
Kod: 60OSB
Cambly Kids Hakkında detaylı bilgi almak ve %60 indirimden faydalanmak için linke tıklayın: https://cambly.biz/60OSBKIDS
Kod: 60OSBKIDS
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
*Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir*
Transkript
Anadili İngilizce olan deneyimli eğitmenlerle ister birebir ister grup derslerine katılabileceğiniz online bir eğitim uygulaması olan Cambly'e bugün başla en büyük yatırımı geleceğine yap.
60 OSB kodu ile tam %60 indirimle ilk ve son kez ayda sadece 199 TL'ye abone ol.
Ayrıca ilk dersin ücretsiz.
Bugün kendin için bir adım at.
Herkese merhaba, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı, Büyük Taarruz'un 100.
yıl dönümüne özel bir yayın yapmak istedim.
Büyük Taarruz biliyorsunuz ki Türklerin 1.
Dünya Savaşı'nın son halkasıdır.
Ve 1. Dünya Savaşı evet 1914'de başladı, 18'de bitti.
Ama Türkler için bu durum öyle değildi.
Çünkü bizim savaşımız 1911 Trablusgarp Savaşı'yla yani bugünkü Libya'ya tekabül ediyor diyebiliriz.
Trablusgarp için. Atamızın da ilk savaşıdır.
Bu yüzden önemlidir Trablusgarp.
Yani bizim savaşımız 1911 Trabluskarp Savaşı ile başlıyor.
Trabluskarp Osmanlı'nın Kuzey Afrika'da sahip olduğu son toprak parçasını da yitirdiği bir savaştı hatırlarsanız.
Ben şu an hafıza tazeliyorum.
Unutanlar varsa diye böyle kısa kısa geçmek istedim.
Savaş Osmanlı İtalya arasında oluyor.
Sebebi de bölgenin İtalya açısından önemi.
Çünkü konum olarak Trabluskarp İtalya'ya yakın ve Afrika'yı buradan daha kolay bir şekilde sömürebilir.
Faşizm bölümünde anlatmıştım ya.
Dolininin hedeflerinden biri diye.
Bu önceden de vardı zaten bildiğimiz bir şey.
Neden İtalya böyle yapıyor?
Çünkü sanayi gelişiyor.
İtalya'ya ham madde lazım.
Ne yapacak? Osmanlı'ya bakıyor.
Çaptan düşmüş, güçten düşmüş.
Tam zamanı diyor kolları sıvamanın.
O yüzden böyle bir olay gelişiyor.
Osmanlı çok zayıf zaten.
Ne ordu kalmış ne donanma hiçbir şey yok.
Bitmişiz yani. Bütün Ege ve Akdeniz İtalya donanmasının kontrolü altında.
İşte o zaman o devrin genç subayları Osmanlı'nın gizli desteğiyle Trabluskarp'a gidiyor arkadaşlar.
Ama Mustafa Kemal biliyorsunuz ki o dönem içerisinde fiilen işsiz bırakılmıştı.
O da gitmek istiyor ama şunu da biliyor yani bu işin öyle başarıyla sonuçlanacağını falan düşünmüyor.
Zaten sonraları kendisine soruyorlar neden bu savaşa katıldınız hani neden bile bile elades dediniz diye.
Çünkü ben diyor buna mecburdum.
Beni fiilen işsiz bıraktılar.
Orduda benim akranım olan subaylar arasında maddi ve manevi sıramı korumam gerekiyor diyor.
Bu şekilde bir açıklama yapıyor.
Neden böyle diyor? Kim için bunu söylüyor?
Enver Paşa için. Çünkü Enver Paşa kendisinden çok önce zaten Kuzey Afrika'ya gitmiş.
Ama Mustafa Kemal Paşa şunun da farkında.
Çok daha büyük bir tehlikenin Balkanlardan geleceğinin farkında.
İyi ki de ama Trablus Kalp Savaşı'na katılmış.
Çünkü komutanlık ve teşkilat kurmadaki üstün niteliğini...
burada ispatlayabilmiştir. Bu arada burada kullandığı sahte bir isim var.
Gazeteci Mustafa Şerif bu savaş esnasında kullanmıştır bu takma ismi.
Bir de atamızın böyle Arap kıyafetleriyle bir fotoğrafı vardır.
Kesin görmüşsünüzdür. İşte o fotoğraf Trablusgarp savaşı esnasında çekilmiş.
Neden öyle Arap şeyhi gibi giyinmiş?
Çünkü tanınmaması gerekiyor.
Sarışın mavi gözlü bir adam.
Üniformayla gezdiğini düşünün.
Yani mümkün değil onun belli olmaması.
O yüzden tanınmamak için böyle bir kılığa giriyor.
Çölde bir hafta deve sırtında yol almıştır Arap şeyhi.
Ve beklenen terfi de bu savaş esnasında almıştır atamız Enver Paşa'ya iletiliyor onun binbaşı olduğu.
Bu savaşta Mustafa Kemal Derne ve Tobruk'ta Enver Paşa da Bingazi de İtalya'ya karşı başarılı oluyor.
Ama biliyorsunuz ki bu Trabluskarp Savaşı öyle çok da lehimize bitmedi.
Yani uşağın taşmasıyla sonuçlandı.
Osmanlı barış istemek durumunda kaldı.
Neden barış istemek zorunda kaldı?
Çünkü 1. Balkan Harbi çıktı ve Mustafa Kemal de oraya geçti.
Şimdi dönelim en başa.
Ne demiştik? Türklerin 1.
Dünya Savaşı öyle 1914'de başlasın, 18'de bitsin.
Öyle değil. Biz 1911 Trabluskarp Savaşı ile başladık ve 1922'de de büyük taarruzla sonlandırdık diyebiliriz bunu.
İşte 30 Ağustos'ta zaten budur.
Yani bizim zafer bayramımız tam bağımsızlığımızın bedelini şehitlerimizin kanıyla ödediğimiz, emperyalizme, Yunan zulmüne karşı birlik olup direndiğimiz o büyük savaş.
Biz neyi kutluyoruz bugün?
Bu neyin zaferi? Bir halkın millet olma mücadelesinin, uyanışının, tek vücut olmasının, düştüğü yerden ayağa kalkıp destan yazmasının zaferini kutluyoruz.
Hani Demir Demirkan'ın bir parçası vardı ya senin için.
bütün zaferlerim yok olup gitsem de sonumu görsem ölümü tatsam da Yenilmem yine de diyor ya o şarkıda.
Yitip gitsem de sonumu bilsem, ölümü tatsam da yenilmem yine de.
Senin için bütün zaferlerim diyor.
30 Ağustos deyince nedense hep bu şarkının sözleri geliyor aklıma.
Çünkü bu öyle bir zafer.
Hiç kolay elde edilmemiş bir zafer.
Peki Birinci Dünya Savaşı bittiği zaman biz neden bitti demedik 1918'de?
Bunun bir sebebi de bize dayatılan anlaşma adı altındaki yaptırımları kabul etmememizdi.
İttifak devletleri yenik düştü, savaş sonrası.
Bu arada faşizm bölümünde de bir tık bu konulara değindiğimi anımsıyorum.
Yahudi düşmanlığını falan anlatmıştım.
Versailles'den sonra Hitler'in iyice Yahudi düşmanlığının ayyuka çıktığından bahsetmiştim.
Dinlemeyenler varsa söylemiş olalım.
Neyse Almanya, Osmanlı, Avusturya, Macaristan yenildi ve 1918'de yenilenler anlaşmalarını imzaladı, çekildi.
Biz ne yaptık? 1919'da Kurtuluş Savaşı'nı başlattık.
19 Mayıs 1919, atamız Bandırma Vapuru.
Bugün itilaf devletlerinin işgaline karşı Türk Kurtuluş Savaşı'nın başladığı gündür.
Gençliğe armağan edilen günün anlam ve önemine dikkat çekmek isterim.
19 Mayıs 1919 ne kadar manidar.
Esaretten kurtuluşa attığımız o ilk adım.
Ülkemiz işgal altında ve tek kurtuluşu yine millette aramak.
Yani kendi kendinizin kurtarıcısı olmak.
Her podcastta söylüyorum ya.
Türk'ün en büyük sözlerinden biri kendi kendinizi kurtarın.
Kimseden bir kurtarıcılık beklemeyin diyor ya.
Yenilmişiz, yıkılmışız, ezilmişiz ama hayır diyor ayağa kalkacaksınız ve biz bir ulus yaratacağız.
Milli mücadeleyi başlatacağız.
Milli mücadele bu sözü lütfen kalbinizde hissedin.
Milli bizim mücadelemiz yani bu vatanı sevenlerin, inananların, bir olanların, biz olanların mücadelesi.
Burada bir parantez açmak isterim.
Atamız Türk şemsiyesi altında bir...
millet yaratmaya çalışmıştır.
Türk şemsiyesi derken öyle biyolojik bir şemsiyeden bahsetmiyorum.
Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran insanlardan oluşuyor Türk halkı.
Yani onlara Türk halkı diyor Atatürk.
Çerkez, Kürt, Zaza, Yahudi, Gürcü hiç fark etmez.
Kendine Türk'üm diyebilen herkes bu vatan için savaşmış, mücadele etmiş herkes Türk halkıdır diyor.
Yani bizi ayrıştırmaya çalışanlara gelsin bu tanım.
Hadi devam edelim. Neyse 1918'de Birinci Dünya Savaşı bitiyor.
Yenilenler imzalarını atıyor.
Bize de Mondros düşüyor.
Anadolu adım adım işgal edilmeye başlıyor.
İngiltere Yunanistan'ın Karadeniz kıyılarında bir...
Pontus Rum Devleti kurmak istiyor ve bölgede Rum çeteciler saldırılar düzenlemeye başlıyor.
Ve suçu da Türklerin üstüne yıkıyorlar tabii ki.
Maksat ne? Siz bölgenin asayişini sağlayamıyorsunuz kardeşim diyebilmek.
Nitekim İngilizler bunu dile getiriyor.
Diyorlar ki Osmanlı hükümetine 21 Nisan 1919'da bir nota veriyorlar.
Eğer asayişi sağlayamayacaksanız biz Samsun'a çıkıp bölgeyi işgal edeceğiz diyor İngilizler.
Nitekim 19 Mayıs'ta İzmir Yunan ordusu...
Ve Mustafa Kemal 9.
Ordu müfettişi olarak 16 Mayıs'ta Bandırma Vapuru ile İstanbul'dan yola çıkıyor.
Hafıza tazelemeye devam.
Neden? Çünkü neyin zaferini kutluyoruz değil mi?
Oraya nasıl geldik? Bunu iyice idrak edelim.
Etmeliyiz. Mustafa Kemal 16 Mayıs'ta İstanbul'dan yola çıkıyor.
Ve henüz Kız Kulesi açıklarındayken itilaf devletleri denetimcileri vapurda bir arama yapmaya kalkışıyor.
Silah var mı diye bakacaklar.
İletim yapanlar vapurdan ayrıldığı zaman Mustafa Kemal diyor ki yanındakilere buraya dikkat.
Bunlar işte böyle yalnız demire, çeliğe, silah kuvvetine dayanırlar.
Bildikleri şey yalnızca madde.
Bunlar hürriyet uğruna ölmeye karar verenlerin kuvvetini asla anlayamazlar.
Biz Anadolu'ya ne silah ne cephane götürüyoruz.
Biz ideali ve imanı götürüyoruz diyor.
Ne kadar güzel şu cümleleri.
olan inançla olabileceğinin tezahürü bence.
İşte 19 Mayıs 1919'da Samsun'a varan bandırma vapurunun kısa hikayesi.
Atamızın Samsun'a ayak basmasının önemi de neydi?
Kurtuluşu başlatması değil mi?
Halkı düşman işgaline karşı bilinçlendirmesi ve Kuvayi Milliye'nin fitilini ateşlemesidir.
Ve Yunan askerinin 9 Eylül 1922'de İzmir'den çıkarılmasına kadar sürecek olan o büyük mücadelenin ilk adamıdır.
İşte büyük taarruzla son bulan süreç böyleydi.
Şimdi podcast'ın adı Atatürk o kitabı okumasaydı.
Neden bu başlık merak ediyorsunuz biliyorum.
Az sonra oraya geleceğim ama önce sizlere güzel bir haberim var.
Biliyorsunuz Atatürk ana dili gibi Fransızca konuşuyor.
Çünkü 2. Dünya Savaşı'nın sonuna kadar Fransızca küresel bir dildi.
Sonra İngilizce küresel ortak dili oldu.
Atamız pek çok dili ana dili gibi konuşan bir poligottu İngilizce dahil.
Cambly Kids ile 4-15 yaş aralığındaki çocuklar tamamı ana dili İngilizce olan en kaliteli eğitmenlerle birlikte İngilizceyi kalıcı olarak öğreniyorlar.
Şu anda Cambly Kids'de yılın en büyük indirimi var.
60 OSB Kids kolu ile %60 indirimden faydalanın.
Çocuğunuza özgüvenli İngilizce konuşma becerisi hediye edin.
Türk ordusu Anadolu'nun doğusunda, batısında, güneyinde düşmanla mücadele ediyor ve doğu cephesinin başında Kazım Karabekir var.
İngilizlerin desteklediği Ermenilerle savaşıyoruz.
Bu cephede başarı kazanıyoruz ve Ermenilerle gümrü anlaşmasını imzalıyoruz.
Bu anlaşma önemlidir. Neden?
Çünkü Türk Devleti yeni kurulmuş ve uluslararası arenadaki siyasi başarımızdır bu anlaşma.
Ermenistan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni tanıyan ilk devlettir bu arada.
Sonra zaten Ermenistan'la sınırlarımızı belirliyoruz.
Burada zafer kazandıktan sonra Doğu cephesindeki orduyu batıya kaydırıyoruz.
Ve Güney cephesinde Fransızlar ve Ermenilerle mücadele ediyoruz.
Güney bölgesinde yaşayan halk öyle bir...
Direniş gösteriyor ki Urfa'ya Şanlı Urfa denilmesinin Maraş'a Kahraman Maraş denilmesinin Antep'e gazi ünvanının verilmesinin sebebi işte bu şanlı direniştir arkadaşlar.
Antep savunması zaten çok meşhurdur.
10-11 ay direnmiş Antep halkı ve aç kalmışlardır bu süre içerisinde.
Ve Antep'e 70.000 mermi atmış Fransızlar ve 6.317 şehit vermiştir Antep.
İşte bu vatan öyle kolay kazanılmadı değerini bilelim.
Böyle şeyleri anlatırken o kadar duygulanıyorum ki yani Antep'ten dinleyenlere de bu arada selam olsun.
Gaziantep'in Şahinbey ilçesine hiç gittiniz mi bilmiyorum ama Şahinbey'i de anlatmadan geçmek istemem madem konu buraya geldi.
Kendisine işgal esnasında Kilis Antep yolunu kontrol altında tutma yetkisi veriliyor.
Neden Kilis Antep yolu?
Çünkü burası çok önemli bir lokasyon.
Antep Harbi'nin kilit noktası burası.
Fransızlar bu yoldan Antep'teki işgal birliklerine yardım ulaştırmaya çalışıyorlar.
Şahin Bey de onlara engel olmaya çalışıyor.
Nasıl engel olmaya çalışıyor?
Ordu yok bir şey yok. Köy köy dolaşıyor.
200 tane fedayı toplamayı başarıyor.
Ve yaklaşan Fransızlar için Anteplilere diyor ki müsterih olun diyor.
Düşman arabaları benim cesaretim.
Sedim'i çiğnemeden o Fransızlar Antep'e giremez diyor.
Böyle bir söz vermiştir Antep halkına ve 3 Şubat 1920'de 150 arabalık büyük bir Fransız birliği oradan geçmek istiyor.
Şahin Bey büyük bir baskın veriyor onlara ve daha sonra Fransızlar yeniden oradan geçmek istiyor.
Toplarla, tüfeklerle geliyorlar.
Yine Şahin Bey ve gönüllüleri onları geçirmiyor.
Yani bir avuç gönüllüye karşı başarısız olan Fransız askerlerini görüyorsunuz ve bu sefer ne yapıyorlar?
Bin kişilik askerle geliyor Fransızlar.
Fransızlar ağır makineli tüfekler böyle bayağı tam peçisatta geliyorlar ve karşılarında 150-200 gönüllü var.
İşte o zaman Şahin Bey cesedimi çiğnemeden geçemezler diyor Anteplilere.
Şahin Bey ve gönüllülerden o kadar az kişi kalıyor ki çoğu şehit oluyor ve en son hiç kimse kalmıyor.
Şahin Bey kurşunu sonuna kadar harcıyor düşmanı ateş ediyor ve kurşunu bitince tüfeğini yere çarpıyor kırıyor.
Bununla o kırık tüfekle düşmanla mücadele ediyor.
Altyazı M.K.
Ve son sözleri de Allah'ın vatanımı kurtar olmuştur Şahin Bey'in.
Yani tek başına koca Fransız ordusuna kafa tutmuş bir adam.
Dizisi de var izlemek isterseniz.
Karayılan diye çok eski bir dizi.
Karayılan da Şahin Bey'in dava arkadaşı arkadaşlar.
Kürt Mulla da derler ona.
Hatta Nazım Hikmet'in bir şiiri vardır.
Vurun ha yiğitler namus günüdür diye dizeleri var ya onun için yazmıştır.
Karayılan destanı şiirini okuyabilirsiniz.
Atatürk Antep için demiştir ki Türk'üm diyen her şehir.
Her kasaba, her küçük Türk köyü Gazi Anteplileri kahramanlık misali olarak alabilirler demiştir.
İşte Antep'in Gazi ünvanının alış hikayesi böyleydi kısaca.
Daha ne destanlar var, ne hikayeler var ben çok kısaca anlatıyorum.
Ve 1921'de bunlar yaşanıyor.
Sonra Sakarya Zaferi biliyorsunuz 20 Ekim 1921'de Fransızlarla Ankara Antlaşması'nı imzalıyoruz.
Böylelikle Güney Cephesi de kapanıyor ve Fransa Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni tanıyan ilk itilaf devleti oluyor.
Bu anlaşmanın önemi de budur.
Ve Güney Cephesi demek halk seferberliği demek gördüğünüz gibi.
Yani düzenli orada olmadan kazandık.
Kuvayi Milliye'nin belki de en etkili olduğu cephedir Güney Cephesi.
Gelelim podcast başlığına.
Güney Cephesi kapanınca oradaki birlikler nereye kaydı?
Batı'ya kaydırıldı. Batı'da da Yunanlılarla mücadele halindeyiz.
İngilizler Servanlaşmasını kabul ettirebilmek için üzerimize oynuyor sürekli.
Ve 1921 yılında Yuni Muharebeleri ve Eskişehir Kütahya...
Muharebeleri yaşanıyor. Yunanlar Ankara'ya girmek istiyorlar.
Kalbimize girmek istiyorlar.
İşte o zaman Mustafa Kemal Türk ordusunun başına geçiyor.
Başkumandanlık yetkisini alıyor.
Podcast başlığımıza geçiyorum artık.
Şimdi size çok sevdiğim bir hadiseden bahsedeceğim.
Hani bazen deriz ya bir kitap okudum hayatım değişti.
İşte bunu Atatürk üzerinden anlatacağım size.
Onun okuduğu bir kitapla neleri değiştirdiğine bakacağız.
Hadi şimdi gelin hep beraber Kurtuluş Savaşı'na doğru ufaktan bir yolculuğa çıkalım.
Kurtuluş Savaşı'nda Eskişehir ve Kütahya muharebelerini kaybetmişiz.
Muharebeyi yöneten biliyorsunuz İsmet İnönü diyor ki derhal Atatürk'e haber verin.
Atatürk cepheye geliyor.
İnönü tabii ki moralmen bitik bir durumda.
Atatürk'e dönüp diyor ki her şey bitti.
Buraya kadarmış. Atatürk de İsmet İnönü'ye gülümsüyor ve diyor ki deja kazandın.
Yani bu şimdiden kazandın anlamında.
Yani İsmet İnönü bittik diyor kaybettik diyor.
Atatürk diyor ki hayır diyor ya şimdiden kazandın diyor.
İsmet İnönü şok.
Ne diyor bu adam ya diye düşünürken Atatürk hemen dönüp diyor ki haritaları açın.
Derhal haritaları açın. Çünkü zihninde Atatürk her şeyi tasarlamış.
İsmet diyor orduyu Sakarya'nın gerisine çekeceğiz.
Yani orduyu 100 kilometre geriye çekmemiz gerekiyor diyor.
İsmet Paşa da diyor ki Anadolu halkını ne yapacağız diyor o zaman.
Yani Eskişehir ile Ankara arasında kalan yeri gösteriyor haritada.
Bu milleti ne yapacağız nasıl bırakacağız diyor.
Atatürk de diyor ki bak İsmet kafanı kullan ben orduyu 100 kilometre çekerken kendi vatanımın içine çekiliyorum diyor.
Peki biz bu çekilmeyi yaparken o Yunanlıların lideri var ya Papulos.
O ne yapacak? O da bizi takip etmek zorunda kalacak.
Mecbur. Nereden geçecek peki bizi takip ederken?
Benim halkımın içinden geçmek zorunda kalacak.
Ve bu yollardan geçerken morali bozulacak.
Çünkü bizim memlekette yol mu var İsmet diyor.
Yol yok. Memlekette yol yok.
Yol olmaması ne demek?
Yani yol yok derken yollar bozuk, çok kötü.
Bu adamların silahlarını nakletmesi gerekiyor.
Nasıl yapacaklar bunu?
Yapamayacaklar. Moralleri bozulacak.
Çünkü tanımıyorlar o bölgeyi.
Bırak diyor gelsinler.
Hatta diyor ki onlar gelsin.
Ben onları vatanın harimi İsmet'inde boğacağım.
Burada İsmet Paşa'yı da onura ediyor.
Derken adamlar geliyorlar Sakarya Meydan Muharebesi başlıyor ama haberler o kadar kötü ki yok o tepe düştü yok bu tepe düştü.
Sürekli demoralize edecek haberler gelmeye başlıyor cepheye.
Fevzi Paşa var İsmet Paşa var onlar zaten bitikler yani moral diye bir şey kalmamış.
Bu arada şunu da belirteyim meclis Mustafa Kemal'e başkumandanlık yetkisi verirken şöyle bir olay yaşıyor.
Şimdi ona güvenenler okey onu desteklediler o yapar dediler biz arkasındayız dediler.
Ama herkes mi destekledi?
Hayır. Öyle bir güruh vardı ki şu adam tüm mesuliyeti alsın da bir başarısız olsun da biz de bunu bir asalım kafasındalardı.
Ve bütün bu ihtimallere karşı bakın asılma ihtimaline karşı bütün mesuliyeti üstlendi ve sivil bir şekilde sivil olarak cepheye gitti.
Bu ne demektir? Üniformam olmasa bile...
Komutanınız benim demektir.
Neyse Sakarya Meydan Muharebesi'ne geri dönelim.
Atamız sivil bir şekilde emirler yağdırmaya başlıyor.
Türk birlikleri geri çekilmeye başlıyor ve hatta o kadar geri çekiliyorlar ki kuzey güney olan cephe doğu batı hattına dönüyor.
Çünkü Populus'un yetişi şu cepheyi doğu batı yapıp Ankara'ya yüklenip Türkleri de Karadeniz'e atmak.
Yani Anadolu'nun geri kalan kesiminin yolunu açmaya çalışıyor.
Bu arada ciddi ciddi böyle harbi kaybetmeye başlıyoruz.
Ama Mustafa Kemal şunu fark ediyor ki bu adamlar çok düzensiz bir şekilde gerçekliyor.
Yani normal meydan muharebesi kitaplarında şu yazar.
Hattı müdafaa etmek yazar.
Çünkü hattı kaybederken yeni bir hat kurman gerekir.
Hani meşhur bir söz var ya oraya geleceğim birazdan.
Ama Mustafa Kemal böyle düşünmez.
Biz hattı değil yani sadece bir çizgiyi değil vatanı müdafaa ediyoruz.
Her birlik müdafasını kurabileceği yere kadar çekilsin.
Daha fazla girmesin ki biz de satığı müdafaa edelim.
Yani yüzeyi müdafaa edelim.
Bırakalım Yunan aramızda geçsin dolaşsınlar.
Şimdi böyle bir şey çok uç bir şey.
Çünkü daha önce hiç denenmemiş.
Burası çok ömerli. Çünkü Papolus da bütün bunlara bakarak şöyle düşünecek.
Türk cephesi yarıldı.
Biz artık ne kadar içeri girdiysek yani bunlar yarıldılar.
Türk ordusu şu kadar kilometre daha geri çekilecek.
Ben en iyisi onu bekleyeyim diye düşünecek.
Ama ne oldu bilin bakalım.
Mustafa Kemal adamla bir oyun oynadı.
Ne yaptı? Türk ordusunu asla geri çekilmesine izin vermedi.
Adamın asabını bozdu.
Kafasını karıştırdı.
Ve ordusuna Sakarya'nın gerisine çekilme emri verdi.
Yani birlik kaydırmaya başladı Atatürk yavaş yavaş.
Neyse harbin bitmesine artık böyle 5-6 gün falan kalıyor.
Mustafa Kemal'in de kaburgası kırılıyor bu esnada.
Neyse çadırda böyle istirahat ederken İsmet Paşa da onun odasında sandalyede uyukluyor.
Derken içeri bir binbaşı geliyor.
Diyor ki istihbarat raporunu getirdim.
Yani savaşı kaybettik mi?
Ne durumdayız? Adam bunları okuyor istihbarat raporunu.
Ve bu rapordan açık açık belli ki biz bu harbi kaybetmişiz.
Atatürk raporu okuyan binbaşına dönüp diyor ki derhal İsmet Paşa'yı uyandır ve zaferini tebrik et.
Allah Allah binbaşı çok şaşırıyor tabii ne oluyor falan diye.
Sonra akabinde hemen Fevzi Paşa'yı yanına çarptırıyor.
Yanına çarptırıyor dediğim Fevzi Paşa ondan daha rütbeli onu da belirteyim.
Zaten Fevzi Paşa'nın isteğiyle başkumandan olmuştur Atatürk.
Neyse Fevzi Paşa çadıra geliyor.
Atatürk diyor ki ooo Fevzi Paşa hazretleri nerelerdeydin diyor.
Fevzi Paşa da dönüp diyor ki her şeyi kaybettik.
O yüzden çadırımda Kur'an okuyordum.
Allah'tan sizi bize bağışlamasını niyaz ediyordum diyor.
Bunun üzerine Mustafa Kemal dönüp diyor ki bir dakika diyor şimdi ortada bir yanlış anlaşılma var diyor.
Ben gelen istihbarat raporlarını iki defa inceledim.
Yanlış değerlendirilmiş çünkü Populoz birlik falan getirmiyor.
Adam mevcut birliklerini kaydırıyor.
Yani Yunanlılar geri çekiliyor diyor.
Tabii buna hiç kimse inanmıyor.
Durumu da anlamıyorlar doğal olarak.
Olay şu ki Mustafa Kemal zihninde bütün cephelerin adeta haritasını çıkartmış durumda.
Ve daha da bombası diyor ki.
Yunanlıları burada durdurduk yarın da taarruza kalkışıyoruz diyor.
İsmet Paşa tabi bunu duyunca hiddetle ayağa kalkıyor ve diyor ki sen delirdin herhalde.
Ne ile taarruz edeceğiz yani subaylarımızın 3'te 2'si şehit oldu ordunun %46'sı firar etti biz nasıl taarruza geçeceğiz diyor.
Mustafa Kemal de durur mu diyor ki İsmet hiç mühim değil diyor ve işaret parmağını başına koyuyor.
Papulus savaşı burada kaybetti diyor.
Şimdi üstünlük bizde diyor.
Ertesi gün taarruza başlıyorlar ve gerçekten Mustafa Kemal'in dediği oluyor.
Yunan ordusu büyük taarruzun başlayacağı hatta kadar geri çekiliyor.
Tabi bu bizimkilere göre çok büyük bir mucize.
Nasıl olabilir böyle bir şey?
Ama gerçek şudur ki...
Harp teorisini çok iyi bilmek ve muhatap olduğun vaziyeti çok iyi okuyabilmektir buradaki mucize.
Şimdi bu olayın arka planını anlatacağım size ve sanırım en sevdiğim kısmı da bu.
Mustafa Kemal bunları nasıl bildi demiş olabilirsiniz.
Şöyle Papulos ve Atatürk Harbiye okullarında aynı kitapları okumuşlar ve her ikisi de kurmay subay.
Yani ne Türklerde ne de Yunanlarda büyük harp teorisini yok.
Dolayısıyla ikisi de o harp teorisini Alman ve Fransız kitaplarından öğrenmiş.
Aynı kitaplardan. Dolayısıyla Mustafa Kemal o kitabı nasıl özümsediyse...
Karşısındaki adamın ne okuduğunu biliyor, kafasında kurduğu planı biliyor ve bunları çok rahatlıkla tahmin edebiliyor.
İşte Sakarya Meydan Muharebesi'ni bize böyle kitap okuyan, böyle dahi bir zihin kazandırdı.
Ben bu olayın sonrasını da çok seviyorum.
Daha sonrasında Mustafa Kemal trenle Ankara'ya dönüyor.
Tren garında onu karşılayanlar Yakup Kadri Karausmanoğlu, Ruşen Eşref ve Hamdullah Supi Tanrıöver Atatürk'ü görünce koşarak boynuna sarılıyorlar ve Ruşen Eşref diyor ki Paşam 400
senedir ilk defa bir meydan muharebesi kazanıyor sağ olun var olun diyor Atatürk de o esnada sözünü kesiyor.
Ruşen onu bunu boşver de diyor bu muharebe bana çok şey öğretti diyor ve cebinden kırmızı bir defter çıkarıyor.
Yaptığım keşif benden sonra askeri okullarda da öğretilsin diyor.
İşte onlardan biri hattı müdafaa yoktur sattı müdafaa vardır sözü.
İşte cumhuriyeti kuran zeka için okuma belli bir zamana sıkıştırılan bir rutin değil, hayatın bir parçası olmuştur gördüğünüz gibi.
Bu da böyle bir olaydı arkadaşlar.
Son olarak bir belgesel önerisiyle kapatacağım bu bölümü.
Türk Tarih Kurumu yayınladı bunu.
Çok yeni, çok kapsamlı bir arşiv çalışmasına dayanıyor.
Milletin azmi belgeseli arkadaşlar.
Büyük taarruzu gerçekten anlamak ve kalbinizde hissetmek istiyorsanız bu belgesel benden size öneri olsun.
Gerçek görüntüler var ve anlatmak istemedim kendinizi izleyin diye.
Bugün Büyük Tavruz'un 30 Ağustos zaferinin 100.
yıldönümü arkadaşlar ve atamızın şu sözleriyle kapatmak istiyorum bu bölümü.
Milletin istiklalini...
Yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır diyor atamız.
Ve zafer, zafer benimdir diyebilenlerindir diyor atamız.
Beni instagramda takip etme isteyenler için aşağıya bir link bırakıyor olacağım.
Cambly'nin bize özel indirim kodu 55zafer.
Onu da yine aşağıdaki linkte detaylardan bulabilirsiniz.
Haftaya tekrar görüşmek üzere.
Beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız oradan da takip edip bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
O zaman haftaya tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
