
Evital, online sağlık hizmetlerini erişilebilir hale getiren bir dijital sağlık platformdur.
Kullanıcılar; psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığı hizmetlerini online olarak alabilir, ücretsiz ön görüşmeyle ihtiyaçlarına en uygun uzmanı seçebilirler.
Daha fazlası için: https://s.evital.app/osb25
OSB25 koduyla tüm psikolojik danışmanlık veya beslenme danışmanlığı seansınız %20 indirimli.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Bu bölüm "Evital" hakkında reklam içerir
Transkript
Evital, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün size aşkın manifestosuyla geldim arkadaşlar.
Merve Marks. Bütün aşıklar birleşin.
Şimdi arkadaşlar, bugün yine işin uzmanları eşliğinde anlatacağım diyecektim ama no.
Bugün tamamen kendi düşüncelerimi anlatacağım arkadaşlar.
İlk kez bir uzmandan faydalanmayacağız bu bölümde.
Ama istiyorum ki yine kendimiz üzerine de düşünüp taşınacağımız bir bölüm olsun.
Hani geçen sorunlu ilişkimi nasıl kurtarabilirim diye bir bölüm yapmıştım.
Orada da amacım oydu aslında.
Böyle projektörü biraz kendimize tutmak.
Çünkü karşımızdakini suçlarken kendimizi görmezden geliyoruz arkadaşlar.
Hatta kendimizi kayırıyoruz demiştim.
O yüzden o bölüm ilişkilerde kendi hatalarımızı görebilmemiz için de ve bunu o kadar çok kişi anlamış ki yani kendileriyle yüzleşenler, kendi hatalarını görenler hep yazdılar bana.
Umarım pek çok ilişkiye iyi gelecektir o bölüm ama o bölüm aslında tüm ilişkilere yönelik arkadaşlar.
Hani dostluk ilişkileriniz ya da işte çevrenizdeki insanları da kapsıyordu.
Bu bölüm direkt aşk ilişkileri olacak.
E hadi başlayalım o zaman.
Öncelikle arkadaşlar bir şey söylemek istiyorum.
Konuşmamda bir gariplik fark ettiniz mi?
Bilmiyorum ama dişlerimde şu an şeffaf plaklar takılı arkadaşlar.
Böyle bir tedaviye başladık dişçimle.
O yüzden S'leri şeyleri söylerken böyle bir garip hissediyorum kendimi.
Sanki Seda Sayan gibi hissediyorum.
Ama şey Demet Akbağ'ın bir filmi vardı ya Eyvah Eyvah mıydı o film?
Atatürk'le oynadığı Seda Sayan gibi bir karaktere bürünmüştü ya dişlerine bir şey yapmışlardı.
Onun gibi hissediyorum hani direkt Seda Sayan gibi değil de.
Neyse umarım bir an önce alışırım diyelim ve başlayalım.
Şimdi arkadaşlar aşkın manifestosunu konuşacağız bugün.
Merve o da ne demek diyorsanız öyle bir şey yok arkadaşlar ben uydurdum bunu.
Dediğim gibi şimdi anlatacaklarım benim fikirlerim.
Hatta şöyle oldu. Arabada giderken radyoda duyduğum bir şarkı üzerine bunu düşündüm.
Hani izleyelim bir şarkısı var ya aşk hakları diye.
Orada diyor ya her istediğinde bitiremezsin.
Benim de bazı aşk haklarım var.
Ya dedim gerçekten neden böyle haklar yok?
Hani sonra zaten işte Karl Marx'ın komünist manifestosu geldi aklıma.
Dedim aşkın da bir manifestosu olsaydı acaba ne olurdu?
Nasıl olurdu? Bence şöyle olurdu arkadaşlar.
Aşk bir bağımlılık değil, bağdır.
O zaman birinci madde bu olsun.
Şimdi bağımlılık derken yani bir bağımlı gibi düşünün arkadaşlar.
Nasıldır bağımlılar? Hani o bağımlı olduğu şey olmadan yaşayamayacaklarını düşünürler.
Böyle kriz, yoksulluk nöbetleri değil mi?
Bunları geçirirler. Sağlıklı düşünemezler.
Ve bunu bir ilişkiye uyarlayın aşk ilişkisine.
Hani ben sensiz yaşayamam, nefes alamam vardır ya bunu söyleyen insanlar.
Hatta aklıma şu an şey geldi.
Hani böyle... Eskiden anneler kapının arkasına halıları rulo yapıp koyarlarmış ya.
O kapılar açılınca halılar yere düşüyor.
Bağımlı ilişkide olanlar bana o rulo halı gibi geliyor.
Bu nasıl bir benzetme?
Çünkü kapıyı açıp böyle çıkıp gittiğiniz an yıkılıverecek gibi.
Anlatabildim mi? Hani verdiğim örneği de asla unutmazsanız.
Rulo halılar. Hayatınızda böyle biri varsa rulo halı diyoruz arkadaşlar.
Bundan sonra şifre bu.
Müdürümün dilimi. O ne demek diyorsanız belli ki aramıza yeni katılmışsınız.
Mobbing bölümünü dinleyenler hatırladı arkadaşlar.
Meşhur müdürümün dilimi hikayemizi.
Neyse arkadaşlar bağımlılık kısaca bu.
Yani çok da sağlıksız bir ilişki modeli gördüğünüz gibi.
Özgürlüğü yutan, kişilik sınırlarını yok eden, boğucu bir ilişki.
Ama bağlı sevgi öyle değil arkadaşlar.
İki kişinin birey olma vasıflarını koruduğu fakat yan yana iken de böyle varlıklarının daha da güçlendiğini hissettikleri güzel bir ilişki modeli.
Bunu da bence fermuarlı bir mont gibi hayal edebilirsiniz.
Hani iki ayrı parçası var.
İkisi de tek başına işe yarıyor.
Biri sağ tarafımızı ısıtıyor, biri sol tarafımızı.
Fermuar kapanınca sizi sıcak tutuyorlar.
Çünkü birleşiyorlar ama fermuar açıkken de işe yarıyorlar değil mi?
Hani bir nefes alıyoruz hatta bazen o fermuarı açmak istiyoruz.
Ve mont, fermuar açılınca daha kapanınca da montluğundan bir şey kaybetmiyor arkadaşlar.
Yani birinci madde şu demek aslında.
Hani Eric Fromm'un sevme sanatında dediği şey gibi.
Sevgi iki insanın birbirinin bağımsızlığını yok etmeden bir bütün haline gelmesidir.
Bence çok doğru. Hatta bir film vardı La La Land diye.
Hatırlıyor musunuz izleyenler?
Orada birbirinin hayallerine destek olmaya çalışan bir çift vardı ama bunu yaparken bağımsızlıklarını da yok etmemeye çalışıyorlardı.
Böyle bir ilişki kurmaya çalışıyorlardı.
Tam olarak anlatmaya çalıştığım şey bu.
Bir de şu var arkadaşlar. Özellikle böyle evli çiftlerde adam işte kadına vuruluyor.
O anki haline, tavrına, giyimine.
kuşamına belki süsüne püsüne bilmiyorum kariyerine belki.
Ondan sonra evlendikten sonra kadını tornadan geçirmeye çalışıyor.
Sonra da ondan geriye kalan şeylere bakıp yani o tornadan geçirmiş halini beğenmemeye başlıyor.
E tabii beğenmezsin. O kadın artık o değil ki.
Beğendiğin kadın değil yani.
Sen onu kendi tornağından geçirdin.
Kuşa çevirdin yani. Ya da kadınlar adama bayılıyor.
Bir özelliğine bayılıyor. Aşık oluyor.
Ama evlenince de o özelliğinden rahatsız oluyor.
Değiştirmek istiyor onu hemen. Hatta hangi kitapta okudum hatırlamıyorum.
Şöyle diyordu arkadaşlar. Bir insana aşık olma sebebiniz daha sonra ayrılık sebebiniz olabilir diyordu çok yüksek bir ihtimalle.
Atıyorum işte bir adamı çok beğeniyorsunuz, çok çalışkan diyorsunuz.
O özelliği sizi böyle çok mest ediyor.
Fakat evlendikten sonra çok çalışmasından şikayet edip ayrılmak isteyebiliyorsunuz işkolikliğinden.
Ya da bir erkek düşünün işte kadına bayılıyor spor yapması, kendine bakması vs.
Çok bakımlı, çok özgüvenli bulduğu bir kadını.
Daha sonra işte evlendikten sonra şey, vay efendim niye spora gidiyorsun, niye bu kadar kendine bakıyorsun, kendini kime beğendirmeye çalışıyorsun gibi gibi anlatabildim mi?
Aşk manifestomda ikinci maddeye geldim.
Aşk ideal değil.
Gerçektir bence arkadaşlar.
Çünkü idealizasyon yapmak çok tehlikeli.
Bunu genelde böyle ergenlik döneminde yapıyoruz.
Şimdi inkar etmeyelim ben de yaptım.
Yani birine aşık olunca onun kusurlarını yok ediyoruz arkadaşlar.
Bundan bahsediyorum. Pembe bir gözlükle her şeye bakmaya başlıyorsunuz.
Halbuki karşınızda belki de Dejan'ın öz evladı var ve gerçekten bu çok aşikar.
Ama siz onu bir aziz gibi görüyorsunuz.
Ya da bir melek gibi görüyorsunuz o kızı.
Halbuki değil. Güvenli bağlanan kişiler karşısındaki insanın kusurlarını da görebiliyor arkadaşlar ve dilerse bunu kabul de edebiliyor.
Ama kaçıngan ya da kaygılı bir bağlanansanız ideal aşk dediğim şey bence tam da size göre arkadaşlar.
Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi'ni okuduysanız eğer ki çok severim o kitabını.
Kemal'in Füsun'a duymuş olduğu aşk aynı buna benziyor.
Hani Esther Perel diyor ya idealleştirdiğiniz kişiyi aslında sevmiyorsunuz siz.
Onun sizin için temsil etmiş olduğu o hayali seviyorsunuz diyor.
Bunu bir düşünün arkadaşlar. Ben gerçekten o insanı seviyor muyum?
Yoksa onun hayalini mi seviyorum?
Benim için temsil etmiş olduğu bir şey var.
Onu böyle idealize ettim.
Onu mu seviyorum? Bunu bir düşünün.
Hatta çok eskilerden bir bölüm önereceğim size.
Oscar Wilde'ın bölümünü mutlaka dinleyin.
Sanırım orada bahsetmiştim bu deniz kızları hikayesinden.
Bu arada bazen diyorsunuz ki eski bölümleri dinleyip Merve sesin ne kadar farklı.
Arkadaşlar mikrofonum yoktu o zaman.
Direkt böyle bilgisayara konuşuyorum.
Şu anda çok kaliteli bir mikrofonla kayıt aldığım için sesim size net geliyor.
Ama orada dediğim gibi tost makinesiyle çekilmiş gibi duruyor.
Çünkü mikrofonum yok. Neyse devam edelim.
İdealize etmek diyordum. Yine bir kitap geldi aklıma.
Genç Berter'in Acıları arkadaşlar.
Orada da bir idealizasyon vardı hatırlıyorsunuz ve sonu çok kötü bitmişti.
Ya da Platon'un idealar dünyasındaki gibi arkadaşlar.
Hani o aşkı idealar alemindeki kusursuz bir güzellik olarak görüyorsunuz belki.
O mağaradan çıkalım artık.
Hani karşımızdaki insanın hakikatini görmekten kaçıp.
Kendimize böyle güzel güzel masallar anlatmayı bırakalım.
Gerçeklerle yüzleşelim. Bir de şu var arkadaşlar.
Dikkat edin. Bu dediğim genelde uzak mesafe ilişkilerinde oluyor.
Hani kişi karşısındakinin gerçeğini tam olarak göremiyor.
Onu idealize ediyor.
Gözünde büyütüyor, büyütüyor, büyütüyor.
Bir şey zannediyor. Halbuki değil.
Hatta aklıma yine bir kitap geldi.
Kürk Mantolu Madonna arkadaşlar.
Raif Bey. Maria'yı bence çok idealize etmişti.
Yani güzel kardeşim diyeceğim o ki sen gerçekten o kişiye mi aşıksın?
Yoksa kafanda kurduğun hayaline mi aşıksın diye sormak istiyorum.
Kafanda yarattığın hayali belki de beğendiğin bir vücuda giydirmiş olabilirsin ve belki de buna aşk diyorsun.
Aklıma gibi de Yılmaz'ın aşık olduğu bölüm geldi.
Kıza diyor ya mektuplarımı geri ver.
Kız diyor ki ben sana mektup yazmadım ki.
Kendi kendine mektup yazmış düşünün.
Öyle bir idealizasyon.
Sonra terk ediliyordu.
İşte herkese iyiyim diyordu.
Çok iyiyim diyordu. Halbuki acısından nefes alamıyordu.
Hatırlıyorsunuz izleyenler. Böyle yürüyecek dermanı kalmamıştı.
O kadar bititti. En sonunda evin içinde böyle tekerlik sandalyeyle geziyordu.
Çok gülmüştüm arkadaşlar ama gerçekten bu kadar büyük acı çekenler var.
Hani aşk acısı yüzünden gerçekten böyle yataklara düştüm diyorlar ya çok doğru bir şey.
İnsan öyle bir hale gelebilir.
Böyle nefes alırken kalbi sıkışıyor, uyuyamıyor, yemeden içmeden kesiliyor.
Hayat duruyor sanki.
Yani sevdiğimiz birinden ayrılmak da bir çeşit yas biliyorsunuz.
Aşk acısı deyip geçmeyin yani.
Merve ben şu an bu haldeyim diyorsanız destek alın arkadaşlar.
Çekinmeyin, terapi alın.
Hem o yükünüzü azaltırsınız hem böyle nefes almanız kolaylaşır.
Hem de bu ilişkinin travmasının bir sonraki ilişkinizi şekillendirmemesi için de ben gerekli olduğunu düşünüyorum.
Dinleyicilerimin ve takipçilerimin uzun zaman...
Altyazı M.K.
Doğum koçluğundan kurumlara özel paketlere kadar birçok hizmeti evinizin konforunda alabiliyorsunuz.
Belki evliliğinizde bir çıkmaz yaşıyor olabilirsiniz.
İlişkilerinizde sorunlar olabilir arkadaşlar.
Ya da aşk acısı çekiyorsunuz ve bu yükü taşımakta artık zorlanıyor olabilirsiniz.
O yüzden yalnız değilsiniz.
Evital dijital sağlık platformunda uzman desteğiyle kendinizi çok daha iyi hissedebilirsiniz.
Üstelik kendinizi nerede konforlu hissediyorsanız evinizde olur iş yerinizde belki arabanızda yani internetin olduğu her yerde bir profesyonele ulaşmak Evital sayesinde çok kolay arkadaşlar.
Sistemden randevu almanız yeterli.
Bir de her zaman söylüyorum Evital'in en sevdiğim özelliklerinden biri şu bazen bir görüşü aldığınızda başka bir sağlık profesyoneline de danışmak istiyorsunuz.
Bu noktada yine Evital'in çok iyi bir çözüm olduğunu düşünüyorum.
Avantajlı seans paketleri var arkadaşlar taksit imkanı da var.
Bütçenize dost olan seçenekler mevcut Evital'de.
Psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığında OSB25 kodunu kullanarak görüşmelerinizi %20 indirimli bir şekilde planlayabilirsiniz.
Ayrıca kurum çalışanlarına özel sağlık paketleri de mevcut.
Bunun için arkadaşlar Evital web sitesi üzerinden iletişime geçebilirsiniz.
Kurumlara özel ve kurumların ihtiyaçlarına göre şekillenen...
Kurumların çalışanlarına yan hak veya hediye olarak verebileceği sağlık paketleri var.
Kodumuzu tekrar hatırlatıyorum.
OSB25 bu kodla %20 indiriminiz olacak arkadaşlar beslenme ve psikolojik danışmanlık seanslarında.
Evital hakkında daha detaylı bilgi almak için sizleri açıklamalardaki linke davet ediyorum ve aşk manifestomuza kaldığımız yerden devam ediyorum.
Gelelim üçüncü maddemize.
Aşk tutku kadar dostluktur arkadaşlar.
Tutku alev gibi yani çabucak sönüyor ama dostluk kömür gibi arkadaşlar.
Hani uzun süre sizi sıcak tutabiliyor ve sonra elmasa bile dönüşebiliyor değil mi?
Yani inanılmaz dayanıklı olan bir şeye dönüşebiliyor.
Elmas biliyorsunuz kömürün çok uzun süre çok büyük bir basınç altında dönüşmüş hali arkadaşlar.
Aşk da bence böyle hani ilk başta böyle bir alev gibi o tutkulu hallerimiz sonra yavaş yavaş yerini dostluğa bırakıyor.
Daha böyle sıcacık bir hale dönüşüyor.
Daha yerini sevgiye bırakıyor arkadaşlar ki bence sevgi daha kalıcı daha böyle ayakları yere basan daha güzel bir şey bilmiyorum.
Sonra da elmasa dönüşüyor işte yıllar içinde birlikte böyle omuz omuza verilen mücadelelerle beraber geçtiğiniz yollarla yıllarca vermiş olduğunuz onca emekle onca sabırla elmasa dönüşüyor diye düşünüyorum.
Birkin aşk üçgen teorisi diye bir şey var arkadaşlar.
Şimdi buna göre aşk üç temel bileşenden oluşuyor.
Birincisi tutku yani fiziksel çekim, arzu ve heyecan.
Bir insana bunu hissediyor musunuz?
İkincisi yakınlık yani dostluk, paylaşım, birbirini anlamak, duygusal bir bağ kurabilmek.
Üçüncüsü de bağlılık yani uzun vadeli bir sadakat ve ilişkiyi sürdürme, daha da ileriye taşıma kararı diyebilirim.
Ve gerçek aşk işte bu üçü aynı anda dengede olduğunda ortaya çıkıyor arkadaşlar.
Yani eğer sadece tutku varsa bu kısa süreli bir alev olur tamam mı?
Sadece yakınlık varsa...
Dostluk olur. Sadece bağlılık varsa da alışkanlığa dönen o ilişkilerden olur.
Yani sadece alışkanlık diye devam eden o içi boşalmış evlilikler gibi düşünebilirsiniz.
Fakat bu üçü bir arada olursa gidin evlenin bence hiç durmayın.
Evliyseniz de zaten birbirinizi hiç kaybetmeyin.
Hani bunu dilerim çok şanslısınız.
Premium kullar diyorum size ve devam ediyorum.
Dördüncü maddeye geldik aşk manifestosunda.
Aşk bence arkadaşlar bizi büyütür.
Ama beni silmez yani silmemeli.
Yani lütfen ilişkide bireyselliğinizi koruyun arkadaşlar.
İlişkide benler birleşip biz olmalı diye düşünüyorum.
Birbirinizin benliğinin içinde eriyip.
Benlik sınırlarınızın tamamen yok olduğu bir biz olmamalı diye düşünüyorum.
Neden arkadaşlar? Çünkü bireysellik kaybolduğu zaman ortaya çıkacak olan şey bağımlılık olacak.
Yani kendi benliğini yok sayarak sadece o partnere ayak uydurarak onun gölgesinde yaşıyorsanız eğer sonuç...
Gizli belki böyle bastırılmış bir öfke olacak.
Eğer kadınsanız iyi kız sendromu diye bir bölümüm var.
Öfkeyle ilgili kadın öfkesi, iyi kız sendromu.
Lütfen o bölümü dinleyin.
Hatta böyle belediye hoparlörlerinden dinletmek istediğim bölümlerden.
Erkekseniz de efendi adam sendromu var.
O bölümü dinleyin arkadaşlar. Efendi adam sendromu ilk kez duyanlar için sırf o ilişkide sorun çıkmasın diye hep böyle uyumlu, hep onaylayan, hep alttan alan.
Hiçbir şeye itiraz etmeyen, sınırları olmayan adamlar.
Böyle partnerlerinin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyanlar.
Bunlar içten içe büyük bir öfke ve kırgınlık biriktiriyorlar.
İşte bunu içine atanlar. Temelinde de sevilmeme korkusu ve reddedilme korkusu var arkadaşlar.
Kendi benliklerini feda ederek.
ilişkide uyum yakalamaya çalışıyorlar.
Hatta bazen şöyle şeyler duyuyorum.
Instagram'da bana gelen mesajlar da erkeklerden genelde.
İşte Merve ben ne istese yaptım.
Hep uyumlu oldum vesaire.
Beni niye terk etti? Niye olmadı?
İşte ben iyi bir erkeğim.
Bu yüzden terk etti. Üzgünüm.
Çünkü bu gerçek bir iyilik değil.
Senin... karşıdan bakınca hani bunları çok iyi bir insan olduğun için yapmadığın çok belli oluyor anlatabildim mi yani senin tek derdin sevilmek reddedilmemek yani bu çok belli oluyor o yüzden boyun eğiyorsun o yüzden efendi
adam oluyorsun ya da o yüzden çok iyi bir kız oluyorsun sen kendi benini yok etmiş bir insansın ve karşı tarafta sana bakıp diyor ki burada biri yok ki ben kiminle biz olacağım biri yok ki karşımda ben varım Yani
olay ben çok iyi bir insanım beni neden sevmediler değil.
Çünkü iyilik denen şey bu değil arkadaşlar.
Buna biz uyumculuk diyoruz.
Yani buradaki amaç karşı tarafın iyiliği değil.
Kendi reddedilme korkunu bastırmak.
Kendi sevilmeme korkunu bastırmak.
Ve bu karşı tarafa şöyle geliyor.
Ben sana boyun eğeyim.
E sen de beni sev, terk etme gibi hissediliyor.
Bakın çok korkunç. Karşı taraf bunu hissedebiliyor.
Gerçekten iyi bir insan olup efendi olan yok mu?
Ya da iyi kız olan. Bu insanları nasıl anlıyoruz?
Kendi sınırlarını korumalarından arkadaşlar.
Hayır demeyi bilmelerinden anlıyoruz.
Hani sırf sen beni sev diye benim sana uyumlanmamamdan anlatabiliyor muyum?
Bir çıkarım yok. Koşulsuzum.
Benim tek derdim şu. böyle biriyim.
Hani özüm bu. İyiyim ve sana bu yüzden yardımcı oluyorum.
Anlatabildim mi? Sana göre şekilde almıyorum.
Senin mutluluğun için, kendi mutluluğuma gölge düşürmüyorum.
Hem kendim için hem de senin için olduğum gibi var olabiliyorum.
Yani demem o ki iyilik hastalığına tutunmayın arkadaşlar.
Memnun etme hastalığı, iyilik hastalığı.
O ne demek Merve diyorsanız sadece onay almak için birilerine iyi olmaya çalışmayın.
Yani hep başkalarının beklentilerine göre hareket etmeyin arkadaşlar.
Gerçek yakınlık bence sınırların kaybolması değil, saygıyla korunması.
Hani bir film vardı ya Julia Robertson Eat, Pray, Love diye.
Ye, dua et, sev filmi.
Eğer izlemediyseniz spoiler yiyeceksiniz ileri sarın arkadaşlar.
Orada başrolde Liz karakteri vardı ve işte evliliğindeki benini kaybetmiş bir kadın.
Hani biz olmuş, ben diye bir şey kalmamış.
Hep böyle başkalarının beklentilerine göre hareket etmiş bir kadın ve çok mutsuzdu.
Mutsuz evliliğini sonlandırdı ve büyük bir yolculuğa çıkmıştı hatırlarsanız.
Neden Eat, Pray, Love filmin adı?
Yani diyor ki ilk önce kendini doyur.
Sonra ruhunu besle ondan sonra gerçek aşk diyor değil mi?
Ve filmde 3 tane ana durak vardı.
İtalya ye kısmı arkadaşlar.
Yıllarca başkaları için yaşayan o baş karakterimiz.
İlk kez kendisi için yaşadı değil mi?
Kendisi için yemek yedi, şehri gezdi, dil öğrendi.
Kendisi için yaptı bunları.
İkinci durak Hindistan'da arkadaşlar doğa et kısmı.
Burada içsel huzur işte spritüel denge değil mi?
Ruhunu beslemeyi öğrendi.
Buradaki mesaj şuydu aslında kendini sevmeyen başkasını da gerçek anlamda sevemez.
Ve son durak üçüncü durak sev duru arkadaşlar.
Bu sefer kendi beynini kaybetmeden bir biz yaratmayı öğrendi.
Yani dördüncü manifestomuza da uyuyor.
Aşk bizi büyütür yani ikimizi büyütür ama beni silmez dedik arkadaşlar.
Ve beşinci aşk manifestoma geldim.
Aşk değişim değil dönüşümdür diyorum arkadaşlar.
Birini değiştirmeye çalışmak aslında ben seni olduğun gibi sevmiyorum mesajı bana göre.
Hatta daha önce evliliğinizi aşkı sürdürmenin yedi yolu diye bir bölüm yapmıştım.
Orada John Gottman'dan bahsetmiştim arkadaşlar.
Çok ünlü bir çift terapisti.
O da araştırmalarında der ki partnerini sürekli düzeltme.
Eleştirme ve değiştirme girişimlerini ilişkiyi boşanmaya götüren dört atlının ilk adımı olarak görüyor arkadaşlar.
Bakın partilerinizi sürekli düzeltmek, onu eleştirmek ve değiştirme girişimleri.
Bunlar ilişkiyi boşanmaya ya da bitirmeye götüren dört atlının ilk adımı olarak görülüyor John Gottman tarafından.
Hatta partnerinizi değiştirmeye çalışmanız ilişkinizin sağlıklı olmadığının en erken işaretidir demiş ki bunu çoğu çift terapisi söylüyor arkadaşlar.
Merve benim eşim atıyorum bağımlı ne yapacağım ben şimdi değiştirmeye çalışmayayım mı demiş olabilirsiniz arkadaşlar.
Değiştirmek ile destek olmak çok başka şeyler.
Şimdi değiştirmek ben seni düzelteceğim gibi bir şey ama bunu zaten zorla yapamazsınız.
Zorla hiç kimseyi iyileştiremeyiz arkadaşlar.
Karşı taraf istemiyorsa bunu yapamayız.
Ancak destek olabiliriz.
Ben yanındayım ama sorumluluk sana ait gibi düşünün bu destek olmayı.
Sağlıklı sınırlar koyarak, sınırlarınızı koruyarak.
Ben seni seviyorum ama bu bağımlılıkla yaşayamıyorum.
Tedavi olmak istersen tabii yanındayım ama istemezsen de hayatına böyle devam etmek istiyorsan.
Ben de kendi yoluma bakarım gibi anlatabildim mi?
Destek ve destekle şeyi anlattık değiştirmek arasındaki farkı.
Bence arkadaşlar aşkta karşımızdaki kişi hani seni başka biri yapmak değil de sana kendi gerçek benliğini ortaya çıkaracak cesareti vermeli diye düşünüyorum.
Çünkü değişim eşittir.
Dayatma, kontrol ve baskı.
Dönüşüm dediğimiz şey eşittir.
İlham, destek ve birlikte büyümek.
Çünkü arkadaşlar sevmek birbirine bakmak değil.
Birlikte aynı yöne bakmak değil mi?
Gelelim 6. maddeye.
Şimdi bunlar benim fikirlerim.
Katılırsınız, katılmazsınız.
Ben çorap kadınıyım. Sen seversin, sevmezsin.
Bilemem. 6. maddem şu arkadaşlar.
Aşkta iletişimden bahsetmek istiyorum.
İletişim kalitesi. Ve bence ne kadar konuştuğumuz değil, ne kadar anlaşıldığımız ve duyulduğumuz önemli diye düşünüyorum.
Karşı taraf acaba sizi dinliyor mu can kulağıyla?
Hani anlamaya çalışıyor mu?
Duyulma ihtiyacınızı giderebiliyor mu?
Bakın bu çok önemli. Yine John Gottman'ın araştırmalarına göre boşanma riskini en çok azaltan şey aktif dinleme arkadaşlar ve şefkatli bir iletişim altını çiziyorum.
Yine aklıma bir film geldi.
Married Story. Çok ağlamıştım bu filmde.
Çünkü çok gerçekti ve çok kalbime dokundu.
Hatta direkt bu filmi izleyin arkadaşlar ve bu maddede 6.
maddede ne anlatmaya çalıştığım zaten o filmde var.
Hani iletişim kopukluğunun, duyulmamanın, duyulsa bile anlaşılmamanın bir insanı.
Ne demek olduğunu bence çok iyi anlatıyor diye düşünüyorum.
Gelelim 7. maddeye.
Aşk sadakatten beslenir diyorum arkadaşlar.
Hem fiziksel hem duygusal sadakat.
Sadakatsizlik çünkü bir ilişkinin köküne dinamit koyar, patlatır.
Sonra belki toparlarsınız ama hani paramparça olan bir şey ne kadar toplanırsa o kadar toparlanır.
Yine John Gottman'ın araştırmalarına baktığımızda çiftlerin ayrılmasının en güçlü öngöstergesi duygusal kopuştuğu arkadaşlar.
Yani bir taraf kendini çok yalnız hissediyor ve ihtiyaçlarını başka yerde gidermeye çalışıyor ya da giderme arzusu.
Bu arada illa bir insan olmak zorunda değil.
İşe, telefona, hatta sosyal medyaya, hatta bir oyuna bile bağlananlar var.
Aşırı bağlananlar ve partnerini bu yüzden ihmal edenler var.
Ben burada çok boyutlu sadakatten bahsediyorum.
Hani bazıları evet 7-24 o evin içinde oluyor ama hani varlığı orada olsa bile ruhu orada olmuyor arkadaşlar.
Bence bu da çok can yakıcı.
Ya da varlığını sizden esirgiyor, başkalarına gani gani sunuyor.
İşte arkadaşına, ailesine, işine ama size gelince asla öyle bir şey yok.
Size zaman bile ayırmıyor. Sadakat bence şu demek.
Ben senin yanındayım.
Kalbim ve hayallerimle de senin yanındayım.
Bütün varlığımla buradayım.
Sadakat sadece başka birine gitmemek değil.
Kalbini, hayalini, enerjini her gün yeniden o seçtiğin kişiye yöneltebilmek.
Yani arkadaşlar demem o ki bedenin sadakati söz konusuysa evet aldatmamak diyebiliriz.
Kalbin sadakatini konuşacak olursak aklınızın, duygularınızın bir başkasında olmaması.
Kafanızda başka birinin hayalinin olmaması değil mi?
Kalbin sadakati. Hayalin sadakatini konuşacak olursak ilişkiye dair hayalleriniz değil mi?
ortak yaşamınızın içerisinde bunları sürdürebilmeniz.
Bir de zamanın sadakati var arkadaşlar.
O da o evlilikteki akit arkadaşlar.
Yani işte diyorlar ya hastalıkta, sağlıkta, iyi günde, kötü günde.
O kadar güzel bir söz ki aslında bu.
İyi gün sadakati kolaydır arkadaşlar.
Hani mutluluk, para, başarı varken herkes beraber olmayı kabul eder.
Asıl kötü gün sadakati.
İşte zor zamanlar, işsizlik, hastalık, yaşlılık, yaz süreci değil mi?
İnsan asıl buralarda sınanıyor bence.
Devam edelim. Sekizinci madde gelsin.
Şimdi aşk biraz da kırılganlığa cesaret etmektir diyorum arkadaşlar.
Yani biraz da zırhlarımızı indirebilmekten bahsediyorum.
O savunmasız tarafımızı açabilmek, gösterebilmek.
Bence bunu yapamıyor çoğu kişi.
Çünkü güçsüz görünmekten korkuyor.
Halbuki insan o kırılganlığını gösterebildiği insanlarla yakınlaşıyor.
En yakın dostlarınızı düşünün arkadaşlar mesela.
Zırhımızı nasıl indiriyoruz değil mi onlarlayken?
Çünkü utanmıyoruz. İşte acaba beni yargılar mı?
Beni aşağılar mı? Benim hakkımda ne düşünür demiyoruz.
O kadar savunmasızız ki onlarla konuşurken.
Ve onlar da aslında bize karşı öyleler ki.
O yüzden en yakın arkadaşımız oldular diye düşünüyorum.
Aşkta da işte bir süre sonra bu bağ kurulmayınca olmuyor.
Bilemiyorum Altan. Ben böyle düşünüyorum.
Bir de şu var arkadaşlar. Sonra yaranızı gösterdikten sonra sizi oradan da vurabiliyorlar.
Yani zırhınızı indirince evet bağ kurma ihtimaliniz artıyor.
Fakat aynı zamanda incinme riski de alıyoruz değil mi?
O yüzden bence kırılganlığımızı da herkese açmayalım.
Dikkatli olalım ki. Aşil topuğumuzu herkes bilmesin değil mi?
Aşil topuğu ne Merve diyenler için.
Aşil Yunan mitolojisinin en güçlü savaşçılarından biri.
Ki İlyada destanını okutuysanız oradaki baş karakterlerden de.
Aşil'in annesi arkadaşlar.
Yeryüzündeki suyun tanrıçası.
Güzeller güzeli Tetis.
Pek çok tanrının da gözdesi arkadaşlar.
Fakat onunla ilgili şöyle bir kehanet var Tetis'le ilgili.
Derler ki Tetis'ten doğacak çocuk babasından çok daha güçlü olacak.
O yüzden hiçbir tanrı Tetis'le evlenmek istemiyor.
Ve ne yapıyorlar? Onu ölümlü bir kral olan Peleus'la evlendiriyorlar ve bu evlilikten Aşil dünyaya geliyor.
Aşil annesinden dolayı hem ölümsüz babasından dolayı da ölümlü oluyor.
Aşil'in annesi oğlunu ölümsüz yapmak istiyor ve onu Stix nehrinde yıkıyor arkadaşlar.
Tanrıların en kutsal nehirlerinden Stix nehri.
Ve bu nehirde onu yıkarken böyle hani bebekler doğduğunda tutarlar ya ayağından.
O şekilde tutarak baş aşağı eğerek yıkamaya çalışıyor.
Çünkü nehrin suyunun eline değmemesi gerekiyor.
Ölümsüz çünkü Tetis zaten.
Ve bu yüzden arkadaşlar Aşil'in topukları yıkanmıyor.
Annesi oradan tuttuğu için.
Aşil evet ölümsüz oluyor bu nehirde yıkandıktan sonra fakat tek bir şartla topuğundan vurulmadığı sürece arkadaşlar.
Ve topuğu onun en zayıf noktası, en savunmasız yeri ve ölümlü erkeklerin en yakışıklısı sayılan Paris tarafından Truva Savaşı'nda tam da bu noktadan Aşil topuğundan vuruluyor arkadaşlar.
Aşil'in topuğu hikayesi böyle hani zehirli bir okla vurulup hayatını kaybediyor.
Aşk işte o Aşil topuğunu...
Gösterebileceğiniz, buna cesaret edebileceğiniz biriyle olmalı diye düşünüyorum.
Sizi oradan böyle Paris gibi vurmayacağını bildiğiniz bir insanla.
Dokuzuncu madde manifestomuz.
Aşk. Kintsugi gibi arkadaşlar, kırıkları altınla güzelleştirebilmek ki bunu sorunlu ilişkimi nasıl düzeltebilirim bölümünde anlatmıştım.
O yüzden çok anlatmayacağım ama şunu diyorum.
Aşkta kırılmalar elbette olacak, kaçınılmaz olan bir şey.
Burada önemli olan o kırıklarımızı onarma sanatı.
Kavgalar olacak, hayal kırıklıkları, incinmeler elbette bunlar olacak ama önemli olan o kırıkları altınla kapatabilmek, sıvayabilmek değil mi?
Özür dilemeyi, gönül almayı, affetmeyi becerebilmek.
Bakın affetmek de bir meziyet.
Ne demiş mi? Leyla'na yara ışığın içeri girdiği yerdir arkadaşlar.
Yani bence ilişkilerin sağlığı hiç tartışmamakta değil.
Tartışmadan sonra onarımla ölçülüyor bence ilişkilerin sağlığı.
Ve 10. maddemiz manifesto.
En önemli maddem bu. Aşk emek ister arkadaşlar.
Hemen aklıma Servi Boylu Mal Yazma'nın filmi geldi.
Hani orada diyor ya Türkan Şoray sevgi neydi?
Sevgi emekti diyor.
İmza kaşe mühür arkadaşlar.
Bu aralar sosyal medyada bir akım var görmüşsünüzdür.
İşte I am . . years old diye bir akım.
Ben de I am Cem Şit'i seçiyorum years old diyorum.
Filmi bilmeyenler için Asya ile İlyas bilmeyen de yoktur da yani Kadir inanır çok büyük bir aşk yaşıyorlar.
Tutku var, coşku var, romantizm hepsi Doruk'ta ama İlyas tam bir bad boy arkadaşlar.
Asya'ya ihanet ediyor.
Asya da çocuğunu alıp evi terk ediyor.
İlhanetten sonra tam da işte bu noktada Cemşit'le tanışıyor.
Cemşit işte hem oğluna sahip çıkıyor Asya'nın hem de onlara güvenli bir hayat sunuyor.
Ve tam bir aile babası öyle söyleyeyim.
Ve yıllarca böyle bekliyor ki Asya onu sevsin diye gözünün içine bakıyor.
Ve sonra bir gün İlyas çıkageliyor.
İşte Asya bu iki adam arasında kalıyor.
Bir seçim yapmak durumunda kalıyor.
İlyas demek tutku demek arkadaşlar ama sorumsuzluk.
Aşk var ama güven yok.
Cemşit demek, emek demek, sadakat, güven demek ve işte o meşhur repliği söylüyor.
Sevgi neydi? Sevgi emekti diyor ve Cemşit'i seçiyor arkadaşlar.
Sizin de hayatınızda Cemşit'leri seçmenizi dilerim.
Hani Eric Fromm'un sevme sanatında dediği bir söz vardı.
İnsan uğruna emek harcadığı şeyi sever diyordu ve insan sevdiği şey için emek harcar diyordu arkadaşlar.
Ve bir ilişkide çaba yoksa o ilişki hiçbir zaman ney ve vermez diyordu Eric Fromm.
Katılıyorum ve yine Eric Fromm'un şu sözleriyle bu bölümü sonlandırmak istiyorum.
Diyor ki arkadaşlar, olgunlaşmamış sevgi seni sana gereksinmem olduğu için seviyorum der.
Olgun sevgi seni sevdiğim için sana gereksinmem var der.
Ve der ki arkadaşlar, birini sevmek yalnızca güçlü bir duyguya kapılmak değildir.
Bir karardır, bir söz vermedir.
Evet aşk manifestolarım bunlar arkadaşlar.
Devamını siz getireceğiniz için bu bölümü kısa kesiyorum.
Instagram'da bu bölümün gönderi postunun altında buluşalım.
Sizden de tek tek maddeler bekliyorum.
Kendinize iyi bakın arkadaşlar. Evital Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Evital'de OSB25 koduyla tüm psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığı seanslarınız %20 indirimli arkadaşlar.
Detaylar açıklamada sizleri bekliyor.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
