
Cambly Hakkında detaylı bilgi almak ve %60 indirimden faydalanmak için linke tıklayın: https://cambly.biz/Osb60
Kod: Osb60
*
Cambly Kids Hakkında detaylı bilgi almak ve %60 indirimden faydalanmak için linke tıklayın: https://cambly.biz/Osb6
Kod: Osb6
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
*Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir*
Transkript
Anadini İngilizce olan deneyimli eğitmenlerle ister birebir ister grup derslerine katılabileceğiniz online bir eğitim uygulaması olan Cambly'e bugün başta en büyük yatırımı geleceğine yap.
OSB60 kodu ile tam %60 indirimle ilk ve son kez ayda sadece 199 TL'ye abone ol.
Ayrıca ilk dersin ücretsiz.
Bugün kendin için bir adım at.
Herkese merhaba, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Dostluğun ne olduğunu hatta ne olmadığını konuşmak istedim.
Malum cumartesi tam da böyle arkadaşlarla buluşma günümüz.
Platondan gireceğiz, Aristoteles'ten çıkacağız bilmiyorum oradan oraya sürükleneceğiz.
Ve tabii ki nasıl dost kazanılır konusuna da el atacağız.
Hazırsak önce şu arkadaş kelimesinin derinliklerine bir inmek istiyorum.
Bu podcast bitince arkadaş listesini güncelleyenler olabilir.
Dikkat! Önce halk etimolojisiyle başlayalım.
Arkadaş kelimesinin kökeni nereden geliyor?
Eski Türklerde askerler savaşırken arkadan gelebilecek herhangi bir saldırıdan ötürü, yani onu kontrol edebilmek için sırtlarını bir ağaca ya da bir kayaya, taşa dayarlarmış.
Oradan ok atarlarmış ve genelde de bozkır hayatı yaşadıkları için sırtlarını dayadıkları bu şey taş veya kaya olurmuş.
Yıllar sonra işte bu sırt dayanan taşın ismi arka taş iken...
Arkadaş olmuş. Yani öyle olduğu düşünülüyor.
İşte günümüzde de böyle iletişim içinde olduğumuz samimiyetine güvendiğimiz kişilere arkadaş diyoruz.
Divan-ı Lügat-ı Türk'e baktığımız zaman arka sırt arka anlamına geliyor.
Yani arkam sağlam demek de bu oluyor aslında.
Anladığınız şey değil.
Bir de dün Instagram'da sordum gerçek bir dostunuz olduğunu düşünüyor musunuz diye.
Sonuç ne çıktı dersiniz?
%60 evet, %40 hayır çıktı.
Düşündürücü. Sonra hayır diyenlere sizce neden gerçek bir arkadaşınız yok diye sordum.
Hepsinin nedenlerini bu podcastta söyleyeceğim.
Ve bir arkadaşta aradığınız olmazsa olmaz şeyleri de sordum tabii ki onları da söyleyeceğim.
Ve son olarak kendiniz gibi bir arkadaşınızın olmasını ister miydiniz diye sordum.
Ve %86 evet tabii ki isteriz dediniz.
Şimdi arkadaş kelimesi nereden geliyor oradan başlayalım.
Osmanlı dönemine gidiyoruz.
Bu dönemde arka demek koruyucu ve yardımcı anlamında kullanılmış.
Arka çıkmak dediğimiz buradan geliyor muhtemelen.
Red House sözlükte ise 1890 yılı sözlüğü diye bir şey var.
Ya bana bazen diyorsunuz ki.
Merve diksiyon eğitimi nerede aldın?
Gerçekten diksiyon eğitimi almış gibi bir halin var mı?
Süzlük ne yahu? 1890 yılı sözlüğünde arkadaş şu demek tahmin edin ne olduğunu gibi dizisinde diyordu ya ilk kan bizim seninle
sırt sırta verir. Arkadaş kavgada sırt sırta veren anlamında kullanılmış Red House'da.
Bizim Şemsettin Sami'miz ise 1901'de Kamusu Türkiye'de arkadaşlığın kelime kökünü arka olarak belirtmiş.
Ve anlamına da refik demiş.
Refik de rıfktan geliyor arkadaşlar.
Rıfk, refik, arkadaşlığına güvenilen kişi demektir.
Şerik demiş bir de bu da ortak anlamında kullanılıyor.
Ve bir de muavin, yamak diye tanımlamış.
Bu pek hoş olmamış ama muavin ve yardımcı olan anlamında kullanılmış.
Eski Uygurca'da ise Edgü Ogli yani birinin iyiliğini isteyen, iyi niyetli anlamında kullanılmış.
Böyle bir söz var. Bu arada Edgü iyi demekmiş.
Hemen aklıma Ferit Edgü geldi.
Hakkari'de bir mevsimdi değil mi o kitap?
Muhteşem bir kitap gerçekten.
Filmi de var izleyin. Peki eski Türkçedeki şu söze ne diyorsunuz?
Çok anlamlı. Diyor ki eşim...
Tep inanıp sır ayma sakın.
Yani demek istiyor ki dostum deyip de sırrını söyleme sakın.
Yıl bilmem kaç arkadaşlar şu sözlere bakar mısınız?
Peki biz neden bazılarına kardeşim diyoruz?
Hani arkadaşım diyoruz ama bazılarına da kardeşim diyoruz.
Çünkü eski Türkçe'de ka aynı aileye mensup kardeşten geliyor.
Belki de bundan yani ka, kadaş buradan geliyor olabilir.
Eşim dostum diyoruz ya şimdilerde o da eskiden eşim, arkadaşımmış.
Bu arada dosta düşmana karşı da diyoruz.
Çünkü dostun karşıtı düşmandır arkadaşlar ama arkadaşın herhangi bir karşıtı yoktur.
O yüzden dost arkadaşlıktan çok daha ötesidir.
Bu karışıklığa bir son vermek istemiştim hep.
Bir de şu vardır, mistik yazılarda dost tanrıdır biliyorsunuz ki.
Şimdi dosta bu kadar anlam yükledik ama Orhan Veli'nin söz şiirinde dostum değil misin der.
Oradaki dost kelimesi sonradan o karşı cinsle enteresan münasebetler içeren bir hale gelmiş nasıl geldiyse.
Çünkü geçmişte evlilik dışı ilişkiyi örtbas etmek için sevgiliye dost denmiş bir dönem.
Belki oradan kalmadır. İngilizce'de de free'den kalma friends çok anlamlı bence özgürlükten geliyor.
Arkadaşlık bence birazcık da bu çünkü yani birbirini özgür kılmak, darlamamak diye düşünüyorum.
Hint-İran dillerine baktığımız zaman aziz, sevilen, değer veren anlamındadır arkadaş.
O zaman benden şu an hepinize aziz dostum türküsü gelsin çok severim.
Orada da diyor ya ele bir ellerim yohol benim gözümün yaşını silebilmirem.
Yani diyor ki... Sanki ellerim yok olup gitti, gözümün yaşını bile silemiyorum diyor.
Çok anlamlı. Bu şiir aslında şair arkadaşının vefatının üzerine yazmış bu şiiri.
O yüzden daha da bir anlamlı geliyor bilmiyorum.
Grekçe'ye baktığımız zaman sevgi anlamına gelen üç sözcük var arkadaşlar.
Filis, Eros ve Agape.
Eros merkezinde cinselliğin olduğu sevgiyi ve aşkı ifade ediyor tabii ki.
Agape cinselliğin olmadığı bir sevgiyi ifade etmek için.
Filia ise arkadaşlıktan doğan sevgi.
Bu da filozofun ön bileşeni aslında.
Filosofya aşırı anlamlı.
Çünkü filosofya arkadaşlığın aslında böyle biraz da düşünme ve akıl yürütmeyle bağlantılı olduğunu da gösteriyor.
Bence en anlamlısı bu.
Yani felsefe sözcüğü filosu, dost sözcüğünü kendi içerisine barındırıyor.
Gelelim felsefedeki dostluk kavramına.
Aristoteles'le başlamak istiyorum.
Onun şöyle bir sözü var arkadaşlar.
Aristoteles demiş ki vakti zamanında çok dostlu olanın hiç dostu yoktur demiştir.
Teoman'ın Zampara'nın ölümü parçasında dediği gibi.
Çok kadın hiç kadındır oğlum yalnızlıktır sonu diyor ya o sözü hatırlattı bana.
Bir de Aristoteles dostluk için der ki dost bir başka kendidir der.
Erdemli kişi dostuna karşı kendine nasıl davranıyorsa öyle davranır.
Nasıl her bir kişi için önce kendi varlığı tercih edilecek bir şeyse aynen böyle diyor.
Ya da buna yakın bir biçimde dostluğun varlığı da tercih edilecek bir şeydir.
Var olmak kendini iyi olarak duyumsamaktır diyor.
Bu çok hoşuma gidiyor. Var olmak kendini iyi olarak duyumsamak olmakla tercih edilir.
Ve dostun varlığını da birlikte duyumsamak gerekir.
Bu nasıl olacak? Birlikte yaşayarak söz ve fikir alışverişlerinde bulunarak.
Bir de Aristoteles der ki dostluk bir ilişkidir.
Ve biri kendine karşı nasılsa dostuna karşı da öyle olacaktır der.
Bunu bir düşünelim mi?
Bence düşünelim. Bir de diyor ya kendimizle ilgili varlık.
Tercih edilecek bir duyum diyor.
Demek ki dost ile ilgili olarak da öyle diyor.
Şimdi bu kısmı iyi dinleyin.
Ziyadesiyle anlamlı.
Diyor ki gören gördüğünü, işiten işittiğini, yürüyen yürüdüğünü.
Duyumsuyorsa dolayısıyla duyumsamakta olduğumuzu duyumsuyor, düşünmekte olduğumuzu düşünüyorsak duyumsamamız ve düşünmemiz var olmamız demekse ve duyumsamak kendi başına
hoş bir şeyse yaşamak, Tercih edilesi bir şeydir.
Erdemli kişi dostuna karşı kendine nasıl davranıyorsa öyle davranır.
İşte bu sebeple kişi kendine karşı nasılsa dostuna karşı da öyle olacaktır.
Yani kısaca dostluk kişinin kendi varoluşunun farkındalığı içerisinde oluşan dostluğun varoluşunun eş zamanlı algısıdır.
Yani dost başka bir kendiliktir arkadaşlar.
Bir de hani birlikte yaşamaktır demişti ya Aristo.
Bunun için de şöyle bir açıklama yapmış.
Birlikte yaşamak söz ve fikir alışverişlerinden oluşsa gerek ama bu aynı yerde otlamaları yüzünden sürülerle ilgili kullanımdaki anlamı taşımaz demiş Lord.
Peki bu sürü muhabbetini neden yapmış Aristoteles?
Çünkü hayvanların sürü halinde otlaması şu demek bir yerde hani ortak bir maddeden pay almak ama o nesnesiz bir paylaşımdan bahsetmeye çalışıyor.
Yani varoluşun saf gerçeğine dair eş zamanlı bir algı bağlamındaki dostluktan bahsediyor ve Aristoteles insanı...
yapısının ikili ilişkiler kurmaya daima yatkın olduğunu ama bunu gerçekleştirebilirse gerçekten insan olabileceğini söylüyor.
Bu ikili ilişkilerden en iyi ve en doğrusunun da dostluk olduğunu söylüyor Aristoteles.
Neden? Çünkü sahip olduğumuz erdemleri, iyilikleri paylaşabileceğimiz kimse yoksa onların da bir anlamı var mıdır acaba diye bir düşünün.
Şimdi gelen mesajlara baktım arkadaşlar.
Neden dostunuz yok sorusuna?
Genelde şöyle cevap vermişsiniz.
Çıkarcı insanlardan bıhtık ya bir değişiklik olsun.
Milattan önce 4.
yüzyılda da çıkarcı dostlar varmış ve yıl 2022 ne değişti diye sorarlar adama.
Aristo der ki sözde dostluklar vardır yeğen ve bunlardan en kötüsü menfaatçi dostlardır.
Siz de bazen bazı insanların telefonunu şöyle açmak istemiyor musunuz?
Selam canım, yine ne istemek için arıyorsun?
Valla benim bazen böyle oluyor, siz de itiraf edin.
Aristo diyor ki, dostlukta olmazsa olmaz olan şey nedir biliyor musunuz?
Eşitliktir ve buna da en iyilerin dostluklarında rastlanmaktadır diyor.
Yani diyor ki, arkadaşınla sen eğer aynı karakterde değilsen sıkıntıya düşersin diyor.
Çünkü menfaatçi ilişkinin sırrı da burada yatar diyor.
Kim kötü biriyle dost olmak ister?
Soruyorum size şöyle bir düşünün.
Dostluk kurmak istediğiniz insanlar kimdi, nasıllardı?
Muhtemelen kendinizden bir veçe taşıyan kişilerdi bunlar.
Karşınızdakinin karakterini kendinize benzetip büyük ihtimalle sevgi beslediniz.
Ve bir şeylerine karşı empati duydunuz, çekildiniz.
Ama şunu düşünün, sizden aşağıda biriyle, karakter olarak aşağıda.
Beraber olmak ister misiniz? Arkadaşlık kurmak ister misiniz?
Ya da işte keşke dostum olsa der misiniz?
Ya da neden böyle bir insanla yakınlaşmak isteyesiniz?
Çünkü menfaat olabilir işin sonunda.
Yani gerçek dostlar karşısındakini her şeyden azade sever.
Sadece o olduğu için.
Yani kötü karakterli biriyle veya kendinden aşağı gördüğün biriyle menfaat ilişkisi kurabilirsin sadece diyor.
Canlar biraz yandı farkındayım öyle hissediyorum.
Bir düşünce aldı hepinizi şu anda.
Aristoteles der ki aşk dostluğun aşırıya kaçmış halidir, aşırıya kaçmasıdır der.
Ben de yakın arkadaşıma sevgilim diye hitap ettiğimi fark ettim.
Aşık mıyım neyim? Ama dostun zaten Farsça anlamı sevgili, muhibbi.
Çok severim ben bu kelimeyi.
Kanuni Sultan Süleyman'ın da şiir mahlasıdır aynı zamanda.
Arapçada da habib, sevgili, dost anlamında.
Muhib de sevme, sevdiğiyle sözleşmedir, muhabbettir.
Kapatalım parantezi.
Etik dostluk arkadaşlar sözleşmeler üzerine kurulmaz der Aristoteles.
Ve yakınlık duymadığınızda dost olamazsınız arkadaşlar.
Ve ona göre dostluk sevilmekten çok sevmekle ortaya çıkar.
Sevmek dostluğun erdemidir der Aristoteles.
Ama modern dünyaya baktığınız zaman durum sanki tam tersi değil mi?
Herkes sevilmek istiyor sevmekten ziyade.
Peki Aristo neden sevmeyi yüceltmiş?
Çünkü bu da aslında Platon şöyle açıklar.
Çünkü der seven tanrılara daha yakındır.
Özünde tanrılık vardır der sevenin.
Bir manada arkadaş aslında eş demektir.
Dost ise onun sınanmış ve böyle daha kalıcı bir hale gelmiş şeklidir.
Bir de şöyle bir durum var.
İnsanlar değişiyorlar.
Yani 10 yıl önceki benle şu andaki ben aynı ben değilim.
Tabii ki arkadaşlarımız da aynı kalmıyor.
Bu durum içinde Gündüz Vassaf'ın çok güzel bir tanımı var arkadaşlık için.
Kendisini de çok severim.
Diyor ki hayat boyu arkadaşlık birbirlerine tahammül etmiş olmakla kendilerini ödüllendiren 50 yıllık evliler gibidir.
İlişkiye takılan apolet aslında sevginin değil.
Yılların ölçüsüdür.
Kaç zamandır arkadaşlık yaptıklarımız birer birer dolar.
Eksiklikleri göze çarpar.
Bazen de tahammül edilemez olurlar.
Bütün bunların sebebi bizim olgunlaşmamız.
Çünkü olgunlaştıkça kendimizi daha iyi tanıyoruz.
Dünyamız daha da zenginleşiyor.
Kitaplarımızı seçerek okuduğumuz için artık arkadaşlarımızı da seçiyoruz.
Bir de ergenlik çağından kalma arkadaşlarımız vardır.
Ne yapsak onları silemeyiz hayatımızdan.
Ama o dostluklar aslında böyle modayla değişen kıyafetler gibi olabiliyor ergenlik çağında.
Sürekli arkadaş değiştiriyoruz.
Ama ne oluyor? Yaşadıkça daha da kendimizi buluyoruz.
Daha da böyle kendimiz olmaktan utanmıyoruz.
Ve gerçekten olgunlaştıkça daha olgun insanlarla, kendini tamamlamış, tekamülünü tamamlamış insanlarla bir dostluk kurmak istiyoruz.
Ya ben bu konuda şöyle düşünüyorum.
Mesela ergenlik çağından kalma arkadaşlarım var.
Diyorum ki siz benim çocukluğumun, gençliğimin kara kutusu gibisiniz.
Gerçekten hani birçok şeyi, çocukluğumu onlarla paylaşmışım.
Gençliğimi onlarla paylaşmışım.
Anılarımız, aşklarımız, her şeyimiz onlar bizim kara kutumuz gibi.
O yüzden bence önemli ergenlik çağından kalan arkadaşlar.
Cambly Kids ile 4-15 yaş aralığındaki çocuklar tamamı ana dili İngilizce olan en kaliteli eğitmenlerle birlikte İngilizceyi kalıcı olarak öğreniyorlar.
Şu anda Cambly Kids'de yılın en büyük indirimi var.
OSB 6 kodu ile %60 indirimden faydalanın.
Çocuğunuza özgüvenli İngilizce konuşma becerisi hediye edin.
Ne diyorduk ergenlik arkadaşları?
Evet yaşadıkça değişiyoruz, yaşadıkça kendimizi buluyoruz.
Bazen uymuyor onlar bize.
Onlar başka bir seviyeye geçiyor.
Siz bambaşka bir şey oluyorsunuz.
Ve bir şekilde ya nasıl ben bunun arkadaşı olmuşum falan dediğiniz insanlar olabilir.
Bir de şöyle bir durum var.
Çoğu dostluk aslında bizi otoriteye ötekine karşı birleştiren.
Mesela okulumuzda edindiğiniz arkadaşlara bakın.
Okulda bir totalitarizm var, bir otorite var değil mi?
Burada ötekine karşı bir birleşme durumu var.
İş yerimizde aynı şekilde patrona karşı tıkıştırıldığımız ortamlarda kurduğumuz arkadaşlıklar bunlar hep otorite sürdükçe vardır.
Misal hapishane dostluğu hapishanede biter.
Askerlik arkadaşlığı askerde biter.
Yani bunlar otorite sürdükçe vardır aslında.
Böyle çok azdır kendimize özgü meziyetler üzerine sevgi paylaşabildiğimiz dostluklar.
Pascal der ki eğer bütün insanlar birbirleri hakkında söylenen her şeyden haberdar olsalardı.
Koskoca dünyada bir tane bile dosta zor rastlanırdı.
Bence çok doğru. Düşünsenize herkes birbiri hakkında söylediği böyle arkasından atıp tuttuklarımızı duyuyor.
Gerçekten dost most kalmaz.
Üçüncü Dünya Savaşı. Nietzsche çiçeğim de der ki dostluk için.
Yani bu zaten pesimiz bir şey söylemese bu adam ben gerçekten adımı falan değiştiririm.
Diyor ki bir kılık değiştirmedir dostluk.
Bir maskelemedir. Hatta hilekarlık gerektirir diyor Nietzsche.
Şaşırdık mı? Hayır ve der ki evet dostlar vardır fakat onları sana getiren şey şahsına dair yanılgılar ve aldatmacalardır.
Ve seninle dost kalmayı sürdürebilmek için sessiz kalmayı öğrenmeleri gerekir.
Bakmayın siz onun böyle söylediğine.
Çoğu kitabında çok derin bir arkadaşlık özlemi var aslında Nietzsche'nin.
Mesela iyi ve kötünün ötesinde kitabının son sözünde der ki.
Gündüz gece hazır dostlarımı bekliyorum ben.
Nerede kaldınız dostlar?
Zamanıdır, zamanıdır gelin diyor.
Yani Nietzsche ile de ne bileyim arkadaşlık falan kurulmaz ya.
Schopenhauer ve Nietzsche senin arkadaşın.
Düşünsene gerçekten. Yani bileklerimi dikine keserim.
O derece. Üstüne de Emil Cioran geliyormuş kombo.
Şimdi Nietzsche diyor ki iyi dost olmadan önce kendimizi yani olabileceğimiz şeyi sevmemiz gerektiğini söylüyor.
Tıpkı Mabel Matiz'in Boyalı Da Saçların şarkısı var ya orada diyor ya.
Kendi dalına düşman bu çiçeği nasıl sevsin diyor.
O yüzden kendini sevmeye birinin bence bizi sevmesi de çok muhtemel değil ya.
Arkadaşlık literatürü gördüğünüz gibi antik Yunan felsefesine dayanıyor ve dostluğa ilişkin en eski kavramlar eski Yunan edebiyatı ve felsefesinde var.
Misal Homeros'un İlyadası ama o eseri okuyanlar böyle biraz çıkarcılık olduğunu hissetmiştir zaten.
Yani tek başıma hayatta kalamam yanımda da güvenilir güçlü birileri olsun hesabı güvenlik açısından o İlyada da bu göze çarpıyor arkadaşlık böyle bir ilişki orada.
Ama 20. yüzyıla gelene kadar önemli düşünürlerin arkadaşlık yaklaşımına baktığımız zaman kısaca şöyle söyleyebiliriz.
İki kişiliktir. Aynı cinsler arasında olur.
İdealize edilendir.
Birbirlerinin özüne değer vermeye dayanır.
Karşılıklı olmalıdır. Evlilik ve aileyle de rekabet halindedir.
Şimdi Aristoteles'in arkadaşlık tanımını anlattım.
Diyor ki üç tür arkadaşlık var diyor.
Menfaatçi, hazla dayalı.
Ve erdeme dayalı tabii ki de en iyisi sonuncusu.
Platon'da şölen dostluk kitabında ki çok severim bu kitabı.
Diyor ki insan o zaman nasıl dost edinebilir?
Başkalarına yarayacak hiçbir tarafınız olmayınca bizi ne diye sevsinler?
Gerçekten sevmezler.
Mesela sen bir işe yaramadıkça seni ne baban sever ne de hiç kimse.
Halbuki diyor çocuğum diyor Platon bilgili bir insan olursan bütün insanlar senin dostun ve yakının olur.
Çünkü faydalı ve iyi bir insan olursun diyor.
İşte artık... Yunan'dan size arkadaşlık tavsiyeleri.
Gelelim Kikero'ya.
Onun zaten direkt böyle bir kitabı var.
Yaşlılık ve dostluk diye.
Bu arada Klopatra podcastimde Jules Cesar ve Marcus Antonius'u böyle uzun uzun anlatmıştım.
Kikero o dönemde yaşadı ve Cesar öldükten sonra baya bir popülaritesi arttı.
Ama daha sonra Marcus Antonius'la arası açıldı.
Neden? Çünkü Octavianus'u övdüğü için.
Sonra Kikero'nun başı kesilerek maalesef idam edildi.
Dünyanın en ünlü hatiplerinden biridir.
Yazık ettiler adama ve belki de yeri değil ama olsun.
Onda beni en çok etkileyen şey şu.
Çocukluğunda kekeme ama daha sonra ağzına böyle çakıl taşları koyarak çocukluğunda bu kekemeliğini aşmaya çalışıyor.
Yüksek sesle konuşa konuşa o kekemeliğini yeniyor bir şekilde.
Ve zamanın en büyük hatibi oluyor.
Engellenmiş, bastırılmış olanın gücü gibi adeta.
Böyle plastik topu denizde dibe batırmaya çalışırsınız.
Sonra bir bırakırsınız son surat denizden çıkar fırlar ya.
O hesap Kikero'nunki. O yüzden ayrı bir saygı duyuyorum.
Yani bu engelini aşmış olmasından ötürü.
Kikero'nun dostluk hakkındaki düşünceleriyle şimdiki düşüncelerimiz bence çok benziyor.
Mesela diyor ki iyi günlerinde senin kadar sevinecek biri olmasaydı.
Sen o mutluluktan ne zevk alırdın.
Kara günlerinde de senden çok üzülecek bir dostun olmasaydı.
O günlere nasıl katlanırdın çok güçlü.
olmaz mıydı diyor. Ve bir yerde de şöyle demiş kitapta yokluğunu duymadığın şeyin üzüntüsünü de duymazsın demiş.
Çok anlamlı ya. Bir de diyor ki biri hayır der, hayır derim.
Evet der, evet derim.
Yani ben kendime her şeyi başsallamayı ilke edindim diyor.
Böyle bir insanı dost edinmeyin diyor.
Ya bu çok doğru değil mi?
Bunu daha önce de bir podcastta söylemiştim.
Hani dedim ya işte yemeğe gidiyorsun ne yersin fark etmez.
E ne alalım fark etmez. Fark etmezciler var ya işte onları diyor dost edinmeyin.
Çünkü onun kendine ait bir fikri yok, bir zikri yok, hiçbir şey yok.
Yani niye bu adamla dostluk yapasın ki diyor.
Her şey okey diyen birinde bir sıkıntı vardır diyor.
Hani orada bir dur. Bir de Kikero dostluk için der ki yeryüzündeki ve gökyüzündeki her şeyin karşılıklı iyi niyet ve şefkat hisleriyle uzlaşmasından başka bir şey değildir.
Bilgelik hariç ölümsüz tanrılar tarafından insanoğluna bundan daha iyi bir armağan bahşedilmiş midir bilmem demiş.
Daha ne desin adam yani gerçek dostunu bulmuş insan bence dünyanın en şanslı insanı ve bonus tabii ki gerçek aşkı da bulanlar.
İkisini bulanlar zaten bilmiyorum yani premium cool falan.
Dünyada en iyi hissettiren şey bence kendinle konuşuyormuş gibi böyle her şeyi teklifsizce konuşabildiğin birine sahip olmaktan daha güzel ne olabilir soruyorum size.
Ve asırlar önceden gelen bir söz daha.
Dost dostunun mutluluğuna kendi mutluluğu gibi sevinir.
Üzüntüsü neyse dostundan daha fazla üzülür.
Kaldı mı böyle dostlar.
Dostluğun kurallarını da belirtmiştir Kikaro.
Demiş ki insan dostundan onurlu şeyler istemelidir.
Ve onun için de onurlu şeyler yapmalıdır.
Dostunun yardım istemesini beklemeden dikkat.
her daim yardıma hazır olmalıdır.
Hiçbir zaman tereddütsüz bir şekilde yardıma koşmalıdır.
Cömertçe öğüt vermeyi göze almalıdır.
Dostu yanlışa yöneldiği zaman ona doğrusunu gösterebilmelidir ve gerektiğinde de sert bir dille bile olsa uyarabilmelidir.
Artık antik Yunan'ı Roma'yı falan bırakıyorum.
Kendi yüzyılımıza geliyorum.
Dale Carnegie'den bahsedeceğim size.
Kendisini zaten bu konuda uzman olduğunu düşünüyorlar.
Dost Kazanma Sanatı diye de bir kitabı var.
Görüşlerine katılın. Katılırsınız, katılmazsınız orası sizin bileceğiniz iş.
Ben şunlardan bahsedeceğim.
Nasıl dost kazanırsınız? İnsanları nasıl etkilersiniz?
İnsanlarla ilişki kurmanın sırrı nedir?
Nasıl her yerde iyi karşılanırsınız?
Ve insanları sizinle fikir birliğine nasıl vardırırsınız?
Aynı fikir birliğine. Dale Carnegie bu konularda neler söylemiş dediğim gibi kişiler arası iletişim uzmanı.
Şimdi şöyle önce insan ilişkilerini yönetmekle başlıyorum.
Diyor ki eleştiri eleştirilerinizde aşırı dost kullanmayın diyor.
Çünkü eleştiri insanlarda bir gücenme duygusu açığa çıkarır ve karşınızdaki insanın moralini bozarsınız.
İnsanları hunharca eleştireceğinize onları böyle biraz olsun anlamaya çalışın demiş.
Çünkü neden? İnsanlar, duygusal yaratıklar bunu göz ardı etmeyin diyor.
Hatta burada verdiği örnekler de çok çarpıcı.
İtalyan asıllı Amerikalı bir mafya lideri var biliyorsunuz Al Capone.
Demiş ki ömrümün en güzel senelerini halkın eğlenerek iyi vakit geçirmesi için çalıştım.
Gördüğüm karşılık nefret ve hakaret oldu demiş.
Ya bu tarz adamlar kendilerine göre hep haklılar fark ettiyseniz hapse bile düştükleri zaman neden düştüklerine anlam veremezler.
Neden adam öldürmek için o anda tabancalarına sarıldıklarını...
Anlamazlar. Bunun sebebi de aslında eleştiridir diyor altyapısı.
Çünkü eleştiri insanı savunma durumuna geçirir.
İnsanlara kendilerini haklı görmeye sevk eder.
Bu yüzden zararlıdır diyor.
Dikkat edin diyor. Çünkü insanın gururunu zedelersiniz bir şekilde diyor.
Yani bu adamlar hani niye yaptı bilmiyorum diyorum ya.
Altyapısında boğulabilirmiş.
Bir de mesela Alman ordusunda bir asker bir olay yaşadı diyelim.
Hemen koşarak gidip şikayette bulunamıyor.
Yasakmış. Önce öfkesinin geçmesini beklemek durumundaymış.
Yani diyor ki dozunda eleştiri yapın.
Hatta burada Abraham Lincoln'den çok örnek vermiş.
Onun başına gelen bir olay anlatayım.
Lincoln gençlik döneminde habire hicivler yazıyor.
Paso böyle herkesi eleştiriyor.
Ve adamın en büyük mesaisi resmen bu olmuş.
Hiciv yazıyor habire. Sonra James Sheltz adında bir İrlandalı ile...
Alay ediyor Lincoln ve ondan sonra olanlar oluyor.
İrlandalı adamın gururu çok kırılıyor ve Lincoln'u kılıç düellosuna davet ediyor.
Kafes dövüşü.
Ve işin kötüsü Lincoln hayatında hiç öyle kılıç dövüşü falan yapmamış.
Sırf gururundan, sırf rezil olmamak için bu düelloyu kabul etmiş.
Öleceğini bile bile düşünün.
Yani eleştirinin vardığı noktaya gelin.
Sonra aralara birileri girmiş.
Dövüşmen kuzum demişler ve olay kapanmış.
Ama Lincoln bir daha tabii tövbe etmiş.
Ne eleştiri ne hiciv asla.
Hatta meşhur bir sözü vardır.
Sizi eleştirmemeleri için siz de kimseyi eleştirmeyin der.
Valla ben burada bir es verip şunu söyleyeceğim.
Sevdiğim insanlara onların iyiliği için yapıcı eleştirilerde bulunurum.
Ama olay tabii ki dost kazanmak burada.
Yani bence en başta yapmayın.
Samimi olana kadar. Çünkü niyetiniz anlaşılmayabilir.
İşte Abraham Lincoln'un çok sevilmesinin sırrı bu.
Yani bir süre sonra vazgeçmesi herhalde bu hiciv olayından.
Bir de karne gidiyor ki Tanrı bile insanların hayatı son bulmadan insanları yargılamıyor.
O zaman size ne oluyor?
Hayırdır kardeş diyor.
Böyle sormuş bize. Tamam abicim özür diliyoruz kusura bakma.
O zaman birinci prensip eleştirmiyoruz.
Şikayet etmiyoruz eleştirmiyoruz.
Eğer dost kazanılsanız varsa insanları böyle hunharca eleştirmeyin dikkat edin diyor.
Devam ediyorum. İnsanlarla iyi bir ilişki kurmanın sırrının onlara istediklerinizi yaptırmanın tek bir yolu var.
Onlar da o işi yapma isteği uyandırmanız gerekiyor ve bunu yapabilmek için ne gerekiyor?
İnsanların ortak özelliklerinin bilincinde olmamız gerekiyormuş.
Neymiş bu ortak özellikler?
Yiyecek, uyku, para ve önemli biri olma isteği.
Önemli biri olma isteği.
Buranın altını böyle highlighter ile çiziyorum.
Freud diyor ki sizin ve benim.
Yaptığım her iş iki şeyden oluşuyor.
Biri cinsiyet sevgisi, biri büyük olma isteği.
Hatta John Dewey de böyle söyler.
Her insanın isteyeceği en önemli şeylerden birinin önemli bir insan olmak istediğini söylüyor.
Ve bu istek insanları hayvanlardan ayıran başlıca özelliklerden biridir diyor.
Ve bu önemli olma isteği bir zamanlar bir bakkalın çırağı olan küçük bir çocuğu evin bir kenarına atılmış hukuk kitaplarını okumaya sevk etti.
Bu bakkalın çırağı kimdi?
Abraham Lincoln. Peki insanlar neden son model arabalara binmek istiyor?
En güzel evlerde oturmak istiyor.
En güzel giysilere sahip olmak istiyor.
Çocuklarıyla övünmek istiyor.
Çünkü burada da önemli olma ihtiyacı var.
Dewey'in söylemiyle kıymet ve ehemmiyet sahibi olmak.
Daha uç bir örnek verecek olursam Ted Bundy podcastinde yapmıştım.
Hani diyorlar ya neden bu kadar cinayet işledin?
O da diyor ki bir gün herkes beni tanısın istedim hani ünlenmek istemiş.
Önemli biri olmak istemiş yani o yüzden yapmış bunu.
farklı bir şekilde göstermiş.
Şöhretin iyisi kötüsü olmaz hesabı.
Bu hissi tatmin etme şekli başka.
Yani Ted Bundy cinayet işleyerek kendini bir şekilde önemli hissetmiş.
Hatta bazı insanlar neden kolunda serumla hastane fotoğrafı atıyor hiç düşündünüz mü?
Veya sürekli hasta.
Çünkü önemsenmek istiyor.
Bana kıymet verin diyor aslında.
Orada o var. Ya da evden kaçan evli kadınlar üzerine bir araştırma yapılmış.
Sebebi ne? Takdir görmemek.
Takdir edilmiyor. O yüzden birinci kural eleştirilerimize dikkat ediyoruz.
Ve insanların iyi taraflarını görmeye çalışıyoruz, onları övmeye çalışıyoruz, beğeniyoruz, takdirimizi dile getiriyoruz.
Hep eleştiri değil, biraz da takdir edin diyor.
Ve şunu unutmayın, bir insan sizin ona ne yaptığınızı, ne söylediğinizi unutabilir belki ama ne hissettirdiğinizi asla unutmaz.
Ve Emerson'un dediği gibi herkes en azından bir veya birkaç konuda kesinlikle sizden daha çok şey biliyordur.
Onları dinleyin. Onlardan bir şeyler öğrenin.
Birini dinlemek sizin ona değer verdiğinizi göstermenin en büyük yollarından biri bence.
Yani kısaca dürüst ve içten övgünüzü lütfen esirgemeyin insanlardan.
Samimi övgülerden bahsediyorum.
Sahtekarca yapın demiyorum asla.
Diyelim ki bir yerde yöneticisiniz ve çalışanlarınızı her gün eleştiriyorsunuz.
Diyor ki bir günde...
güzel yanlarınızı görün diyor.
Övün diyor onları. Besleyin diyor.
Bakın bakalım abi ne gibi değişiklikler olacak.
Yöneticilere sesleniyorum buradan.
Gelelim ikinci dost kazanma yöntemine.
Başkalarını etkilemek istiyorsanız onların ilgilendikleri konulardan bahsedin diyor Carnegie.
Olaylara karşınızdakinin gözünden bakmaya çalışın.
Empati yapmaya çalışın. Çünkü insanları etkilemenin tek yolu Onların istedikleriyle ilgilenmektir.
Mesela çocuğunuz sigara içiyor diyelim.
Gidip ona şöyle demeyin.
Sigara içme yavrum şöyle olursun böyle bir nasihat vermeyin diyor.
Bu sizin kendi istediğiniz şey.
Onun sigara içmemesi.
Onun isteği değil bu diyor.
E ne yapacağız o zaman? Onun ilgilendiği bir şeylerden bahsederek oraya bağlayacağız.
Diyeceğiz ki onun işte ne bileyim sporla ilgileniyor diyelim.
İşte oğlum sigara içersen bu sporu yaparken başarısız olabilirsin gibi gibi söyleyebilirsiniz diyor.
Hatta Henry Ford'un bir sözü vardır.
Başarının sırrı karşınızdakinin görüş açısını kavramak ve olayları onun gözüyle görebilmektir.
Kısacası kendinizi başkasının yerine koyun ve karşınızdaki insanın aklının nasıl çalıştığını fark etmeye çalışın.
İş hayatında da bu böyle.
Eğer çok parlak bir fikriniz varsa ve bu fikrinizi başkalarının da benimsemesini istiyorsanız ne yapacaksınız?
Önce karşınızdakinin isteğini anlayacaksınız ve onda sizin isteğinizi yapmak için şiddetli bir istek uyandırmak durumundasınız.
Yani eğer başkalarını etkilemek istiyorsanız onların ilgilendikleri konudan söz açın mesela.
Olaylara onların gözünden bakmaya çalışın.
Her insan kendini kanıtlamak ister çünkü.
Yani bu kanıtlama duygusunu karşınızdaki insana tattırın.
Onun da fikirlerini dinleyin.
Onun gözünden görmeye çalışın diyor.
Gelelim insanlar tarafından sevilmenin altı yoluna.
Birincisi içten olun diyor.
Başkalarıyla yürekten ve içtenlikle ilgilenin.
Bencil olmayın.
Ne demek istiyorum? Mesela New York'ta bir telefon şirketi telefon konuşmalarında en çok kullanılan kelimeyi araştırıyor.
Ve 500 konuşmada en çok...
kullanılan kelime ne biliyor musunuz?
Ben. Ben.
3500 kez ben demişler.
Düşünün. Herkes tabii ki önce kendini düşünüyor.
Bunu inkar etmeye lüzum yok.
Arkadaşlarınızla selfie çektiğinizde ne yapıyorsunuz?
Önce kendinize bakıyorsunuz değil mi?
Hatta daha ileri gidecek olursam biri öldüğü zaman bile aslında ölen kişiye ağlamıyoruz orada.
Kendimize ağlıyoruz. Hiç dikkat ettiniz mi?
Ben şimdi onsuz ne yapacağım?
Ağlarken. Beni bırakıp gitti.
Yine ben var değil mi? O acıyla nasıl baş edeceğimizi düşünüyoruz.
Kendimizi düşünüyoruz orada.
Veya ihanete uğradığımız zaman bana bunu nasıl yaptın?
Bak yine ben var. Hayatımızın odak noktası ben.
Tamam okey. Hep istiyoruz ki insanlar bizimle ilgilensin, samimi olsun, içten olsun.
Ama siz insanlarla ilgilenmezseniz onlar sizinle niye ilgilensin?
Adler diyor ki hayatın en acı güçlükleriyle karşılaşan ve insanlara en büyük kötülükleri yapan kişiler arkadaşlarıyla ilgilenmeyen kişilerdir diyor.
Kesin Freud'a söylüyor.
Hatta iyi hikaye roman yazarlarına bakın ne yapıyorlar?
Kendi dünyalarından çıkıyorlar ve insanları o kadar iyi gözlemliyorlar, o kadar iyi analiz ediyorlar ki çünkü onların arasına karışıyorlar.
Örnek ver Merve aklıma ilk gelen Emizol oldu şu anda Germinal.
O kitapta maden işçileriyle maden ocağına iniyor ve orada yazıyor.
Yani Germinal yazabilmek için uzun süre maden ocağında takılmış, onlarla arkadaşlık etmiş, onları o kadar iyi anlamış ve özümsemiş ki böyle bir kitap yazmış ama bunu sahte...
Seker camı yapmış. Hayır çünkü cenazesinde binlerce maden işçisi katıldı.
Slogan attı bunu anlatmıştım.
Veya Theodore Roosevelt.
Neden herkes tarafından seviliyordu?
Çünkü adam evindeki hizmetçilerin bile isimlerini biliyor.
Bu arada oyuncak ayılara Teddy Bear diyoruz ya bunun sebebi de oradan geliyor.
Teddy, Theodore'dan geliyor.
Bakın bu adam Amerikan başkanıyken bile evindeki personeliyle o kadar arası iyi ki ve bunu öyle bir iştenlikle yapıyor ki.
Mesela evde siyahi bir hizmetçisi varmış.
Onun karısı hayatında hiç bıldırcın görmemiş.
Ve bir gün demiş ki başkanım bıldırcın nasıl bir şey ben hayatımda hiç görmedim demiş.
Ve bir süre sonra Theodor kadına telefon açmış demiş ki hemen kulübenin camının önüne bak orada bir bıldırcın var demiş.
Hastasıyım böyle samimi içten insanların.
Bakın bu numaradan değil ya bu değer vermektir.
Tıpkı Atatürk gibi o da yanında çalışanların adını hayatını her detayıyla bilirmiş.
İnsanlara tepeden bakanların.
Küçümseyenlerin zaten değersizlik duygusu vardır net.
Bir de şu var. Arkadaşlarınızın ya da sevdiğiniz insanların doğum günlerini lütfen unutmayın diyor.
Bu da onlara önem verdiğinizi gösteren bir detay.
O zaman kısaca kural şu.
Başkalarına karşı samimi bir ilgi gösterin.
Onları önemsediğinizi belli edin diyor dost kazanmak için.
Gelelim ikinci kurala.
Güler yüzlü olun. Yüzünüzde taşıdığınız ifade sırtınızda taşıdığınız giysiden daha önemli arkadaşlar.
Gülümseyemiyorum Merve elimde değil diyorsanız Amerika'nın en başarılı sigortacılarından birinin taktiğini deneyin.
Hayatınızın iyi yönlerini düşünün ve gülümsermiş gibi yapın.
Gülümsemeye çalışın. İçinizden gelmese de bunu huy edinin.
Adam bunu yapmış ve diyor ki benim başarımın sırrı her zaman güler yüzlü olmamdır hayatımda diyor.
Gülümsemek masrafsız ve insana çok şey kazandıran bir şey.
Hem dost hem iş.
Kimse asık suratlı biriyle dost olmak ister mi soruyorum size.
Mahkeme duvarı suratlılarla arkadaşlık etmek isteyenler el kaldırsın.
Gelelim üçüncü kurala.
Bu benim için en zoru.
Çünkü diyor ki insanlara isimleriyle hitap edin.
Unutmayın diyor isimlerini diyor.
Bu konuda o kadar zorlanıyorum ki simayı hatırlıyorum, sesi hatırlıyorum ama isim yok.
Ve bir insanın ismini unutmayıp mesela atıyorum aradan uzun bir süre geçti karşılaştınız.
Ona ismiyle hitap ettiğiniz zaman çok büyük bir iltifatmış gibi öyle bir haz veriyormuş.
Örnek ver Merve yani bu isim olayıyla ne başaracağız?
Mesela André Carnegie zamanın çelik kralı 19.
10. yüzyılın en zengin iş insanlarından biri ve onun fabrikalarının başında olduğu dönem bir kere bile işçi grevi olmamış arkadaşlar.
Bunun sebebi de şuymuş yüzlerce çalışanı olduğu halde tek tek isimlerini bilirmiş ve onları isimleriyle çağırırmış.
Ne kadar kıymetli. Gelelim dördüncü kurala.
Bu benim en sevdiğim kurallardan birisi iyi bir dinleyici olun.
Çünkü iyi bir konuşmacı olmanın en iyi yolu iyi bir dinleyici olmaktır.
İnsanlar konuşurken gözlerinin içine bakın.
O telefonu lütfen bırakın.
Karşınızdakine odaklanın ve sürekli kendinizden bahsetmeyin diyor.
Karşınızdakine bir izin verin, bir kendini anlatsın, bir fırsat tanıyın.
Sürekli kendinizden bahsetmeyin diyor.
Bence doğru. Beşinci kural da insanların ilgisini çekin diyor.
İnsanlar daima kendileriyle ilgilenilmesini sever.
Karşınızdaki kişinin ilgi duyduğu alanlar hakkında mutlaka bilgi sahibi olun.
Bu önemli diyor. Ne yapacağız o zaman?
Çok yönlü olmaya çalışacağız.
Mesela Roosevelt konuşacağı kişiyle görüşecek.
kişiyle onun ilgi alanlarını bilirmiş ve önceden hususi çalışırmış bunun için.
Neden? Çünkü insanlar en çok ilgilendikleri konu hakkında konuşmayı severler.
Altıncı kural da şu.
İnsanlara önemli biri olduklarını hissettirin diyor ama başta dediğimden farklı.
İrtifat edin mesela. Teşekkür edin, tebrik edin, takdir edin.
Onlara kendilerinden bahsetmeleri için fırsat tanıyın.
Onlara kendilerini önemli hissettirin.
Hatta şöyle çok uç bir örnek vereceğim.
23 kadınla evlenmiş bir adam var.
Onların hem kalplerini çalmış tabii ki hem de banka cüzdanlarını.
Ve cezaevinde adam.
Cezaevindeyken soruyorlar. Abicim diyorlar bu işin raconu ne?
Adam diyor ki çok basit diyor.
Yapacağınız tek şey kadına hep kendinden bahsetmek.
Aynı taktik erkekler üzerinde de geçerliymiş haberiniz olsun.
Dale Carnegie dost kazanmak için bunları yapmamız gerektiğini söylüyor.
Kısaca hatırlatacağım hepsini şimdi.
Diyor ki başkalarına karşı samimi bir ilgi gösterin.
İçten candan samimi bir ilgi gösterin.
İkincisi gülümseyin mahkeme duvarı gibi durmayın.
Çünkü böyle biriyle kimse arkadaşlık etmek istemez bence.
Üçüncü olarak bir insanın adını asla unutmayın.
Hatta aklınızda tutabilirseniz doğum gününü de hatırlayın.
Dördüncü daima iyi bir dinleyici olun.
Kendinize anlatıp durmayın.
Bırakın karşınızdaki biraz kendinden bahsetsin fırsat verin.
Beşinci maddemiz insanlara kendilerini önemli hissettirin.
Ve altıncı son olarak.
Karşınızdakinin ilgi alanlarından bahsedin.
Kısaca böyleydi.
Şimdi sizin cevaplarınıza gelmek istiyorum.
Neden gerçek bir dostunuz olduğunu düşünmüyorsunuz demiştim.
Yani samimiyetsiz dostluklarınızın olduğunu.
Gelen cevaplardan bazıları şöyle.
Şeffaf değiller kimseye güvenemiyorum.
Çünkü içimi yaralarımı açsam bunu bana karşı kullanıyorlar.
Hayatlarına imrendiğim için kıskançlıktan dolayı diyen var.
Alma verme dengesi kuramadığım için diyen var.
Çünkü sürekli ben arıyorum onlardan hiçbir dönüş alamıyorum diyen var.
Biri demiş ki annelik yapmaya çalışıyorum onlara o yüzden dostluklarım bitiyor demiş.
Biri onlar yanımda olduğu halde yalnız hissettiğim için demiş.
Başka biri çünkü sürekli sırlarımı anlatıyorlar demiş.
Ben çok değer verip değer görmediğim için demiş birisi.
Herkes kendi hayatıyla çok meşgul diyen var.
Ekonomimden dolayı sosyalleşemiyorum diyen var.
Genelde cevaplar böyle arkadaşlar.
Bir de bir dosta olmazsa olmaz dediğiniz özellikleri söyleyin demiştim.
Sevincimle sevinmesi, vefa, saygı, güven ki güven açık ara önde söylenmiş.
Bir numarada güven geliyor.
Ondan sonra samimiyet geliyor.
Sonra vefa ve saygı demişsiniz.
En çok gelen yani bin cevaptan dokuz yüzü güven demiş neredeyse.
Demek ki samimi dostluk kurmamızı engel olan en önemli şey birine güvenememek, içimizi açamamak ve bu da beraberinde samimiyetsizliği getiriyor diye düşündürttü bu bana.
Bu podcastı çok sevdiğim bir Mevlana hikayesiyle kapatmak istiyorum.
Bir gün baba ve oğul konuşuyorlarmış.
Babası oğluna sormuş. Demiş ki baba demiş senin kaç tane dostun var?
Oğlan da demiş ki o çok var yüzlerce dostum var benim demiş.
Babası da oğluna demiş ki bak oğlum insanın bir sürü arkadaşı olabilir ama yüzlerce dostu olamaz.
Dost dediğin diğer arkadaşlara benzemez.
Ya bir tane ya iki tane dostun olabilir demiş.
Oğlan tabi saçma bulmuş bunu.
Benim bir sürü dostum var. Hepsi de beni sever.
Her zaman da yardımıma koşarlar.
Eminim demiş. Öyle mi demiş babası.
O zaman gel demiş seninle bir test yapalım bu arkadaşlarına dostlarına.
Adam birkaç tane tavuğu kesmiş ve içine böyle başka bir ıvır zıvırla bir çuvala doldurmuş.
Çuvaldan tabi kanlar akıyor.
Şimdi git demiş bu çuvalı arkadaşlarına götür ve onlardan yardım iste.
Çuvalı birlikte bir yerlere gömün demiş.
Oğlan çıkmış yola bir arkadaşının kapısını çalmış ve arkadaşı elindeki kanlı çuvalı görür görmez çocuğun yüzüne kapıyı kapatmış.
Başka arkadaşları da tabii bir daha onlarla konuşmamalarını ve görüşmemelerini rica etmişler.
Çünkü hepsi çuvalın içinde bir adam olduğunu düşünmüşler.
Çocuk yüzü allak bullak olmuş bir şekilde babasına dönmüş ve olanları anlatmış.
Babası da demiş ki işte senin arkadaşların.
Şimdi al bu çuvalı benim bir dostum var ona götür demiş.
Oğlan tekrar sırtlanmış çuvalığı düşmüş yollara ve babasının dostu kapıyı açıp oğlanı bu şekilde görünce elinde kanlı bir çuvalda görünce hemen içeri almış ve demiş ki sen Ahmet'in oğlusun değil mi demiş.
Evet demiş çocuk ver demiş elindeki çuvalı almış arka bahçeye çıkmış bir güzel bir çukur kazmış çuvalı da gömmüş.
Hatta gömdüğü yer belli olmasın diye üzerine sarımsak ekmiş.
Oğlan tam ayağa kalkmış gidecekken.
Dostu demiş ki oğlum babana selam söyle sarımsak tarlasına gözüm gibi bakıyorum demiş.
Oğlan da gitmiş babasına bu durumu anlatmış.
Demiş ki baba gerçekten senin gerçek dostun varmış.
Benim işte sadece sıradan arkadaşlarım varmış bunu anladım demiş.
Babası demiş ki dur bir dakika demiş orada bir dur.
Şimdi tekrar git dostumun kapısını çal ve açar açmaz yüzüne şöyle okkalı bir tokat yapıştır demiş.
Oğlan olur mu hiç öyle şey demiş.
O bize destek çıktı deyince babası demiş ki sen benim...
Dediğimi yap işte o zaman dostluğun ne olduğunu göreceksin demiş.
Çocuk tekrar gitmiş çaresiz kapıyı çalmış ve babasının dostu kapıya çıkar çıkmaz.
Babamın size iletmek istediği bir şey var demiş.
Nedir o deyince oğlan okkalı bir tokat yapıştırmış adamın yüzüne ve tabii üzülmüş bir yandan nasıl vurdum diye.
Babasının dostu da demiş ki benim de babana iletmek istediğim bir şey var.
Söyle o babana biz bir tokata satmayız o koskoca sarımsak tarlasını demiş.
Ve delikanlı o zaman anlamış dostluğun değerini.
Yüzlerce arkadaşın olacağına bir dostun olsun yeter derken babasının ne kastettiğini.
Ya bu hikaye güzel ama şimdi benim de kapıma kanlı çuvallı bir arkadaşım gelse vallahi almam yani.
Kapıyı kapatıp 155 ararım.
Bak 155'i ararım bir dede vardı ya.
Bak vallahi bak 155'i ararım.
Bak 155'i ararım içeri aldırın biz burada kurtaracağım ya.
Arkadaşlar bir bölümün daha sonuna geldik.
Beni Instagram'da takip etmek isteyenler için adresim aşağıda linklerde olacak.
Cambly'nin Black Friday indirimini kaçırmak istemeyenler için de detaylar yine linkte.
Bu çarşamba yine çok merak ettiğiniz ve sizin seçmiş olduğunuz bir konuyla geliyorum.
O yüzden beni takip etmiyorsanız kaçak dinleyenlere sesleniyorum.
Bakın 155'i ararım.
Orada bir artı tuşu var.
Oraya basarsanız sevinirim.
O zaman çarşamba günü tekrar görüşmek üzere.
Herkese sevincini çarpan...
üzüntüsünü bölen güzel dostluklar diliyorum.
Hoşçakalın. Bye bye.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
