
Terappin Hakkında detaylı bilgi almak için: www.terappin.com
OSB20 koduyla ilk terapi seansın %20 indirimli * Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içerir*
Transkript
Terapin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Bu bölüm Atatürk'ün psikolojisi bölümünün devamı.
O kadar çok istediniz ki yapmasam olmazdı.
Bugün atamızın gençlik ve orta yaş psikolojisini anlatacağım sizlere.
Lafı uzatmayı hiç sevmiyorum.
O yüzden hemen başlıyorum.
İlk bölümü dinlemeyi unutmayın.
Atatürk artık gençlik döneminde yakışıklı, entelektüel bir delikanlı.
Manastır'da şair olmak gibi bir gayesi var biliyorsunuz ama öğretmenleri vazgeç bu sevdadan diyor.
Aslında yeteneklerinin de farkında, yeteneksiz olduğu alanların da farkında.
farkında. Fransızcaya da çok ilgisi var ama Fransızca öğretmeni bu dili öğrenemediği için onu çok sert bir şekilde uyarıyor.
Bu noktada pes etmiyor bakın mesela çabalarını ikiye katlıyor.
Hani şairlikte pes etti ya burada onu yapmıyor.
Zaten pes etmek onun lugatında yok biliyorsunuz.
Öyle bir şey yok. Duygusal anlamda şöyle hiç kimseye bağlanmadan kovalayan olmaktan çok kovalanan pozisyonunda aşk hayatında böyle gidip geliyor.
Harbiye Mektebi'ne baktığımız zaman 2.
yılını 460 60 kişilik sınıfta 20.
olarak tamamlıyor. Üçüncü yılını ise 459 kişilik sınıfta 8.
olarak tamamlamıştır.
Halbuki daha önce de belirttiğim gibi onda daima birinci olma hevesi var.
Bunu hep söylüyorum. Hayran kalınma isteği çok yoğundur.
Hayatı boyunca bunu yaşıyor.
Ve bu süreçte geceleri uyuyamıyor.
Depresyon benzeri belirtiler yaşadığı söylenir.
İstanbul zaten hiç kimseyi tanımadığı yepyeni bir şehir.
Böyle sıfırdan bir hayat kurmuş gibi düşünün.
İhtiyaçlarının kolayca karşılanmaması bu süreçte İstanbul'da öz saygısına ağır bir darbe indiriyor.
Bir de önceki bölümde bahsettiğim üzere kendisine ilgi gösteren ideal bir baba arayışı var Atatürk'te ve kurtarıcı onarıcı fantezisi olduğunu anlatmıştım.
İşte bu ideal baba arayışında Şam'a gönderildiği süreçte aklına düşen biri var Şükrü Paşa.
Kendisi Selanik'te topçu müfettişi ve Atatürk böyle Şam'dan kurtulmak istiyor bir an önce ve ona bir mektup yazıyor.
Şükrü Paşa da Selanik'e gelirse ona bir şekilde yardım eli uzatabileceğini söylüyor.
Atatürk Suriye'den bir an önce kaçma derdinde olduğu için orası onu boğuyor çünkü.
Bin bir zorlukla Selanik'e sağ salim bir şekilde varıyor ve fantezilerinde idealleştirdiği ideal baba olarak gördüğü Şükrü Paşa onu çok sıcak karşılıyor.
Böyle bir babadan beklenebilecek her türlü yardımı...
Yapıyor yani Atatürk'ün düşüncesi bu.
Fakat Atatürk Şükrü Paşa'nın yanına geldiği zaman yaveri aracılığıyla kendisi için yapabileceği herhangi bir şey olmadığını iletiyor.
Kendisini görmek bir yana adını bile anımsamamış.
Yani öyle büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor ki öyle büyük bir hezimet.
Bir de üstüne kendisini bir daha rahatsız etmemesini söylüyor.
Rahatsız etmesin beni diyor Şükrü Paşa.
Bu olay şüphesiz Atatürk'ün ruhunda derin bir yara açmıştır.
figürünü dışarıda aramak yerine kendi içinde geliştiriyor.
Yani onu Atatürk yapan detaylardan biri de bu.
Derken tarih sahnesinde Enver Paşa beliriyor.
Atatürk'ün gençlik yıllarında belki de en kıskandığı kişidir Enver Paşa.
Oldukça karizmatik bir lider olarak görülen bir isim.
İnsanlar yeni doğan bebeklerine onun adını koyuyorlar.
Her yere Enver Paşa'nın resimleri asılıyor.
Yani Mustafa Kemal'in adı bilinmezken ortada Enver Paşa var.
Zeki, çok parlak bir adam ve çok iyi bir örgütleyici.
Aynı zamanda mükemmel bir binici ve çok cesur bir adam.
Hiç yorulmadan saatlerce çalışabiliyor.
Görüntüsüne de Atatürk kadar önem veren titiz birisi.
Aynı zamanda dindar bir adam.
Savaşa giderken cebinde hep böyle Kur'an taşırmış.
İçkisi sigarası yok ama...
Gel gör ki Mustafa Kemal'den biliyorsunuz ki hiç haz etmiyor.
Enver Paşa da ondan haz etmiyor.
Onun ittihat ve teraki cemiyetinde önemsiz bir pozisyona getirilmesinde tabii ki onun parmağı var.
Enver Paşa'nın Atatürk'ü kıskandığı zaman dilimine bakarsak özellikle Çanakkale zaferi sonrasıdır.
Onun evveliyatında pek bir şey yok.
Neyse Enver'in başarısına rağmen Mustafa Kemal hep böyle içinde bir yerlerde bir gün onun imparatorluğa çok büyük bir zarar vereceğine inanıyor.
yine atamızı yanıltmıyor.
Sarıkamış'ta 90 bin askerimiz soğuktan donarak şehit oldu.
Onun hırsları yüzünden Enver Paşa'nın.
Mustafa Kemal bu süreçte gittiği her yerde bir gün padişahtan daha büyük olacağını söylüyor arkadaşlar.
Bu önemli bir detay. Bir gün padişahtan daha büyük olacağım diyor.
Enver ondan kurtulmak istiyor.
Libya'ya gönderiyor. Neler yapıyor biliyorsunuz.
Adeta siyasi bir sürgün onun için Libya.
Sonra işte Sofia'ya gönderiyor.
Sofia'ya gitmeden önce de Makedonya'da savaş patlak veriyor ve ailesine İstanbul'daki Akaretler'deki 76 numaralı binayı yerleştiriyor Atatürk.
Aileye o süreçte yeni bir üye katılıyor arkadaşlar.
Abdurrahim isimli küçük bir oğlan.
Bu çocuk Atatürk'ün isteğiyle evlat edinilmiş ve annesine emanetimdir diye takdim etmiştir Abdurrahim'e.
Mustafa Kemal ona oğlum diye hitap ediyor.
Zübeyde Hanım ise oğul diye hitap ediyor.
Psikolojik anlamda önemli olan şu Mustafa Kemal'in üvey babası artık Artık yok bu noktada annesinin yaşamından çıktı.
Mustafa Kemal'in annesiyle yeniden birleşmesi ve Abdurrahim'in o aralarındaki bağın bir sembolü oluşu var burada.
Çünkü Zübeyde Hanım yeniden yeni ve canlı bir çocuğa kavuşmuş oluyor.
Ve artık küçük Mustafa'nın kronik yas ve kaygı içindeki genç annesinin yerini kim alıyor?
Son derece otoriter ve aşırı korumacı bir kadın alıyor.
Zübeyde Hanım bu noktaya geliyor.
Yaşında yaşadığı kayıpları anlatmıştım.
Size kaygılarını anlatmıştım.
O yüzden her ilişkiye dikkat ederek böyle bir denetim altına almak istiyor her şeyi.
İlişkilerinde ritüeller geliştirme yoluyla bir uyum sağlamaya çalışıyor ve her şey dediğim gibi kontrol altında.
Ve aynı şekilde bu ritüeller her şey yinelenirse kayıpların da önlenebileceğini düşünmüş olabilir.
Mustafa Kemal annesine yeni ve canlı bir çocuğu emanet ettikten sonra ritüelleşmiş bir veda şekliyle evden ayrılıyor bu süreçte.
Hep böyle annesinin elini öpermiş evden çıkmadan önce ama son dönem artık yanağını da öptüğünü söylüyorlar.
Dediğim gibi bir ritüel var burada sürekli tekrar edilen bir şey.
Ve evden ayrıldıktan sonra...
Annesinin asla istemediği modern bir ortam ve onu psikolojik olarak boğmayan kadınlarla ilişki kurduğunu görüyoruz Atatürk'ün.
Sosyal yaşamına baktığımız zaman batılılaşmış Türk kadınları ve Avrupalı kadınlar arasında bambaşka biri oluyor.
Madame Corin eminim duymuşsunuzdur.
Onun için yeri çok ayrı.
Yıllarca Madame Corin ile mektuplaşıyorlar, görüşüyorlar.
Paris konservatuvarından mezun.
Oldukça başarılı bir piyanist.
Üç dil biliyor. Şiir, edebiyat, müzik bilgisi de oldukça geniş.
Bir de Bulgar generalin kızı Dimitriyana var.
Namı diğer Mithi.
Atatürk için çok önemlidir Mithi.
Büyük aşk. Sofya'da kaldığı dönemdeki aşkıdır Mithi.
Sofya'da geçirdiği süre onun aslında Batı dünyası ile Osmanlı dünyası arasındaki o farkları yakından incelediği bir dönem.
Ve kendi iç dünyasının, sosyal yaşamının ufuklarını...
daha da genişletmesi açısından Sofia oldukça önemli bir lokasyon ve önemli bir dönem bu süreç.
O dönemde Sofia ve Bulgar yönetici kesimi yüzünü batıya çevirmiş ve Avrupa'yı örnek alıyor.
Atatürk de oradaki kadınları görüyor.
Türk kadınının da böyle özgür olmasını arzuluyor.
İçten şey böyle bir arzusu var küçüklüğünden beri.
Bir de dikkat çekmeyi çok sevdiğini biliyoruz Atatürk'ün.
Sofia'da düzenlenen maskeli bir balo var.
Buraya yeni çeri kostümüyle gitmiştir.
E ne niyetle öyle? gittiğini bilmiyoruz ama Yeniçeriler biliyorsunuz ki Balkanlardaki Hristiyan nüfusundan devşirme sistemiyle Müslüman olan askerlerden oluşuyor arkadaşlar.
Belki Osmanlı ile böyle Batı dünyası arasında bir köprü gibi görmüş olabilir kendisini.
Dediğim gibi Sofya'da aşık olduğu generalin kızı Mithi onunla büyük bir aşk yaşıyorlar ama kavuşamıyorlar.
Çünkü general diyor ki kızımı bir Türk'e vermektense kafamı keserim daha iyi.
Yani bir talip olarak reddedilmek tabii ki özgüvenini çok sarsıyor ama karamsarlığa kapılacak bir zaman diliminde değil.
Çünkü Birinci Dünya Savaşı patlıyor o süreçte.
İstanbul'a geri dönüyor, Sofya'dan ayrılıyor.
Gelibolu'da kahraman oluyor sonra.
Dimitriyana'ya ne oldu Merve diye merak edenler.
Atatürk yine ara ara Sofya'ya gitmiş.
Dimitriyana bir hukukçu ile evleniyor ya da evlendiriliyor orasını bilmiyoruz.
Eşi daha sonra mebus oluyor, üç çocukları oluyor ama Dimitriyana yani namı...
değer Mithy. Atamızı asla unutmamıştır, unutamamıştır.
Hep gazetelerden, dergilerden onun fotoğraflarını kesip biriktirmiş hayatı boyunca.
En başta İstanbul'a kaçıp yanına gitmeyi de düşünmüş ama Bulgar cephesi çöktüğü için ziyareti engellenmiş ve bu aşk da bu şekilde yarım kalmış.
Dimitriyana ölmeden bir gün önce Atatürk'ü rüyasında görüyor.
Yani öyle bir aşk bu. Atatürk hep ne demiş biliyor musunuz?
Gençliğimi Sofya'da bıraktım.
Bir kızı sevdim ama bana vermediler demiş.
Bir gün otururlarken Dimitriyana'ya kadın erkek eşitliğinden bahsediyor.
Seçme ve seçilme hakkı.
Kadınların her... türlü özgürlüğü olmalı diyor.
Dimitriyana da şaşırıyor tabii ve diyor ki bu Avrupa'da bile yok.
Türkiye'de ne zaman olur diye soruyor.
O da çok yakında diyor.
Hem de çok yakında. Kadınlar yeniden doğuracaklar kendini diyor atamız.
Kendini yeniden doğurmak ne kadar anlamlı bir söz.
Merve bunu yapmayı inan ki ben de çok isterdim ama şu anda psikolojim buna el vermiyor diyenlerdenseniz size harika bir haberim var.
Beklenen o Kodla geldim arkadaşlar.
Terapin %20 indirim kodu.
Kodumuz OSB20.
Bu kodla ilk terapiniz %20 indirimli olacak.
Eğer aramıza yeni geldiyseniz terapin nedir diye soruyorsanız OSB takipçilerinin en sevdiği online terapi platformu.
Terapinden terapi alıp hayatına ciddi anlamda kalite katan daha anlamlı yaşayan bir sürü takipçilerim var.
Muhteşem geri dönüşler alıyorum ve çok mutlu oluyorum.
İyi ki öneriyorum. size terapine.
Terapinde 300'e yakın uzman klinik psikolog var ve 6 farklı kategoride bizlere online terapi desteği sunuyorlar.
Diyelim ki eşinizle aranızda çok büyük problemler var.
Bağlanın terapine, uzman çift terapistine bağlanın online.
Size farklı bir pencere açsın.
Sorunlarınızı bir uzman gözüyle görün ve değerlendirin.
Çift terapisi alıp gerçekten evliliğini kurtaran pek çok insan gördüm, tanıyorum.
Lütfen bunu bir deneyin.
Yani işi uzmanına anlatın.
Eşinizle dostunuza değil uzmanlarına anlatın önce.
Çocuğunuzda sorun yaşıyorsanız ergen ya da küçük çocuk bağlanın terapine bir uzmandan destek alın.
O size yol göstersin.
O çocuğun o davranışının altyapısına inin beraber.
Gerçekten önünüzde başka pencereler açılacak.
Cinsel hayatınızda sorun yaşıyorsunuz diyelim.
Utanıyorsunuz kimselere anlatamıyorsunuz.
Cinsel terapi alın. Evinizden online bağlanın.
Ne sorununuz varsa mahremiyet çerçevesinde bir bir anlatın.
Yani isterseniz başka bir isim.
ne de katılabiliyorsunuz anonim olarak terapiye.
Dilerseniz kapalı kamerayla da görüşme yapabiliyorsunuz.
Yani maksat tamamen sizin iyi hissetmeniz.
Emer ve bu devirde terapi almak dünyanın parası.
Hayır terapinde böyle değil çünkü uzmanlar fiyatlarını kendileri belirliyor.
E Merve ben aile evinde kalıyorum nasıl online bağlanayım?
Mahremiyetim mi var?
diye soruyorsanız terapinden 7.24.
Dilediğiniz her saat hizmet alabilirsiniz arkadaşlar.
İnternetinizin olduğu her yerde terapi alabiliyorsunuz terapinden.
Hiçbir filtreye ihtiyaç duymadan anlaşıldığınızı hissetmenin huzuruyla dilediğiniz konuda.
Aradığınız destek tabi ki terapimde.
Anlaşılmak inanın size de çok iyi gelecek.
Hani derler ya insan anlaşıldığı yerde...
Ben de kendimi anlamak ve anlaşılmak istiyorum, çiçek açmak istiyorum diyenler bize özel indirim kodumuz OSB20.
İlk terapiniz dediğim gibi %20 indirimli olacak bu kodla.
Açıklamalardaki linke tıklayarak terapini daha detaylı inceleyebilirsiniz.
Hadi devam edelim. Şimdi Çanakkale Savaşı'na gidiyoruz.
Biliyorsunuz burada Atatürk askeri sezgisini ve anlayışını ortaya koydu ve çok isabetli bir karar verdi.
İtilaf devletlerinin Çanakkale boğazının Asya yakasından geleceğini düşünüyordu.
Ama Atatürk'e göre düşman ihraç teşebbüsünde bulunursa iki noktadan buna teşebbüs edecekti.
Biri Seddülbahir.
Diğeri de Kabatepe'ydi.
Yani Arıburnu.
Öyle de oldu zaten ama olaylar gelişirken ne oldu?
Mustafa Kemal, Liman Volsanders'in fark etmediği bir şeyi fark etti.
Congbayırı ve Kocaçimen Tepesi, Gelibolu Yarımadası'nın güney tarafını tutmak için kilit noktalardı ve karargâhtan gelecek emirleri hiç beklemeden İngiliz kuvvetlerinin ilerleyişini durdurmak
üzere Congbayırı'na doğru yola çıktı.
Kendi kişisel kararıyla.
Yani savaşta böyle bir tavır sergilemek gerçekten çok uç bir şey.
Mustafa Kemal bu tavrını yani tereddütsüz ve otoriter bir biçimde hareket edişini kendine karşı duyduğu güvenden alıyor değil mi?
Abartılı kendine güven duygusunu anlatmıştım size.
Çocukluk ortamında istediği anneliği yeterince bulamadığı için bunu psikolojik bir savunma uyum olarak geliştiriyor.
Ve daha sonraları ne diyor?
Ne annemden ne başkalarından.
Nasihat almayı hiç sevmem diyor Atatürk.
Bu noktada çocuklukta uyum ve savunma olarak geliştirdiği o karakter yapısının neyini görüyoruz?
Erişkin yaşamında artık üstün zekasını ve akılcı düşünce tarzını da içine alan liderliğinin bir parçasına dönüştürdüğünü görüyoruz değil mi arkadaşlar?
Bu arada kendine güven demişken savaş esnasında çözümü bölgedeki bütün güçlerin tek bir komuta altında toplanması olduğunu düşünüyor Atatürk.
Ve bunu duyan Liman Vonsonders alaycı bir şekilde tüm kuvvetlerin diyor size verilmesi çok gelmez mi diyor alaycı bir şekilde.
O da hiç istifini bozmadan az gelir diyor.
Özgüven budur.
Nihayetinde ne oluyor? Bütün birlikler onun komutasına veriliyor.
Bu uzun savaş sırasında Mustafa Kemal'in kendi ölümsüzlüğüne olan bilinç dışı inancını pekiştirecek bir olay oluyor.
İlk bölümü dinleyenler... Ölümsüzlük olayını biliyor zaten.
Biliyorsunuz göğsünün sol tarafına bir şarapnel isabet etti, vuruldu.
Ama göğüs cebindeki saati sayesinde bundan kurtuldu.
Yani ölümden kurtuldu.
Ve o parçalanmış saati Limon Monsenders'e hediye etti.
O da kendi saatini ona verdi gözyaşları içinde.
O saat aslında onun ölümsüzlüğünün kanıtı gibiydi adeta.
Küçük Mustafa'nın ölümsüz olup yaz tutan annesi Zübeyde Hanım'ı onarma fantezisinden bahsetmiştim size.
Gelibolu'da kalbine bir kurşun isabet ettiği halde ölmemesiyle aslında ne oluyor?
Gerçekleşmiş bilinç dışı fantezi dediğimiz şekle dönüşmüş olduğunu düşünebiliriz burada.
Ve böyle bir durumda gerçekle fantezi birleşir.
Yani bu olay Mustafa Kemal'in kendine güvenini arttırmasına çok önemli bir rol oynuyor.
Kendine güvenini arttırıyor.
Küçük Mustafa'yı ileride Atatürk yapacak olan Gelibolu'da bir mucize sonucu ölmeyip yaşamına devam etmesi.
Yani iç yapısını pekiştirdiği halde bu olay tabii ki hemen böyle yaşama şeklini hemen değiştirmiyor.
Pekiştirmiş olduğu o iç yapısını yaşamın önüne çıkartmış olduğu olaylarda test edip sınaması gerekiyor.
O yüzden dönem dönem yine eski tutumlarına döndüğünü görüyoruz.
Yani nedir eski tutumu?
Yaz tutan anneyi onarma.
Ve idealleştirilmiş baba ve anne figürlerini arama uğraşlarına dönüyor zaman zaman.
Ve en sonunda ne oluyor? Kendisi Türkiye için idealleştirilmiş baba ve ana oluyor.
Halk tarafından böyle algılanıyor.
Bu sürece kadar bu devam ediyor.
Mustafa Kemal'in Gelibolu'dan iki kadına yazmış olduğu mektuplar var.
Ve bu mektuplarda onun iç dünyasının yankılarını aslında görebiliyoruz bir nebze de olsa.
Biri Sofya'dayken tanıştığı bir hemşire.
Ona Almanca ve Fransızca eğitimi de yardım etti.
etmiş Anne Hildegard.
Diğeri ise Corin. Yani iki kadını da yazdığı mektupların ortak yanı onların takdirini ve onayını kazanma arayışı.
Bu mektupların ortak yönü bu.
Onun büyüklüğü ve kahramanlıklarını görecek.
Yaz tutmayan Kaygısız anneler yani anne adayları tarafından sevilmek.
Onların kendisiyle gurur duymasını sağlama isteği.
Mektuplarda ortak göze çarpan detay bu.
Bir de Corinne yazmış olduğu bir mektupta şöyle bir detay var.
Demiş ki çok şükür askerlerim pek cesurlar ve düşmandan daha dayanıklılar.
Bundan başka hususi inançları çok defa ölüme sevk eden emirlerimi yerine getirmelerini çok kolaylaştırıyor.
Onların hususi inançları.
Fil hakika onlara göre iki semavi netice mümkün.
Ya gazi ya şehit olmak.
Bu sonuncusu nedir bilir misiniz?
Dosdoğru cennete gitmek.
Orada Allah'ın en güzel kadınları, hurileri onları karşılayacak ve ebediyen onların arzusuna tabi olacaklar.
Yüce Saadet demiş mektubunda.
Burada aslında annesinin öteki dünya, ahiret inancının bir yansıması var.
Annesi biliyorsunuz çok dindar bir kadın.
bilinç düzeyinde kendisinin de aynı inançlara sahip olduğunu kabul etmiyor.
Bunun yerine görüşlerini ne yapıyor burada?
Yer değiştirmeyle İslam'a bağlılıkları konusunda daha açık olan askerlerine mal edebildiğini düşünebiliriz bu noktada.
Gelibolu'ya kadar Mustafa Kemal'in psikolojik yapısı, onu böyle idealleştirebileceği, o abartılı kendilik kavramını korumasına yardımcı olacak şekilde ona büyük hayranlık duyacak insanlar aramaya
itiyor onu. Evet Gelibolu onu en sonunda kahretsin.
Raman yaptı ve belki ölümsüzlüğe olan inancını doğruladı Gelibolu.
Fakat hala sahnenin ortasında bir numara olma isteği tam olarak gerçekleşmemişti.
Corinne yazmış olduğu bir mektubu Chateaubriand'ın şu dizeleriyle sonlandırmış atamız.
Ya hiç doğmamış olmak ya da hiç unutulmamak isterdi.
Demiş. Beni daha önce dinlediyseniz yani ilk Atatürk bölümünü onun unutulmakla büyük bir derdi olduğunu en büyük korkusunun bu olduğunu anlatmıştım size.
Ve yine en korktuğu şeylerden biri ikinci sınıf görülecek biri olması.
Ve buna kesinlikle tahammülü yok.
Her zaman dediğim gibi bir numara olması gerekiyor.
Mesela bir gün Pera Palas otelinde kalırken bu otele sık sık yabancı subaylar geliyor.
Ve artık öyle bir noktada ki insanlar kendi topraklarında ikinci sınıf biri gibi hissediyorlar Atatürk'ten.
İngiliz işgal kuvvetleri komutanı General Harrington'ın da aralarında olduğu bazı İngiliz subaylar Mustafa Kemal'i görünce Pera Palas Oteli'nin salonunda etrafındakileri hemen onun kim olduğunu soruyorlar.
Herkes diyor ki Gelibolu'da ün salmış Mustafa Kemal.
Hemen bir haber gönderiyorlar.
Onu masalarına davet ediyorlar.
Ve Mustafa Kemal ne diyor biliyor musunuz?
Buralarda ev sahibi olan biziz.
Kendileri misafirdirler.
Onların bu masaya gelmeleri gerekir diyor ve gitmiyor.
Yani buradaki olay şu.
Sadece kendini değil vatanını.
İnsanlarını da yüce görüyor.
Kendisi gibi dikkat edilseniz.
Bizler onun uzantısıyız.
Kendini değerli gördüğü için bizi de değerli görüyor.
Bizler de her zaman birinci sınıf olmalıyız onun için.
Birinci sınıf vatandaşlar.
Gelelim yeniden doğuşa arkadaşlar.
19 Mayıs Samsun'a gidiyoruz.
1927'de Cumhuriyet Halk Partisi'nin kongresi sırasında yakın geçmişteki icraatların hesabını ulusa verme amacıyla yapmıştı bu konuşmayı.
36 saat süren ünlü bir konuşma.
19 Mayıs'ının 19. günü Samsun'a çıktım diye başlar bu konuşması.
Psikolojik açıdan Mustafa Kemal yeniden doğuyor burada.
Bu defa bilinç dışı fantezisi bilincindeki anneyi değil vatanı onarmak ve kurtarmak olarak beliriyor.
Ve 1936'da duygularını ve tarihini iç içe geçirerek gerçek kılmak için ne yapıyor?
Doğum tarihini resmi olarak 19 Mayıs yapıyor.
Doğum çoğu zaman rüyalarda Denizden çıkış olarak temsil edilir arkadaşlar.
Deniz yoluyla Samsun'da karaya çıkan gerçekten de Mustafa Kemal artık o zamana dek ara sıra yaptığı gibi dış dünyada yaz tutmayan bir anne ya da idealleştirilmiş bir baba
imajı aramıyor. Zaten tarihte onun bu imgeyi kendi içinde geliştirdiğini gösteriyor bize.
Yeni doğan çocuk Atatürk olarak büyüyor ve Gelibolu'da gerçekliğe bürünmüş olan o ölümsüzlüğünü Şimdi gerçekten içine yerleştiriyor ve kurtarıcı olarak kaderi, kendilik
kavramı ve diğerlerinin onu algılayışı arasında tam bir uyum oluşmasını sağlıyor.
Şimdi biraz özel hayatına gidelim.
Fikriye'den bahsedeceğim size.
Mustafa Kemal'in üvey babası tarafından akrabası biliyorsunuz Fikriye Hanım.
Fikriye, Mustafa Kemal'i kahraman tapınmasının bir nesnesi haline getiriyor.
Yaşamındaki en büyük amacı...
Onu mutlu etmek ve Mustafa Kemal de kendisine böyle hiç eleştirmeden tapan birini bulduğu için oldukça memnun.
Arkadaşları da kısa sürede onu nazik bir ev hanımı olarak görmeye başlıyor.
Çankaya'ya taşındıkları vakit Mustafa Kemal Fikriye için bir piyano getirtiyor.
Yani bu hiç kuşkusuz bilinçli ya da bilinç dışında onun da aslında batılılaşmasını teşvik ediyor diyebiliriz.
Ekolojik bakımdan Fikriye, Colin ve Miti gibi Mustafa Kemal'in aradığı o çocukluk annesinin tam tersi olan modern ve idealleşmiş kadını temsil etmiyor değil mi?
Daha geleneksel bir geçmişi var Fikriye'nin ve Mustafa Kemal'in arzu ettiği o onarılmış kadın imgesine oldukça da uygun onarılmaya, kurtarılmaya ve modernleşmeye devam edecek bir kadın.
Fikriye ona evlilik ima ettiğinde O da diyor ki ben zaten Türk ulusuyla evliyim değil mi?
Ve kendini Türk ulusunu onarmaya daha çok yönlendiriyor.
Fikriye'yi bekleyen çok büyük bir trajedi var biliyorsunuz intihar etti.
Mustafa Kemal askeri yaşamındaki ve siyaset alanındaki başarılarını maalesef özel yaşamına gösteremiyor.
Kadınlarla olan ilişkisinde çocukluğundaki o anne ile olan ilişkilerini bir şekilde tekrarlamaya devam etmiş.
Latife hanımla olan evliliği de zaten mutlulukla sonlanmadı.
Aralarında tam anlamıyla bir yakınlık.
yok. Genelde vaktini eşiyle dostlarıyla geçiriyor Atatürk.
Latife Hanım onun alışkanlıklarını değiştirmeye çalışıyor.
İçki alışkanlığını en başta değiştirmeye çalışıyor.
Ve bazen ona o kadar çok sinirleniyor ki herkes yemekteyken işte Atatürk'ün arkadaşları, önemli insanlar hepsi yemekteyken sofrayı terk ediyor.
Üst kata çıkıyor. Ayaklarını böyle topukla yakıp ise yere vura vura öfkesini gösteriyor.
Yani herkes utanıyormuş öğlenlerden.
İnanılmaz kıskanç zaten.
Bunu duymuşsunuzdur. Mustafa Kemal onunla evlenmekte hata yaptığını bile söylemiştir yakınlarına.
Evinde huzur olmadığını zaten biliyoruz.
Herkes ona paşam diye hitap ederken o herkesin içinde onu azarlayan bir ses tonuyla bağırıyor.
Kemal diye bağırıyor ve emirler yağdırıyor.
Bir gün hatta yavru köpekle oynuyor Atatürk.
Yanlışlıkla Latife Hanım'a dönüp diyor ki Fikriye diyor bak ne güzel oynuyorlar.
Ve ondan sonra çok büyük bir kavga çıkıyor zaten.
Yataklar ayrılıyor. Evlilik 2 yıl, 6 ay, 4 gün sürüyor ve bitiyor.
Psikolojide ikinci bakış adı verilen bir olay var arkadaşlar.
Psikanalizden geçmekte olan birçok kişi çocukluk ya da gençlik travmalarını tekrar gözden geçirirken ansızın bu travmaların yaşandığı yerleri ziyaret etmek isteyebilir.
İkinci bakış dediğimiz bu ziyaret aslında kişinin eski anılarını ve Bunlarla ilişkili olan duygularını bir kez daha gözden geçirip kişisel yaşam öyküsünü gerçeklerle karşılaştırmasına, onları
bir düzene sokmasına ve iç dünyasındaki o çatışmaları hafifletmesine yardım ediyor.
Mustafa Kemal 1924'te İstanbul Boğazı'ndan geçiyor ama İstanbul'a ayak basmıyor.
1 Temmuz 1927'de Mustafa Kemal İstanbul'dan ayrıldıktan 8 yıl sonra Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini, Harbiye Mektebi'ni, Anneye karşı olan o karşıt
duygularını, ideal baba arayışını, Kore'nin desteğini, Enver Paşa ile olan rekabetini, anneden ayrılışını, bilinç dışı kurtarıcı ve bir numara olma fantezilerine uygun bir şekilde
Samsun'a doğru yola çıkışını ve tüm bu durumlarla ilgili duygularını ziyaret ediyor aslında.
Mustafa Kemal'in İstanbul hakkında söyledikleri aslında bu şehrin iç dünyasında çeşitli psikolojik imgeleri ve süreçleri temsil ettiğini açıkça bize gösteriyor.
Önce size Tevfik Fikret bölümü yapmıştım hatırlarsanız fiziği özel bölümü orada dinleyebilirsiniz.
Atatürk'ün en sevdiği şiirlerden biri Tevfik Fikret'in Siz şiiri demiştim.
Ben de çok severim o şiiri.
Siz şiirinde şair İstanbul'dan nasıl bahsediyordu?
Bin koca es gitmiş.
Doğunun yaşlı kraliçesi diyor değil mi İstanbul için?
Tevfik Fikret'in kraliçeye yönelik bu algısı psikanalistlerin gözünden bakacak olursak iyi anne kötü anne bölünmesi dedikleri kadınların ya tamamıyla saf ya da duygusal olarak boğucu
görüldükleri bu duruma uyuyor.
Mustafa Kemal'in 8 yıl İstanbul'a ayak basmamasının nedenleri arasında bu şehrin İstanbul'un çocukluk ilişkilerine kadar uzanan bir takım anılarından kendisine psikoloji...
Teorik olarak uzak tutma isteği de Bir de şunu biliyoruz Mustafa Kemal'in çok sayıda kız çocuğunu evlat edindiğini duymuşsunuzdur.
Evlat edinme isteğinin altyapısında yatan yeni Türkiye kimliğinin oluşumu ile ilgili olduğunu düşündüğümüz psikolojik süreçler.
Kendi elleriyle biçimlendirme yönünde bir ilgisi var Atatürk'ün.
Yaşama henüz yeni adım atmış birine duyulan yaratıcı anaç duyguları var ki Sabiha Gökçen de bunu desteklemiştir.
Onun kız çocuklarına hem annelik hem babalık yaptığını söylüyor.
Mustafa Kemal'in çocukluk ortamındaki o yaslı anneyi onarma fantezisi onun yalnızca tarih sayfalarına giren faaliyetlerinde değil kişisel yaşamında kızları evlat
edinme durumunda da görülebilir.
Bu kızlara karşı gösterdiği ilgi onlarla kurduğu iletişimde aslında çocukluğunun anne çocuk ilişkisini yeniden yaratıyor ve yeni yaratılan ilişkide yası silmek var ve yeni Türkiye
'nin kadınlarını modernleştirmeye çalışıyor.
kızları geliştirmeye çalıştığı yeni Türk kimliğinin simgesi olacaklar ve yükselecekler çünkü.
Bu arada Mustafa Kemal'in pek çok okulu ziyaret ettiğini biliyoruz değil mi?
Bir sürü fotoğrafı var böyle işte tahtaya bir şeyler yazarken falan baş öğretmen diyoruz hatta.
Bu da Şemsi Efendi ile yapmış olduğu öğretmeniyle yapmış olduğu bilinç dışı özdeşim olabilir arkadaşlar.
Böyle bir halkın öğretmeni olma, halkı modernleştirmeye yöneltmek hep bunlar var.
Karşılaştığı insanları çoğu kez...
Özlü sınavlara tabi tutuyor.
Psikolojik açıdan buna bakacak olursak sınavı geçenler aslında bir bakıma Atatürk'ün yüceltilmiş çocukları oluyor ve daha da önemlisi liderin içinde geliştirdiği ideal anne ve babalık görevlerinin
başarıyla yerine getirildiğini gösteriyorlar bu sınavı geçenler.
Şöyle toparlayacak olursak Atatürk liderlik uğraşılarını, askerlik ve siyasetteki başarılı çalışmalarını özel yaşamındaki olaylardan ayırabilen bir kişiliğe sahip genel olarak.
Özel yaşamında çocukluk olaylarının ve bilinç dışı fantezilerinin etkisinin altında yaz tutan anneden ayrılma, anneyi kurtarma ve onarma, ölü kardeşleri psikolojik olarak diriltme, ölümsüz
olma, en önemlisi anneyi onarma ve ideal baba arama yerine kendisini bir anne ve baba olarak yetiştirme var.
Birçok kişiye sanki onların ebeveynleriymiş gibi davranma, halkın öğretmeni olarak çalışma ve bir numara olma uğraşları var.
Bazen çok olumlu bazen de olağan dışı şekillerde ortaya çıkabiliyor gördüğünüz gibi.
Bu olaylar hem yeni Türkiye'nin hem de yeni Türk kimliğinin yaratılışına yardım ediyor.
Hem de iç dünyasında olup bitenlerin aslında bir ifadesi.
1937'de atamızın siroz dolayısıyla kaşıntıları artıyor.
Baş ağrıları, solgunluğu, sinir kat sayısı artıyor ama bütün bu belirtileri küçümsemeye kalkıyor.
Kanayan burnunu işte pamuk koyarak geçiştirmeye çalışıyor.
Hani gidermek için merhem kullanıyor.
Adeta burada yaptığı şey fiziki belirtileri küçümsemek.
Belki de iç dünyasında artık kurtarıcı ve onarıcılığa devam edemeyeceğini hissetmiş de olabilir.
Son günlerinde artık biliyorsunuz karnından su çekilmeye başlanmıştı.
Dostu Ali Fuat ona cesaret verici sözler söylüyor bu süreçte.
O da diyor ki avutmaya çalışıyorsun ama nafile insan.
Gerçeği olduğu gibi görmeli.
Öyle söylemiş. Tek bir gerçek var.
O da Atatürk'ün bu ülkenin başına gelmiş olan en güzel şey olması.
Ölümsüz Atatürk'ümüzün sözleriyle kapatalım bu bölümü.
Ne demişti? Bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur.
Beni hatırlayınız. Her hatırlama bir buluşmadır derler.
Bugün onunla buluştuk arkadaşlar.
Burada olan, sesimi duyan herkes onunla buluştu.
Terapin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Online terapi almak isteyenler için bize özel indirim kodumuz OSB20.
Bu kodla alacağınız ilk terapi seansı %20 indirimli olacak.
Kendini anlamak ve anlaşılmak isteyenleri terapine davet ediyorum.
Beni nereden dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Kendinize iyi bakın. Bu hafta pazartesi, çarşamba ve cumartesi tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
