
Samsung Galaxy S24 Hakkında detaylı bilgi almak için: Samsung Galaxy S24
Live translate özelliğinde desteklenen diller:
Basitleştirilmiş Çince, İngilizce (Hindistan, İngiltere [Birleşik Krallık], Amerika Birleşik Devletleri), Fransızca, Almanca, Hintçe, İtalyanca, Japonca, Korece, Lehçe, Portekizce, İspanyolca (Meksika, İspanya, Amerika Birleşik Devletleri), Tayca, Vietnamca.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Farkındalık Defteri için: Tıklayın
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Bu bölüm "Samsung Galaxy S24" hakkında reklam içerir*
Transkript
Samsung Galaxy Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Bugün 14 Şubat sevgililer günü.
O yüzden bugün konumuz tabii ki aşk.
Aşık olmaktan bahsedeceğim size.
Yine uzman görüşleri eşliğinde olacak tabii ki.
Sevgililerimizi seçmemizin bilinçli ve bilinçsiz yanları neler?
Aşkı arayanlara öneriler.
Güzellik mi yoksa karakter mi?
Bunların aşktaki etkileri nelerdir?
Aşık olmanın aşamaları nelerdir?
Bunlardan ve daha pek çok şeyden bahsedeceğiz.
O zaman hemen başlayalım.
Öncelikle mitolojik bir hikaye anlatacağım sizlere.
Eros ve Psike'nin hikayesi bu.
Psike bir ölümlüdür arkadaşlar.
Psikoloji bilimi de adını buradan alır.
Mitolojideki Psike karakterinden.
Psike öyle güzel bir kadındır ki insanlar dört bir yandan sadece Psike'nin güzelliğini görebilmek için gelir.
Onun bu güzelliğini kıskanan güzellik ve aşk tanrıçası Afrodis yakışıklı oğlu Eros'tan bir yardım ister.
Çünkü biliyorsunuz Eros'un aşk oklarından hiç kimseler kaçamaz.
Afrodit'in hain planına göre Eros psikenin çirkin bir canavara aşık olmasını sağlayacaktır.
Ama olanlar olur.
Eros psikeyi görür görmez ona vurulur ve onun gözlerini bağlayıp büyülü şatosuna kaçırır.
Birlikte çok mutlulardır.
Ama Eros'un psikeden tek bir isteği vardır.
O da... Eros'un yüzünü asla ama asla gündüz gözüyle görmemesidir.
Psike bunu kabul eder çünkü Eros'a çok aşıktır.
Ama bir gece psike merakına yenik düşer ve elindeki mumla uyuyan Eros'un yüzüne bakmak ister.
Eros'un olağanüstü güzelliği onu öylesine sarsar ki elindeki mumdan akan damlaları fark etmez bile ve Eros mumdan akan kızgın damlalarla aniden uyanır
ve o an hemen orayı terk eder.
Psike çaresizce günlerce aylarca onu arayıp durduktan sonra tanrılara yardım ister.
İşte aşkın mitolojik hikayesi kısaca böyleydi.
Peki bize kim aşk oku atıyor ve isabet ettiriyor?
Yani neden biz ona ona ona değil de...
Belirli bir kişiye aşık oluyoruz.
Çünkü hepimizin ihtiyacı olan şey farklı.
Duygusal yapımız, psikolojimiz, deneyimlerimiz, değerlerimiz, ilişki ihtiyacımız, geldiğimiz aileler bağlanma şeklimiz apayrı.
Aşkın gözü kör mü Merve diye soracak olursanız.
Hani bazen deriz ya ben bu insana nasıl aşık olmuşum vakti zamanında.
En baştan belirteyim aşkın gözü kör falan değil.
Yani tesadüfen ya da kazara aşık oldum öyle bir şey yok.
Gerek bilinçli gerek bilinç dışı yollarla kime aşık olacağımızı aslında kendimiz seçiyoruz farkında olmasak da.
Şimdi size birkaç sorum olacak.
Herkes yaşadığı en romantik ilişkiyi düşünsün cevap verirken.
Kimdi o en romantik Nirvana aşkınız?
O kişiyle tanıştığınız dönemde hayatınızda neler olup bitiyordu?
Şöyle bir hatırlayın bakalım.
Nasıl bir dönemden geçiyordunuz?
O kişiyle ilgili ilk izleniminiz neydi arkadaşlar?
Eğer aşık olduysanız bu hangi aşamada gerçekleşti?
Hemen mi böyle görür görmez mi yoksa bir süre sonra mı?
İlişkinizdeki en büyük gerginlik kaynağı neydi o kişiyle ve nasıl bir ilişkiniz vardı tam olarak ve neden bitti o ilişki?
Belki bir kişiye değil birkaç kişiye aşık oldunuz hayatınız boyunca ve şunu demiş olabilirsiniz şu an.
Aaa Merve sadece hikayedeki karakterler değişti.
Giriş gelişme sonuç hep aynı kaldı demiş olabilirsiniz.
Bu sorulara verdiğiniz cevaplar çok önemli.
Aslında aşkta kendinizi gözlemlemeniz açısından bunları sordum.
6 aşk çeşidi varmış arkadaşlar.
Birincisi tutkulu aşk.
Aşka aşık olanların aşkı.
Aşk için her ızdıraba katlananların Sezen Aksu diyor ya aşk için ölmeli aşk o zaman aşk aynen öyle birincisi bu.
İkincisi oyuncu aşk dediğimiz bir tür ilişkiye böyle bağlılık olmadan devam etmek hani böyle bir macera gibi görenler ilişkiye.
Üçüncüsü arkadaşça aşk burada böyle rahat insanlar işte bir romantiklik yok cinsellik ikinci planda.
Yakınlık var. Hani arkadaşça bir aşk.
Dördüncüsü mantıklı aşk.
Adı üstünde mantık aşka hükmediyor.
Beşincisi sahiplenmece aşk.
Sahip olma ve sahiplenilme ihtiyacından mütevellit.
Altıncısı özverili aşk.
Eğer böyle kendinize daha az değer verip karşınızdaki insana kendinizi adayıp çok fazla fedakarlık yapıyorsanız muhtemelen bu gruptasınız.
Biz bugün hangisini konuşacağız derseniz tabii ki aşk için ölmeli.
O zaman aşk yani birinci grubu romantik aşk grubunu konuşacağız.
Romantik aşk tabii ki toplumlara, coğrafyalara, devirlere göre bile değişen bir şey.
Mesela araştırmalar gösteriyor ki çift olması muhtemel olan iki kişinin arasında olan coğrafi mesafe azaldıkça birbirleriyle evlenme olasılıkları oldukça artıyormuş.
Eee Merve aynı dili konuşuyoruz o yüzden dediğinizi duyar gibiyim.
Evet haklısınız ama Samsung Galaxy S24 serisiyle artık böyle bir sorunumuz kalmadı.
Biliyorsunuz Galaxy AI ile akıllı telefonlarda yapay zeka çağı başladı.
Galaxy S24 serisinin Live Translate özelliği sayesinde artık seyahat ederken, yeni kültürler keşfederken, yeni yeni insanlarla tanışırken dil engeli diye bir şey olmayacak.
Peki ama nasıl? Şöyle arkadaşlar.
Bizden farklı bir dilde konuşan biriyle tanıştığımız zaman hemen Samsung Galaxy S24'ümüzden Live Translate'e etkinleştiriyoruz.
Önce kendi konuştuğumuz dili sonra karşımızdakinin çeviri dilini seçiyoruz.
Ve sonra karşımızdaki kişi ana dilinde konuşuyor.
Biz onu kendi dilimizde duyuyoruz.
Aynı şekilde o da sizi kendi dilinde duyuyor.
Ya çok hızlı konuşursa Merve diye korkmayın.
Çünkü konuşmanın hızını bile ayarlayabiliyorsunuz çevirirken.
Şu an 13 dil desteği var ve güncellemelerle daha fazla dil eklenecek.
Live Translate özelliğini telefon görüşmelerimizde de kullanabiliyoruz.
Eş zamanlı olarak hemen çeviriyor.
Rehberinizdeki yabancı arkadaşlarınızın çeviri dilini önceden ayarlayabiliyorsunuz.
Mesajlaşırken de yine aynı şekilde siz kendi dilinizde yazıyorsunuz.
Karşı tarafta yine kendi dilinde görüyor yazışmayı.
Dil bariyeri diye bir şey kalmıyor.
Live Translate özelliğiyle yeni bir ülkeye gider gitmez oranın yerlisi gibi konuşabiliyoruz anlayacağınız.
İş toplantılarınızda uluslar...
arası konferanslarda farklı dilde olan konuşmaları sunumları anlamakta zorlananlar için yine harika bir özellik bu.
Kişisel tercümanımız hep yanımızda gibi Samsung Galaxy S24 serisinin sunmuş olduğu neredeyse her deneyim biliyorsunuz ki gücünü yapay zekadan alıyor.
Günlük yaşamınızı olağanüstü bir deneyime dönüştürmeyi hedefliyorsanız ve mobil yapay zeka çağına adım atmak istiyorsanız Samsung Galaxy S24'ü daha detaylı incelemek için sizleri
açıklamalardaki linke davet ediyorum ve devam ediyorum.
Dediğim gibi iki kişinin arasındaki coğrafi mesafe azaldıkça onların evlenme olasılıkları artıyormuş arkadaşlar.
1930'larda Pensilvanya'da 5000 kişinin evliliği inceleniyor ve şu ortaya çıkıyor.
Bu çiftlerin %12'si evlilik başvurusu yaptıkları sırada aynı adreste oturuyorlarmış.
%33'ü ise birbirlerine çok yakın yerlerde oturuyorlarmış.
Çiftlerin arasındaki mesafe arttıkça evlenme oranının düştüğü gözlemlenmiş.
En basiti okul hayatınızı hatırlayın.
Ben hep ilk sıra arkadaşımla daha samimi olmuştum.
O benim arkadaşım olmuştu.
Sırada yanıma kim oturuyorsa çok yakın olduğumu hatırlıyorum.
Arkadaş olarak fiziksel yakınlık gerçek.
çok önemli. Arkadaşlıkta bile böyle.
Yurtta kalanlar varsa onlar da genelde odadakilerle yakın arkadaş olurlar dikkat ettiyseniz.
Yani uyumluluktan önce fiziksel mesafe azlığı ön planda.
Bunu söylemeye çalışıyorum. Bir araştırma yapılıyor.
Katılımcılara 12 insan fotoğrafı gösteriliyor.
Bazılarını sadece bir kez gösteriyorlar bu fotoğraflardan.
Bazılarını defalarca defalarca gösteriyorlar ve katılımcıların o 12 kişiden en çok yakınlık duyduğu Gördükleri hangisi çıkıyor bilin bakalım.
Tabii ki en çok gösterilen o fotoğraftaki kişi.
Yani bir insanın yüzünü ne kadar çok görürseniz o kişiye besleyeceğiniz olumlu hisler o kadar artıyormuş.
Birinin gönlüne girmek için gözüne görünme sıklığınızı arttırmanız lazım.
Gözlerine uzun uzun baktığımız kişilere de romantik bir çekim hissedebiliyormuşuz.
Aklınızda bulunsun. Merve bu dediklerini yapacaktım ama biz ayrıldık ya diyenler şöyle ki bir görüşe göre ayrılık özlemi dolayısıyla da romantik aşkı
arttıran bir şey tabi sonunda kavuşma varsa evlilik bıkkınlığı yaşayanlar bile bir ayrılık yaşadığı zaman mesela işte evliyken askere gidenler ya da zorunlu bir görev için yurt dışına gidenler var uzun uzun süre
ayrı kalan çiftler var bu çiftlerin daha böyle romantik kıvılcımının arttığını söylüyorlar.
Sürekli dip dibe diz dize olmak iyi bir şey değilmiş evlilikte.
Tabi bu ilişki samimi böyle sevgi dolu iyi bir ilişki ise o romantik kıvılcım artar.
Yoksa gözden uzak olan tabi ki gönülden de ırak olabilir.
Ama şu da var sürekli temas okey iyi bir şey ama eğer sizin o insana böyle baskın duygunuz öfkeyse sürekli temas tabi ki öfkenizi arttırır.
Baskın duygunuz neyse o çekim artacaktır.
İlk görüşte aşka inanıyorum diyorsanız sizin oranınız %11 yani ilk görüşte aşk %11 oranında falan görülüyor.
Ben daha çok sanmıştım ya ben bu gruptayım ilk görüşte aşk grubu.
Bir ilişki uzmanının yapmış olduğu çift görüşmelerinde çiftlerin 5'te birinin o ilişki başladığı zaman Çok fırtınalı bir hayatı varmış.
Duygusal olarak zor zamanlarda olanlar, işte bir boşanma, bir kayıp, bir ayrılık yaşamış olanlar, bir maceradan çıkanlar, işte mesela üniversite için şehir dışına gidip yerleşenler gibi ya da yurt
dışına pılını pırtını toplayıp taşınanlar gibi.
Neden? Çünkü korkmuş, kızgın, reddedilmiş bir insan en az mutlu insanlar kadar aşka meyillidir.
Dikkat ettiyseniz uzun veya çok ciddi bir ilişkiden yeni...
Çıkmış bir insan hiç vakit kaybetmeden gider yeni biriyle bir ilişkiye atılır hatta gider evlenir hızlıca.
Bunun sebebi de buymuş arkadaşlar.
Bazıları da kendilerine ilgi göstermeyen kişilere aşık olur.
Sahip olamamak sahip olmaktan daha çekici gelir bazı insanlara.
Engeller aşkı kamçılar çünkü Romeo ve Juliet hikayesi gibi.
Bunun nedeni de reaktans kuramıymış.
Hareket etme, düşünme ve hissetme özgürlüğümüz tehdit altındayken bu özgürlüğü geri almaya güdüleniyormuşuz çünkü.
Engeller aramızdaki çekimi arttırıyor.
Uğruna emek vermemiz, acı çekmemiz gereken kişileri genellikle daha çok sevdiğimiz tespit edilmiş.
Reaktans kuramına göre aşkın kamçılanması için engeller.
Engellerin ilişkinin dışında olması gerekiyor.
İşte ailelerin karşı çıkması, zorunlu ayrılıklar gibi şeylerin yaşanması gerekiyor.
Eğer ebeveynseniz ve çocuğunuza sürekli ayrıl ayrıl diye baskı yapıyorsanız yanlış yapıyorsunuz.
Çünkü aşkını daha da çok kamçılıyorsunuz, arttırıyorsunuz haberiniz olsun.
Bir de ruh halimiz tabii ki çok önemli aşık olmamızda en önemli etkenlerden.
Mesela iyi bir haber aldınız ve havalara uçuyorsunuz mutluluktan o an.
Yanınızda olan kişiden hoşlanma ihtimaliniz artıyormuş.
Çünkü o olumlu haberin yaratmış olduğu duygu ile o insan arasına bir bağlantı kuruyormuşuz.
Peki Merve kişilik mi bizi daha çok cezbediyor yoksa dış görünüş mü?
Ben bunu daha önce Instagram sayfamdan sormuştum.
Çoğunuz kişilik dediniz ama...
Hiç inanmadım. Zaten araştırmalar da öyle söylüyor.
Sandığımızın aksine dış görünüş kadınlar için de çok önemli.
Bir kişi bize göre fiziksel olarak çekici değilse onunla yakınlaşma ihtimalimiz de düşüyor ve ne yazık ki çoğumuz görünüşünü beğenmediğimiz kişileri baştan reddetmeye
eğilimliymişiz. Güzellik romantik ilişkilerde çok büyük bir güce sahip.
tabi olağanüstü bir güzellikten bahsetmiyorum ortalama bir güzellik bir üniversite partisinde araştırma yapılıyor ve öğrencilerden oluşan bir jüri dans salonuna giren diğer öğrencileri zevklerine zeka
derecelerine bakarak çift olarak eşleştiriyorlar bilgisayar yardımıyla sonra o öğrencilere soruyorlar parti bittikten sonra nasıl diyorlar çift olduğun kişiden memnun kaldın mı tekrar görüşmek ister misin ve
tekrar görüşme olasılığının Tek bir şeye bağlı olduğu anlaşılıyor.
O da... Maalesef fiziksel çekicilik yani kişilikmiş, zekaymış, IQ'muş, aynı zevklermiş bunların pek bir önemi yok.
Halo etkisi, güzel olanın iyi olduğunu, onun olumlu özelliklere sahip olduğunu düşünüyormuşuz otomatikman.
Onları her açıdan arzulanır buluyoruz.
Değilse de açığını kapatıyoruz bir yerden kötü özellikleri varsa.
Peki neyin güzel kabul edildiğini kim belirliyor?
Büyük ölçüde toplumsal normlar ve modalar belirliyor.
Mesela 20. yüzyılın sonunda çekici kadın nasıl olur desem atletik yapılı olur derlerdi muhtemelen.
Ama daha öncesinde dolgun vücutlu kadınlardı biliyorsunuz.
Erkekler de değişiyor devir devir.
Tabii sadece içinde yaşadığımız kültür değil biz de belirliyoruz o güzelliği.
Bir araştırma yapılıyor.
Bir grup erkeğe üniversite yıllıklarından ve güzellik yarışmalarından alınma kadın fotoğrafları gösteriliyor.
Ve güzelliklerini...
Puan verilmeleri isteniyor.
Erkekler iki tür yüzü çok çekici buluyor.
Bebek yüzlü, büyük gözlü.
Küçük burunlu ve küçük çeneli böyle çocukçulu bir yüzde sahip olan kadınlar yani korunma arzusu uyandıranlar ve seksi kadın yani yüksek elmacık kemikleri olan yüksek kaşları, büyük göz bebekleri
ve geniş bir gülümsemeye sahip olan kadınları çekici bulmuşlar.
Kültürler arası bir araştırma yapılıyor.
5 farklı kültüre mensup 17-60 yaş arası erkeklerle kadınların ortak güzellik beyanı belirleniyor bununla.
Büyük gözler, küçük burun ve dolgun duda...
Çekici olduğu yönünde bir sonuca varıyorlar.
Bir de tabii ki simetrik yüz ve vücut hatları denilmiş.
Gelelim kişilik özelliklerine.
Bizi birine çeken kişilik özellikleri içinde en çok öne çıkanlar cana yakın olmak ve iyilik denilmiş.
Yani bize kendimizi iyi hissettiren yanında böyle hoşnut hissettiğimiz insanlara daha çok çekiliyormuşuz.
Size bir soru şimdi. En ciddi romantik ilişkinizde sizi sevgilinize en çok çeken şey neydi diye sorsam ne cevap verirsiniz?
Bu soruya gelen cevap...
Genellikle fiziksel çekiciliği ve kişisel özellikleri olmuş.
Yani güzellikle karakter hem birbirini hem de bizi etkiliyor.
Kişiliksiz dişilik belki başlangıçta işe yarar ama devamı gelmez diye düşünüyorum ben.
Bir erkeğe dünyanın en iyi, en cömert adamı gibi davranan bir kadının o adamı gerçekten cömertleştireceğini, bir kadına ne kadar güçlü, ne kadar becerikli biri, Bu şekilde davranan
bir adamın da o kadını gerçekten öyle yapacağı düşünülüyor.
Yani kendini gerçekleştiren kehanetin gücü diyebiliriz.
Bir kişinin dış görünüşüne ve kişiliğine dair algılarımız o kişinin kendisiyle ilgili algılarını ve dolayısıyla davranışlarını etkiliyor.
Peki Merve ben çok zor biriyle yakınlaşabiliyorum diyenler yalnız değilsiniz.
Bunun için Erik Erikson şöyle bir açıklama yapmış.
Kişinin benlik duygusu ne kadar güçlüyse...
Yakınlaşma becerisi O kadar büyüktür diyor.
Kimlik duygusu gelişmemiş kişiler ilişkinin içinde kendilerini kaybetmekten korktukları için yakınlıktan çekiniyor olabilirlermiş.
Ama bu insanlar aşık oldukları zaman hislerini son derece yoğun ve boğucu, saplantılı ve gelgitli yaşayabiliyormuş.
Çok aşk deneyimi olan kişiler genellikle özgüveni yüksek, savunmacı olmayan kişiler yani gardını düşüren insanlar.
Ama bir önceki aşk bölümünde dediğim gibi.
Sevebilmek için ne gerekiyordu?
Önce kendimizi sevmemiz ve kendimizin sevilebileceğine inanmamız gerekiyor.
Maslow'un ihtiyaçlar piramidini hatırlarsanız en tepesinde kendini gerçekleştirme vardı.
Maslow'a göre sevme ve sevilme becerisinin temelinde de bu var.
Yani kendini gerçekleştirme.
Bir araştırma yapılıyor.
3 yıl içinde romantik bir ilişki yaşamış olanların kendilerine o süre boyunca yakın ilişkisi olmamış kişilerden daha fazla gerçekleştirmiş olduklarını kanıtlamış bu araştırma
ve insanların kendilerine daha çok benzeyen kişilere aşık olma meyilleri daha yüksekmiş.
Düşünme biçimimizin benzediği, aile geçmişimizin, hedeflerimizin, hobilerimizin, kişiliğimizin belli başta bir takım parçalarının benzediği insanlarla daha yakın bir ilişki kuruyoruz ve o en başta
duyulan çekimi arttıran bir şey bu benzerlik.
Zaten çiftler zamanla birbirine benzer diyoruz değil mi?
Bu da araştırmalarla kanıtlanmış.
Evet çiftler zamanla birbirine benzeyebiliyormuş.
Peki hani zıt kutuplar birbirini çekiyordu demiş olabilirsiniz şu anda.
Yalan mıymış bu? Hayır bu da doğru.
Zıttıklarımız, farklılıklarımız bunlar ilişkiyi renklendiren olumlu bir öğe olarak görülüyor.
Mesela tamamen mantığıyla hareket eden erkeklerin duygusal kadınlara daha fazla çekilmesi gibi kendinde olmayana çekilmek.
Çünkü bizim gibi düşünmeyen bizden çok farklı biri bizden hoşlandığı zaman ne düşünüyoruz bu durumlarda?
Görüşlerimden dolayı değil beni olduğum gibi seviyor olarak varsayıp heyecanlanıyormuşuz.
Yani farklılıklar benzerliklerden daha heyecan verici olabiliyor.
Kimin kime aşık olduğunu inceleyen araştırmalarda Sevilen kişinin tatmin ettiği ihtiyaçların ve birinin bizden hoşlandığını bilmenin çok önemli bir rolü olduğu gözlemlenmiş.
İstendiğimizi bilmek bize çok çekici geliyormuş yani.
Elliot Aronson diyor ki bir kişinin diğerinden hoşlanıp hoşlanmayacağının en önemli belirleyicisi diğerinin o kişiyi beğenip beğenmediğidir.
Dahası birinin sizden hoşlandığına inanmak bile sizinle o kişi arasında giderek daha olumlu hislerin oluşmasına yol açan bir dizi olayı başlatabilir diyor.
İnsanların aşk ve evlilik için seçtikleri eşlerle ilgili anlattıkları ayrıntılı olarak değerlendirildiğinde bu seçimi etkileyen 11 faktör bulunmuş.
Dediğim gibi benzerlik, coğrafi yakınlık, arzulanan kişinin fiziksel özellikleri, bizden hoşlanıyor olması karşı tarafın ihtiyaç tatmini, fiziksel ve duygusal olarak uyarılma, Toplumsal
onay, sevilen kişinin gözlerindeki, duruşundaki, hareketlerindeki özel işaretler sadece bizim tespit edebildiğimiz.
Romantik bir ilişkiye hazır olmak ve baş başa kalma fırsatı.
Bir de karşımızdaki insanın gizemli olması biraz bunlar önemli.
Ya bir de şu var tamam aşk istiyoruz evet ama bir ilişkiden tam olarak beklentileriniz neler diye sorsam bunu biliyor musunuz?
Mesela dinlenmek ve onaylanmak mı, korunup kollanmak mı, hayranlık duyulmak mı, zorlanmak mı potansiyelinize ulaşmak için tam olarak ne bekliyorsunuz ilişkiden?
Bunları bilmek de çok önemliymiş.
Diyelim ki karşınıza umut vaat eden bir aday çıktı.
Ne yapacağız o zaman? Nasıl bir strateji izlemeniz gerekiyor?
Sıcak davranın diyorlar.
İlgi gösterin ama dozunda bir ilgi.
İyi bir dinleyici olun.
Karşınızdakinin gözlerin içine bakarak onu dinleyin.
Dürüst ve samimi bir şekilde karşınızdakini takdir edin.
İhtiyaçlarına kulaklarınızı tıkamayın.
Sizden farklı hissetmesine, düşünmesine ve hareket etmesine bunlara saygı duyun.
özeni ve ilgiyi esirgemeyin deniliyor.
Romantik ilişkiler ilk görüşte aşkla da başlayabilir.
Onu ilk gördüğünüz an bir mıknatıs gibi çekilebilirsiniz ya da yıllarca süren arkadaşlıktan sonra da oluşabiliyor.
Bir buluşmayla da başlayabiliyor.
Hiç belli olmaz. Belki en başta hiçbir şey hissetmezsiniz ama zamanla gelişebilir.
Victor Hugo sefillerde diyor ya ta 19.
yüzyıldan bize şöyle sesleniyor.
Bugün iki kişinin birbirine baktığı için aşık olduğunuz cüret edecek çok az kişi var.
Ama aşk ancak ve ancak böyle başlar.
Gerisi teferruattır ve arkadan gelir.
İki ruhun bir kıvılcımla birbirini çarpmasından daha gerçek bir şey yoktur.
Çiftlerin en derin psikolojik ihtiyaçlarını açık etmelerini sağlayan Güven duygusu ancak yakınlığın artmasıyla oluşuyor biliyorsunuz.
Çoğu kişinin kalkanlarını indirip daha çocuksu, o toy taraflarını göstermesi, kimilerine göre nevrotik ihtiyaçlarını ortaya çıkartması için ilişkide tabi ki belirli bir güvenlik hissini yakalamış
olması gerekiyor. Bernard Mersney'in tarafından ortaya atılan 3 aşamalı aşk kuramına göre bir aşk ilişkisinin ilk aşaması...
Uyarı aşaması işte bu aşamada en büyük etki dış görünüşümüz gibi harici özelliklerimiz o yüzden Bunlara dikkat edelim.
İkinci aşama değer aşaması.
Buradaki çekim ilgi alanlarımız ve değerlerimizin benzerliğinden kaynaklanan bir çekim.
Üçüncü aşama ise rol aşaması.
Bu aşamada çiftler artık böyle ilişkideki rollerini sorgulamaya başlarlar.
Neyiz biz? Arkadaş mıyız?
Dost muyuz? Sevgili miyiz?
Eş miyiz? gibi. İtalya'nın en önemli sosyologlarından biri Francesco Alberoni'ye göre bir romantik ilişkinin en önemli aşamaları aşık olmak ve aşktır.
ibarettir. Aşık olmak havalanmak ve uçmaksa aşk yere inmektir diyor Alberoni.
Aşık olmak bulutların tepesine çıkmak aşk ayakları yere basmaktır.
Aşık olmak bir çiçek aşk Bir meyvedir.
Meyvenin kökeni çiçektir ama ikisi çok farklı şeylerdir.
Ve çiçeğin mi meyvenin mi daha iyi olduğunu sorgulamanın gerçekten hiçbir manası yoktur diyor.
Aynı şekilde doğuş aşamasının aşkın kendisinden daha güzel olup olmadığını sorgulamak da anlamsızdır.
Biri diğeri var olmadan var olamaz.
Hayat ikisinden mamuldür demiş.
Çok güzel bir tanımlama bence bu.
Aşık olmak dünyanın en güzel duygularından biri.
Arthur Aaron tutkulu bir aşkın insanların benlik kavramları üzerindeki olumlu etkisini gösteren bir araştırma yapıyor.
10 hafta boyunca aşık olan ve olmayan öğrencileri izliyor ve yapılan karşılaştırma sonucu aşık olan öğrencilerin daha özgüvenli ve benlik kavramlarının daha yüksek olduğunu tespit
etmiş. Hatta aşık olanların kişiliklerinin yok saydıkları, değer vermedikleri yanlarına sevgilileri hayranlık duyduktan sonra o kısımları genişlettikleri görülmüş.
bir de aşık olmada pas geçemeyeceğimiz çok önemli bir nokta var cinsiyet farkımız tabii ki erkekler önce kadınların dış görünüşünden etkileniyor çoğunlukla sonra kişiliğinden kadınlarsa
tam olarak öyle değil biz hani böyle direkt fiziksel görüntüye vurulmuyormuşuz Oscar Wilde'ın şu sözü geldi aklıma ne diyordu kadınlar kulaklarıyla sever erkekler gözleriyle pek çok erkek
için ilişkinin sebebi fiziksel çekim iken pek çok kadın için fiziksel çekime ilişki yol açar arkadaşlar.
Bu arada bağlanma stilinizde aşık olmanızdaki en önemli faktörlerden biri aşkı bulmanın bilimsel yolları bölümünde bunu uzun uzun anlatmıştım.
Freud diyor ki iki adet romantik aşk biçimi var bana göre.
Narsist aşk yani kendini sevme ve anakletik aşk yani ebeveyne benzeyen kişiye duyulan aşk.
Narsist aşk da kişi kendine benzeyen, olmak istediği veya bir zamanlar olduğu ya da kendisinin bir parçası.
olan narsist bir aşk nesnesine sahip oluyor.
Diğerinde de dediğim gibi ebeveynle benzeyen kişiye çekiliyorsun.
Daha olgun bir aşk aslında o.
Narsist aşktan anakliktik aşka geçildiği zaman kişi kendi ego idealinin yansımasını sevgilisinde görmek yerine diğerini Olduğu gibi sever ve Jung'a göre aşk anima
ve animusla ilişkilendirilir biliyorsunuz.
Anima erkeklerdeki dişisel içsel figür, animus da kadınlardaki eril içsel figürdür.
Hepimizin içinde karşı cinste ilişkilendirebileceğimiz içsel bir figür bulunur Jung'a göre ve aşk bu içsel figürlerle ilişkilendirilir.
Şimdi aşk hakkında belli başlı çıkarımlar var.
Onları paylaşmak istiyorum sizinle.
Yakın bir ilişki çözülmemiş çocukluk sorunlarıyla başa çıkmak için en iyi fırsatlardan biridir diyor uzmanlar.
Kime aşık olacağınızı mantıktan çok bilinç dışı kuvvetler belirler diyorlar.
Bilinç dışı seçim çocukluk deneyimlerimizi yeniden canlandırabileceğimiz birinden yana olacaktır.
Böylece seçtiğimiz kişi hem annenin hem de babanın en önemli özelliklerini kendinde toplayabilir.
Anne ile babanın olumsuz özelliklerinin romantik seçimler özellikle de saplantılı aşklar üzerindeki etkisi olumlu özelliklerindekinden çok daha güçlüymüş.
Çünkü onların açtığı yaralar ve yoksunluklar iyileşmek istermiş.
Şimdi söyleyeceğim bence çok sarsıcı.
Çocukluk yaraları ne kadar sarsıcı ve bunları açan ebeveynle sevgili arasındaki benzerlik ne kadar fazlaysa aşık olma deneyimi O kadar yoğun oluyormuş arkadaşlar.
Aşık olmak içsel romantik imge tarafından yönlendirildiği için sevgililer birbirlerini doğduklarından beri tanıyormuş gibi hissediyorlarmış.
Aşık olurken çocukluktaki belirli iz bırakan deneyimlerimiz yeniden canlandığı için sevgililer eşin bir ve tek olduğunu ve onun kaybına dayanamayacaklarını düşünüyorlarmış.
Bir çift aşık olduğu zaman yaptıkları bilinç dışı seçim karşılıklı ve tamamlayıcıymış ve her iki eşinde temel sorunlarını ifade etmesini sağlıyormuş.
Çözülmemiş çocukluk sorunlarıyla sonraki sorunlar arasındaki bağlantıyı anlamak suçluluk duyma ve suçlama eğilimini azaltıyormuş ve her iki eşinde ilişkide yaşanan sorunlardaki paylarına
üstlenmelerini sağlıyormuş.
Birbirlerinin duygularını dinleyen, empati kuran ve karşısındakinin istediklerini vermeye çalışan eşler romantik kıvılcımı sonsuza kadar canlı tutabiliyorlarmış.
Son olarak tabii ki her aşk kendine özel, anlatılanlar genel geçer öyle kesin kurallara olan şeyler değil.
Her ne kadar araştırmalar yapılmış olsa da sonuçta aşk bu.
Kafa sayısı kadar akıl olduğu gibi kalp sayısı kadar da...
aşk türü var değil mi arkadaşlar yüreğinize ve aklınıza en uygun olanı bulmanızı diliyorum hoşçakalın aşkla kalın Samsung Galaxy Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu açıklamalara
bırakmış olduğum linkten Samsung Galaxy S24'ü hemen inceleyebilirsiniz kendinize iyi bakın aşkla kalın hoşçakalın bay bay
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
