
Atatürk’ün Giyimi Bize Ne Anlatıyor? Bir Babanın Mirası
17 Haziran 2026 · 22 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
SARAR, Babalar Günü’nde “Tanıdığımız Baba Şıklığı” sloganıyla, babalar için özel hediye seçenekleri sunuyor.
Babalar Günü’ne özel bu bölümde, Mustafa Kemal Atatürk’ün moda anlayışı ve şık duruşunu konuşuyoruz.
Terzisiyle kurduğu özenli ilişkiden kendi kıyafetlerini tasarlamasına, zamansız stil anlayışından karizmatik duruşuna,
Zarafetinden tanıdığımız baba şıklığına kadar kendisinden hala ilham almaya devam ediyoruz.
Babalar için en özel hediye seçenekleri için Sarar mağazalarını ziyaret edebilirsiniz.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
“Kendimi Nasıl İyileştiririm?” kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Yeni kitabım "Hikayeni Yeniden Yaz!"ı almak için: https://amzn.eu/d/ipC0Vma
Bu bölüm "Sarar" hakkında reklam içerir.
Transkript
Sarar, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün başlıktan da gördüğünüz üzere atamızın giyim tarzını konuşacağız arkadaşlar.
Ama sadece onun moda anlayışı değil, pek çok şeyden bahsedeceğim.
Ve eminim çok şaşıracağınız bilgiler olacak bu bölümde.
Gerçekten hani podcast'ın adının hakkını vereceğiz.
Ortamlarda Satılacak Bilgi.
Şimdi arkadaşlar duymuşsunuzdur.
Derler ki insanlar kıyafetleriyle karşılanır, ilmiyle ağırlanır.
ahlakıyla uğurlanır.
Çok severim bu sözü. Aslında bu söz bize çok basit ama çok derin bir şey hatırlatıyor bence.
Çünkü kıyafetlerimiz biz daha böyle tek bir kelime etmeden karşı tarafa bir sürü şey anlatıyor bizim hakkımızda.
Üzerimizde taşıdığımız renkler olsun, seçtiğimiz kumaş olsun, kesim tarzı o kıyafetlerimizin, aksesuarlarımız bunlar bazen karakterimizin, bazen dünya görüşümüzün, bazen de o ait
olmak istediğimiz yerin cümlelerine dönüşüyor.
Çünkü giyim dediğimiz şey sadece bedenimizi örtmek değil.
Bir insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi gösterir giyim tarzı.
Hayata bakışını gösterir, zevkini gösterir, özgüvenini gösterir ve hatta ideallerinin dışa vurumudur giyim tarzı.
Yani giyim tarzı deyip geçmeyelim gerçekten çok önemli bir konu.
Hele ki söz konusu bir liderse hani varın gerisini siz düşünün.
Hani kıyafet artık kişisel zevkin çok ötesinde bir yerde bir liderin üzerinde.
Bir mesaj taşıyabilir.
Bir yönt haini olabilir.
Topluma, dünyaya...
Tarihe verilmiş görsel bir cevap bile olabilir.
Atamızın giyim tarzı böyleydi az sonra anlatacağım.
O yüzden bugün onun giyim tarzını konuşalım istiyorum.
En baştan şunu söyleyeyim.
Atatürk'ün giyim tarzı sadece estetik bir tercih değil arkadaşlar.
Aynı zamanda çağdaşlaşma idealinin görsel bir manifestosu.
Onun için giyinmek stratejik bir iletişim aracı.
Ve bunu o kadar güzel kullanmış.
Gerçekten bin kere daha hayran kaldım öyle söyleyeyim.
Şimdi önce şuradan başlayalım.
Şapka ve kıyafet inkılabıyla başlayalım 1925 yılından.
Şapka ve kıyafet inkılabı sadece bireysel estetik bir tercih değil ya da şekilsel bir değişim olayı falan değil.
Biliyorsunuz genç cumhuriyetimizin yönünü tayin eden sosyal ve kültürel ilerlemenin, aydınlanmanın, modernleşmenin temel taşıyıcısı.
Yani kurucu bir adım.
Peki şapka ve kıyafet inkılabı devriminin amacı neydi?
Şimdi birincisi biliyorsunuz sınıfsal ve dini ayrıştırmanın ortadan kaldırılmasıydı.
Neden? Çünkü Osmanlı döneminde kılı kıyafet şimdiki gibi değildi.
İnsanların kıyafetine bakarak onların dinini, mesleğini, sosyal statüsünü hatta etnik grubunu bile anlayabiliyordunuz.
Çok net bir ayrıştırma aracıydı o dönemde kıyafet.
Hatta devlete karşı politik bir duruş aracı olarak bile kullanılıyordu.
İşte değişik başlıklar var.
Sakal, bıyık şekil.
Altyazı M.K.
pek uygun karşılanmıyormuş ki zaten 1568 tarihli bir ferman var.
Burada gayrimüslimlerin üstün kalite elbise giymemesi, feracelerinin belirli bir kumaştan olması ve başlarına belli tülbentler sarmaları.
Siyah ve yassı ayakkabılar giymesi gibi bir takım hükümler var.
Yani bakın böyle bir ayrıştırma var toplumda.
Ya da işte Müslümanların sarı ayakkabı giymeyi tercih etmesi gibi.
Sokakta bakıyorsunuz halkın statüsüne, inancına göre fesler, külahlar, sarıklar, aba, şalvar, potur, çarşaf, peçe ne arıyorsanız bir sürü kıyafet çeşidi var.
Yani bunlar hani şey değil böyle zevkimize göre giyiniyoruz falan değil.
Sınıfsal ve dini ayrıştırmayı kıyafetlerle yapıyorlar.
Yani bir ayrıştırma var altını çizerim ve bu Atatürk'ün asla istemediği bir şey.
Tanzimat sonrasına baktığımızda bir takım yenilikler geliyor ama bu sefer de çok büyük bir karmaşa yaşanıyor.
Çünkü eski ve yeni giyim tarzları birbirine giriyor.
Atamızın kastamonu da kullanmış olduğu bir tabir var.
Altı kaval üstü şişhane.
Aynen o hesap. Atatürk bunu istemiyor.
Yani görsel ve kültürel ikililiği ortadan kaldırmak istiyor.
Amacı da işte ulus devlet modeline uygun, daha böyle eşitlikçi, homojen, daha çağdaş bir yurttaş kimliği inşa etmeyi hedefliyor.
Amacı bu. Batı tarzı şapka ve kravat, geçmişin bu sınıfsal ve dini farklılıklarını eritmek üzere.
devlete ve cumhuriyeti bağlılığı simgeleyen bir nevi layıklık üniforması gibi bir şey.
Ki kıyafet inkılabı sadece bedenin değil zihninde özgürleşme projesidir.
O yüzden önemlidir. Şapka da öyle alelerde bir başlık değildir.
Hür fikir ve düşüncenin kafanın içindeki o batıl inançları söküp atmanın bir sembolüdür o şapka.
Çünkü öncesinde fes vardı.
Fes ve külahın yerine şapka alsın istedi atamız ki bu layık toplum düzenine geçişin En güçlü görsel kanıtlarından biri biliyorsunuz.
Ve fakat şimdi Atatürk'ün bu kıyafet devrimiyle ulaşmak istediği çok büyük bir hedefi var.
Bu da dünyadaki Türk imgesini değiştirmek arkadaşlar.
Bu o kadar önemli bir şey ki.
Çünkü yeni ve bağımsız Türkiye'nin uluslararası diplomasi masasında Biz de buradayız ve en az sizin kadar uygarız, çağdaşız diyebilmesi için bu konuya el atmıştır
atamız. Giyim çok güçlü bir iletişim aracıydı ve bunu Atatürk çok iyi biliyordu.
O yüzden böyle bir devrim yaptı.
Bir insanın nasıl giyindiği bazen sadece bir stil meselesi değil biliyorsunuz.
Kendisine, çevresine ve ülkesine duymuş olduğu saygının da bir göstergesi.
Mustafa Kemal Atatürk bunu çok iyi bilen bir lider.
Çünkü o modernleşmenin sadece düşüncede değil.
günlük yaşamın her ayrıntısında da görünür olması gerektiğine inanıyordu.
Ve Atatürk modern kıyafetleri bizzat zaten kendisi giyerek bunları bir modelmiş gibi taşıyarak yeni kurulan devletin lideri olarak yani öncü yol gösterici olarak Türk milletinin çağdaşlığını
tüm dünyaya deklara etti kendisi üzerinden.
Hatırlarsanız Kastamonu'da elinde böyle bir fötür şapkası var.
Panama fötür şapkası.
Onunla halkın karşısına çıkıyor.
Böyle bir fotoğrafı da vardır. Bu radikal değişimin bizzat baş mankeni oluyor.
Ve tabii toplum üzerinde sarsılmaz bir ikna edicilik yaratıyor bu şekilde.
Atatürk influencer arkadaşlar aynı zamanda.
Yani kılık kıyafet inkılabı deyip geçmeyin.
Bu inkılap aslında...
Yıkılmış bir imparatorluğun ardından yeni kurulan o ulus devletinin dogmatik kalıpları yıktığını, aklı ve bilimi merkeze aldığını gösteren sessiz ama böyle son derece güçlü bir görsel manifesto
diyebiliriz. Ve bu değişimi, bu dönüşümü atamız bizzat kendi bedeni ve kendi görseli üzerine başlatmıştır.
Yeni bir ulusun zihin haritasını baştan çizmiştir bu şekilde.
Peki arkadaşlar şapka devrimini başlatmak için Atatürk neden Kastamonu'yu seçmiştir biliyor musunuz?
Çünkü Atatürk o güne kadar Kastamonu'ya hiç gitmemiş yani ahali onu hiçbir şekilde canlı görmemiş.
Ve halkın kendisiyle kuracağı ilk görsel temas bu olacak.
O yüzden sıradan bir ziyaretin ötesinde güçlü bir iletişim aracı olarak bunu kullanmak istiyor.
Kastamonu'da takmış olduğu o geniş kenarlı beyaz fötür şapka sadece estetik olarak kullandığı bir şey değil.
Pragmatik bir seçim.
Neden? Çünkü o geniş kenarlı fötül şapkalar 19.
yüzyıldan bu yana dünyanın farklı farklı bölgelerinde güneşin altında çalışan, tarım ve hayvancılıkla uğraşan çiftçiler arasında çok popüler, çok da böyle modern bir görüntüsü var.
Kastamonu halkı da biliyorsunuz tarımla uğraşıyor.
O yüzden onların bu şapkayı yadırgamayacağını düşünüyor.
Böyle bir yeniliği de Kastamonu da yaparak daha kolay kabul edebileceklerini öngörüyor.
Yani devrimi sadece kanunlarla dayatmamış gördüğünüz gibi.
Kıyafetleri kendi üzerinde tatbik ederek halka doğrudan örnek olmayı tercih ediyor.
İnflüz ediyor öyle söyleyeyim.
Yani atamıza hayran olmamak gerçekten mümkün değil.
Bu kadar öngörülü bir lider olabilir mi ya?
Bu kadar vizyoner ve bu kadar şık.
Bence yoktur yani Atatürk kadar şık bir lider olduğunu zannetmiyorum.
Bizim liderimiz diye demiyorum ama kesinlikle çok şık.
Kendi giyiminde bile böyle alelade seçimler yapmamıştır.
Ve şimdi anlatacaklarımla gerçekten beni binlerce kez daha kendisine hayran bıraktı giyim konusundaki seçimleriyle.
Neden? Çünkü Atatürk'ün giyim tarzı sadece o dönemin modasını takip etmekten ibaret değil arkadaşlar.
O aynı zamanda kendi fiziksel ihtiyaçlarına, estetik zevkine ve vermek istediği mesaja göre giyiniyor.
Ve kıyafetlerini gerçekten bir stilist gibi oturuyor, çiziyor, kendi başına tasarlıyor ve diktiriyor.
Sadece takım elbiselerini değil, spor kıyafetlerinin detaylarına kadar çizmiş.
İnanabiliyor musunuz? Kağıda çiziyor, gösteriyor, bunu istiyorum diyor.
terzisi var yerli.
Lavon Kordonciyan. Onunla beraber işte Taksim Otel'de buluşuyorlar ya da Pera Palas 101 numaralı odada buluşurlarmış.
Bu eskizler üzerine çalışıyorlarmış.
Yani renk seçimlerinden tutun.
Kumaşın dokusuna İliğin açılma açısına kadar düşünebiliyor musun?
Buna kadar düşünmüş ya.
Yakasının ne kadar geniş olacağı.
Her bir detaya böyle santim santim kendi başına karar veriyor.
Levon Bey de bunu dikmekle mükellef.
Ve örnekler vererek gideyim hatta.
Mesela işte böbrekleri koruyan özel tasarım yelekleri varmış.
Atamızın böbrekleri rahatsızdı biliyorsunuz.
Özellikle de soğuk havalarda böbrekleri çok ağrıyormuş.
Ama yani bu sorununu bile çok estetik müdahalelerle halletmiş.
Böyle kalın kalın yelekler abalar giymemiş de kaba kaba giysiler giymemiş.
Şıklığından taviz vermek istemiyor.
Bunun yerine önü normal kumaştan sırt kısmı ise dışarıdan belli olmayacak şekilde özel böyle sıcak tutacak triko dokumadan oluşan yelekler çizmiş ve terzisine bunları diktirmiş.
Hatta terzisi Lemon Bey de bunları o kadar beğeniyor ki Atatürk'ün tasarlamış olduğu bu yelekleri.
Kendisi de dikip dikip giymiş senelerce.
Atamız sağlık durumu ve temposuna göre zaman zaman kilo alıyor, veriyor.
Böyle bir yapıya sahip değişken bir yapısı var.
Vücut proporsiyonunu o kadar iyi tanıyor ki ona göre giyiniyor.
Böyle ideal ve heybetli göstermek istiyor vücut yapısını.
Ki atamızı hep böyle o heybetli duruşuyla hatırlıyoruz değil mi?
O şık takım elbiselerin içerisinde.
Bu arada babalar günü de yaklaşıyor.
Ve babalar gününde düşündüğümüzde hani pek çoğumuzun hafızasında bence benzer bir görüntü canlanıyor.
Tanıdığımız baba şıklığı, kravat bağlamasında, ütülü gömleğinde, özel günler için ayırdığı ceketinde, aile fotoğrafında, hep aynı güveni veren duruşunda, yıllar geçse de değişmeyen
özeninde ve bize bakarken böyle bir anda yumuşayan gözlerinde.
Çünkü baba şıklığı her detaya gösterdiği önemde, yıllar içinde kendi imzasına dönüşen stilinde saklıdır.
Sarar, bu babalar gününde tanıdığımız baba şıklığı ile nesilden nesile aktarılan o zamansız stil anlayışına odaklanıyor.
Hepimizin hafızasında yer eden o tanıdık özeni, o zarafeti ve şıklığı bugünün anlatım diliyle yeniden yorumluyor.
Babalarımızdan tanıdığımız o şıklığa yakışan en özel hediye alternatifleri ve babalar gününe özel fırsatlar sarar mağazalarında sizleri bekliyor.
Tüm babaların babalar gününü kutluyorum.
Ulusumuzun manevi babası olan atamızın şıklığıyla devam ediyorum.
Atamız hep böyle bedenine uygun, illüzyonist kesimler dediğimiz şeyler tasarlamış.
Ceketlerini hep böyle slim fit tercih ediyormuş.
Omuzlarını geniş gösteren, gövdesini tam kavrayan slim fit ceketler diktiriyormuş.
Alt bedeni ile üst bedeni arasındaki dengeyi sağlayabilmek için ve boyunu daha uzun gösterebilmek için pantolonlarını bilinçli olarak daha bol ve daha dökümlü tasarlayarak diktiriyormuş.
İpek gömlekleri zaten meşhur, zarif ve romantik tarafını yansıtıyordu bence o ipek gömlekler.
Onları da kendisi tasarlayıp diktiriyor.
Bir de halk arasında bir söylenti varmış arkadaşlar.
Atatürk hiçbir zaman lacivert giymezdi derlermiş.
Duyarsanız öyle bir şey yok.
Çünkü şahsi envanterinde iki adet lacivert takım elbise bulunuyor.
Yani atamız istese yabancı modacıların tasarımlarını giyen pasif bir tüketici de olabilirdi.
Ama bunu yapmamış, tercih etmemiş.
Kolaya kaçmamış daha doğrusu.
Kendi bedenini, kendi ihtiyaçlarını çok iyi tanıyan, kendi giyim kalıplarını ve estetik vizyonunu...
bizzat çizerek bir stilist gibi çizerek tasarlayarak terzilerin ustalığıyla hayata geçirmiş.
Vizyoner bir tasarımcı diyebiliriz.
Böyle de bir kimliği varmış hatamızın.
Ayakkabılarına gelecek olursak ayakkabılarını İstanbul'daki altın çizmeye bizzat böyle özel üretimle yine kendi tasarımlarıyla yaptırıyormuş.
Ayakkabılarında da şunu önemsiyor.
Vücut ağırlığını dengeli bir şekilde dağıtması, ayak yapısına tam oturması ve yüksek kaliteli bir materyallerden üretilmesi, dayanıklı olması adına siyah rugan giyermiş, hakiki deri veya süet
tercih edermiş. Bu tarz materyallerden üretilen özel tasarımları tercih ediyormuş.
Tabii yine fabrikasyon değil, kendi tasarımını giyiyor.
Atatürk'ün kunduracısı olarak bilinen Rus asıllı bir usta var.
Tanaş usta. Ayakkabılarını o yapıyormuş.
Ve ayakkabılarını devrin modasına uygun olacak şekilde ucuz sivri bir şekilde bağcıklı ayakkabılar olarak tercih ediyor.
Renk tercihleri de genellikle kahve ve siyah.
Zaten smokinlerinin altına görmüşsünüzdür.
Siyah rugan giyer genelde.
Çoraplarını bile özel seçiyormuş ya.
Her pantolonun rengine uygun bir çorabı varmış.
Hatta golf pantolonlarının altına desenli uzun çoraplar giyiyormuş.
Kravat ve papyonları da meşhur bu arada.
Spor kıyafetleri hariç sürekli kravat takıyor, papyon kullanıyor.
Genelde bordo tonları tercih ediyormuş.
Diagonal çizgili kravat ya da işte mavi siyah desenlileri tercih ediyormuş.
Törenlerde, özel davetlerde siyah ya da beyaz papyon takarmış.
Mendilini de genelde kemik rengi tercih ediyor ya da Beyaz.
Altın kol düğmeleri var zaten.
Kravat iğneleri meşhur.
Az sonra bahsedeceğim kravat iğnelerinden.
Adının baş harflerinden oluşan armalı ipek fularları var.
Bazen kürklü deri eldiven takıyor.
Harika bastonları var zaten.
Köstekli saatleri var.
Tam bir ikon. Şu devirde yaşasa yine ikon olurdu bence.
Bir de Atatürk çorap tutucu kullanıyormuş.
Çünkü kıyafetlerinde kırışıklığa asla tahammülü yok.
Otururken ya da böyle bacak bacak üstüne attığında çoraplarının görünümü onun için çok büyük bir önem taşıyormuş.
Çorap aşağı iner ya buna tahammülü yok.
O yüzden şöyle bir şey istiyor.
Pantolon paçasının doğal bir devamıymış gibi çok pürüzsüz ve estetik görünsün istiyormuş.
O yüzden çorap tutucu kullanıyormuş.
Ayakkabılarında ise rütbe ve otoritesini temsil eden detayları tercih ediyor.
Çünkü askeri üniformasıyla birlikte kullanmış olduğu Maraşal potinlerindeki mahmuzları kullanmaya devam ediyor.
Bastonların da kullanmış olduğu detaylar bile çok özel bir anlama sahip.
Mesela 76 santim uzunluğunda siyah ahşap gövdeli bir bastonu var.
Fil dişinden yapılmış bir baston bu ve bu fil dişi sapın üzerinde yılan üzerine atılmış bir kaplan figürü var.
Bu şu anlama geliyor liderin yırtıcı ve boyun eğmez gücünü temsil ediyor.
Başka bir bastonunda zarif bir fil figürü görüyoruz.
Bu da yine uzun ömrü ve hafıza isim geliyor.
Yine benim çok sevdiğim bir giyim detayı pelerinleri arkadaşlar.
Bayılıyorum. Yani pelerin bir insana bu kadar yakışabilir.
Çan kesimli o pelerinler ve böyle smoking gibi çok özel protokol kuralları olan kıyafetlerinin üzerine tercih ediyor.
O ihtişamlı paltolarını da görmüşsünüzdür.
Onlar da çan kesimliydi.
Devasa böyle yün pelerinleri, çan kesimli yün paltoları.
Bunları sadece soğuk hava şartlarında önlem olarak kullanmıyor.
Heybetli görünmek için, yenilikçi görünmek için ve kuşatıcı bir...
lider imajı çizebilmek için kusursuz bir görsel zırh olarak aslında bunları tasarlatmış ve kullanmış.
1936 yılında İngiltere Kralı 8.
Edward Türkiye'ye geleceği zaman atamız önceden bir araştırma yapıyor ve kralı Tam da o dönem İngiltere'de popüler olan tekne kıyafeti stiliyle karşılıyor.
Yani lacivert bir blazer ceket giyiyor, beyaz bir pantolon bu şekilde karşılıyor.
Ki buradaki amacı batıya bir mesaj vermek.
Hani batıyla uyumlu olduğumuzu ve vizyonumuzu gösterebilmek.
Yine İran kralını ağırlamış olduğu bir davet var.
Orada sadece kendisi değil tüm korumaları ve tüm garsonları.
Fırak giyiyor Atatürk'ün emriyle.
Yani aslında bu şu demek.
Devletin sahibi yalnızca ben değil halktır.
Bu mesajı veriyor. Ve atamız genç Türkiye'nin kalkınma hamlelerini, kurumlarını sadece meydanlara çıkıp anlatmıyor.
Bunu göğsünde bir madalya gibi gururla taşıyor.
Çünkü altın bir kravat iğnesi var ve iğnenin üzerinde TCDD yazıyor.
Yani Devlet Demir Yolları amblemi var.
Bunu takıyor. Yani genç cumhuriyetimizin demir ağlarla ülkeyi örme vizyonunu atamız tam kalbinin üzerinde bu şekilde taşıyarak gösteriyor.
Aynı şekilde milli sermayenin kalesi olan İş Bankası logolu pırlanta ve yakutlarla bezenmiş bir kravat iğnesi var.
Bu da onun kurumsal devletçiliğe ve milli ekonomiye vermiş olduğu değeri simgeler.
Bu arada arkadaşlar Sümer Bank'ı da anmadan geçmeyelim.
Madem giyimden bahsediyoruz değil mi Sümer Bank'a atlayamayız.
Sümer Bank'ın kurulması şüphesiz erken cumhuriyet döneminin o kısıtlı tekstil olanakları içerisinde Türk giyim kültürünün yerli üretimle şekillenmesinde oldukça kritik bir noktada duruyor.
Hatta dönüm noktası diyebiliriz.
Bu arada Atatürk'ün vizyonuyla Paris'e zanaat eğitimine gönderilen ve oradaki üst düzey dikim tekniklerini öğrenerek yurda geri dönen, onun daimi terzisi az önce bahsetmiş olduğum Levon
Kordancıyan, Sümerbank'ın kurucuları arasında yer alıyor.
Kilit isimlerden biridir. Levon Kordancıyan gibi yetkin zanaatkarların öncülüğünde hayata geçirilen Sümerbank sayesinde de ülkemizde üretilen kumaşların kalitesi artıyor.
Çeşitliliği bayağı bir artıyor.
Kumaş çeşitliği artınca ne oluyor?
İthal kumaşları olan bağımlılığımız...
azalıyor. Yerli kumaş çeşitliliği artınca da o batılıların modern giyim formları sadece atamızın gardiyonunda kalmıyor.
Halka da inmiş oluyor.
Ve tabii bu toplumun çehresinde de yansıyor.
Ya şunu söylemek istiyorum. Bir dönem herkes o kadar şıkmış ki hani eski fotoğraflarda görüyoruz.
Hatta Ben hala babaannemin bir takım kıyafetlerini dolabımda saklıyorum.
Hatta arada giyiyorum.
Hiçbir şey olmadı. Bakın kaç senelik kıyafetleri.
Babaannem vefat edeli çok oldu ama hala onları giyiyorum.
O kadar kaliteli, o kadar sağlam kıyafetler ki ve o kadar şık ki.
Bilmiyorum yakın Cumhuriyet döneminin şıklığı sebeplerinden biri de belki budur.
İşte Sümerbank'taki o atılımlar falan.
Bir de yeri gelmişken hemen bazı şehir efsanelerine değinmek istiyorum.
Atamızın giyim tarzı ve askeri üniformaları söz konusu olduğunda 10 yıllar boyunca üretilen çok meşhur bir şehir efsanesi var.
Duymuşsunuzdur. Kıyafetlerini Coco Chanel'in tasarladığı böyle bir iddia var.
Hatta yeni Türk devletinin askeri üniformalarının bile Chanel'e tasarlatıldığı gibi bir iddia var.
Yok öyle bir şey. Ya bu bir şehir efsanesi.
Hatta bence bu efsaneyle işte Atatürk'ü direkt böyle başkalarının tasarımlarını giyen böyle pasif bir tüketici konumuna indirgiyorlar.
Ama dediğim gibi böyle bir şey yok.
Bunlar şehir efsanesi.
Atamızın yerli terzileri var ve her şeyi kendisi tasarlıyor bir stilist gibi.
Aksini iddia edenler ağlayarak günlüğüne yazabilir.
Atatürk devrimlerinin başarılarını kendi aksesuarlarına kadar milimetrik bir kusursuzlukla işleten bir liderdir.
Ne Coco Chanel'i ne Hugo Boss'u.
Mesela İsviçre'de 22 ayar altından özel olarak üretilmiş bir cep saati var ve bu cep saatinin tasarımında Türk milletinin egemenliğinin ilan edildiği 1920 tarihi yazar.
Ve saat kapağının içine harf devriminin somut bir kazanımı olarak yeni latin alfabesiyle G, M, K yani Gazi Mustafa Kemal ibaresini kazanmıştır.
Yani öyle bir lider ki zamanı ölçen bir aleti bile bakar mısınız ya Cumhuriyet'in dönüm noktalarını sergileyen devrimci bir anıta çevirmiş.
Bence atamız bugün yaşasaydı ve karşımıza geçseydi bize o altını çizmiş olduğun Genç Kalınız adlı kitaptaki şu satırlarla seslenirdi.
Duruşunuza. Gidişinize, giyinişinize kadar intizamlı olunuz.
Daima kuvvetli olduğunuzu göstermek için doğru ve dik yürüyünüz derdi.
Ve belki de derdi ki çocuklar üzerinizdeki kumaş her ne olursa olsun duruşunuz her zaman cumhuriyet kadar dik.
Kıyafetiniz beyninizdeki aydınlık fikirler kadar temiz ve uygar olsun.
Çünkü sizler sıradan bir kalabalık değil.
Bağımsız ve çağdaş, Türkiye Cumhuriyeti'nin birer neferi, birer temsilcisisiniz derdi.
Babalar günü yaklaşıyor.
Bu bölümde yalnızca bir liderin giyim tarzını konuşmadık.
Aynı zamanda bir milletin atasının, manevi babasının...
bize aşılamış olduğu değerleri konuştuk.
Ve belki de babalarımızın sözünü dinlemek dediğimiz şey sadece onların söylediklerini hatırlamak değildir arkadaşlar.
Bazen de onların bize emanet etmiş olduğu değerlere sahip çıkabilmektir.
Umarım daima kendimize yakışanı yaparız.
Kendimize yakışan şeyleri giyeriz ve en çok da canım cumhuriyetimize yakışır insanlar oluruz.
Bu özel bölümü köklü bir Türk markası olan Sarar'ın desteğiyle hazırladığım için çok onore oldum.
Serer Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Tekrar babalar gününüzü kutluyorum.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
