kendi annesi ve babası boşandığı zaman çok sarsılmış dediğim gibi.
Sonra kendisi de boşanıyor çok acılar çekiyor ama diyor ki ailemdeki boşanmanın ve kendi boşanmamın ruhsal yolculuğumun çok gerekli bir parçası olduğunu görüyorum diyor.
Bu iki büyük olay bu iki büyük boşanma beni acımın kökenini keşfetmeye yöneltti ve bana düşüncelerimin, inançlarımın, davranışlarımın hepsinin Aslında benim iyileşmemiş duygusal yaralarımdan
kaynaklandığını gösterdi diyor.
Mesela kendi adıma konuşacak olursam geçen gün bir arkadaşıma dedim ki benim dedim bu yaşamış olduğum bütün kötü deneyimler kötü şeyler hayatımda.
Belki de dedim beni bu günlerimi hazırlamak için de.
Böyle düşününce insana bir rahatlama geliyor.
Yani şöyle düşünün. Ben bu aileye doğmasaydım, böyle zor ilişkiler yaşamasaydım, acaba bugünkü ben, ben olur muydum diye bir düşünelim derim.
Hani derler ya zor zamanlar güçlü insanlar yaratır.
Ben buna hep inanmışımdır.
Bir de şöyle bir söz var arkadaşlar.
Tanıdığım en güçlü insanlar...
Yenilgiyi, acıyı, mücadeleyi, kaybı yaşamış olan ve diplerden o çıkış yolunu kendileri bulmuş olan insanlardır.
Güzel insanlar öylece ortaya çıkmazlar, onlar oluşurlar diyen Elizabeth Rose bence haklı.
Hani bir kitap vardı Gece Yarısı Kütüphanesi diye.
O kitap gibi düşünün arkadaşlar.
Her şey aslında tam da olması gerektiği gibidir belki de.
Bilemiyorum Altan. Şimdi Debbie kendi evliliği için diyor ki evet diyor ben bu adamla evlenmeliydim.
Bu evrenin benim potansiyelimi gerçekleştirmem için bana destek olma şekliydi.
Yani benim bu adamla evlenmem.
Hani ben farkında olmadan aslında o insan beni eski çocukluk yaralarıma götürdü.
Ben böyle biriyle evlenmeliydim diyor.
Ve bugün görebiliyorum ki pek çok travmatik olayın arkasına kaderimi gerçekleştirmeye götürecek olan yol gizlenmişti diyor.
Önünüzde farklı bir gelecek için farklı yollar olacak.
Bunların hepsi de sizi ilahi doğanıza geri götürmeye çalışacak diyor.
Ve bazı yollar diğerlerinden daha kolay olacak ama her zaman alt benliğinizden.
Benliğinizin o korku dolu tarafından, bağımlı, tatminsiz tarafından seçimler yaparsanız acıyla dolu bir şeyler yaşamaya devam edersiniz.
Yıllar boyunca ızdırap çekmeye devam edersiniz.
Eğer ki üst benliğinizden seçimler yaparsanız yine önünüze pek çok engel çıkacak belki.
Ama her ne oluyorsa hayatınızda olması gerekenin o olduğunu kabul ederek güçlü bir şekilde ayakta durabilirsiniz arkadaşlar.
Bir sufinin söylediği şu sözlere bakın arkadaşlar.
İstediğimizi düşündüğümüz şeye ulaşmamızda evren ve koşullar eğer bizi desteklemiyorsa bu sadece...
Etrafta bizim için daha iyi bir şey bulunduğu içindir.
Göremeyeceğimiz bir şekilde bizi destekleyen bir şey demiş.
Mesela Debbie'nin yarım kalmış bir aşk hikayesi var.
Evlenmeden önce beraber olduğu bir adam var.
O adam sayesinde bir sürü eğitimler almış, üniversiteye kaydolmuş.
34 yaşında üniversiteden mezun olmuş.
Ondan sonra o adamla yolları ayrılmış.
Yani ne kadar aslında büyük bir ışık getirmiş hayatına değil mi?
Hani ayrılsa bile gerçekten onun tekamül sürecinde çok destekleyici bir noktada yer almış bu adam.
Yani evlilikte neticelenmediği için evet kalbi çok kırılmış ama sonra geçmişe dönüp baktığında o kişi aslında onun hayatını nasıl değiştirmiş nasıl dönüştürmüş.
Yani bugünkü Debbie Ford olmasına sebep olan kişilerden biri o.
Bir görevi vardı belki onun hayatında görevini tamamladı ve çekip gitti.
İstediği şey olmadı evet evlenemediler o adamla ama bakın aslında hayırlısı buydu onun için.
Yani bunu yıllar sonra geçmişe dönüp baktığı zaman görebiliyor.
Mevlana'nın şu sözü geldi aklıma.
İstediğin bir şey olursa bir hayır olmazsa bin hayır ara der ya.
Aynen o hesap.
Debbie demiş ki karşılaştığım her insan ve hissettiğim her duygu bir şekilde bugün olduğum yere gelmemde bana yön çizdi.
Yaşamımı başkasınınkiyle asla değiştirmezdim demiş.
Şimdi size bir soru soracağım.
Hayatınızda yaşadığınız 5 zor deneyim neydi arkadaşlar?
Şöyle bir düşünün istiyorum.
Peki bu zorluklardan ne gibi bir ders çıkardınız ve bu ders sizin yaşamınızda ne şekilde size yol gösterdi?
Bunu bir düşünelim. Şimdi ikinci yasaya geçiyorum.
Teslimiyet yasası.
Teslimiyet yasası direnmeyi bırak ve mevcut durumuna teslim oluyor.
Çünkü direnç stres yaratan bir şey.
Kore kökenli bir karete türü var.
Uzlaşma gerektiren durumlarda bazen çözüme götüren en iyi yolun bırakmak olduğu söylenir.
Mesela biri size saldırdı diyelim.
Rakibinizden kurtulmak için öncelikle kendinizi onun sizi kavramasına teslim edin diyor.
Yani siz teslim olun.
Ondan sonra rakibiniz zaten teslim olduğunuzu gördükten sonra, gevşediğinizi gördükten sonra onun hamlesi zayıflayacaktır diyor.
O zaman onun elinden kurtulabilirsiniz.
Yani bu yasayı...
Bunu açıklayabilirim. Değiştirmek istediğiniz herhangi bir şey, korktuğunuz herhangi bir şey, reddettiğiniz bir şey sizin içinizde bir direnç yaratır.
Direnç yasası aslında şöyle bir şey.
Şu anda yaşamın bana getirdiği şey bu.
Okey ben daha farklı bir şey diliyordum ama olmadı.
Hani her şeyin olduğu gibi olmasına izin veriyorum.
Bu yani. Neden?
Çünkü bizim kafamızda böyle bir şeye bağlı kalıyoruz değil mi?
Hani ne oluyor? Bir beklentimiz var.
Beklentilerimize aykırı bir durum olduğu zaman reddediyoruz, direniyoruz.
Ama ben böyle... istemiyordum böyle olmasına bir bıdı bıdı bıdı bunu istemiyordum.
E oldu ama bu bu yani.
Elimizdeki malzeme bu.
Yani onu kendi gerçeğimize uygun bir hale sokmaya çalışıyoruz değil mi?
Olmayınca çıldırıyoruz, cinnet geçiriyoruz ve içinizden belki sürekli işte hayatımı böyle planlamamıştım.
İlişkimi böyle planlamamıştım.
Böyle olmamalıydı diyorsunuz.
Hepimiz söylüyoruz bunu. Yani üzüntülerle örülü duvarlara çarpıp çarpıp duruyoruz değil mi?
Aslında olan şeyle olmasını istediğiniz şey arasındaki o fark ne?
Ne kadar açılırsa acınızın derecesi de o kadar artıyor arkadaşlar.
Ayrılık işte bu beklentilerimizi bırakmak demek.
Ayrılık demek anın içinde yaşamak ve geleceğin belirsizliğini kabul edip artık iyi hissetmek demek bir noktadan sonra.
Boşanma dediğimiz şey zaten bir bırakma süreci değil mi?
Ayrılma çaba sarf etmeden kendinizi böyle akışa bırakabilme süreci.
İşte bu çok zor o akışa bırakmak.
Bir belirsizliğin ve bilinmeyenin dans ettiği bir yer değil mi burası?
Ve o ilişkide bizi tutan şey her neyse artık ondan azad olmak anlamına geliyor.
Belki sevginizden değil maddi beklentilerle bu ilişkiyi devam ettiriyorsunuz.
Kendinizi bağımlı kıldığınız sürece tutsak durumuna düşersiniz.
İsteklerinizin mahkumu ve her neye önem veriyorsunuz artık onun rehinesi haline geliyorsunuz.
Bağımlı olduğunuz şey her neyse o ilişkinin içerisinde o size bir kelepçe takar diyor Debbie Ford.
Sahiden neden o ilişkiden gidemiyorsunuz arkadaşlar?
Hani bunca şeye rağmen niye gidemiyorsunuz?
Sizi orada prangalayan bağlayan şey ne?
Sevdiğiniz için mi oradasınız yoksa kendinize bile böyle itiraf edemediğiniz bir konfor alanı mı var?
Bağımlılıklarınız mı var? Neler var yani orada bunu bir cevaplamamız gerekiyor.
Teslimiyet artık böyle daha fazla acı içinde yaşamak istemiyorum anlamına geliyor.
Teslimiyet ben artık hani işler tam olarak istediğim gibi olmasa da kendi gerçeğimle yüzleşeceğim anlamına geliyor.
Nehrin nereye doğru aktığını göremesem de artık beni doğru yöne götüreceğine güveniyorum anlamına geliyor.
geliyor teslimiyet. Şimdi şu sorulara bir cevap verelim.
Korktuğunuz şey tam olarak ne arkadaşlar?
Ayrılık konusunda neden korkuyorsunuz?
Niye gidemiyorsunuz? Korkunuz varsa bunun sebebi ne?
En kötü senaryoyu kafanızda yazmanızı istiyorum.
Hani ayrılırsanız maksimum ne olabilir?
Ne olabilir ya? Bunu bir cevaplayalım.
Üçüncü yasaya geçiyorum.
İlahi rehberlik yasası.
Bu kısaca şöyle arkadaşlar.
Hani kendiniz için yapamadığınız şeyi Tanrı'nın yapması.
Hani Tanrı'ya sığınmak, ona güvenmek, ona teslim olmak.
Kendini kendinden büyük olana, o yüce güce teslim etmek.
Onun size bir şekilde yardım elini uzatacağını bilmek, yalnız olmadığınızı bilmek.
Burada aslında Tanrı'dan kasıt bizim dışımızda olan güçlü varlıktan çok varlığımızın özünde bulunan o evrensel güç.
Bizi var olan ve var olacak her şeye bağlayacak olan o güç burada Tanrı'dan kasıt bu.
Zihnimizde bildiğimiz bir şey değil, kalbimizde deneyimlediğimiz bir şey Tanrı'dan kasıt.
Budistlerin bu başlangıç altını adını verdikleri şey yani çocuksu bir masumiyet hali o masumiyete...
Geri dönüş kastedilen şey.
Bütün o kalıplaşmış düşüncelerden azade bir saflık.
Dördüncü yasaya geçtim.
Duygusal sorumluluk yasası arkadaşlar.
Bu iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batırmama yasası.
Her ne yaşandıysa acaba benim de bunda bir sorumluluğum olabilir mi?
Bunu sormak. Başkalarını suçlamayı bırakalım.
Çünkü başkasını suçlamak her zaman çok daha kolaydır.
Aksi halde okları kendime çevirmem lazım ki pişman olabilirim.
Yani bakın oturup kendinizi suçlayın demiyor.
Gerçekten şöyle dışarıdan kendinize bir gözlem yapın bakalım ne göreceksiniz diyor.
Boşanma çoğu insanın yaşamında en karanlık zamanlardan biri değil mi?
Yani bu herkesi ve her şeyi sorguladığımız bir zaman dilimi.
Bir anda çiftler dünyanın en kötü insanına, en kötü ebeveynine dönüşebiliyor boşanma sonrasında.
En iyi niyetli insanlar bir anda intikam hırsına bürünüyor.
İşte tüm bu çılgınlık aslında neden?
İyileşmemiş duygusal yaralarımızın bir belirtisi bunlar.
Size en özde gerçekten acı veren o duygunuz ne arkadaş?
Gerçekten boşanmak mı yoksa başka bir şey mi?
Bunu dürüstçe kendinize sormanızı istiyorum.
Zehirli duygularınızı serbest bırakmanız gerekiyor diyor Debbie Ford.
Çünkü elinizde bir soda şişesi olduğunu hayal edin.
Onu çalkaladığınızı düşünün.
Bir anda kapağı açtığımız zaman ne olur arkadaşlar?
O soda patlar etraf batar değil mi?
Halbuki lavaboda kontrollü bir şekilde bir kabın içerisinde açsak ne olacak?
Oraya boşalacak. İşte benzer şekilde hislerimizin de iyileşmesi için ne gerekiyor?
Onları kontrollü bir şekilde boşaltacağımız bir kap lazım.
Hislerimiz de içimizde böyle ruhsal sıkıntı baskısını boşaltmak için bir takım yollar arıyor.
Yani ya etrafa saçılacak darma duman olacak etraf ya da temiz bir şekilde olacak.
Yani işte bu kısım önemli. Bir de arkadaşlar eşinizde ya da işte sevgilinizde nefret ettiğiniz bir özellik varsa eğer o özellik sizde de mevcut olabilir.
Zaten olmasa tanıyamazsınız değil mi o özelliği.
Dış dünya sizin aynanızdır der Debbie Forge.
Hani karanlık yanınızda tanışın gölge diye bir bölüm yapmıştım.
Orada uzun uzun bahsetmiştim bu konudan.
Şimdi belki şöyle düşünmüş olabilirsiniz.
Hani iyi de eşim bana ihanet etti.
Ben öyle bir insan mıyım?
Ben eşimi aldatacak bir insan değilim demiş olabilirsiniz.
Yapmam dediniz belki. Şöyle sorun kendinize.
Ne tarz bir insan eşini aldatır arkadaşlar?
Nasıl bir insan eşini aldatır?
Tanımlayın işte bencil, sorumsuz ne diyorsanız artık kendiniz bunun cevabını verin.
Şimdi şunu düşünün.
Bu verdiğiniz cevaplar arasında size yakın bir özellik var mı yok mu?
Ben bunu bir arkadaşıma sordum.
Bencil bir insan dedi.
Peki dedim sana en çok yöneltilen eleştiri ne?
Kişiliğin hakkında bencil dedi.
Ve çoğu insan...
İnsan ona bencil olduğunu söylüyor.
Olay o. Hani ihanet etti.
Ben de mi ihanet edeceğim?
Olay bu değil. Bir de Debbie Ford şöyle söylüyor.
Buna çok şaşırmıştım. Bir ilişki travmatik de olsa, tacizkar da olsa, mutlu ve doyum verici ya da tamamen cinsel de olsa...
Karmiktir diyor. Eğer siz terk edilme korkusuna sahip bir insansanız o frekansta olan ve sizi terk edecek olan insanları hayatınıza çekeceksiniz.
Yani bu yaranızı iyileştirene kadar da bu tarz insanlara çekilmeye devam edeceksiniz.
Sürekli sizi terk edecekler diyor.
Kendi eski aşkı içinde bunu söylüyor.
Bende mevcut olan her ne varsa benim hiç farkında olmadığım özelliklerim zaten onun içinde varmış diyor.
Sonradan anlamış. Yani hayatımızı adadığımız insan bize gerçek yüzümüzü görmediğimiz için ayna tutmak için burada.
Debbie Ford'a göre. Senin sahiplenmediğin özelliklerini sana göstermek için o insan burada.
Sana sende olan ama görmek istemediğin parçalarını yansıtmaya çalışıyor.
Mesela eşiniz işkolik arkadaşlar.
Siz de bundan çok muzdaripsiniz ve ben asla işkolik değilim falan diyorsunuz.
Sorun kendinize ne tarz bir insan sizce işkolik olur?
Bunun cevabını verin.
Başarıya aşırı düşkün olan insan takıntılı.
Mükemmelliyetçi insan, güdüllenmiş insan, kendine odaklı, bencil.
Kendinizce cevap verin. Hangisi?
Yani bu özelliklerden biri sizde var mı yok mu?
Hani ben bunu kendim için denedim.
Gerçekten tutuyor yani. Kendimle yüzleşmiş oldum.
Halbuki karşımızdaki insanı suçlamak çok daha kolaydı değil mi?
Burada önemli olan karşımızdaki insanı suçlayıp yargılıyor muyuz arkadaşlar?
Yani bu insan bizim üzerimize bir etki bırakıyor mu?
Üzülüyor muyuz? Kızıyor muyuz?
Eğer ki bizi etkiliyorsa zaten içimizde bir parça olabilirmiş.
Yani sahiplenilmemiş bir parça olabilirmiş.
Carl Jung'un bir sözü var.
Altın karanlıkta bulunur.
Yani sahiplenilmemiş bir yönümüzü bilincimizin ışığına çıkarttığımız zaman her seferinde karşılığında büyük bir hediye alacağımız söyleniyor.
Ve sırada beşinci yazı.
Seçim yasası Virginia Satir'in dediği gibi.
Yaşam olmasını beklediğimiz gibi değil.
Sadece... olduğu gibidir.
Onunla nasıl baş ettiğiniz farkı yaratan şeydir.
Yaşamınızla ilgili hissettiğiniz şey yaptığımız yorumlamaların sonucuna göre şekilleniyor arkadaşlar.
Seçim yasası yaşam içindeki olayları yorumlamanın pek çok yolu olduğunu ve bu yorumların hiçbirinin doğru olmadığını fark etmemizi sağlar.
Başımıza gelen olayları seçme gücümüz her zaman olmasa da bunları yorumlamakla ilgili bir seçim gücümüz var değil mi?
Bu bizim elimizde olan bir şey.
Her şey, her eylem, her davranış, her insan farklı gözlerden farklı görülür.
Yani bir odada bile ayakta durduğunuz zaman başka şeyler görürsünüz.
Oturduğunuz zaman bambaşka şeyler görürsünüz değil mi?
Halbuki bakan yine aynı kişi, aynı gözler değil mi?
İyileşmek için ilişkinize ve kendinize farklı açılardan bakmaya çalışın.
Yeni bakış açıları, yeni yargıları geliştirmeye çalışın.
Şu an kendinizce bir gerçeğiniz var değil mi?
Buna inanıyorsunuz ve o size tek gerçek gibi geliyor ama öyle değil.
Bizler çoğu zaman kendi algılarımızın kurbanı oluyoruz.
O yüzden mesela arkadaşlarımla konuştuğum zaman benimle böyle taban tabana zıt fikirde olanlar gerçekten benim ufkumu açıyor.
Çünkü ben kafamda bir fantezi yaratmışım o benim gerçeğim.
Onunla gidiyorum anlatıyorum bıdı bıdı bıdı işte olaylar olaylar şöyle oldu böyle oldu kendi penceremden aktarıyorum.
Sonra arkadaşım diyor ki Merve acaba şöyle olabilir mi bir de bu açıdan bak.
Gerçekten hani başta kabul etmek zor oluyor ama sonra diyorum ki evet ya.
Bak böyle de olabilir diyorsun.
Bu çok güzel bir şey aslında.
Hani karşı taraf da haklı olabilir.
Hep biz haklı çıkmaya çalışmasak mı acaba?
Yani lütfen başkalarından tavsiye alın.
Başka gözlerle de bakın her ne yapıyorsanız.
Değerlendirme yaptırın başka insanlara.
Ve bir an için kendinizi eşinizin, sevgilinizin de gözleriyle görmeye çalışın.
Onun bakış açısıyla kendinizi değerlendirmeye çalışın.
Tarafsız bir şekilde lütfen.
Mesela bir arkadaşım ihanete uğramıştı.
Üstelik böyle sevgisinden çok emin olduğu bir adam tarafından.
Ve dedi ki bana ben onu anlıyorum dedi.
Hani daha önce dedi obezdi şimdi zayıfladı.
Vücudu değişti artık kendine güveniyor.
Ve hani hiç böyle bir şey yaşamamış ki hayatında.
Başkaları tarafından beğenilmek çok hoşuna gitmiş olabilir dedi.
Bu yüzden yaptı bence dedi.
Yani bir anda bakın karşı tarafın gözleriyle baktı o ilişkiye.
Hani sevgisinden emin ama bunu söylüyor.
Ve evet konuştuklarında gerçekten sorunun tam olarak...
bu olduğu ortaya çıktı bazen şöyle kendimize alıcı gözle bakıp şey diyoruz mesela işte sallıyorum işte ben sabah 9 akşam 5 işe gidip gelen çok düzenli bir hayatı olan işte her gün
sporunu yapan ne bileyim yoga yapan kitabını okuyan anladınız dışarıdan çok düzgün bir profil çiziyorsunuz ve çok okeyisiniz tamam mı ben çok iyiyim abi gerçekten ben müthiş ilişkiler hak ediyorum Sonra
karşınıza biri çıkıyor sizinle hiç alakası yok işte içen gece hayatı bilmem ne öyle düzenli bir hayatı yok çok hedonist yaşayan bir tip tamam mı karşınızdaki ve diyorsunuz ki hayır abi benim doğrum
bu benim gerçeğim bu ve siz onu dayatmaya çalışıyorsunuz karşı tarafta ve karşı tarafta size kendi doğrularını dayatmaya çalışıyor.
E şimdi kim haklı arkadaşlar?
Halbuki şöyle bir taraf değiştirsek birbirimizin gözleriyle baksak daha farklı olacak değil mi?
Yani sen kendi doğruna göre doğrusun evet ama karşı tarafın gerçeği belki bambaşka olabilir.
Neden sen haklı olasın değil mi?
Çok saçma bir bakış açısı bu.
Kendime diyorum. İnsan bazen kendine nasıl da kör olabiliyor ya.
İlişkinize farklı açıdan bakmaya çalışın arkadaşlar.
Kendinizi karşı tarafın yerine lütfen koyun.
Onun gözleriyle kendinizi değerlendirin.
Dürüstçe ama. Ne olup bittiyse dürüstçe değerlendirin.
Tek önemli şey biz değiliz.
Yani biz bir odunla aşk yaşamıyoruz.
Karşımızdaki de bir insan neticede.
Onun da duyguları, düşünceleri, hayata bakış açısı ve beklentileri var.
Bunları da lütfen göz önünde bulunduralım.
Mesela Devin'in bir kadın danışanı var.
35 yaşında, 3 çocuğu var.
Kendini çocuklarına, evine, eşine adamış bir anne.
Bir gün eşi geliyor ve diyor ki ben başka bir kadına aşık oldum.
O kadın da hamile. Seni mağdur etmeyeceğim, çocuklarımı mağdur etmeyeceğim.
Lütfen düzgün bir şekilde ayrılalım diyor.
Hani bunca yılın hatırına. Kadının ne yaşadığını tahmin ediyorsunuz arkadaşlar.
Dağın perişan ve uzun seneler kendine gelememiş.
Sonra işte Debbie ona diyor ki kendini eşinin ağzından bir mektup yaz kendine diyor.
Kendini onun yerine koyarak tamamen dürüstçe bir mektup yazmanı istiyorum diyor.
Ve o kadın o mektubu yazarken şu gerçeklerle yüzleşiyor.
Diyor ki bakın kendi kendine yazıyor mektubu.
Sen anne olduktan sonra evet çok mutluydun.
Annelik sana çok iyi geldi belki ama sen beni unuttun.
Hem duygusal olarak unuttun hem cinsel olarak unuttun.
Çocuklar hep hayatında en ön planda oldu.
Ben o evde bir hayal etmişim gibi hissettim.
Yani sadece eve para getiren, evin geçimini sağlayan bir hayalet.
Sonra kariyerimde başarılıydım.
Benimle ilgilenen bir kadına rastladım ve hani beni pohpohladı, beni övdü.
Senden bunu göremedim yani üzgünüm.
Karşı taraftan bunu gördüğüm için karşı koyamadım.
Çünkü benim buna ihtiyacım vardı.
Sen beni bu noktada eksik bıraktın.
Bakın bu başkasının gerçeği.
Eşinin gerçeği onun gözleriyle bu mektubu yazıyor.
Halbuki kadına göre kendi ne kadar haklıydı değil mi?
Kendini çocuklarına adamış işte eşinin yemeğini dört dörtlük yapan evi çekip çeviren düzenli tertemiz mis gibi bir kadın değil mi?
Bir insan daha ne isteyebilir?
Ama bakın. Bakış açıları değişince neler oldu?
Kocası neler söyledi?
Ve şöyle düşünüyor bu kadın.
Kocam diyor gerçekten beni sadece fiziksel olarak diğer kadın benden çekici diye aldattı.
Böyle düşünüyor. Çünkü diyor ben 3 çocuk doğurdum.
Benim bedenim artık çekici bulmuyor falan filan.
Ama gerçekler bu değil arkadaşlar.
Gerçekler tam da o mektupta yazdığı gibi.
Emer ve kadın da haklı dediniz şu an.
Evet abi kadın da haklı zaten.
Bu hikayede haklı haksız yok ki.
Bakın sadece gözler değişti.
Farklı bir yorum getiriyoruz.
Olay bu. Yapmamız gereken şey bu.
Kendimizi karşı tarafın gözleriyle görmeye çalışıyoruz.
Duygusal yükümüz nedenli ağırsa.
Bu olayları sizi güçlendirecek şekilde yorumlama yeteneğiniz gölgeler.
Ama ne olursa olsun olaylara başka gözle bakmayı denememiz gerekiyor.
Neden bunu yapıyoruz? Çünkü bunu yaptığımız zaman özgürleşiyoruz.
Hem kendimizi hem karşı tarafı artık serbest bırakıyoruz.
Acılara tutunmuyoruz. Emmet Fox diyor ki arkadaşlar birisine karşı kin beslediğiniz zaman bu insana kozmik bir bağla gerçek sert bir metal zincirle bağlı kalırsınız diyor.
Bakın bunu unutmayın. Kime kin besliyorsanız...
En çok nefret ettiğiniz şeye kozmik bir bağla bağlanırsınız.
Dünya üzerinde belki de en çok nefret ettiğiniz kişi...
Kendinizi çelikten de güçlü bir kancayla bağladığınız kişidir diyor.
Nefret ettiğiniz kişiye bağlı kalıyorsunuz.
Lütfen sırtınızda taş dolu bir çuvalla gezmeyi bırakın arkadaşlar.
Çünkü nefret gerçekten çok güçlü bir duygu.
Ona tutunmayın. Kendiniz için yapın bunu.
Hep söylüyorum. Benim hayatımda hiç nefret ettiğim biri olmadı arkadaşlar.
Bana kötülük edenler oldu.
Onları bile affettim. Kendim için yaptım bunu.
Onlar için değil kendim için yaptım.
Gerçekten bu içsel huzur veren bir şey.
Bunu yaptığınız zaman çok rahatlıyorsunuz.
Benden gitsin abi diyorsunuz.
Tamam bana uzak Allah'a yakın ol diyorsunuz ve bitiyor.
Ama Merve ben haklıyım.
Evet olabilir gayet çok haklı olabilirsin ama hayatının sonuna kadar o nefret ettiğin kişiyle mi yaşamak istiyorsun kafanın içinde?
Hep orada mı olsun kalbinin içinde orada dursun?
Eğer bunu istiyorsan okey devam et.
Ama bence gerek yok. Bırakın gidin.
İzin verin. Çözün prangalarını.
Aranızdaki o bağ koparın gitsin.
Bir insana düşmanlık besleyerek zaten en kötü düşmanlığı kendinize yapıyorsunuz arkadaşlar.
Olumsuz düşüncelerinizi canlı tutan o frekans dalgaları o kadar güçlü ki bunlar sürekli benzer olumsuz deneyimleri kendine çeker diyor David Ford.
Düşünsenize hep aynı yerden kazık yiyeceksiniz.
O nefreti devam ettiriyorsanız eğer.
Ya zaten kalbimizde sevgi besleyelim.
Nefret ne ya? Hazreti İsa gibi konuşuyor.
Ama gerçek duygularım bu.
Merve ben kendimi aşko meşko kapattım diyenler evet çok incindiniz.
Arkada bir enkaz bıraktı o giden kişi belki ama o yüzden kendinizi koruma altına almak istiyorsunuz.
Anlıyorum işte aşka meşke kapalıyım derken ama kayıp olmadan değişim olur mu arkadaşlar?
Sadece biraz zaman gerekiyor.
Kayıp yaşamaktan kaçarak kendinize yaşamın olasılıklarını kapatıyorsunuz.
Bazen böyle çok kötü evlilikler yaşayan insanlarla karşılaşıyorum boşananlar.
Bir daha aşk mı evlilik mi tövbeler olsun falan diyorlar.
Niye diyorum ya? Niye herkesi aynı zannediyorsunuz?
Kapatmayın hemen kendinizi.
Hani şu olumsuz düşünceden bir çıkın diyorum.
Hani ben iyi bir insanım.
Kalbimi iyiliklere, güzelliklere açıyorum deyin.
Her ne olacaksa benim iyiliğime olsun deyin arkadaşlar.
Size sesleniyorum. Yani bir elma çürük çıktı diye komple elma sepetini çöpe mi atacaksınız?
Aptallık etmeyin. Siz Bihter Ziyagil'siniz.
Geçmişinize takılı kalmayın çünkü bu geleceğinizi kurutan bir şey.
Yeni bir ilişkiye başladığınızda o anda olamıyorsunuz.
Geçmişinize tutunmak o ilk eşinizden ya da sevgilinizden aslında size bilmeden öğretmeye çalıştığı dersleri öğrenene kadar siz yine benzer durumlar yaratmanızın kesin reçetesi.
Geçmişinize takılı kalmak.
Ben hayatımı hep kötü adamlara çekiyorum, kötü kadınlara çekiyorum diyorsanız bende sorun yok.
Onlar kötü diyorsanız onları neden sevdiniz?
Bunu bir düşünün. Belki babanıza benziyorlardı.
Belki annenize. Sevgiyi belki babanızdan alma şeklinizin aynısını size verdikleri için gidip aynı tip adamlara çekildiniz.
Önce bunu bir görmemiz lazım.
Hayatımızı bunları görmeden değiştiremiyoruz.
Tek suçlu o kötü adam değil.
O kötü kadın değil. Siz neden o kişiye aşık oldunuz?
Bunu bir düşünün. Siz neden bunca zaman onun istismarına sustunuz?
Neden buna izin verdiniz?
Gerçekten tek suçlu o adamlar mı?
O kadınlar mı? Yoksa biz almamız gereken...
dersi hala alamadık mı arkadaşlar?
Ya da belki de hayatımızdaki o kurban rolünden vazgeçmek istemiyoruz.
Yani önce ailede kurban sonra işte pek çok zor insanın kurbanı belki de bundan vazgeçemiyorsunuz.
Belki de yanlış insanla beraber olmayı yalnız olmaya tercih etmiş olabilirsiniz.
Bir de tabii beklentilerimiz var arkadaşlar.
İlişkide bizi mutsuz eden o beklentilerimiz.
Hani bir arkadaşım demişti ya bir podcastta söylemiştim.
Merve ben işte partnerimden her şeyim olmasını bekliyorum.
Anam olsun, babam olsun, kardeşim olsun, sevgilim olsun, eşim olsun değil mi?
İş hayatımdaki insan olsun diye böyle bir şey olabilir mi?
Bir insana bunca beklentiyi yükleyip hadi bakalım sen bütün bu rolleri yapman gerekiyor.
Yapamadın mı o zaman sen hatalısın.
Bunu demek ne kadar normal.
Duygusal, fiziksel, parasal, ruhsal, cinsel açıdan beni tatmin etsin.
Ha etmedi mi? Okey o zaman bu çok kötü bir ilişki.
Hadi hemen karayaslar bağlayalım.
Yani bu sizce ne kadar sağlıklı bir bakış açısı arkadaşlar?
Karşımızdaki insana mutluluğumdan sorumlu bakan muamelesi yapıyorum hayatımda.
Bu olabilir mi? Yani beklentilerimi bir insana yüklüyorum.
Onun her şeyim olmasını bekliyorum.
Kurtarıcı bekliyorum. Yani beklentilerimiz acaba bizi mutsuz etmiş olabilir mi bu ilişkinin içerisinde?
Bunu da bir düşünelim arkadaşlar. Altıncı yasaya geçtim.
Affetme yasası. Bunu çok anlattığım için uzatmıyorum.
Kalbinizi ve ruhunuzu özgürleştirmek için lütfen affetmeye çalışın.
Kendine affet bölümümü dinleyebilirsiniz.
Orada affetmenin aslında sandığımız gibi bir şey olmadığını anlattım uzun uzun.
Ve son olarak yaratma yasası arkadaşlar.
Bu yasa bizi geçmişe bağlı.
Altyazı M.K.
Ama önce gerçekten affetmemiz lazım.
O ağırlıktan kurtulduğumuz zaman o kara bulutlar dağılmaya başlıyor zaten hayatımızda.
Eşinize ya da partnerinize yürekten affetmediğiniz zaman bütün gücünüzü kendi ellerinizle ona teslim etmiş oluyorsunuz.
Bu tıpkı duygusal bir kozanın içinde sıkışıp kalmış bir kelebek gibi arkadaşlar.
Geçmişe sıkışıp kaldığımız zaman yapbozdaki o kendi parçamızı ortaya koymak ve onu tasarlanan yerine yerleştirmemiz neredeydi?
ise imkansız bir hale geliyor.
İşte ben böyle bir sonu hak etmemiştim vesaire.
Evet haklısınız hak etmemiştik ama bizi bekleyen yaşamı yaşamak için önce planladığımız yaşamı bırakmamız gerekiyor diyor Joseph Campbell.
Bazen olabileceğiniz kişi için olduğunuz kişiyi feda etmeye hazır olmanız gerekiyor arkadaşlar.
Çamurda kalma riski mi yoksa çiçek açma riski mi?
Sizce hangisi daha acı verici?
Merve ben şu an çok acı çekiyorum.
Evet bu çok normal.
Tabii ki ayrılık çok acı verici bir şey.
Yani insan resmen kabuk değiştiriyor o yoğun acı aşamasında.
Yani önceki kişiliklerimize taşıdığımız kabuğumuzu ardımızda bırakıyoruz değil mi?
Suçlama, kurban rolü de hissetmez, zehirli duygular.
Bunlarla yaşamayı da seçebiliriz ya da kabul ederiz, sorumluluk alırız, iç huzuru.
Bunları seçebiliriz.
Yani bırakmak, risk almak okey çok korkutucu, çok kabus görünüyor.
Bunun farkındayım ama. Bitmiş bir ilişkinin içinde kalmak çok daha acı verici arkadaşlar.
Tüm hayat enerjinizi, canlılığınızı çekip alan bir şey bu.
İçinizdeki okyanus böyle yavaş yavaş kuruyor değil mi bu ilişkinin içinde eğer böyle bir ilişki yaşıyorsanız.
Acı... Bize hala keşfedemediğimiz okyanuslar olduğunu gösteren ruhsal bir uyanma çağrısı.
Bilinen dünyanın dışına bir çıkış bileti aslında.
Ama şimdi geçmişimizin kabuğunu atma ve geleceğimizin zengin seçeneklerine uzanma zamanı.
Evet risk almak çok korkutucu biliyorum ama 10 sene 20 sene harekete geçmemek bence daha korkutucu.
O bir günü beklemek mi yoksa o günün bugün olduğunu bilmek mi?
Kaybınız, acınız, kafa karışıklığınız büyük.
Ama hiç hak etmediğiniz şeyler yaşadınız.
Kalbiniz belki paramparça.
O acınızı kendinizi iyileştirmek için kullanın arkadaşlar.
Kendinize zarar vermek için kullanmayın.
Bunu yapmayın. Alacağınız kararı kendiniz için en iyisini düşünerek alın.
Bugün yapacağınız seçimin geleceğinizi şekillendireceğini unutmayın.
Einstein'ın şu sözleriyle kapatıyorum bu bölümü.
Hayatınızı yaşamanın sadece iki yolu vardır.
Birisi hiçbir şey için mucize değilmiş gibi yaşamaktır.
Diğeri ise her şey bir mucizeymiş gibi yaşamaktır.
Umarım kendimiz için mucizeleri seçmeyi başarırız arkadaşlar.
Cambly Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Açıklamalardaki linkten 50 OSB koduyla 12 aylık aboneliklerde %50 indirim fırsatını sizde hemen yakalayabilirsiniz.
Bütün güzellikler sizinle olsun.
Yollarınıza kuşkonsun.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Beni hangi platformdan dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Instagram'a da bekleriz.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
