
14 Şubat Sevgililer Günü’ndeSARAR; “Biz Şık Severiz” diyen tüm çiftleri, aşkın ustalıkla kumaşlara işlendiği SARAR koleksiyonlarını ve indirim fırsatlarını yakından inceleyerek en şık hediyeyi seçmek için SARAR Mağazaları ve sarar.com’ a bekliyor.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Farkındalık Defteri:https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi
Bu bölüm "Sarar" hakkında reklam içerir
Transkript
Sarar, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün aşk ilişkileri üzerine konuşalım istedim arkadaşlar.
Malum 14 Şubat haftasındayız ve bu hafta bu konuları sıkça ele alacağız.
Ne demiş Mevlana?
Sevgisiz bir ömür kayda değer değildir.
Sevgi yaşam soyudur.
Onu yüreğiniz ve ruhunuzla için demiş.
Şimdi ben bugün size ne anlatacağım?
Sevgi dolu ve balayı etkisinde süren ilişkilerin sırrını anlatacağım.
Tabii kendi deneyimlerime dayanarak değil.
Keşke öyle olsaydı.
Dünyaca ünlü bir hücre biyoloğunun gözünden anlatacağım arkadaşlar.
Doktor Bruce Lipton kendisinden daha önce inancın biyolojisi bölümünde uzun uzun bahsetmiştim ki en ünlü kitabı zaten inancın biyolojisi.
Bugün anlatacağım ise ilişkilerde cenneti yaratma bilimi arkadaşlar.
Şimdi bu sefer aşk meşk meselelerini ele almış Bruce Lipton.
Tabi yine bilimsel verilere dayanarak yapıyor bunu.
İlişkilerde cenneti yaratmak için bilinçaltı programlamalarımızı nasıl deneyelim?
Ve en temel kalıplarımızı nasıl dönüştürebileceğimizi anlatıyor.
Dr. Bruce Lipton bilim ve spritüellik arasında köprü kuran çalışmalarıyla da öne çıkan bir isim.
O yüzden bugün anlatacaklarım eminim sizi şaşırtacak.
Hani bunları bir doktordan duymak daha doğrusu bir hücre biyoloğundan duymak sizleri şaşırtacak.
Hadi o zaman başlayalım.
Şimdi Dr. Bruce Lipton diyor ki bizler bedenlerimizdeki hücre ve dokuları kontrol eden aşk eksirlerini zihinlerimizde ve düşüncelerimizde yaratan biyologlarız diyor.
Bu söz çok önemli çünkü aslında bugün anlatacaklarımın özeti burada saklı.
Peki kendisi ne yaşamış olabilir ki böyle bir meseleyi etraflıca ele almak istemiş olabilir?
Şöyle ki arkadaşlar şimdi gençlik yıllarında akademik olarak çok başarılı ve gitgide de yükseliyor.
Ama ilişkiler tarafında baktığımız zaman oldukça kötü.
Çünkü 20'li yaşlarında henüz çok gençken bir evlilik yapıyor.
10 yıl sonra da boşanıyor ve bunu herkes gibi hayatın akışında doğal karşılıyor.
Sonuçta hepimizin başına gelebilecek bir şey boşanma.
Ama boşandıktan sonra da insanlar şey diye düşünmüyor çoğu zaman.
Benim buradan almam gereken ders ne?
Neden benim evliliğim son buldu?
Gerçek anlamda soruyorum. Bir görünen bir sebep vardır elbette.
Ne bileyim ihanete uğramışsındır bir şey olmuştur.
Ama bir de görünenin arka planı vardır.
Acaba benim bilinçaltı programımda bir sıkıntı mı var?
Geçmişten getirdiğim negatif kalıplar mı vardı eşimin ve benim?
Bunları düşünmüyoruz ya da işte annemin babamın ilişkisinin benimle ne gibi bir alakası var değil mi?
Bunlar düşünülmüyor. Dolayısıyla ne oluyor arkadaşlar?
Tekrar tekrar aynı hataya düşüyoruz farkında olmadan.
Bruce da bunun farkında değil o zamanlar.
Bence bu kısım çok önemli.
İşte ben psikoloğa ilişkimdeki sorunları anlatırken böyle bir seans boyunca neredeyse hiç konuşmadı öyle söyleyeyim.
Hatta içimden şey diyordum konuşsana be kadın artık falan diye.
Sonra tam çıkacağım bana öyle bir şey demiştik yani.
Bir cümle kurdu sadece ve ben ağlayarak çıkmıştım o seanstan şok etkisi yarattı.
Çünkü gerçekten hiç beklemediğim bir yerden gol yedim.
Bana demişti ki şu an bana annenin olan ilişkini anlatıyorsun farkında mısın dedi.
Ben o ana kadar gerçekten farkında değildim.
Yani ben onu kişiliği bir parçası zannediyordum.
Müthiş bir yüzleşme ve kırılma anıydı benim için.
Sonra işte arabada giderken böyle Behlül gibi direksiyonu yumruklayarak ağladığımı hatırlıyorum.
Farkındalık önemli arkadaşlar.
Sadece aşk meşk meselelerinde değil bütün ilişkilerimizde önemli.
Şimdi Bruce'la dönecek olursak.
Bruce anne ve babasının işte haftanın 6 günü çalıştıklarını söylüyor.
İşte başarılı bir aile işinde çalışıyorlardı diyor.
Ama diyor çocuklarının hiçbiri onların bir kere bile birbirlerini öptüklerini görmedi.
Ya da romantik bir an paylaştıklarını görmedik diyor.
Bu arada ben Bruce'u anlatıyorum ama.
Siz lütfen kendi ailenizi göz önünde bulundurun.
Hani ben bunları öylesine anlatmıyorum.
Hani Bruce'un hikayesi diye anlatmıyorum.
Kendimizi de düşünelim diye anlatıyorum.
Bir düşünün arkadaşlar evinizdeki sevgi dili neydi?
Sevgi dili de ne Merve diyorsanız?
Sevgi dili diye bir bölümüm var.
Onu da bir dinleyin derim.
Annenizle babanızın ilişkisi nasıldı arkadaşlar?
Şimdi Bruce diyor ki ben ergenlik zamanıma geldiğimde annemin sevgisiz bir ilişkiye olan öfkesi Altını çizerim.
Annemin sevgisiz bir ilişki olan öfkesi.
Hani bazen şey yapıyoruz işte annelerimiz çok öfkeli, bize bağırıyorlar, çağırıyorlar ama sessizde bir baba var orada.
Babayı yüceltme eğilimine gidiyoruz.
Halbuki şunu görmüyoruz.
O babanın aslında o pasifize olmuş hali ve işte belki sevgisizliği ya da işte ilgisizliği ya da ne bileyim sessizliği, hiç kimseye karşı koyamayışı, o kadını
belki ezdirmesi. Aslında annenizin o öfkesini yaratan şey.
Bunu görmüyoruz. Belki seneler sonra bunu fark ediyoruz.
İş işten geçtikten sonra. Hatta geçen bunu bir arkadaşımla konuştuk.
Arkadaşım dedi ki Merve bunu şu anda fark ediyorum.
Yani annemin öfkesinin aslında babamdan kaynaklandığını.
Çünkü babam çok sessiz, sakin bir tipti ve hiç aklımıza gelmiyordu.
Evin içinde bağıran hep annemdi.
Meğerse annemin aslında bu hale gelmesine sebep olan babamın o pasif hali, o sessizliğiymiş.
Annemi ezdirmesiymiş o pasif haliyle insanlara.
dedi bunu bir düşünün derim kapa parantez ne diyorduk annemin sevgisiz bir ilişki olan öfkesi babamın içkiye olan düşkünlüğüyle beraber daha da şiddetlendi diyor annemin öfkesi ve eskiden huzurlu olan yuvamızı
sık sık yaşanan sözlü ve hakaret dolu tartışmalar artık temelinden sarsıyordu diyor ben ve kardeşlerim gardıroplarımıza saklanıyorduk sonra işte annemle babam yataklarını komple ayırdılar ve
Çoğu mutsuz çiftin yaptığı gibi sırf çocuklarının hatırına evli kaldılar ve en küçük kardeşim üniversite için evden ayrıldıktan sonra annem ve babam boşandılar diyor.
Şimdi lütfen buraya dikkat arkadaşlar.
Bruce diyor ki keşke işlem bozukluğu olan ilişkilerini örnek olarak sunmanın çocuklarına ayrılıklarının vereceğinden daha büyük bir zarar verdiğini.
Bilselerdi diyor. Bu çok önemli arkadaşlar bu söz.
Sonra Bruce evleniyor ve karısı tarafından ihanete uğruyor.
Terk ediliyor ve bir sene boyunca ağlıyor, bunalıma giriyor.
Yani bir türlü toparlanamıyor.
Sonra bir gün yine evde böyle her zamanki gibi tek başına oturmuş.
Onu terk edip ihanet eden eşine ağlıyorken, onun arkasından ağlıyorken şöyle diyor bir anda.
Tanrı aşkına diyor yalvarıyorum beni artık rahat bırak diyor eski eşini.
Ve sonra iç sesi ona şöyle bir cevap veriyor.
Bruce diyor zaten eşinin yaptığı şey tam olarak bu değil mi?
Ve bir anda kahkahaları boğuluyor ağlarken.
Sizden çoktan gitmiş birinden gidememek gerçekten çok acı.
Bu aslında biyokimyansalları bozulmuş bir aşk ilişkisinin ardından sıradan hormon ve nörokimyansalları dönmenin acısı.
Biz bunu bilmiyoruz tabi bilimsel olarak böyle.
Neyse sonra işte Bruce bir tıp fakültesinde ders vermek üzere Karayiplere taşınıyor arkadaşlar.
Orası biliyorsunuz adeta bir yeryüzü cenneti denilir.
İşte muhteşem bir villaya taşınıyor.
Hatta diyor aşçın bile vardı hani hayalleri.
Evimdeki evdeyim. Muhteşem bir manzara.
Her şey çok güzel ama mutsuz.
Neden mutsuz?
Çünkü her şeyi var ama cinsel bir partnerden öteye geçebilecek.
Yani hayatını gerçek anlamda paylaşabilecek.
O hayatı anlamda kılabilecek biri yok.
Ve daha çok aradıkça o insanı daha azını bulduğunu söylüyor.
Sonra arkadaşlar bir kadınla tanışıyor Bruce.
Tam diyor ki işte hayallerimdeki kadın.
Yani tam bunu söyleyecek.
Ve kadın ona diyor ki ben...
Kusura bakma seninle olamam.
Sen diyor çok ilgi düşkünü bir insansın.
Senin çok ilgi düşkünü bir yapım var diyor.
Ve ayrılıyor adamdan.
Ve diyor ki Bruce yani haklı olduğunu bilmek bu kadının haklı olduğunu bilmek gerçekten çok canımı yaktı diyor.
Ama sonra o sözden sonra daha doğrusu çaresiz o ilişki arayışımı bir kenara bıraktım.
Ve işte o zaman diyor hayatımın gerçek aşkı olan Margaret hayatıma girdi diyor.
Hala da onunla beraber. İşte ondan sonra hayatımdaki her başarısız ilişkiyi aslında benim yarattığımı ve istediğim o harika ilişkiyle yalnızca yine benim
yaratabileceğimi öğrendim diyor.
Bu özel sevgi dolu ilişkiler yaşamanızı engelleyen şey sizin inançlarınızdır diyor arkadaşlar.
Yani diyor ki inançlarınızı değiştirin ilişkileriniz değişsin.
Bruce bunu bilimsel olarak da açıklıyor.
Az sonra değineceğim. Şimdi arkadaşlar bu bölümde sıkça değineceğim bir şey var.
Bruce'un balayı etkisi dediği bir şey var.
Balayı etkisi şu demek.
Hayatınızın en büyük aşkını düşünün.
Hani böyle ayaklarınız yerden kesilir.
Günlerce yemeden içmeden Leyla gibi Mecnun gibi dolanırsınız.
Sanki cennette gibisinizdir.
Müthiş bir mutluluk hali, müthiş bir enerji.
Kalbiniz böyle kuş gibi çırpınır.
Allah'ım dersiniz cennette miyim, neredeyim?
Bu nasıl bir duygu? İşte bu sonsuza dek devam edeceğini zannettiğimiz balayı etkisi.
Sonra o balayı etkisi geçer arkadaşlar ve gerçeklerle yüzleşirsiniz.
Belki de biter o gerçekleri gördükten sonra.
Ama işte keşke o balayı etkisi sonsuza kadar sürse değil mi?
Hep öyle mutlu. kalabilsek sevdiğimiz insanlar.
İşte Bruce bunun mümkün olabileceğini söylüyor.
Peki arkadaşlar aşkta bu kadar kötü şeyler yaşayıp neden hala aşk aramaya devam ediyoruz?
Bazıları gerçekten çok büyük olaylar yaşadığı halde aşka olan inancını kaybetmiyor.
Bazıları gidiyor 7-8 kere boşanıp tekrar evlenmek istiyor.
Neden? Çünkü arkadaşlar biz insanız.
Bizim bağ kurma dürtümüz var değil mi?
Bu biyolojik bir zorunluluk.
Tom Hanks'in yeni hayat filmini hatırlayın.
Adam gün Ney Pasifik'te bir adada mahsur kalıyor.
Senelerce hayatta kalmayı başarıyor.
Ama nihayetinde ne yapıyor?
Ölümü göze alıyor değil mi?
Derme çatma bir salın üzerine çıkıyor ve o adadan ayrılmak istiyor.
Neden bunu yapıyor?
Çünkü iletişim kurabilmek istiyor değil mi?
Birileriyle bağ kurmak istiyor.
Hatta sırf konuşabileceği biri olsun diye voleybol topuna kanlı eliyle bir yüz çiziyor.
Bağ kurmak bu kadar önemli ama yalnız da kalabiliriz bu bir tercih meselesi fakat psikolojimizi pek olumlu etkilemeyeceğini söylüyor uzmanlar bu yalnızlığın.
Mesela arkadaşlar insanlarla karıncalar birbirine çok benzer yani onlar da bizim gibi çok hücreli sosyal organizmalar hatta bir karıncayı eğer topluluğundan ayırırsanız anında Yani
bireysel bir karınca aslında bir alt organizmadır.
Gerçek organizma özünde karınca kolonisiyle temsil edilen şey.
İşte karıncalarda mantar yetiştiriyor, canlı hayvan olarak yaprak biti besliyorlar, ordular topluyorlar, savaşa giriyorlar, düşmanlarını uyarmak ve şaşırtmak için kimyasal spreyler kullanıyorlar.
Hatta köleleri bile var esir aldıkları.
Çocuk doğuruyorlar, sürekli bilgi alışverişi yapıyorlar.
Yani aslında televizyon izlemek dışında.
her şeyi yapıyorlar. Çoğalma dürtümüz bizim türümüzün devamlılığını sağlıyor ama bizim gibi yüksek düzeydeki organizmalardaki çiftleşmenin özünde üreme dürtüsüyle değil
bağ kurmanın bir ilgisi var arkadaşlar yani olay sadece çiftleşme çoğalma değil bağ kurma aslında doğanın bize bahşettiği bir dürtü temel bir dürtü doğayla yani kendimizle
özümüzle uyum içinde yaşamaya başladığımızda ilişkilerimizde de sevgi İşbirliği ve iletişim yani balayı etkisi dediğimiz şeyi yaratabiliriz diyor Bruce.
Yani arkadaşlar her ne olursa olsun bağ kurmayı lütfen reddetmeyin.
İşte ben aşka küstüm sevgiye inancım kalmadı bunları demeyin.
Her zaman bir yerlerde umut var aşk ve sevgi için bunu asla unutmayın arkadaşlar.
Dilerim bu 14 Şubat'a yalnız girmezsiniz.
Şimdi hediyelerin ve aşk sözcüklerinin havada uçuştuğu bir zaman dilimi 14 Şubat sevgililer günü.
Hediyeler hazır mı arkadaşlar?
80 yıldır dokuduğu her kumaşı aşkla işleyerek üreten Sarar Geniş ürün yelpazesiyle şık ve kaliteli hediye alternatiflerini 14 Şubat sevgililer gününde çiftlerin
beğenisine sunuyor arkadaşlar.
Makas ve nakışla şekillendiğinde güzel bir tasarıma dönüşen kumaş gibi modada ancak aşkla yoğrulduğunda ilham dolu tasarımlar ortaya çıkıyor.
Zarafet ve şıklığın görkemli bir yolculuk olduğuna inanan Sarar, biz şık severiz mottosuyla yarattığı koleksiyonlarla moda severlere seni seviyorum demenin en şık yolunu sunuyor.
Sevgililer günü özel seçkisiyle gömlekten kravata, elbiseden cekete, zamansız tasarımların yanı sıra Robin Yayla X sarar kapsül koleksiyonuyla birbirlerini tamamlayan çiftlere
özel alternatiflere de yer veriyor.
Robin Yayla'nın modern ve yaratıcı tasarımlarının yer aldığı matchy matchy sweatshirtler çiftlerin kombinleriyle aralarındaki mükemmel uyumu yansıtmalarına olanak tanıyor.
Bu sevgililer gününde sarar, biz şık severiz diyen tüm çiftleri aşkın ustalıkla kumaşlara işlendiği sarar koleksiyonlarını ve indirim fırsatlarını yakından incelemek, en şık
hediyeyi seçmek için sararmağazaları ve sarar.com'a bekliyor.
Detaylar açıklamalardaki linkte.
Hadi devam edelim. Henry David Thoreau ki kendisinden yürümenin felsefesi bölümünde bahsetmiştim.
Çok sevmiştiniz o bölümü. Diyor ki doğada farkında olmadan teslim olduğumuz takdirde bizi doğru bir şekilde yönlendirecek gizli bir manyetizma olduğuna inanıyorum diyor.
Bence de var arkadaşlar.
Mesela bazen bir insan bize hiçbir şey yapmadığı halde tamamen böyle içgüdüzen olarak onun kötü biri olduğunu ya da Bize bir şekilde böyle bir zarar verebileceğini hissediyoruz.
Bence bu aşkta da böyle, dostlukta da böyle ya da herhangi biriyle karşılaştığımızda da böyle.
Ama biz ne yapıyoruz? Belanın üstüne dört dola koşuyoruz.
Doğayı düşünün. Yani bir ceylan bir aslanın varlığını sezdiğinde tereddüt ediyor mu?
Ya şurada bir aslan gördüm ama iyi birine benziyor ya.
Ya da aslanın yanına gidip sen benim dostum musun, düşmanım mısın diye sormuyor değil mi?
Ne yapıyor o kötü titreşimi aldığı anda o tehlikeyi sezdiği anda saatte 80 km hızla arkasına bile bakmadan koşup gidiyor ve şansı varsa kurtuluyor.
Yani arkadaşlar Bruce'un dediği şu kötü titreşimlere de iyi titreşimlere de güvenin diyor.
Neden bunu söylüyor?
Bu gezegendeki tüm organizmalar öncelikli bir iletişim aracı olarak titreşimi yani enerjiyi kullanır diyor.
Ama rasyonel zihnimiz ne yapıyor?
Karşımızdakinin sözcüklerine odaklanıyor ki özellikle karşınızdaki insan tatlı dilli ise bizi çok kolaylıkla baştan çıkarabiliyor.
Bir anda duygularımızı göz ardı ediyoruz.
İşte kötü titreşimleri görmezden geliyoruz.
Bir filmde arkadaşlar dil...
Duyguları saklamak için tasarlandı diye bir replik geçiyor.
Bruce bunu çok etkilendiğini söylüyor duyduğunda.
Şimdi arkadaşlar yaşamınızda balayı etkisi yaratmak için o içsel yeteneğinize yani iyi ve kötü titreşimleri sezme becerinize lütfen...
Kulak verin. Diyelim ki biriyle tanıştınız.
İşte size aşık olduğunu söylüyor.
İşte böyle hediyeler, jestler bilmem neler.
Ama size geçmeyen bir şey oluyor arkadaşlar.
Böyle bir olmamışlık hissi.
Yani adını koyamadığınız bir şey.
Ama kalbinizin derinliklerinde böyle bir habis bir şey var.
Bir şey var ama o sesle kulak vermiyorsunuz.
İşte benim mesela sezgilerim çok güçlü.
Ama kendimi çok güzel kandırıyorum.
Yani o iç sesi dinlememek için, onu bastırmak için sürekli şu moddayım.
Ay yok Merve ya sen de çok fenasın.
Niye öyle düşünüyorsun ya?
Bir kanatlar eksik melek.
Şeytanın da bir melek olduğunu unutuyoruz değil mi bazen?
Bakın Bruce diyor ki kuantum fiziğinin bize öğrettiği şey fiziksel olduğunu düşündüğünüz her şeyin aslında fiziksel olmadığıdır.
Bu evrendeki her şey madde olmayan tinsel enerjiden oluşur ve her şey enerjiye yar.
O hissettiğiniz şey bu. Hani şey vardı ya güldür güldür de keşke benim olsa diyen bir kenafir gözlü.
Her şeyi mahvediyordu.
O da bence işte bu enerji yaymakla alakalı bir şey nazar.
Her atom ve her molekülün yani ışık enerji yaydığı ve indiği bilimsel bir gerçek.
Bruce der ki tüm organizmalar atom ve moleküllerden oluştuğundan siz...
Ben ve yaşayan her canlı bir enerji, bir titreşim yayar.
Buna o iç sesinizin bangır bangır bağırıp sizi uyarmış olduğu evil insanlar da dahil arkadaşlar.
Ve sizin bana baktığınızda fiziksel bir varlık görmeniz sadece ve sadece bir ilüzyondur.
Hiçbir fiziksel yapıya sahip değilim.
Sizin gördüğünüz yalnızca benim üzerimden seken ışık fotonlarıdır diyor arkadaşlar.
Tıpkı Vietnamlı Budist bir rahibin şu sözleri gibi aydınlanma.
Okyanustaki bir dalga için dalganın aslında su olduğunu fark ettiği andır diyor.
Yani aslında bizler temelinde birer parçası olduğumuz engin.
dinamik enerji alanına ayrılmaz bir biçimde bağlı olan enerji varlıklarıyız diyor Bruce.
Dolayısıyla bizler bu iyi ve kötü titreşimleri okuyabiliyoruz.
Sadece göz ardı ediyoruz. Aslında bildiğimiz bir şey.
Biz de hatta beynimizden düşünceler yayabiliyoruz.
İyi ve kötü titreşimler yaratabiliyoruz.
Beynimiz dış çevreye sinyaller yolluyor ve çevreden gelen sinyallere yanıt veriyor.
Hatta tıpta kullanılan EEG ya da manyete ensofalografi de aslında bu iki yönlü sinyal gönderimini teşhis ve tedavi amaçlı kullanılıyor.
Ama bunları yapan araçlar dikkat ettiyseniz tenimize bile değmeden bunu yapıyor.
Çünkü arkadaşlar beyin kafanın dışında Enerji alanları oluşturur diyor Bruce.
Halbuki biz ne zannediyoruz?
Hep böyle düşüncelerimizi kafamızın içinde olup biten şeyler zannediyoruz.
Peki Merve bunların bizim aşk hayatımızda ne gibi bir alakası var?
Şimdi arkadaşlar düşüncelerimiz zihnimiz tarafından yaratılan görüntülerle uyumlu olan yaşam tecrübelerini oluşturur diyor Bruce.
Tekrar ediyorum düşüncelerimiz.
zihnimiz tarafından yaratılan görüntülerle uyumlu olan yaşam tecrübeleri oluşturur diyor Dr.
Bruce Lipton. O yüzden eğer ki balayı etkisi yaratmak istiyorsanız zamanında sizi terk edip giden o vicdansız adamı unutun.
Başka bir adam için ilişkinizi harcayan sizi terk eden o kadını unutun.
Yani kısaca yaşadığınız tüm kötü tecrübeleri bir kenara bırakmaya çalışın.
Bırakmazsanız yine gidip Aynısını bulursunuz.
Bu kısır bir döngü diyor Dr.
Bruce Yipton. Ya ne alaka ben niye yeniden aynı adamla aynı kadını buluyorum?
Çünkü arkadaşlar düşünceleriniz o kafanızdaki görüntülerle titreşiyor ve benzer senaryolar yaşama ihtimaliniz gitgide artıyor.
O yüzden güçlü, olumsuz, korku dolu, öfkeli düşüncelerinizi ve duygularınızı...
Pozitife çevirmeniz çok önemli.
Hatta bir bölümde bahsetmiştim ya hani bazı kadınlar çok kötü bir ilişki yaşadıktan sonra işte erkekler kapatılsın mimarinde sözler söylüyorlar.
Çok da haksız değiller.
Öyle bir acıdan sonra.
Bunu yapmayın arkadaşlar.
Niye biliyor musunuz? Dediğim gibi.
Aynı adamları çekersiniz.
Yine böyle sizi de nefret uyandıracak insanlarla birlikte olma ihtimaliniz var.
Dr. Bruce'a göre söylüyorum.
Ben onun yalancısıyım. Çünkü orada çok güçlü bir duygu var.
Olumsuz ve çok güçlü bir duygu var.
Ve onu çekme ihtimaliniz çok yüksek diyor.
Ki zaten hani bu tarz sözler söyleyen insanların işte kadınlarla ilgili de olur, erkeklerle ilgili de olur.
Mutlu bir ilişkiyi yaşama ihtimalleri çok çok düşükmüş.
Bunu da anlatmıştım size. Neden böyle oluyor?
Şimdi Dr. Bruce'un dediğine göre beynimizden yaymış olduğumuz düşünceler tam Yaşamınıza katmak istediklerinizi yansıtıyor diyor.
Eğer önceki ilişkinizle ilgili olarak hala korkunç bir öfke yayıyorsanız gidip yine aynı türde yıkıcı ilişkiler yaşamanız an meselesi diyor.
Çünkü pişmanlık duymak yaşamınıza...
Daha fazla pişmanlık çekmekten başka hiçbir işe yaramaz diyor.
Bilgi güçtür diyor ve siz bu bilgiyle şu andan itibaren seçtiğiniz yaşam ve ilişkiyi yaratacak güce sahipsiniz diyor.
Kendi yaşamınızda bir kurban gibi değil bir yaratıcı olduğunuzu unutmayın diyor.
Beyninizi yaratmak istediğiniz şeylerle uyum içinde titreşen ve yaşamınıza katmak istemediğiniz şeyleri düşünmekten kaçınan bir şey olarak kullanın.
Ve bu şekilde istediğiniz türde ilişkilere sahip olabilirsiniz diyor.
Kısaca beyninizi kullanın diyor.
Ben çok yapamıyorum.
Yapacak arkadaşlara buradan başarılar diliyorum.
Bende yok. Kalmadı.
Şimdi arkadaşlar aşık olunca aklını yitirenler.
Gerçekten aşık olunca benim beyin yok arkadaşlar.
Beyin devreleri falan yanıyor.
Kısa devre yapıyor. O yüzden hani öyle bir titreşim yayacak.
Böyle bir şeyim yok yani. Kusura bakma Bruce.
Hayır anlatıyorum öyle mantıklı mantıklı anlatıyorum.
Şey zannediyorlar. Merve bunları uyguluyor.
Yok abi nerede uyguluyor?
Keşke yapabilsem. Deneyeceğim ama.
Şimdi ne diyordum ben? Ne dediğimi de unuttum.
Aşk meşk meseleleri beni mahvediyor.
Şimdi arkadaşlar önce placebo etkisinden bahsetmek istiyorum size.
Yani bu placebo etkisi dediğimiz şeyin temelini açıklayacağım.
Çünkü zaten placebo ile ilgili bir bölüm yapmıştım.
Beynimiz bedenimizin üzerinde çok büyük bir güce sahip.
Benim değil arkadaşlar. Kanın kimyasını da o kontrol ediyor.
Ve buna karşılık kan beden hücrelerinin genetiğini ve davranışlarını besleyerek düzenliyor.
Beynin kana bırakmış olduğu kimyasallar.
Zihinlerimizde tuttuğumuz algı ve inançları tamamlıyor.
Dünyaya vermiş olduğumuz tepki şeklimizi değiştirince genetiğimizi ve davranışlarımızı düzenleyen o kanımızdaki kimyasal bileşeni de değiştirmiş oluyoruz.
Yani placebo etkisinin temelinde bu varmış arkadaşlar.
Ama beynimiz bir tehdit ile karşılaşınca ne oluyor?
Beyne sevgi biyokimyasallarının salgılama evri gelmiyor.
Bunun yerine ne oluyor? Korku ve stres hormonlarının ve stokin gibi enflamatuvar etmenlerin kana karışmasına neden oluyor ki bu kimyasallar özellikle stres kimyası hücrelerin büyüme
ve gelişmesini durduran bir şey arkadaşlar.
Stres aslında tüm doktor ziyaretlerinin %90 sebebidir diyor Bruce Lipton.
Şimdi arkadaşlar stresin bir iyisi var bir de kötüsü var.
Di stres ve ö stres.
Distress kötü olan varlığımızı tehlikede hissettiğimizde ortaya çıkan şey iyi stres yani öz stres denilen şey spor yaparken ya da işte böyle tutkuyla akıştayken bir işi yaparken ya da
aşık olduğumuzda ortaya çıkan stres öz stres.
Eğer yakın zamanda aşık olduysanız olmayanlara göre muhtemelen sizin kortizol seviyeniz çok daha yüksek çıkacaktır.
Ve bu da biyolojinizi genetiğinizi kontrol ediyor.
Yani zihin dünya algınızı yorumluyor ve beyniniz o algılarınızı tamamlayan biyokimya yaratabilmek için işe koyuluyor.
Örnek vereyim. Mesela siz acı biberi çok seviyorsunuz.
Bayılıyorsunuz, müthiş bir zevk alıyorsunuz onu yerken ama ben nefret ediyorum.
Ve sizin onu nasıl yediğinize hayret ediyorum.
Halbuki ikimizin de algısı aynı.
Yani yediğimizde o şeyin acı olduğunu algılayabiliyoruz.
Bu hepimiz de aynı. Fakat zihinlerimiz bu aynı algıyı farklı şekilde yorumluyor.
Siz bayılıyorsunuz ben sevmiyorum.
Neden? Çünkü biyokimyalarımız farklı.
İşte aşkın biyokimyasıyla ilişkilendirilen nöro...
Kinyasallar ve hormonlar beynimizde bir aşk iksiri yaratma makinesi gibi çalışan şeyler.
Mesela ilk tutkunun eşiğinde biriyle çok tutkulu bir aşk yaşarken bolca testosteron var orada.
O yüzden tutkudan çıldırıyorsunuz ilişkinin en başında.
Sonra diyelim ki her şey çok yolunda gitti.
Beyniniz ne yapıyor? Daha fazla dopamin salgılıyor.
Yani kara sevda dozunu arttırıyor.
Sonra hayatımın aşkı herhalde diyorsunuz belki bulduğunuz insan için.
Sonra ne oluyor? İşte artık bağ kurmayı güçlendiren vazopresin ve oksitosinle beraber böyle azıcık da serotonin salgılıyor beynimiz.
Sonra sonsuza dek mutlu evresine oldu ki geçerseniz beyniniz ne yapıyor?
O zaman sizi oksitosine boğuyor.
Bu kucaklaşma kimyasalı diye bilinen harika şey oksitosin.
Yani arkadaşlar beynimizin buradaki amacı ne?
En başta anlattığım o bağlanma değil mi?
Yalnız kalmama, bağ kurma olayını gerçekleştirmeye çalışıyor.
Bize önce eş bulmaya teşvik ediyor.
Sonra eşlerimiz de çiftleşmeye teşvik ediyor.
Ondan sonra da işte doğacak bebeklerin hayatta kalma şansını arttırabilmek için ona göre bir takım aşk eksilleri hazırlıyor gördüğünüz gibi.
Bir de testosteron deyince hemen akla erkekler geliyor fakat bu hormon aslında her iki cinsiyette de üreme odaklı bir rol oynuyor arkadaşlar.
Tabi erkekler kadınlardan 10 kat daha fazla testosteron üretiyor ve yüksek testosteron seviyelerine sahip olan erkekler pek ideal eş değillerdir diyor Dr.
Bruce Lipton. Neden böyle söylüyor?
Onların daha çok boşanacağını, eşlerine şiddete daha meyilli olduklarını hatta Aldatmaya bile daha meyilli olduklarını söylüyor testosteronu yüksek olan erkeklerin.
Testosteron ve östrojen tabii ki insanları cinselliğe sürüklüyor ama seks eğer ki keyif veren bir şey olmasaydı...
İnsanlık türü pek devam edemezdi değil mi?
Şimdi burada devreye giren şey neydi?
Dopamin değil mi arkadaşlar?
Keyif veren tecrübeleri bize tekrarlatan baş aktörlerden biri.
Dopamin üremeyi teşvik etmedeki rolü itibariyle çok eski bir evrim molekülü arkadaşlar.
Dopamin beynimizin ön tavan bölgesinin derinliklerine sentezlenmiş ve ön beyindeki beyin ödül merkezine salgılanmıştır.
Ve bunlar beynimizin zevk ve ödül devrelerindeki kilit noktası.
Bağımlılıkları olan insanların iyi bildiği şeyler bunlar.
Çünkü arkadaşlar zevkin her türüyle dopamini yakınlan bir ilişkisi var.
Seks, kumar, çikolata, alışveriş, işte uyuşturucu, yeme bağımlılığı gibi şeyler.
Peki bunun konumuzda ne alakası var Merve?
Şimdi yakın zamanda yapılan bir dizi araştırma var.
Şöyle ki çılgınca aşık olduğumuz zaman beynin harekete geçen bölgesinin ödül merkezi olduğunu sattırmışlar araştırmacılar.
Ve bunlar bizi beynin dopamin üreten alanlarının sağladığı zevk için...
Her şeyi göz ardı etmeye ikna edecek kadar bağımlı yapan aynı alanlar arkadaşlar.
Hatta 2000 yılında 17 üniversite öğrencisiyle bir deney yapıyorlar.
Bu öğrencilerin hepsinin ortak özelliği şu.
Hepsi kör kütük aşık.
Deneklere önce aşık oldukları insanı gösteriyorlar.
Sonra da bir arkadaşlarının fotoğrafını gösteriyorlar.
Ve aşık oldukları kişiye bakarken beyinlerinin dopamin devreleri bir anda aydınlanıyor.
Ama arkadaşlarının fotoğrafına bakarken bir değişiklik olmuyor.
Hemen ve diyelim ki böyle delicesine aşık olduk yani aşkın ömrü 2 senedir demiş olabilirsiniz.
Öyle değilmiş arkadaşlar hani hep derler ya aşkın ömrü şu kadar falan.
Araştırmacılar 21 senelik evli olan 17 çifti inceliyor ve yine dopaminlerinin yüksek olduğunu tespit ediyorlar.
Tabi bunlar sağlam ilişkileri olan mutlu çiftler öyle kavgalı gürültülü insanlar değil birbirlerine güven duyan gayet kaliteli ilişkisi olan insanlar.
Çünkü uzun soluklu mutlu ve romantik ilişkiler dopaminimizi arttırıyor.
Dersi yok ki geçesin, sınavı yok ki veresin.
Bir de vazopresin var arkadaşlar.
Bu da cinsellik yaşandığı zaman salgılanan bir şey.
Yani bağ kurmakla ve sevgiyle yakından ilişkisi var.
Özellikle de bağ kurmakla.
Hatta çift terapistlere dikkat ettiyseniz özellikle de evli çiftlerde cinselliğin önemini çok sık vurgularlar.
Neden? Çünkü o bağlılığı ve sevgiyi arttırdığı için burada da vazopresin devreye giriyor.
Bir de oksitosinimiz var tabii ki.
Aşk kapı. Kucaklaşma ve güven hormonu olarak bilinen o muhteşem hormon vazopresin erkeği dişi bir eşle bağ kurmaya teşvik ederken Oksitosin dişiyi erkekle bağ kurmaya
teşvik eden bir şey. Oksitosinimizi nasıl arttırabiliriz?
Sevdiğiniz insanlara bol bol sarılın, kucaklaşın arkadaşlar.
İyice bağlanın deniliyor.
Özellikle de sevgilinizle tabii bunu yaptığınız zaman aşk ilişkileri bağlamında daha güçlü bir ilişkiniz olacağı söyleniyor.
İşte öpüşün, bol bol sarılın, kucaklaşın, iyice bağlanın.
Ama yaşamınızı güçlendirmek için böyle sihirli ikisirler bulmaya çalışmaktan çok daha iyi bir strateji var arkadaşlar.
O da zihnimize odaklanmak.
Neden? Çünkü biyokimyamız nihayetinde algılarımızla örtüşüyor değil mi?
Bu arada arkadaşlar aşkı ve sevgiyi aktive eden bu kimyasallar sadece birine aşık olunca böyle olmuyor.
Tutkuyla yaptığınız böyle akışta olduğunuz işler varsa hayatınızda bu tarz kimyasal karışımlar odada devreye girebiliyor.
Merve ben pozitif düşünüyorum ama neden aşk ilişkilerimde bir türlü mutlu olamıyorum?
Hani hep böyle pozitif düşündüğüm halde niye olmuyor?
Çünkü şundan dolayı olabilir diyor Bruce ki bana da bu mantıklı geldi.
Diyor ki biriyle ilk tanıştığınız zaman işte ona aşık olduğunuz zaman ilk başlarda davranış ve eylemlerinizde bilinçli zihniniz devrededir.
Bakın aşkın ilk başlarında diyorum ama ne zamanki o ilişki biraz ilerledi artık böyle maskeler ufaktan düşmeye başladı.
Hani kendi halimizi göstermeye başladı.
Karşımızdaki insan özümüzü görmeye başladı o zaman diyor bilinçli zihin ana odaklanmayı bırakıyor hani o kontrolü elden bırakıyoruz ve biz otomatik olarak o kontrolü bıraktığımız zaman.
Belki de hiç farkında olmadan başkalarından yüklemiş olduğumuz o davranışlarımızı sergilemeye başlıyoruz.
Yani özümüzü ortaya koyuyoruz.
Nedir özümüz? İşte ailemizden, çevremizden edindiğimiz hatta eski ilişkilerimizden edindiğimiz bir takım eski bilinçaltı davranışlarımız, kalıplarımız var değil mi?
Bunlar devreye giriyor ve bir anda ne yapıyoruz?
Birbirimizi deliler gibi severken bir düşmana dönüşüyoruz.
Hatta ilk ve son diye bir dizi var ya aynı oradaki hikaye gibi spoiler vermeyeyim ama çok ağladım bu arada.
Arındım resmen ağlamakta.
Orada ikisinin de bilinçaltı negatif kalıpları devreye girdi ve ilişkilerini katletti bence.
Bilinçaltı zihne indirilen programlar tarafından kontrol ediliyoruz arkadaşlar.
%95 oranında bakın bilinçli zihnimizin hayatımızdaki etkisi %5 falanmış düşünebiliyor musunuz?
%5'e %95'den bahsediyorum.
Hatta Bruce diyor ki bizler daha annemizin karnındayken aslında o programlanmaya başlıyoruz diyor ki pek çok araştırmacı da bunu söylüyor.
Mesela bir anne gebelikte sürekli endişe halindeyse cenin de aynı kortizol ve stres hormonuyla dolar diyor.
Bebek herhangi bir sebepten ötürü istenmiyorsa cenin reddedilme kimyasallarıyla dolar.
Anne hamileliği sırasında onu terk eden babaya öfke duyuyorsa bebek öfke kimyasallarıyla dolar diyor arkadaşlar.
Uyanık veya uykuda araştırmalar doğmamış çocukların annelerinin her eylemine.
düşüncesine, duygusuna açık ve duyarlı olduğunu gösteriyor.
Yani bir çocuğun kişiliğinin temeli Doğumda çoktan gelişmiştir diyor arkadaşlar.
Annenin fizyolojisiyle ve özellikle de plesantaya geçen kanıyla Jen'in doğacağı dünya hakkında doğrudan bilgi sahibi olup ona göre davranışlarını ve genetiğini ebeveynlerinin
dünyasında hayatta kalmasına olanak verecek şekilde geliştirir diyor.
Şimdi arkadaşlar ana rahmine düştüğümüzde ve yaşamımızın ilk birinci senesinde beynimizin frekansları Öncelikli olarak en düşük beyin dalgası olarak bildiğimiz delta
dalgalarında yani sürekli uyuyoruz bu süreçte değil mi?
2 ila 6 yaşa baktığımız zaman teta dalgalarını görüyoruz.
Bu da şu demek hayal gücümüzün o sınırsız olduğu zaman değil mi?
Teta dalgaları ile alakalı.
Hatta hipnozda bizi bu seviyeye düşürüyorlar.
Ve bu teta evresinde ne oluyor?
programlanmaya az önce bahsettiğim programlanmaya son derece açık bir hale geliyoruz.
Çevremizden hayatta kalmak için sonsuz miktarda bilgi çekiyoruz.
Ama maalesef küçük olduğumuz için 2 ile 6 yaştan bahsediyorum.
O bilgileri bilinçli şekilde işleyecek bir kapasiteye sahip değiliz.
Hani hep söylüyorum ya işte ebeveynler çocuklarınıza kötü sözler söylemeyin çünkü inanıyorlar diye.
Hani sen salaksın bir işi beceremiyorsun bilmem ne dediğiniz zaman o çocuk gerçekten öyle olduğunu düşünüyor.
Çünkü yani bunu sorgulayabilecek bir zihne sahip değil.
Siz onun annesisiniz babasınız siz ne derseniz okey oluyor.
Ve bunu alıyor yetişkinliğine taşıyor.
Sen beceriksizsin eleştirel bir iç ses büyüdüğünde.
Nereden geliyor? Küçüklüğünden.
Şimdi bu dönemde arkadaşlar çocuk...
Şunlar dediğim gibi onlara ne derseniz bilgisayarların hard diskini onları direkt indiriyor.
Bakın direkt indiriyor. Hiçbir şekilde üstüne bir şey katmadan.
İşte bu negatif programlanmalarımız ne oluyor?
İleri de aşk ilişkilerimize sirayet ediyor.
Neden aşka gidip yanlış yerlerde arıyoruz?
Neden sevilmeye layık olmadığımızı düşünüyoruz değil mi?
Hani Göksel'in Yalnız Kuş diye bir şarkısı vardır.
Çok severim o şarkıyı. Orada diyor ya, tutup dileğimi neden hep köksüz ağaçlara adadım?
Bende bir aşk var, onu hep kırık yelkenlere bağladım.
Bende bir kalp var, onu hep ucuz romanlarda harcadım.
Bende bir aşk var, onu hep yanlış kalplere bıraktım.
Yanlış yerde geziyor bu kuş o yüzden yalnız uçuyor bu kuş diyor.
Yanlış yerde arıyoruzdur belki cevabı değil mi?
Geçmişimize hiç bakmıyoruz o negatif programlarımıza az önce bahsettiğim şeylere.
Oraya da bir bakmak lazım. İlişki kalıplarımızı gözden geçirmemiz lazım.
Hatta değersizlik hissi diye bir bölümüm var onu da bir dinleyin derim arkadaşlar.
Peki bilinçaltı zihnimizi nasıl yeniden programlayabiliriz?
Bruce diyor ki gerçekten ne istediğinizin...
Bilincinde olun. Çünkü eğer belirsiz hedefleriniz varsa aşka dair parantez içinde evren o boşlukları doldurmak için elinden gelenin en iyisini yapacaktır.
O yüzden oturun bir ilişkide bir aşk ilişkisinde gerçekten ne arıyorsanız tamamıyla zihinsel bir liste yapın arkadaşlar.
Aklınıza gelen bütün ayrıntıları yazın.
Bunu bilinçli zihniniz devredeyken yapıyorsunuz.
Burası çok önemli. Hani %95'e 5 dedim ya ve biz %95'lik kısımda yönetiliyoruz dedim.
Burada amaç bilinçli zihin devredeyken %5'lik olan alan devredeyken bunları yapmak.
O yüzden işte harika bir ilişki istiyorum demiyoruz.
İstediklerinizi şimdiki zaman dilini kullanarak ve sanki gerçekten ona sahipmişsiniz gibi yazın diyorlar ya.
Bunu duyuyoruz. Hissedin bunu yapın.
Hatta bunu manifest bölümünde de anlatmıştım.
Çekim yasasında anlattığım rezonan.
kanunu bu bölümleri de dinleyebilirsiniz arkadaşlar.
Buradaki amaç istediklerimizi tam olarak ifade edip yayarak yaşamımızdaki o istediğimiz türden ilişkileri kendimize çekecek bilinçli ve bilinçaltı davranışları sergileyebilmek.
Enerji olayını zaten en başta anlatmıştım o titreşimleri beynimizden yayılan enerji ve titreşimleri bu da bunlarla paralel.
Şimdi arkadaşlar araştırmacılara göre düşüncelerimizin %65'i olumsuz veya Çünkü ne yapıyoruz?
Günümüzü otomatik pilotta yaşıyoruz.
Mesela araba sürmeye ilk başladığımızda nasılız?
Çok dikkatliyiz değil mi? Ama alıştıktan sonra ne yapıyoruz?
Sol şeritte polise selektör falan yapıyoruz.
Yaşandı. Yani otomatik pilotta sürüyoruz arabayı.
İnsan zihni dalgın ve dalgın bir zihin mutsuz bir zihin arkadaşlar.
Ne yapıyoruz? İşte olmayan şeyleri düşünüyoruz.
Kafamızdan senaryolar yazıyoruz.
Kendimizi bu şekilde mutsuz bile edebiliyoruz.
O yüzden ne yapacağız? Gün içinde kafamızdan geçen o olumsuz senaryoları anında yakalayıp hatta gerekirse Bunları yazın pozitife çevirin diyor Dr.
Bruce Lipton. Bu arada arkadaşlar Harvard'da yapılan bir araştırma var.
Buna göre deneklerin cinsellik esnasında dalgınlıkları sadece %10 civarındaymış.
Yani gerekirse o anda düşünün diyor olumlu şeyleri.
Yani dikkatli kaldığımızda bilinçli zihinlerimizin arzu ve dilekleri yaşamlarımızda gerçek olacaktır diyor.
Yine bir dizi araştırma gösteriyor ki meditasyon yapanlarda teta dalgalarının frekansı daha da artıyormuş.
arkadaşlar. Yani bilinçaltı inançlarını yeniden programlamak isteyenlere duyurulur.
Meditasyon çok faydalı. Bir de arkadaşlar bizler atomların yaptığı bir şeyi yapma eğilimindeyiz diyor Dr.
Bruce Tipton. Ne demek bu?
Şimdi bizim gibi dengesiz olan ve bizi tamamlayıcı olan bir partner arıyoruz.
Dengesiz derken az önce bahsetmiş olduğum bilinçsiz ebeveynlik uygulamaları ve negatif çevre etkisiyle yanlış programlanmış olmamız bunu kastediyor.
Ve çoğumuzun zaten dengesiz olduğunu da belirtmiş.
Ve iki partner birbirinin dengesizliğini tamamladığı zaman birlikte diyor müthiş bir uyum gösteriyorlar.
Neden? Çünkü arkadaşlar bilinçli zihinlerimiz arzu ve dileklerimizi karşılayan bireylerle birlikte İktilik arayışına girdiği zaman bilinçaltı zihinlerimiz ne yapıyor?
Bizler farkında olmadan kişisel ama gözlemlenmemiş dengesizliklerimizi tamamlayan niteliklere sahip bireyler aramaya başlıyor.
Mesela acı vermeyi seven bir sadistin acı çekmekten keyif alan mazoşistlerle bağ kurmak istemesi gibi ya da işte bir kurbanın kurtarıcı araması gibi ya da bir kurtarıcının kurban araması gibi.
Yani farkında olmadan karşılıklı bağımlı ilişkiler yaratma sürecinde hiçbir elektron kaybetmezsiniz.
Ama bilinçli zihninizin hayal ettiği kusursuz partnerlerle değil bilinç altı zihninizin çektiği o dengesiz partnerlerle yaşarken aklınızı yitirdiğinizi düşünebilirsiniz.
Hatta balayı etkisi bitince karşınızdaki insanın aslında kötü biri olduğunu yani sizi sürüm sürüm süründüreceğini bildiğiniz halde o kişinin ayaklarına kapanıp beni bırakma
falan derken bulabilirsiniz kendinizi.
Eşinizin ya da partnerinizin kötü davranışlar sergilediğini bile bile yine de onu asla bırakmak istemeyebilirsiniz.
Çünkü o işlem bozukluğu olsa da aslında yaşamınızda bir denge sağlıyordur ve bu karşılıklı bağımlılığın bir tanımıdır arkadaşlar.
İnsanlar ne kadar sapkın bir sevgi türü olsa da sevgi olarak bildikleri şeyi ararlar.
Yani ben nasıl sevildiysem gidip yine onu ararım.
Bildiğim tanıdığım şeyi ararım değil mi?
Peki soruyorum size farkında olmadan hayatınızı dengelemek için ne tür bir ilişki aradığınızın farkında mısınız?
Bakın hayatınızı dengelemek için altını çizerim.
Ne tür bir ilişki aradığınızın farkında mısınız?
Şöyle gelmiş geçmiş ilişkilerinizi bir düşünün.
Bunları bir düşünün. Sevgi diye bildiğiniz şey gerçekten sevgi miydi arkadaşlar?
Kızım sana söylüyorum.
Merve sen de işit. Peki ne yapacağız?
Asal gazlar gibi olacağız diyor Bruce Lipton.
Ne demek istiyor? Şunu diyor arkadaşlar.
Bilinçli ve bilinçaltı zihnimizi...
Aynı çizgide buluşturduğumuz zaman şöyle oluyoruz.
Çaresizce bir klor atomu arayan bir sodyum atomu olmaktan çıkıyoruz.
Ne oluyoruz? Kusursuz bir dengede dönen bir asal gaz oluyoruz.
Ve dengede olmak için başka bir elemente ihtiyaç yok.
Duymuyoruz. Asal gazlar nedir?
Kimyasal olarak tepkimeye girmeleri çok zor olan, kokusuz, alev almayan gazlar değil mi?
Yani onların reaksiyona girebilmeleri için baya bir işte ortam ve şartların ayarlanması gerekiyor.
Çünkü çok kararlı bir yapıları var.
O yüzden tepkimeye falan girmiyorlar.
Yani bir havalar bir havalar.
Kimseyle muhatap değiller. Helium, argon, neon bunlar falan.
Şimdi bunlar için belki şey demiş olabilirsiniz.
Ya zavallılar hep böyle tek başlarına takılıyorlar.
İşte asla gerçek aşkı bulamıyorlar.
Olamayacaklar diye düşünüyor olabilirsiniz.
Ama niye asal gaz gibi olanım diyorum.
Çünkü arkadaşlar asal gazlar gibi bir denge içinde dönen insanların bir diğer işlev bozukluğu içeren ilişkiye atlama fırsatı yakaladıklarında bile çok uzak durdukları için bunu söylüyorum.
Yani etraflarındaki atomlar ister amuda kalksın ister halay çeksin asal gazların gram umurunda değil.
Onlar öyle kendi başlarına mutlu mesut bir şekilde takılıyorlar.
Yani asal gazlar bir serseriyi sevse bile o serseriye...
O yüzden negatif bilinçaltı programımızı yeniden yazdığımızda yani ben sevgiye değerim dediğimizde bunu tam yürekten söylediğimizde bir sevgilimiz
olmasa bile kendi başımıza da o hayattan bir balayı etkisi alabiliyoruz arkadaşlar.
Yalnız başımıza mutlu olmak mı derdimiz diyorsanız bir hayat arkadaşı arıyorum diyorsanız haklısınız ama Gandhi'nin dediği gibi ne diyordu?
Dünyada görmek istediğin değişimin kendisi ol.
Yani önce sen bir kendinle mutlu ol da sonra zaten etrafına senin gibi insanlar çekilecektir.
Ama önce sen kendini sev, kendinle mutlu ol.
Ve son olarak Bruce'un dediği gibi inançlarınızı değiştirin, ilişkileriniz değişsin.
Umarım bizler de bunu başarabiliriz ve ilişkilerimizde cenneti yaratabiliriz.
Görmeyi arzuladığınız değişimin ta kendisi olmanız dileğiyle.
Sarar ortamlarca satılacak bilgiyi sundu.
Bu sevgililer gününde biz şık severiz diyen bütün aşıkları aşkın ustalıkla kumaşları işlendiği sarer koleksiyonlarını yakından incelemek ve en şık hediyeyi seçmek için sarermazaları ve sarer.com
'a bekliyoruz. Açıklamalardaki linkten detaylara ulaşabilirsiniz.
Kendinize iyi bakın. Bu hafta pazartesi, çarşamba ve cumartesi tekrar görüşmek dileğiyle.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
