
www.kabelair.com’da geçerli OSB1500 koduyla anında indirim fırsatı için hemen tıklayın! Alindair & Kabel'in sunduğu tarihin ilk serinleme yöntemini keşfedin.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
“Kendimi Nasıl İyileştiririm?” kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Yeni kitabım "Hikayeni Yeniden Yaz!"ı almak için: https://amzn.eu/d/ipC0Vma
Bu bölüm "kabelair" hakkında reklam içerir.
Transkript
Alindeyir ve Kabel evaporatif soğutma çözümleri Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Arkadaşlar hiç lafı uzatmayayım direkt konuya gireyim.
Bu ne sıcaktır ya.
Adana'da... Güneşe kurşun sıkanları anladığım günlerden geçiyorum.
Az önce bir şey almak için buzluğu açtım.
İçimden diyorum ki azıcık şurada mı otursam acaba?
Marketten çikolata alıyorum eve gelene kadar sıcak çikolata olmuş.
Ankara'nın sıcağı fena.
Ve oldlar çok iyi bilir ki Merve sonbaharı insanıdır.
Ben yazı sevmiyorum arkadaşlar kusura bakmayın.
Şimdi biz bu sıcaklarda böyle yanarken ve daha yanacakken yazın başındayız çünkü.
Acaba antik zamanlarda insanlar ne yapıyorlardı?
Nasıl serinliyorlardı? Bugün tam da bu konuyu konuşalım istedim hazır sıcaklar başlamışken.
Antik Mısır'da, Roma'da, Persler'de, Anadolu'da insanlar bu sıcağa karşı serinlemek için ne gibi yöntemler kullanmış?
Hatta hayvanlar nasıl serinliyor?
Bunu da konuşacağız. Ve bu sıcaklarda şöyle bir genel kültürümüzü arttıralım istedim.
Sizi Aydın'ımızın Alinda Antik Kenti'ndeki o granik stoğalardan...
Pers çöllerindeki buz evlerine, Mısır'ın rüzgar yakalayıcılarından göçebelerin o keçe çadırlarına uzanan serin bir yolculuğa çıkarmayı planlıyorum eğer hazırsanız.
O zaman hemen başlayalım.
Önce hayvanlarla başlayalım arkadaşlar.
Hayvanlar bu sıcaklarda bakalım neler yapıyorlarmış.
Mesela Afrika filleri böyle kulaklarını sallarlar ya biz onların sinek kovduklarını zannediyoruz belki ama aslında vücutlarını soğutmaya çalışıyorlar.
Çünkü kulaklarının arkalarındaki deri çok ince ve o derinin içi çok yoğun bir kan damarı ağıyla kaplı.
Ve filler kulaklarını salladıkları zaman o damarlardaki kan esintiyle beraber soğuyor ve bu soğuyan kan vücuda geri pompalanarak toplam vücut sıcaklığını düşürüyor.
Filler bu şekilde serinliyor.
Hatta çöl tilkilerin de böyle vücuduna oranlı.
kocaman kulakları vardır, onlar da aynı şekilde serinliyorlar.
Tabi bu sıcaklarda hani diyoruz ya beynimize güneş geçmesin vesaire diye bazı canlılar beyinlerini sıcaktan korumak için gerçekten muazzam bir iç tesisata sahip.
Mesela antiloplar ve ceylanlar arkadaşlar.
Bu hayvanlar çölde böyle çok hızlı koşarken bile beyinleri ısınmıyor yani aşırı ısınmıyor.
Neden? Çünkü burun boşluklarının arkasında mucize ağı adı verilen özel bir damar sistemi var.
Ve hayvan nefes aldıkça o burun boşluğundaki hava o bölgeye...
Beynindeki toplar damarları soğutuyor ve beyne giden o sıcak atar damarlar var ya bu soğuk atar damarların içinden ya da çok yakınından geçiyor.
Bu şekilde beyne gitmeden önce kanın ısısı düşürülüyor arkadaşlar.
Yani bu işte antiloplar ve ceylanlar aslında kafalarında sürekli böyle dahili bir sıvı soğutma sistemi taşıyorlar.
O yüzden de kafalarına güneş geçmiyor.
Gelelim patili dostlarımıza.
Köpekler mesela köpeklerin böyle dillerini dışarı çıkarıp hızlı hızlı nefes aldığını görüyorsunuz ya yazın.
Bunu sadece yoruldukları için yapmıyorlarmış.
Dillerinin üzerindeki ve solunum yolundaki nemin buharlaşmasını sağlıyorlar bu şekilde ve ısı kaybediyorlar.
Hatta kuşlar da benzer şekilde boğaz kaslarını hızla titretiyorlar ki buharlaşma artsın.
Kangurular tükürük banyosu yapıyor.
Çok sıcakladıkları zaman ön bacaklarını yoğun bir şekilde yalıyorlar, ıslatıyorlar kendilerini ki bacaklarındaki o damar çok yüzeysel olduğu için tükürük buharlaşırken altındaki kanı ve dolayısıyla
bütün vücudu soğutmuş oluyor.
Peki sahra çölü.
Sahra çölünde bazen sıcaklık 70 dereceye ulaşıyor ve burada gümüş karıncalar yaşıyor.
Peki bu gümüş karıncalar 70 derece sıcaklıkta nasıl geziyorlar dışarıda?
Çünkü vücutlarını kaplayan oldukça özel üçgen kesitli kıllara sahipler ve bu kıllar güneş ışığını görür görmez bir ayna gibi geri yansıtıyor.
Sanki böyle bir astronot kıyafeti giymiş gibi bu gümüş karıncalar.
Peki çöl kemirgenleri ne yapıyor ya da sürüngenler ne yapıyor?
Onlar da gündüzleri o kazmış oldukları derin tünellerde takılıyorlar.
Çünkü toprağın derinliklerine inildikçe sıcaklık sabitleniyor ve dışarıdaki kavurucu hava içeri etki etmiyor.
Birçok hayvan bu yüzden gündüzü derin tünellerde uyuyarak geçiriyor.
Gecede hava serinlediğinde ortaya çıkıyor çölde.
Aslında gördüğünüz gibi doğa.
Evaporatif soğutmadan ısı değiştiricilere ve yansıtıcı yüzey teknolojilerine kadar bugün bizim modern mühendislikte kullandığımız ne varsa milyonlarca yıldır zaten kusursuzca
bunu uyguluyor. Peki gelelim insanlara.
İnsanlar ne yapmış? Sıcak ve kurak iklim koşullarıyla mücadele biliyorsunuz insanlık tarihi boyunca.
Mimari ve mühendislik dehasının en önemli itici güçlerinden biri olmuş ki modern iklimlendirme teknolojilerinin ortaya çıkışından binlerce yıl önce antik medeniyetler ve geleneksel
topluluklar doğanın temel fiziksel yasalarını kullanarak iç mekan konforunu optimize eden pasif soğutma sistemleri inşa etmeyi başarmışlar.
Mesela M.Ö. 2500'lere gidelim.
Antik Mısır duvar resimlerine baktığımızda kocaman bir kil testi.
İçine böyle su doldurulmuş ve yanında yelpaze sallayan bir köle görüyoruz.
Şimdi kocaman bir kap düşünün arkadaşlar.
Kilden gözenekli bir kap bu.
Bunun içini suyla dolduruyorlar ve o gözenekli yapısı, kabın gözenekli yapısı suyun dışarı sızmasını sağlıyor.
Su o kilin gözeneklerinden böyle yavaşça dış yüzeye sızıyor.
Dış yüzeye ulaşan o su, minik minik sular sıcak havayla temas ediyor, buharlaşıyor.
Ve o sırada bu kabın başında duran köleler yelpaze ile havayı hareket ettiriyor.
Yani yerliyorlar ve buharlaşma hızlanıyor.
Ve serin hava bu şekilde odaya yayılmış oluyor.
Bakın yani fiziğe bakın kaç bin yıl önce ya.
Suyun buharlaşırken...
Beraberinde ısıyı götürmesinden faydalanarak antik Mısır halkı bu şekilde serinlemiş.
Hani ekstra yelpaze desteğiyle.
Resmen en erken klima sisteminden bahsediyorum size.
Bu arada bu antik sistemden ilham alan mimarlar buna benzer bir sistemi binaların dış cephelerine koymuşlar ki evaporatif soğutma panelleri yaratmışlar.
İç mekanları bu şekilde sıfır enerji harcayarak serinletiyorlar.
Yine antik Mısır'da devam edecek olursak Malkaf denilen bir şey var arkadaşlar.
Rüzgar kepçesi sistemi diye bir şey.
Bu rüzgar kepçesi M.Ö.
1300'lü yıllarda işte 19.
Hanedanlık dönemine kadar uzanan gelişmiş bir pasif havalandırma sistemi ve soğutma sistemi.
Malkaf antik dünyanın doğal kliması gibi.
Sadece rüzgar, su ve mimari kullanarak evlerini bu şekilde serinletmişler.
Bu daha kısaca şöyle bir sistem hemen anlatıyorum.
Şimdi evin çatısında ya da en üst kısmında bir yere rüzgarı yakalayan çok yüksek bir kule inşa ediyorlar.
Tabii bu kule serin rüzgarın geldiği yöne doğru bakıyor.
Rüzgar dışarıdan estikçe bu kule rüzgarı yakalıyor ve içeri hapsediyor.
Hava böyle kulenin içinden aşağı doğru inerken tabii dar bir kanaldan geçtiği için hızlanıyor.
Yani o dışarıdaki böyle hafif esinti içeride kıyamet koparıyor.
Daha güçlü bir hava akımına dönüşüyor.
Sonra bu hava evin içine özellikle de işte havuz, çeşme, ıslak hasır ya da su akan mermer yüzeylerinin olduğu bölüme doğru yönlendiriliyor, tahliye ediliyor.
Ve tam da burada çok basit, çok zekice bir şey oluyor.
Kuru ve sıcak hava suyla temas edince ne oluyor?
Buharlaşıyor. Su buharlaşırken o havanın ısısını çekip alıyor.
Böylece de hava serinlemiş oluyor.
O serinleyen hava da böyle küfür küfür odaya yayılıyor.
İçerideki sıcak hava hafiflediği için yukarı doğru çıkıyor ve tavandaki pencerelerden dışarı atılıyor.
Yani hem dışarıdan temiz hava geliyor, serin hava geliyor hem de oda serinlemiş oluyor.
Bu Şanlıurfa'da görülen geleneksel badgel rüzgar kapanış sistemine de benziyor bu anlattığım şey ama Malkav genelde böyle kapalı alanlarda yüksek tavanlı salonlarda kullanılıyormuş arkadaşlar.
Badgel ki bu Orta Doğu'da rüzgar kuleleri gibi kullanılan bir sistem.
Kapalı odaları değil de böyle eyvanları yani yarı açık yaşam alanlarını serinleten bir şey badgel.
Bir de badgeller Malkav kadar böyle uzun yüksek değil 5-6 metre yüksekliğinde.
Malkaf 10-15 metre yüksekliğinde.
Badgeller daha gizli, böyle mimarinin içine gömülü bir sistem.
Çünkü hava kanalları taş duvarlarının içinden geçiyor ve avludaki o nemle ya da işte havuz varsa havuzda birleşerek bir serinlik yaratıyor.
Urfa'da yaşayan dinleyicilerimden eminim bu sistemi bilenler vardır.
Çünkü bazı geleneksel Urfa evlerinde hala varmış.
Çok az da olsa varmış.
Ve sırada güzel aydınımızın Karpuzlu ilçesinde bulunan antik Karya kenti olan Alinda var.
Şimdi Alinda'da dönemin yaygın malzemesi olan mermer yerine tamamen yerel...
Granit taşlar kullanılmış arkadaşlar ki kentin soğutma stratejisinin temelini bu şekilde oluşturmuşlar.
Neden granit Merve?
Çünkü granitin sahip olduğu yüksek yoğunluk ve termal kütle sayesinde mükemmel bir ısı depolama kapasitesi olduğunu fark ediyorlar.
Akdeniz ve Ege'nin o yakıcı yaz sıcağında kalın olarak inşa edilen bu granit duvarlar gündüzleri ne yapıyor?
Güneş enerjisini alıyor, kendi bünyesinde emiyor, absorbe ediyor ve hapsediyor.
Isının o duvarın dış yüzeyinden iç mekanlara geçişi çok uzun sürüyor arkadaşlar.
Ve dışarıdaki o kavurucu sıcağı rağmen iç mekanlar gün boyu serin kalmayı başarıyor.
Gece saatlerinde sıcaklık düşünce duvarlarda biriken bu ısı dışarıya atılıyor ve bu sayede duvar kütlesi gece esintileriyle yeniden soğutuluyor.
Eskinin taş evleri vardır ya onlar gibi düşünün.
Yani Alinda'daki o granit duvarlar aslında hani bir tür doğal klima gibi çalışmıyor da hani hava falan üflemiyor çünkü soğuk üretmiyor ama sıcağın içeri girişini geciktirerek bunu sağlıyor.
O yüzden de yaşam alanları böyle serin kalıyormuş.
Bir de bu granit taşlar çok sıkı ve çok sağlam örülüyor.
Hani taşları öyle birbirine yerleştirmişler ki aralarında hiç boşluk yok.
O yüzden de sıcağın etkisi büyük bir oranda kırılıyor.
Bu arada bu bölümün işbirlikçisi biliyorsunuz Alindeyir ve Kabel.
Alindeyir'de ismini aldığı Alinda'nın temsil etmiş olduğu mühendislik yaklaşımından ve doğayla uyumlu yaşam anlayışından ilham alıyor.
Bugün Alindeyir ve Kabel ürünlerinde kullanılan evaporatif soğutma teknolojisi kompresörlü sistemlerden farklı olarak suyun doğal buharlaşma prensibinden faydalanıyor ve bu yönüyle insanlığın
en eski serinleme yöntemlerinden birinin modern mühendislikle yeniden yorumlanmış hali.
Binlerce yıl önce insanların doğayı gözlemleyerek keşfettiği serinleme bilgeliği bugün Alindeir tarafından modern teknolojiyle yeniden hayat buluyor.
Alindeir ve Kabel markaları geçmişten gelen mühendislik bilgeliği bugünün sürdürülebilir serinleme teknolojisine dönüşüyor.
Alindeyir ve Kabel hakkında daha fazla bilgi almak isteyenleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
www.kabelair.com'da geçerli OSB 1500 koduyla anında indirim fırsatı için hemen tıklayın.
Alindeyir ve Kabel'in sunduğu tarihin ilk serinleme yöntemini keşfedin.
Hadi devam edelim. Gelelim Pers İmparatorluğu'na.
Pers İmparatorluğu ekstrem çöl sıcaklarında hayatta kalabilmek için yakçal adı verilen buz evleri yapmışlar arkadaşlar.
Buna çok şaşırdım. Çünkü bu sistem kışın üretilen buzu yazın 40 dereceyi aşan sıcaklıklarda bile erimeden saklayabiliyor.
Peki bunu nasıl yapmışlar?
Şimdi yakçallerin tabanında sarı oj adı verilen çok özel bir hidrolik harç kullanılıyor arkadaşlar.
Şimdi bu harcın içinde neler var?
Biraz kek tarifi gibi olacak ama.
İnce kum, kil, sönmüş kireç, odun külü, yumurta akı ve keçi kılı.
Bunu karıştırıyorlar.
Bu sarı hoca adı verilen karışım.
Bunu harç olarak kullanıyorlar.
Çünkü bu karışım son derece düşük bir termal iletkenliğe sahip.
O yüzden dışarıdaki o yakıcı güneş içeri gelemiyor.
Tamamen kesiliyor bu harç sayesinde.
Gerçekten camlarımı şu an bu harçla kaplayasım geldi.
Ve buharç öyle bir şey ki içeriye nem girmesini de engelliyor.
Dolayısıyla buzun erimesi de engellenmiş oluyor.
Ve yapının dış cephesinde yalıtımı daha da güçlendirebilmek için saman takviyeli bir çamur kullanıyorlar.
Çamur sıva. Ve bu yakçallarda ikinci en önemli nokta da şu.
Buzun yerin altında saklanması arkadaşlar.
Çünkü toprağın altı biliyorsunuz dışarıya göre çok daha serin ve daha sabit bir sıcaklığa sahip.
O yüzden kışın üretilen buzlar bu oldukça derin olan çukurlara yerleştiriyor.
Ve yaz gelene kadar bu şekilde böyle muhafaza ediliyor.
Ama buz evlerinin yani yakçalların 3.
sırrı kubbesinde arkadaşlar.
Çünkü yakçalların yüksek konik bir kubbesi var.
Sıcak hava yükseldiği için içeride oluşan sıcak hava kubbenin tepesine doğru çıkıyor.
Ve yukarıda küçük açıklıktan dışarı kaçıyor.
Soğuk hava ağır olduğu için aşağıda buzların üzerinde kalıyor.
Yani özetle sistem şöyle arkadaşlar dış sıcaklığı kalın duvarlarla engelliyorlar az önce anlatmış olduğum harçlarla.
Buzu yerin altına hapsediyorlar bu şekilde ve içerideki sıcak havayı dışarı atıyorlar.
Çölün ortasında böyle doğal bir buzluk hani buz evi gibi bir şey düşünün ve binlerce yıl önce.
Yine çölden devam edecek olursak Arap çöllerinde kullanılan ve beyt şar olarak bilinen bedevi çadırları var.
Ve bu çadırlar yine çölün ortasında böyle küfür küfür esiyor.
Sanki içinde bir klima varmış gibi.
Peki nasıl? Şimdi bunlar kaba dokunmuş siyah keçi kılığından üretiliyor.
Neden siyah keçi kılığı derseniz.
Çünkü siyah renk güneş radyasyonunu maksimum seviyede absorbe ettiği için çadırın dış yüzeyinin aşırı ısınmasına neden oluyor.
Ve fakat bu yüzeyde oluşan yüksek ısı çadırın hemen üzerindeki o havanın genleşip hızla yukarı doğru yükselmesini sağlıyor.
Fizikteki termal baca etkisi emer ve siyah renk güneşi çekmez mi?
Nasıl yani diye düşünmüş olabilirsiniz.
Aynısını düşündüm ama aslında işin zekası da buradaymış.
Çünkü çadırın o siyah dış yüzeyi güneşte ısınıyor ya.
Isınan yüzey çadırın üstündeki havayı da ısıtıyor.
Isınan hava hafifliyor.
Yukarı doğru yükseliyor.
Ve o sıcak hava yukarı çıkınca çadırın yanlarından içeri daha serin bir hava girmeye başlıyor yavaş yavaş.
Bu arada keçi kılı kuru havada havayı geçiriyor.
Yağmur yağarsa da şişip genişliyor.
Ve o aradaki boşlukları kapatıyor.
Yani çadır bir anda yağmur yağarsa su geçirmez hale geliyor siyah keçi kılı sayesinde.
Bir yaşıma daha girdim gerçekten bunları hiç bilmiyordum.
Yine benzer bir sistemi Orta Asya'da görüyoruz.
Türk ve Moğol göçebelerinin kullanmış olduğu yurt adı verilen çadırlarda görüyoruz arkadaşlar.
Hafif böyle ahşap kafesler üzerine geçirilen %100 koyun yünü keçelerle oluşturulan bir iklimlendirme sistemi kullanmışlar.
Çadırları saran o doğal koyun yünü keçesi ortalama işte 15-20 mm kalınlığa sahip ve şaşırtıcı biçimde.
Beton duvarlardan daha yüksek bir ısı yalıtımı sağlıyormuş.
Ve bu yün niflerin keçenin en eşsiz yanlarından biri.
Islaklık hissi vermeden kendi ağırlıklarının %35'ine kadar su buharını bünyelerinde tutabilmeleri.
O yüzden çadırın içindeki nem hep dengede kalıyor.
Hem de havasızlık ve koku oluşumu engellenmiş oluyor.
Sırada Romalılar var.
Romalılar da tabii sadece zenginler.
Evlerinin zeminine ya da duvarlarının içine kurşun borular yerleştiriyorlarmış.
Ve bu boruların içinden dağlardan ya da kaynaklardan gelen serin sular akıyor.
O su duvarları ve zemini buz gibi yapıyor.
Böyle yerden soğutma gibi bir şey oluyor.
Yani serinliği doğrudan böyle soğuyan duvarlardan ve zeminden yayarak serinliyorlarmış.
Yine antik Roma döneminde ya da işte Anadolu kentlerinde görülen o anıtsal çeşmeler sadece su içmek için ya da su sağlamak için kullanılmıyor arkadaşlar.
Kentsel serinleme amacıyla da kullanılıyor bu çeşmeler.
Hatta Roma kıyı villalarında, Akdeniz sahillerinde falan görmüş olduğumuz o villalar.
Bunlarda da böyle portikus adı verilen revaklar görüyoruz.
Revaklı galeri şeklinde tasarlanıyorlar ya da yarı gömülü böyle tonozlu koridorları var.
Bunun amacı da rüzgarın doğal yönünü manipüle edip...
Serinlemekmiş arkadaşlar. Bir de maşrabiya adı verilen ahşap kafesler var.
Böyle penceremse. Bunlar da benzer bir işlev görüyor.
Ahşap malzemenin yapısı gece nemi emiyor.
Gündüzde güneş ışığıyla buharlaşıyor.
Ve gelen kuru havayı serinletiyor.
O yüzden kullanılıyormuş. Hatta Mısırlılar da Nil nehrinde ıslatmış oldukları hasırları pencerelerine asıyorlar.
Ya da kapı açıklıklarına asıyorlar ki serinleyebilsinler diye.
Ya da işte ıslak bez asıyorlarmış kapılarına pencerelerine.
Ve son olarak kendi memleketimizden biraz örnek verecek olursam Şanlıurfa'da ve Diyarbakır'da Eyvan'ın hemen önünde taş havuz yapıyorlar biliyorsunuz sevimlik için.
Mardin'e baktığımız zaman böyle dik güney topografisine bağlı olarak evler basamaklı teraslar şeklinde inşa edilmiştir Mardin'de.
Bu serinleme amaçlıymış birbiri üzerine inşa edilmiş bu evler.
O yüzden Mardin eyvanları avluya kapalı olmak yerine ovaya ve manzaraya doğru böyle tamamen açık teraslar şeklinde dışarıya bakılacak şekilde inşa edilmiş.
Yazında damda yatıyorlar Mardin'de ve doğu bölgelerin çoğunda sebebi bu.
Bir bölümün daha sonuna geldik.
Gördüğünüz gibi insanlık en konforlu serinliği her zaman doğayı taklit ederek buldu.
Antik zamanların o muazzam su ve rüzgar dehasını bugün en yenilikçi evaporatif sistemlerle hayatımıza dahil eden Alindayer ve Kabel'in katkılarıyla hazırladığımız bölümün sonuna geldik.
Ortamlarda satılacak yepyeni bilgilerle buluşana kadar esintiyle kalın.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
