
Sosyopix Hakkında detaylı bilgi almak için:
http://www.sosyopix.com/osb
Fotoğraf baskılarda geçerli %20 indirim kodumuz:
OSB20
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
*
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Patreon'dan destek olmak için: www.patreon.com/osbpatreon
*Bu bölüm "Sosyopix" hakkında reklam içerir*
Transkript
Türkiye'nin en büyük kişiselleştirilebilir hediye platformu Sosyopix'in sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz ben Merve.
Bugün uzun zamandır beklediğiniz aile dizimi konusuna değineceğim artık.
Neden bu kadar zaman bekledin Merve?
Çünkü kendimde bir aile dizimi seansına katılmak istedim.
Deneyimlemediğim bir şeyi anlatmak istemedim sizlere.
Çok okuduğum, araştırdığım uzmanları dinledim ve geldim.
Şimdi bu konuya neden ilgi arttı?
Malum diziden ötürü ama aile dizimi konusunda.
Konusu biliyorsunuz ki asla yeni bir şey değil.
Şimdi en başa gidecek olursak modern psikolojinin kurucusu Freud'la başlamak istiyorum.
Yüzyıldan fazla bir süre önce Freud ne dedi?
Çocukken anne ve babamızla kurduğumuz o ilişkinin psikolojik gelişimimizi derinden etkilediğini söyledi ve keşfetti değil mi?
Özellikle annemizle kurduğumuz ilişkinin bizi besleyip geliştirdiği kadar nevroza, kafa karışıklığına ve kedere de sürükleyebileceğini gördü.
Aslında bu bir tık kötü bir şey niye çünkü anneler psikolojik sorunlarımızdan sorumlu tutuluyor baktığınız zaman.
Bunda bir doğruluk payı var mı?
Belki bir tık ama hani anneleri suçlamak da moda olduğu yolunda gitmeyen şeyler için o dönemler.
Ve terapi gruplarında ebeveynleri özellikle de anneyi suçlamak, mutsuzluğu açıklamanın en klasik yolu haline geldi o dönemler.
Ama daha sonra 1960'larda çocukken aileden alınan o çelişkili mesajların psikotik ve nevrotik davranışlara sebep olduğunu göstermek için sadece ebeveynleri değil tüm
aile dinamiklerini incelemek.
başladılar. Sorunlu çocukları ve mutsuz yetişkinleri tüm aile sisteminin bir parçası şeklinde görerek tedavi etme, psikoterapi alanında yaygınlaşmaya başladı.
Şimdi öncelikle aile dizimi nedir?
Bundan bahsetmek istiyorum. Kim bulmuş?
Kim keşfetmiş? Oralara bir girelim.
20. yüzyılın sonlarında bir katolik misyoneri var arkadaşlar.
Alman Bert Hellinger adında bir adam.
Nasıl ya ne alaka misyonerlik falan demiş olabilirsiniz.
Şöyle ki Alman hükümeti Bert Hellinger'i Afrika'ya gönderiyor misyonerlik faaliyetleri için.
Hatta Katolik Manastır Okulu'na gitmek için ailesini bile terk etmiştir Bert Hellinger.
Yani bu adam aslında rahip olma yolunda ilerliyormuş.
Tam o sıralarda da Güney Afrika'ya gönderilmiş misyonerlik faaliyetleri için.
Ve Afrika'da Zulu kabileleriyle tanışıyor ve 16 sene Güney Afrika'da yaşamıştır.
Hatta Zulu kabilesinin dilini bile öğrenmiştir.
Bayağı da akıcı konuşuyormuş.
Bu yıllar içerisinde üniversiteyi bitiriyor ve cemaat rahibi ve aynı zamanda okul müdürü oluyor öğretmen yani.
Hem teoloji hem felsefe hem pedagoji eğitimi almış bir isim.
Akşamları da Zulu kabilesinin o ateş etrafında yaptığı ilginç ritüellere katılma fırsatı bulmuştur Heringel ama o sıralarda fenomolojiye yani felsefeye ilgi duymaya başlayınca
dini inancına bir takım çözülmeler meydana gelmeye başlıyor ve şak diye rahipliği bırakıyor.
İşte bu misyonerlik sırasında Güney Afrika'da Zulu kabilesinin o akşamları dediğim gibi ateş etrafında yapmış olduğu ritüellere katılmaya başlıyor ve gördüklerinden çok etkileniyor.
görmüş Merve? Bize de anlat.
Şöyle bir an yaşanmış.
Şimdi kabinede bir sorun çıktığı zaman adamlar meditasyon yoluyla atalarına gidiyorlar.
Bu arada bu Zulu kabilesi de Şaman inançlarına bağlı.
Afrika'nın en büyük etnik grubu ve Zulu kültüründe spritüel alem çok önemli.
İşte Bertelinger'in gördüğü ritüelde de Zulu kabilesi mensupları ateşin etrafında toplanıyorlar.
Atalarının ruhlarıyla bağlantı kurarak sorunları çözüyorlar.
Yani gerçekten etkilenilmeyecek gibi değil.
Onların işte aile yapısı, çocukların ana babalarına olan sorgusuz, sualsiz o itaatlerinden, saygılarından ve ebeveyn çocuk ilişkilerinden...
Çok etkilenmiştir Hellinger.
Yani genel olarak aslında aile dizimi hadisesi de böyle başlıyor.
Sonra adam rahipliği bırakıyor ve bir psikanaliz kursunda soluğu alıyor.
Daha sonra da bu alanda derinlik kazanmak için çeşitli eğitimler alıyor ve sonra komple bu yola giriyor.
20. yüzyılın sonlarında da dünyaya tanıtıyor bu aile dizimini.
Yani kökler nereden geliyor?
Zulu kabilesi Afrika'dan geliyor.
Şimdi çok çok genel olarak ifade edecek olursam ailenizin nesiller boyu, Birbirleriyle böyle görünmez bağlarla bağlı olduğu anlayışını benimsiyor aile dizimi.
Yani bireyi şekillendiren ana unsurun aslında içine doğduğu aile olduğuna inanıyor bu yaklaşım.
Sihirli mantarlar diye bir bölüm yapmıştım hatırlıyor musunuz?
Orada anlatmıştım ya mantarların böyle yerin altında birbirlerine bağlı olduğu bir sistem var demiştik.
İletişim kurdukları bir ağ.
Buna miselyum deniliyordu.
Tıpkı onun gibi arkadaşlar aile dizimi.
Yani benim kafamda o canlanıyor.
Yani şunu demek istiyorum, biz de aslında o mantarlar gibi aile sistemimizdekilerle kadersel olarak bağlıyız.
Mantarlar misalyumla bağlı, biz de bu şekilde bağlıyız.
Şimdi şöyle düşünmüş olabilirsiniz, Zulu kabilesinin olayını direkt bize mi taşımış diye düşünenler olacaktır.
Hayır, Zulu ritüellerini alıyor, çeşitli terapistlerin yaklaşımlarıyla birleştiriyor ve kendine has bir Hellinger modeli oluşturuyor.
Şunu da söylemeden geçmek istemiyorum.
90'ların sonuna doğru bir dergi röportajında Hellinger tüm dünyanın dikkatini çeken bir mevzudan bahsediyor.
Diyor ki Almanya'da malum Yahudi katliam oldu.
Adolf Hitler için diyor ki o da diyor sizin gibi benim gibi bir insandı diyor ve bunu söyledikten sonra tabii ki de kıyamet kopuyor.
Neden böyle bir şey söylüyor?
Çünkü aile dizimine baktığımız zaman kürtaj çok önemli bir mesele arkadaşlar.
Aile diziminde o sistemin bozulması vs.
ya da işte görülsüz bir gebelik geçirmesi annenin.
Hitler'in annesi de tam olarak böyle.
Aslında o çocuğu doğurmak istememiş.
Yani Hitler'i aldırmak istemiş.
Hatta kürtaj olmak üzere hastaneye gidiyor.
Ama orada karşılaştığı bir hemşire işte bu çocuğu aldırma zaten çocuklar ölüyor işte hastalıktan vs.
gibi gibi bir şeyler söylüyor.
Ve Hitler'in annesi Hitler'i aldırmaktan vazgeçiyor ama gönülsüzde bir gebelik geçiriyor.
Zaten çocuk doğduktan sonra da aralarında güvenli bir bağlanma olmuyor.
Hatta Hitler'de bağlanma bozukluğu olduğunu söyleyenler de var.
İşte Hellinger de bunu dile getirdiği için baya bilinçlenmiş.
Şimdi nasıl keşfedildiğini anlattım aile dizimini.
Peki aile dizimi nedir?
Biraz da bundan bahsedelim.
Mark Wallin diyor ki hiçbir çocuk bomboş bir hard diskte doğmaz.
Bu şekilde dünyaya gelmez.
İçinde bir sürü işletim sistemi var.
İşte bu işletim sistemi dediği de aileden getirdiği travmalar olabilir diyor.
Burada hemen bir parantez açmak istiyorum.
Bakın travma diyorum.
O yüzden lütfen aile dizimiyle alakalı bir şeyler yaptıracaksanız bu işin ehli olan birilerine gidin.
Ve yıllarını vermiş biriyle çalışın derim.
Çünkü katarsize girme durumunuz var.
Eğer bir nevrozunuz varsa bu açığa çıkabilir.
Travmanız daha da derinleşebilir.
Çünkü öyle bir şey bu. Hani en başta dedim ya ben de bir seansa katılmak istedim.
Ondan sonra bu bölümü çekeceğim demiştim.
Neler yaşadığımı eminim merak ediyorsunuz.
Size şöyle söyleyeyim.
Ben danışan olarak katılmadım.
Hani böyle tiyatro yapan bir ekip olduğunu düşünüyorsunuz ya orada.
Halbuki öyle bir şey yok.
Genel kanı bu. İşte oradakiler tiyatro mu yapıyor?
Böyle söyleyenler varmış. Çok şaşırdım.
Neyse işte giderken şey diye arkadaşımla konuşuyoruz.
Dedim ki ben dedim kendi bir yerlere atıyormuşum.
Uçan adam Sabri gibi.
Öyle gittim.
Ondan sonra dedim ki işte ağlıyormuşum, şöyle yapıyormuşum falan diye senaryo yazıyorum.
Arkadaşım da diyor ki Merve olabilir yani her şey olabilir.
Ve gerçekten en çok ağlayan ben oldum.
Ben ağlıyorum danışan ağlıyor.
Bakışıp bakışıp. O kadar büyük bir acı hissettim ki içimde.
Çok enteresan bir şeydi ya.
Böyle kesinlikle tiyatro değil onu söyleyeyim.
Nasıl anlatabilirim?
Karşındakinin acısını yüreğinde hissediyorsun o anda.
Çok garip bir duyguydu.
Bir de şöyle bir şey oldu.
Ben ısrarla böyle danışan kişiye arkamı dönmek istiyorum.
Orada biz beş kişiyiz. İşte herkese bir rol veriliyor ama...
Kim hangi rolde olduğunu bilmiyor.
Kimi anne oluyor, kimi baba oluyor ama kimse bilmiyor rolünün ne olduğunu.
Sadece hislerle hareket ediyoruz.
Ne hissediyorsun? Yakınlaşmak ister misin?
Uzaklaşmak ister misin? Gibi gibi sorular soruluyor.
Ben ısrarla danışana arkamı dönmek istiyorum.
Sonra en son işte ben katıla katıla ağladım böyle.
Çok kötü oldum. Çıktım seanstan.
Dedim ki ben neyi temsil ediyordum?
Meğersem danışan kişinin hayat sevinciymişim ben.
Arkamı dönmek istiyorum.
Enteresan bir deneyimdi benim için.
Bir de ben çıktım işte aile diziminden hemen arkadaşlarımı arayacağım anlatacağım falan o kafadayım.
Sonra bana dediler ki hayır en az bir hafta hiç kimseyle konuşmaman lazım bu konuyu.
Fight Club kural bir.
Burada yaşanan burada kalır.
O yüzden uzun bir süre sizlere de anlatamadım.
Neyse kısmet bugüneymiş ama yine de çok konuşmamak lazım.
Bir de keşke dedim aile dizimine gitmeden önce arkadaşımla bir fotoğraf çekseydim.
Bir de çıktıktan sonra çekseydim.
Böyle makyajlar akmış.
Halimiz o kadar komikti ki yani anı olarak kalırdı.
Çok güzel olurdu. Ama unuttum.
Ve çekseydim kesinlikle Sosyopix'den bastırıp buzdolabıma saydım.
Evin her yerinde zaten Sosyopix'in pola kartları var.
Abartısız her odada.
Yıllardır Sosyopix'den fotoğraf bastırıyorum.
Bu bölümde de destekçim oldukları için...
Aşırı mutlu oldum. Türkiye'nin en büyük kişiselleştirilebilir hediye platformu arkadaşlar.
Sosyopix. Açıklamalara zaten bir link bırakıyor olacağım.
Artık böyle arkadaşımın doğum günü geliyor.
Acaba ne yapsam? Sevgilime ne hediye alsam?
Aa yeni yıl geliyor. Derdine son.
Sosyopix'e bakmanız yeterli.
O kadar söylüyorum. Fotoğraf baskısından tutun.
Takvimler, süper hediye kutuları, albümler.
Yani sevdiklerinize alabileceğiniz.
En anlamlı hediyeler Sosyopix'te %100 mutluluk garantili hediye platformu arkadaşlar.
Alırım bir teşekkürünüzü bundan sonra.
Şiddetle öneriyorum ve Sosyopix'i çok seviyorum.
Arkada arı gibi çalışan bir ekip var biliyorum.
Buradan hepsine teşekkür ediyorum.
İnanılmaz hızlılar.
Hatta konumuz malum aile dizimi.
Atalarımızı onurlandırmak istiyoruz diyenler de buradan aile büyüklerinin fotoğraflarını çok güzel bir şekilde albüm yapabilirler.
Bu da bir çeşit atalarımızı onurlandırıyor.
O zaman hadi devam edelim.
Artık aile diziminden bahsetmek istiyorum.
Neymiş bu aile dizimi?
Şöyle ki şimdi herkesin bir anne babası var değil mi?
Bu evrensel bir gerçek ve birçoğumuz bunu kanıksıyoruz.
Hatta çoğu zaman tamamen unutuyoruz.
Onları siliyoruz, küsüyoruz vs.
Onlarla olan ilişkimiz aslında hayatımızdaki en önemli iki ilişki.
Dünyaya ve fiziksel bedenlerimize yani hayata onlar aracılığıyla geliyoruz.
Onu sevsen de, sevmesen de, görüşsen de, görüşmesen de her ne bağın olursa olsun sen onlar aracılığıyla bu hayata geldin.
Osho'nun bu konuda söylediği bir söz var.
Der ki varlığınızın yarısı annenizin yarısı da babanızın bir parçasıdır.
Onlar sayesinde buradasınız.
Onlar olmasaydı siz de olmazdınız.
Başınıza gelen her şeyin sebebi bir şekilde onlardır.
Herkes bunun farkına varmalıdır diyor.
Yani farkında olsak da olmasak da hepimiz ebeveynlerimize derinden bağlıyız.
Onları seviyoruz, kızıyoruz.
Kimimiz annemizi, babamızı yanımızda istiyoruz.
Kimimiz onlardan uzaklaşmak için elimizden geleni yapıyoruz.
Yani ebeveynlerimize karşı hiçbir şey hissetmediğimiz, tamamen kayıtsız olduğumuz...
Bunu çok az kişi yapabiliyor ama aslında aile ya tüm acıların kaynağı arkadaşlar ya da sağlıklı bir toplumun ve yıllardır bilimsel çalışmalara konu olmuş o aile ilişkileri dinamiklerinin
temeli bunu yatsıyamayız.
İşte Bert Hellinger tarafından geliştirilmiş bu sistem.
Dünyaya yayılıyor arkadaşlar, yeni bir terapi yöntemi olarak benimseniyor ve bu yöntemin özünde tüm aile dinamiklerinin temelinde yatan ve tüm kültürlerde aynı olan temel yasaların keşfi var,
bunlardan oluşuyor. Aile dizimi dediğimiz şey aslında şu kısaca, bizimle atalarımız arasında olan etkileşim.
Bir aile sistemimiz var ve bu aile sisteminde bir yerde blokaj olabiliyor, bir tıkanıklık oluyor.
Ondan da bahsedeceğim az sonra.
Aile sistemi dediğimiz şey de yedi kuşak atalarımız arkadaşlar.
Yani bu yedi kuşak atalarımızın başına ne geldiyse ya da çekirdek ailemizin bize bir şekilde sirayet ediyor.
Kuzenler hariç bu arada.
Yani kısaca ya ailenizde ya da sizden daha önceki atalarınızda yaşanan göç olabilir, travma olabilir, bir haksızlığa uğranmış olabilir, yok sayılmış olabilir, herhangi bir intihar
vakası yaşanmış olabilir, ölüm, ani bir ölümden bahsediyorum, travmatik bir ölüm, kötü bir kaza, suç işlemi olabilir, bir cezaevine girme, kürtaj en önemlilerinden birisi ya da işte anne
babanın rolü. İşte ailenin derinden böyle etkilenmesine sebep olan olumsuz olaylar yaşandı mı geçmişte?
Eğer yaşandıysa ve bu o aileyi çok travmatik olarak derinden etkilediyse işte orada bir kopma oluyor arkadaşlar.
Aile diziminde bir bozulma oluyor.
Hani az önce dedim ya bir blokaj oluşuyor.
Sistemde bir tıkanma oluşuyor diye.
Bir hortum düşünün. Hortumun bir kısmında tıkanıklık var.
İlerlemiyor. İşte bunu buldurmaya çalışıyor aile dizimi size.
Benim böyle kafamda oturttuğum bir şey var.
Bilmiyorum doğru mu aile dizimi için.
Öyle düşünüyorum. Mesela işte biz beş kişilik bir aileyiz diyelim.
Aile demek hani sevgi bağdır ya.
Böyle el ele tutuşmuşuz.
Aramızda bir sevgi akışı var.
El ele tutuşuyoruz. Ama aramızdan biri travmatik bir şekilde ölüyor.
Bir kopma oldu fark ettiniz mi?
Artık el ele tutuşuyorduk ama biri travmatik bir şekilde öldü.
Sevgi akışı orada kesildi.
Tıpkı böyle bir elektrik kablosunu ortadan makasla kesmiş gibi düşünün.
Bir anda o akımı kesiyorum ben.
İşte o blokajı, o kesik hattı bulmaya çalışıyor diye düşünüyorum aile dizimi.
Zaten terim olarak ilk defa Adler tarafından kullanılıyor 1927'de.
O da aile sistemindeki her üyenin görevini tanımlamak için kullanmıştır bu ifadeyi.
Adler aileyi böyle ebeveynlerden, çocuklardan ve geniş aile üyelerinden oluşan bir takım yıldız gibi görüyor arkadaşlar.
Onlarda da zaten Almanya'da terapi olarak uygulanmaya başlanıyor.
Ve ailenin nesiller boyunca birbirlerine görünmez bağlarla bağlı olduğu anlayışına dayanıyor.
Yani aileyi bir bütün olarak aynı ruha sahip olarak görüyor.
Dolayısıyla ne oluyor?
Bireyi de içine doğmuş olduğu aile şekillendiriyor değil mi?
Yani aile sistemimizdeki herkes birbirine kadersel olarak bağlı.
Burası çok önemli.
Hatta Bert Hellinger psikolojik rahatsızlıkların büyük ölçüde kök aileden kaynaklı olabileceğini söyler.
Şöyle de spritüel bir tarafı var katılırsınız katılmazsınız.
Ruhsal tekamül sürecinde ruhun bedenlendiği ailedeki her birey birbirini seçerek gelmiştir.
Neden? Çünkü birbirlerinden öğrenmeleri gereken çok şey vardır diye düşünülüyor.
Bir de aile diziminde çok önemli kavramlar var.
Onlara da değinmeden geçmek istemiyorum.
Ama şöyle de bir şey var.
Bu böyle bir podcast ile anlatılacak bir şey değil.
Yani yüzeysel bir şey değil. Aslında çok derin bir mevzu.
Ben sadece anladığım kadarını sizlere aktarmaya çalışıyorum.
Buzdağının görünen kısmı diyelim.
Öncelikle bağlar ve ilişki dediğimiz bir olay var.
Bu şu demek aile üyelerinin birbirlerine olan derin sevgi bağı.
Aile üyelerinin işte alma verme dengesi ya da aileden birinin kaybının dengelenmesi gibi durumlarda.
Yani aile düzenini etkileyen bir aile bilinci var burada ve bu şekilde birbirlerine bağlılar.
Bunu temsil ediyor aile üyelerinin birbirlerine olan bağlılıkları.
Sıra ve düzen dedikleri de kronolojik bir sıra burada kast edilen.
Yani ailedeki hiyerarşi.
Şık düzenden bahsediyorlar.
Mesela önce doğanın sonra doğanlara karşı olan bir önceliği varmış.
Hatta işte eşinizin sizden önceki eşi varsa bile bu da sıra düzenine giriyor.
Kardeşlerin doğum sırası ki Adler de bunu söyler.
Doğum sırasının çocuğun kişiliğini ve davranış kalıplarını etkilediğini söyler.
Yani sıra ve düzenden kasıt şu demek.
Bu sıraların bu düzenin korunması gerek demek.
Ailede her ne olursa olsun hiçbir üye dışlanamaz.
Ve hiçbir üye sistemdeki yerini reddedemez.
Bu sıra bozulursa aşağıdaki nesiller bunun bedelini ödemek durumunda kalır.
O görevi bir şekilde üstlenir hatta duygusal bozukluklar ve psikosomatik hastalıklar aile sırasındaki bozukluktan kaynaklanabilir deniliyor.
Örnek ver Merve. Belki siz ebeveyninizin rolünü üstlendiniz.
Annenize annelik ediyorsunuz belki.
Belki babanıza babalık ediyorsunuz.
Böyle bir şey olabilir. Ya da ailenin aslında en küçük çocuğu sizsiniz ama kendinizi bir abla abi yerine koymuşsunuz.
E nedir Merve öyle yapsam ne olur bilinçsizce yapıyorum bunu ama ne oluyor ki yani demiş olabilirsiniz.
Bu da başarısız olma dürtüsüyle hayatınız boyunca hareket edebilirsiniz.
Mutsuz olabilirsiniz. Aile dizimine göre söylüyorum.
Daha bir sürü bir sürü şey var.
İşte bu sıra ve düzen çok önemli.
Onu bozmayın diyorlar. Alma verme dengesi de çok önemli zaten aile diziminde.
O da şu demek. Ebeveynin çocuğa vermesi.
Bunu talep etmesi ve alması, alma verme dengesi siz anne babanızdan almanız gerekenleri yeterince alabilirseniz hayatınızda sağlıklı bir şekilde ilerleyebilirsiniz.
Ve siz de o aldıklarınızı kendi çocuklarınıza aktarabilirsiniz.
O akış olur. Sadece anne baba için değil çiftler arasında da bu var.
Sistemi karmaşıklık dedikleri bir şey var aile diziminde.
Bu da şu demek farkında olmadan aileden birinin kaderini devralmış olmanız.
Yani sizden öncekilerden, atalarınızdan aldığınız.
borçlar ve yükler.
Atıyorum sizden önce ailede dışlanan biri var.
Belki onun kaderini siz üstlendiniz, devraldınız.
Farkında değilsiniz. Ve kendinizi hayatınızda sürekli dışlanmış hissediyorsunuz.
Aslında öyle bir şey de yok ama içten içe bunu hissediyorsunuz.
Nedenini bilmiyorsunuz.
Sistemik karmaşa da da arkadaşlar 3 temel dinamik varmış.
Birincisi özdeşim kurma.
Bu şu demek kendi hayatınızı yaşamaya engel olan duygular ve olaylar.
Yani size aileden dışlanmış biri gibi olduğunuzu söylemeleri.
Atıyorum aynı halana benziyorsun, aynı annene benziyorsun dışlanmış ama aslında ve siz o dışlanan kişiyle işte atıyorum halanızla, dedenizle, her kimse onunla özdeşim kuruyorsunuz farkında olmadan
ve o acı çeken kişinin enerjisini bedeninizde muhafaza ediyorsunuz farkında olmadan.
Kendinize gitgide yabancılaşıyorsunuz.
Neden? Çünkü sistemde bir karışıklık var.
Takip etme dedikleri bir şey var.
Bu da eğer aile üyelerinden biri ölürse veya büyük bir talihsizliğe kurban giderse kardeşler ve çocuklar da o işte kendilerinin de o yola doğru gittiğine dair bir hassasiyet taşıyabilirler.
Devralma diye bir şey var.
O da şu oluyor. Ebeveynler eğer bir başkasını takip ediyorsa, onun talihsizliğine doğru gidiyorsa bu noktada çocuklar devreye giriyor ve o denge arayışını üstlenmeye çalışıyorlar.
Senin başına gelen benim başıma gelsin mantığı.
Bu da bu oluyor. Kesintiye uğramış erişimde çocuğun ebeveynle yaptığı sevgi girişimleri karşısında bir duvara çarpması ve o sevgiyi tam olarak temin edememesi ve dolayısıyla içine kapanması, acı
çekmesi ve yani çocuğun verme eyleminin takdir edilmemesi.
İşte orada yine bir sevgi akışı kesintisi var, blokaj var ve sevgi orada geriye doğru akmaya başlıyor.
Şimdiki zamana akmıyor ya da o çocuğun ilerideki kuracağı ailede.
de akmıyor. Kendi çocuğuna bir akış yok.
Kesilmiş çünkü. Ve o çocuk daha fazla acı çekmemek için kendini ebeveyninden uzaklaştırıyor.
Hatta Bertelinger diyor ki çoğu duygusal acının temelinde bu vardır.
Kesintiye uğramış sevgi vardır ve bu kuşaklar boyu aktarılır diyor.
Çok çarpıcı. Bir de epigenetik mevzusu var.
O da şöyle annemizin DNA'sıyla babamızınki birleşiyor ve anne karnında o DNA'nın tamamı siliniyor.
%10'luk bir bilgi bize geliyor silinmeden kalıyor.
İşte sen onun izini taşıyor olabilirsin diyorlar.
Yani yetişkinlik döneminde deneyimlediğin şey hücre belleğinde hücre bilgisi olarak taşıdığın şey olabilir diyor aile dizimi.
Peki aile diziminin psikolojiden farkı ne?
Zaten baştan beri anlattıklarımdan fark etmişsinizdir.
Bizim de bir aile sistemi var.
Yani sen ailenin içerisine değerlendiriyorsun.
Ama psikoloğa gittiğinde sadece sensin.
Tabii ki diğer dinamiklere bakılıyor.
Ama burada odak noktası aile.
Ataların. Bunlar var.
Bir de aile dizimindeki sistem dedikleri bir olay var.
Bu da şu demek oluyor arkadaşlar.
Sen nasıl dünyaya geldin?
Annen nasıl bir gebelik geçirdi?
2-3 yaşında neler yaşadın?
Yani varlığında araştırılan aşamalar var.
Bu noktalar çok önemli. Çünkü bunlar kişinin varlığını nasıl gördüğünü aslında bir yerde sorguluyor.
Sen tekne kazıntısı mısın?
Kendinden önce işte annenin bir kürtajı olmuş mu?
Kendinden önce ölü bir doğum var mı?
Ailenizde dışlanan biri var mı?
Bunlar psikolojinin alanına girmiyor.
Bir de sıra düzeni dediğimiz olay var.
Hani erken gelen öncedir dedik ya.
İlk doğan kim bunu sorguluyor mesela.
Ya da işte bu çocuk doğdu ve daha sonra vefat etti.
Sonra diğer çocuk doğdu.
İkinci çocuğun ruhunda ilkinin izleri var mı diye bakıyor aile dizimi.
Hatırlıyorsanız Van Gogh bölümünde böyle bir şeyden bahsetmiştim.
Van Gogh'un abisi ölüyor ve onun adını Van Gogh'a veriyorlar.
Ve ömür boyu onun yükünü üstünde taşımış.
Türkiye'de de bunu çok yaparlar.
Anadolu'da önceden yapıyorlar.
Şu an var mı bilmiyorum. Bir çocuk doğup öldüğü zaman onun nüfusunu hemen ondan sonra gelene veriyorlar.
Ama aile diziminde bu bir saygısızlık anlamına geliyor.
Sen o atanı onurlandırmıyorsun anlamına geliyor.
Sen bir kaybı yok sayıyorsun ve bu yeni doğan çocuğa sıkıntı yaratabiliyor.
Önüne engel blokaj koyabiliyor.
Dolayısıyla biz bu onurlandırılmayan insanların da yüklerini taşıyor olabilirmişiz.
Yani psikiyatri neyle ilgileniyor arkadaşlar?
Psikolojiyle değil mi? Ruhsal bir sorunumuz var gidiyoruz bir travmam var gidiyorum anlatıyorum.
Onlar benim geçmişimle ilgileniyor.
Yani ben doğduktan sonraki geçmişimle ilgileniyor.
Ama aile dizimi içine doğduğumuz aileliğin geçmişine bakıyor.
Zaten burada ayrılıyor. Ailemin, atalarımın geçmişinde neler yaşandı, onların travmalarının izini sürüyor.
Yani anne, babanın seni nasıl dünyaya getirdiği, o süreçte neler yaşadığı seni de etkileyebiliyor.
Sonuç olarak ne bileyim hayatında kökülenme sorunu yaşayabiliyorsun.
Kısırlık olabiliyor, bolluk bereket sorunları olabiliyor.
Yani gördüğünüz gibi aile dizimi sadece sizi kapsamıyor.
Ailenizi birkaç nesli kapsayabilecek bir çalışma.
Ama şöyle bir şey var, danışanlar...
dediğim gibi bir birey gibi ele alınmıyor.
Siz sistemin bir parçası olarak değerlendiriyorsunuz.
Bir bağlam içindeki bileşen olarak ele alınıyorsunuz.
Yani yaptığınız eylemler her neyse davranışlar ya da işte hastalıklarınız bunlar direkt sizin açınızdan ele alınmıyor.
Bu çok çarpıcı. Yani bir psikoloğa gittiğiniz zaman sizi bireysel açıdan değerlendiriyor ama aile diziminde öyle bir şey yok.
Seni aile sisteminin içerisinde değerlendiriyor.
Epigenetik dediğimiz kalıtsal travmalara odaklanıyor.
Yani mesela bir acı çekiyorsun ama sebebini bilmiyorsun.
Bunun müsebbebi olan çözülmemiş travmalara odaklanmaya çalışıyor.
Bizi atalarımıza derinden bağlayan o yolları aydınlatmaya çalışıyor diyebiliriz.
Atıyorum sizin kronik bir depresyonunuz var veya psikosomatik bir rahatsızlığınız var ya da işte alkolizm, madde bağımlılığı, intihar, yeme bozuklukları gibi gibi çoğaltabiliriz.
Bunların sebebini direkt sizde aramıyor, aile köklerinize iniyor.
Nesiller arası sistemik devir almaların sonucu diyor buna.
Şöyle de bir şey var, sadece böyle aile içinde karşılaşılan sorunlar mı aile dizimini ilgilendiriyor?
Hayır. Aslında ailenizde hiçbir alakası yokmuş gibi görünen bir sorun da yaşıyor olabilirsiniz.
Belki doğru aşkı bulmakta zorluk çekiyorsunuz ya da devam eden ilişkinizde sürekli problemlerle karşılaşıyorsunuz.
Sevmediğiniz bir işte çalışıyorsunuz, geçim darlığı çekiyorsunuz.
Belki de psikosomatik nedenlerden kaynaklandığını düşündüğünüz bir hastalığınız var.
Ya da aslında hiçbir sorununuz yok ama hayatınızın çok boş ve çok anlamsız olduğunu düşünüyor olabilirsiniz.
Yani hayatınızda böyle duygusal ya da işlevsel zorluklara yol açan her şeye aile dizimiyle bakılabilir diyorlar.
Çünkü bu psikolojik sorunların birçoğunun kaynağı çözülmemiş ailevi problemler.
Tabii aile dizimi yapan kişilere göre.
Peki amacı ne bu aile diziminin?
Kısaca şöyle ifade edebilirim.
Eğer bir kişi böyle aile bağlarının sebep olduğu düğümlenmelerden kurtulmak istiyorsa öncelikle ailenin kolektif vicdanını anlamalı ve buna uygun hareket etmelidir deniliyor.
Çünkü ancak bu dengeler yeniden sağlandığı zaman hesaplar kapandığı zaman herkes ve her şey doğru yerde olduğu zaman bireysel seçimlerini düşünebilecek kadar özgürleşir kişi diyorlar.
İşte aile dizimi adı verilen...
Çalışmanın amacı da buymuş aslında.
Peki Merve bu ailede kimleri kimleri etkiliyor derseniz.
Kardeşler, anne, baba, onların kardeşleri, anneanneler, babaanneler, dedeler, büyük ebeveynler falan derken yaklaşık 256 kişi falan oluyormuş arkadaşlar minimum.
7 kuşak atalarımızın başına ne geldiği ve aynı zamanda da çekirdek ailemiz dediğim gibi kuzenler sisteme dahil değilmiş.
Bir de şöyle bir detay öğrendim.
Anne çocuğun kaderini etkiliyormuş ama çocuğun kaderi anne babaya tabii ki etki etmiyor sonradan geldiği için.
Sadece engellilik durumu varsa veya erkenden vefat ettiyse etki ediyormuş ya da ağır bir hastalık geçirdiyse.
Peki aile dizimi nasıl yapılıyor?
Ondan da bahsedeyim bu teknikten.
Basitmiş gibi görünüyor ama öyle değil kesinlikle.
Şimdi aile dinamini incelemek isteyen kişi Aralarından işte aile bireylerini ve kendisini temsil edecek kişileri seçeceği bir grup insanla bir araya geliyor.
Ve bu kişilere hiçbir açıklama ya da hiçbir yönlendirme yapılmıyor arkadaşlar.
Her birini odada istediği gibi konumlandırıyor o işte terapiyi yapacak kişi ve aile bireylerinin yerlerine geçiriyor.
Ve artık böyle önümüzde baktığımız zaman bir aile portresi duruyor.
Ve bu tablo sayesinde aile bireylerinin birbirlerine karşı hissettikleri yakınlık, uzaklık, sevgi veya küskünlük gibi hisler hakkında bir dereceye kadar bilgi sahibi oluyor o
sırada. Benim gittiğim aile diziminde gerçekten bunu yaşadığım çok yakın bir arkadaşımla gitmiştim.
Orada tanımadığım insanlar da vardı.
Normalde hani işte bir rol oluyorsunuz ya işte bir sürü oyuncu gibi diziliyoruz falan.
Orada kendi arkadaşıma bir sempati duymam gerekiyor değil mi?
Mantık yani hani onunla göz göze bakışırken daha rahat olmam gerekiyor ama...
Birbirimizi ittiğimizi hissettik.
O da bana dedi. Ben bir itildim sana dedi.
Yani bir nefret geldi. Aynı şekilde bana da geldi.
Meğerse onun temsil ettiği şeyden ötürüymüş.
Ama ben orada mesela hiç tanımadığım birine inanılmaz derecede bir sevgi...
O anda bir sevgi akışı oldu aramızda.
Yine temsil ettiği kişiden ötürüymüş.
Çok enteresan ya. İşte bu gruptaki temsilciler çok kısa bir süre içinde temsil ettikleri aile bireylerinin duygularını hissetmeye başlıyorlar.
İşte bu gerçek aile bireylerinin geri bildirimleri sayesinde de birçok kez kanıtlanmış bir olgu arkadaşlar.
Temsil ettiği aile bireyi hakkında hiçbir şey bilmeyen bir temsilci düşünün.
Ve onun yerine aldığı kişinin sakatlığını bile bedeninde hissedebiliyor.
Bir karıncalanma hakkında. Çok değişik bir şey.
Hatta bir keresinde danışanın büyük babasını temsil eden kişi sağ bacağında böyle çok şiddetli bir acı hissetmiş.
Sormuşlar hani neden böyle bir şey oldu.
Danışanın büyük babası savaşta o bacağından yaralanmış.
Bunu öğrenmişler. Hatta başka bir seans sırasında bir temsilcinin boğazı acıyor.
Diyorlar ki bir şey mi oldu hani ortaya çıkarmaya çalışıyorlar.
Temsil ettiği kişinin boğularak öldüğü ortaya çıkmış.
Çok enteresan. Ayrıca temsilcilerin tam da temsil ettikleri aile bireyinin söyleyebileceği sözleri böyle rastgele söyleme gibi durumlarla da karşılaşmış bu terapiyi yapanlar.
Nasıl gerçekleştiğini mantıklı bir şekilde açıklayamasalar da böyle bir şey var.
Yani tesadüflerle o kadar çok sık karşılaşılan bir şey ki bu aile dizimi.
Artık böyle şaşırtıcı olmaktan çıkmış diyebilirim.
Yani rastgele seçilen insanlar.
Temsil ettikleri insanların hislerine ve algılarına erişebilecek bir özel bir enerji alanında bulunuyorlar herhalde.
Ve bu bir aile sisteminin enerji alanına girer girmez sistem içindeki ilişkiler hakkında gerçekleri algılayabilmek gibi düşünün.
Buna morfo genetik alan diyen yorumcular da var.
Bilgilendirilen alan ya da bilen alan olarak da tanımlanıyor bu.
Bir de şöyle bir şey var seans boyunca yer değiştiriyor temsilciler.
Ve kendilerine söylemeleri için çok kısa çok basit cümleler veriliyor.
Bu cümleler çok güçlü cümleler ve genellikle temsil ettikleri aile bireylerinin diğer aile üyeleriyle olan ilişkileri hakkındaki derin gerçekleri açığa çıkaracak türden.
Ve bu yer değiştirme işi herkes kendini rahat hissedinceye kadar sürüyor.
Mesela ben diyordum ki ben burada rahat değilim şuraya geçmek istiyorum.
Ya da arkadaşım mesela arkasında biri durduğu zaman çok rahatsız oldu arkasında duran kişiden.
İşte o aile bireyini temsil ediyor arkasındaki kişi.
Sonra arkadaşım ileri geri sallanmaya başladı.
Elinde olmadan yapıyor bunları.
İşte bazısı dedi ki işte kalbimde bir ağrı hissediyorum.
Bazısının boğazı düğümlendi.
Herkes bir duygu yaşadı o anda.
Diyorum ya işte çok garip yani anlatamıyorum.
Hatta şöyle de oluyormuş başkalarının olmadığı bireysel seanslar oluyor.
Burada da terapistler aile üyelerini temsil eden şeyler kullanıyor.
Yastık olur, sandalye olur.
Bizde mesela bir vazo vardı içinde güller olan.
O temsil etti bir şeyleri.
Ondan sonra hani böyle farklı nesneleri kullanabiliyorlar.
Ama grup çalışması yapılıyorsa aile üyelerini gruptaki katılımcılar temsil ediyor.
Bunların hiçbiri de bazen tanıdık olmuyor tabii ki.
Peki danışan ne yapıyor demiş olabilirsiniz.
Danışan da dizimi tamamlandıktan sonra oturuyor ve pasif bir gözlemci olarak izliyor her şeyi.
Bizde de danışan bizi pasif olarak izliyordu.
Temsilciler yerlerini alıyor ve aile üyeleri arasındaki belirli ilişkiler yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başlıyor.
Bir de aile dizimi tek seanslık bir yöntem olduğu için belirli bir zorluğu var tabii ki ya da kişisel bir meseleyi böyle detaylı bir şekilde parça parça ele alan o diğer terapi çeşitlerinden farklı.
Yani sürekli yıllar boyunca her hafta seansa falan gidemezsiniz.
Burada dizimin amacı danışanın içindeki o gerçeklikle bağlantıya geçmesi ve diğer aile üyeleriyle ne şekilde düğümlendiğini anlamasına yardımcı olmak.
Ve amacınıza ulaştığınız anda da çalışma sona eriyor.
Daha sonra artık psikologla devam ediyorsunuzdur herhalde.
Yani şuna benziyor.
Hayatımıza yeniden yön vermek ya da yepyeni bir bakış açısı kazandırmak gibi içsel bir dönüşüm başlatan bir şey.
Ve bu noktadan sonra geri kalan detaylar zaten kendiliğinden bir şekilde çözülecektir.
Bir de özellikle orijinal ailede de çok fazla böyle karmaşık ilişki varsa önemli sorunlar tek bir seansta tabii ki çözümlenmeyebilir.
Böyle durumlarda ikinci, üçüncü seanslar yapıyorlardır.
Ama siz temsilci olarak katılmak istiyorsanız tabii ki yüzlerce seansa katılabilirsiniz.
Hatta ben temsilci olmayı çok sevdim.
Vaktim olsa her gün gidip temsilci olacağım.
Bir de şu temsilci olayından bahsetmek istiyorum.
Şimdi Hellinger'in bu terapi yönteminde aslında Jacob Moreno tarafından geliştirilmiş olan psikodrama ve Virginia Sater'in bulduğu aile heykeli var.
Bunun bazı unsurlarını aynı şekilde almış bazılarını da değiştirerek kullanmıştır.
Hellinger tamamen kendine has bir model ortaya koyuyor değil.
Zaten hali hazırda olan metotları da kullanmıştır.
Psikodrama danışanın çocukluk yıllarındaki o duygusal problemleri sahneleme yoluyla açığa çıkaran bir şey.
Şöyle içlerinde danışanın da olduğu bir grup katılımcı böyle sanki tiyatro sahnesindeymiş gibi aile içi rolleri canlandırarak danışanın sorunlarını ortaya çıkarmaya ve çözümlemeye çalışıyor.
Bu psikodrama dediğim olay.
Bu sayede de işte O sırada hali hazırda ailede deneyimli.
Deneyimlenmekte olan durum her neyse daha iyi çözümlere daha yapıcı sonuçlara ulaşılabiliyor.
Bir de Virginia Satir dedim bu çok önemli çünkü aile sistemi terapisinin annesi olarak görülüyor o.
Aile içi ilişkileri katılımcılar aracılığıyla canlandırıyor.
Ama çok daha sembolik bir biçimde şöyle ki insanların arasındaki mesafenin onların duruşlarının ilişkileri hakkında bize ipucu verebileceğini ortaya atan
ilk isim de Virginia Satir.
arkadaşlar. Aslında şöyle çalışmalarına gerçek aile üyelerini kullanarak başlamış ama bir gün bir danışanın aile üyelerinden birisi terapiye gelmiyor ve onun yerine onu temsil edecek birini kullanmak zorunda
kalıyor ve böylelikle de o kişinin aile üyesinin duygularını aynı şekilde hissedebildiğini fark ediyor.
Yani olaylar böyle gelişmiş.
Normalde ilk başta gerçek aile üyeleri geliyormuş ve Hellinger gerçek aile üyeleri yerine yalnızca temsilciliği Hatta danışanın kişisel yorumundan etkilenmeden
içlerinden geldiği gibi hissetmelerine izin vermiştir.
Bu şekilde de satirin görüşlerini genişletmiştir.
Bunlara ek olarak da transaksiyonel analizin kurucusu Kanadalı bir psikiyatrist var arkadaşlar Eric Byrne.
Onun çalışmasından da yararlanmıştır.
Byrne der ki herkesin çocukluğunda yazdığı gizli bir hayat senaryosu var.
İşte buna göre hayatınızı yaşıyorsunuz.
Ve bu senaryonun bilincine vardığınız zaman, gün ışığına çıkardığınız zaman bunu değiştirilebileceğini keşfetmiştir.
Ama Hellinger der ki bu senaryonun önceki nesillerden devralanıp sanki kişiye aitmiş gibi sahiplenilebileceğini fark ediyor.
Ama Byrne kişisel yaşamın ötesini irdelememiştir.
Şimdi şöyle kısa kısa örnekler vermek istiyorum anlamanız için.
Mesela pek de önemsemeden birçok kez kürtaj yaptırmış olan bir kadın bu eylemlerini dengelemek üzere ileriki yıllarda rahim kanseri olabilir.
Eşini ve çocuğunu ortada hiçbir sebep yokken terk eden bir baba bir daha asla yeni bir eş bulamayabilir.
Ya daha daha genel anlamda düşünecek olursak bize ne kadar kötü davranmış olurlarsa olsunlar eğer ebeveynlerimizi reddedersek eninde sonunda kendimizi bir şekilde cezalandırabilir ve acı çekerek bedel ödeyebiliriz
aile dizimine göre. Ama şu da var sadece kendi eylemlerimizi değil bizden önce gelen nesillerin eylemlerini de dengelemek zorunda kalabiliriz.
Atıyorum kız kardeşleri evlatlık verilmiş bir babanın oğlu gidip bir yetimhane kurabilir farkında olmadan.
İnsanları sömürerek para kazanan bir insan sürekli para kaybedebilir ya da işte cinayet işlemiş birinin soyundan gelenler intihara meyilli olabilir.
Buna dengeleme ihtiyacı diyorlar ve bir sonraki nesli etkileme ihtimali eylemlerin şiddetine bağlı olarak değil.
Örnek ver Merve derseniz Kennedy ailesine örnek verebilirim.
Merlin Monroe podcastında da anlatmıştım.
Bu öyle bir aile ki içinden bir başkan, üç senator ve birkaç politikacı çıktı.
Ama aile öyle bir dağıldı ki yani bir şehir nüfusunu yaşayacağından çok daha zamansız ölümler, skandallar ve ciddi trajediler yaşamış bir aile.
Ve aile dizimine göre Kennedy ailesinin sonradan gelen üyelerinin kendilerinden önce gelenlerin eylemlerini dengelemeye çalıştığını söylüyorlar.
Acaba en başa gitseler sorun neredeydi çok merak ediyorum.
Yani şöyle bir şey bu arkadaşlar.
Önceki nesillerden gelen biri davranışlarının sorumluluğunu üstlenmemişse denge yasası devreye giriyor ve bunun bedelini sonraki nesillerden gelen birine ödetebiliyor.
Ya da kolektif vicdan diye bir şey var.
Diyelim ki çok genç yaşta vefat eden bir amcanız var.
Eğer babanız amcanızı böyle hem kardeşi hem de içten bir veda ile uğurladığı ölmüş bir yakın olarak görüp kabul ederse ona saygı duyarsa bunun sizin üzerinizde olumlu bir etkisi olur.
Tam tersi babanız amcanızı görmezden gelmeyi seçtiyse ya da amcanız ailenin geri kalanı tarafından unutulduysa bu durumda üzerinizdeki etkisi olumsuz olabilir.
Yani kolektif vicdan yasalarına göre aile bireyi ölmüş bile olsa tanınmalıdır.
Bu yüzden sizi amcanızla özdeşleşip onu aile sistemi içerisinde temsil etmeye mecbur bırakabilir.
Ya da hastalıklardan bahsedecek olursam genellikle şöyle aile sistemi içerisinde dışlanmış olan biri var.
Varsa eğer hastalıktan kurtulma çabası aile sistemi içerisindeki o dışlanmış bireyden kurtulma çabasına fazlasıyla benziyormuş.
Bu çok enteresan geldi bana.
Ve bu açıdan baktığımız zaman hastalık aslında kolektif bilincin iyileştirme çabası.
Hastalığı olduğu gibi kabul edip ona kalbinizde yer açın diyorlar.
Bir anlamda dışlanmış kişiye kalbinizde yer açın diyorlar.
Mesela hastalıkla ilgili şöyle bir örnek vereyim.
Yahudi ataları olan bir danışan geliyor ve hayatının çoğunu özellikle de Yahudilerin bayramı olan Cumartesi günleri tutan bir baş ağrısıyla geçirmiş bu adam.
Pek de dindar biri olduğunu düşünmüyor.
Yahudi ataları da önemsemiyor bu arada.
Ve şu çıkıyor ortaya çalışmalar esnasında.
Büyükannesinin Polonya'daki soykırımdan kaçtığı ve birçok aile üyesini söz konusu soykırımda kaybettiğini öğreniyor.
Ve atalarını yürekten gelen bir sevgiyle onurlandırıp onlara ben de Yahudiyim dediğinde baş ağrıları kayboluyor.
Hatta bir daha asla tekrarlanmamış.
İşte bu vakada danışanın fiziksel semptomları ona unuttuğu köklerini hatırlatıyor.
Çünkü kolektif o kadar güçlü bir şey ki bu kadar önemli olayların öylece unutulmasına asla izin vermiyor.
Aslında Platon'un dediği gibi bir insan bütünü bilmeden parçasını tanıyabilir mi diyor ya Platon.
O hesap diye düşünüyorum.
Siz yine de benim söylediklerimle yetinmeyin.
İyice böyle enine boyuna araştırın.
Bu işin bir de psikolojik boyutları var dediğim gibi.
Deneyimlemek isteyenler için benim aktaracaklarım bu kadar.
Türkiye'nin en büyük kişiselleştirilebilir hediye platformu Sosyopix'in sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Önümüzde bir yeni yıl var arkadaşlar malum.
Bu yeni yılda sevdiklerime muhteşem özel hediyeler almak istiyorum diyorsanız aşağı bırakmış olduğum linkten Sosyopix'in birbirinden güzel ürünlerini incelemeyi unutmayın.
Eminim sevdiklerinize alabileceğiniz en güzel hediyeyi bu platformda bulacaksınız.
O zaman bu çarşamba muhteşem bir bölümle tekrar karşınızda olacağım.
Beni dinlemeyi ve takip etmeyi bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Hoşçakalın kendinize iyi bakın bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
