
Samsung Galaxy Z Fold6 ile Dünyanı Büyüt. Detaylı bilgi almak için: Samsung Galaxy Z Fold6
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB
* Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *
*Bu bölüm "Samsung" hakkında reklam içerir*
Transkript
Samsung Galaxy Z Fold 6'nın katkılarıyla hazırlanan, Ortamlarda Satılacak Bilgi başlıyor.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün sizlerle antik dünyaya doğru kısa bir yolculuğa çıkacağız arkadaşlar.
Size çok ilginç şeyler anlatmayı planlıyorum.
Geçmişin insanları ve o dönemin yaşantısıyla ilgili.
O zaman kahvelerinizi alın, arkanıza yaslanın.
Hemen anlatmaya başlıyorum.
Önce hayvanlar ailemiyle başlayalım ve tabii en sevdiğim hayvan.
Instagram'dan takip edenler bilir ki ben kedileri çok severim.
Bence dünyanın en güzel canlısıdır kediler.
Da Vinci ile bu konuda aynı fikirdeyiz.
Hani diyor ya kediler tabiatın şaheseridir, başyapıtıdır diyor Da Vinci.
Kesinlikle haklı. İşte antik dünyada Mısırlılar da böyle düşünüyor olacak ki kedilere bir kutsiyet atfetmişlerdir.
Eski Mısır'da kedi kelimesinin karşılığı miyu arkadaşlar.
Hatta Güneş Tanrısı da zaman zaman bir kedi biçiminde karşımıza çıkıyor.
Mısır'ın Ölüler kitabında Güneş Tanrısı'nın düşmanı olan yılan Apophis'in bir kedi tarafından öldürülmesi sahnelerine rastlanır.
Acaba bu olay size çok tanıdık geldi mi?
Hz. Muhammed'i namaz kılarken tam bir yılan sokacağı esnada bir kedinin kurtardığı söylenir hadislere göre.
O da kedinin sırtını okşamıştır ve derler ki o günden beri kedilerin sırtı asla yere gelmez.
Hadise göre tabii. Elbette bunun bilimsel bir açıklaması var.
Vahşi kediler dinlenmek için yüksek ağaç dallarını tercih ediyorlar ve orada uyurken düşebiliyorlar.
O yüzden böyle bir refleks geliştirdikleri söyleniyor kedilerin.
Hatta biz de böyle bazen uyurken bir anda sıçrarız ya yüksek bir yerden düşmüş gibi oluruz.
Onun da ilkel atalarımızdan kalma bir refleks olduğu söylenir.
Hatta bunu Jack London'ın Adem'den Önce adlı kitabında okuduğumu hatırlıyorum.
Öyle bir aklıma geldi. Bir de denge duyuları çok gelişmiştir kedilerin.
O yüzden dört ayak üzerine düşüyorlar.
Ama İslam'da zaten kedinin yeri apayrı.
Hz. Muhammed'den dolayı bir Habeş kedisi varmış biliyorsunuzdur.
Karamel rengi. Adı da Müezza kedisinin adı.
Yani izzet veren, şereflendiren demek Müezza.
Kedileri çok sevdiği söyleniyor.
Hatta bir gün kedisi onun elbisesinin üzerinde uyuyakalıyor.
O esnada ezan okunuyor, kalkması lazım.
Ama kedisini rahatsız etmemek için elbisesini kestiği söylenir hadise göre.
Böyle bir incelikten bugün gelinen noktaya bakın arkadaşlar.
Neyse antik Mısır'a geri dönelim.
O dönemde bir yazarın söylediğine göre bir kedi öldüğü zaman sahipleri yaz işareti olarak kaşlarını komple tıraş ederlermiş.
Kutsal kedilerden binlercesi mumyalanıyormuş.
Yani kedileri de mumyalıyorlar.
Verilen değere bakın. Firavun gibi.
Hatta iyi bir hayat sürme üzerine öğütler içeren meşhur bir bilgelik metni var Antik Mısır'da.
Orada şöyle denilmiş. Bir kediyle sakın alay etmeyin deniliyor.
O değil de bir kediyle nasıl alay ediyorlar acaba?
Hani bıyıklarıyla mı dalga geçiyorlar onu anlamadım.
Bir aslan miyav dedi.
Mısırlılar hasat zamanında ağaçlarla meyve toplarken kendilerine yardım etsinler diye maymunları eğitmişler.
Irgat maymunlar. Kuzey Amerika'da M.S.
16. yüzyıla kadar at yokmuş arkadaşlar.
Atı İspanyollar getiriyorlar.
Amerikan yerlilerinin at satın almasına kesinlikle izin verilmiyormuş o zamanlar.
Onlar da ya at çalıyorlarmış ya da yakalıyorlarmış.
Kuzey Amerikalılar için yani Amerikan yerlileri için en önemli hayvan bufoloymuş o zamanlar.
Çünkü hem etinden hem derisinden faydalanıyorlar.
Derisinden çadır yapıyorlar, giysiler yapıyorlar, kemiklerinden aletler yapıyorlar.
Ama Avrupalılar Amerika'ya ilk geldiğinde neredeyse 50 milyon bufolo varmış.
1880'lere gelindiğinde bine kadar düşmüş.
Yani katletmişler onları. Antik Roma'da sık sık tanrılara hayvan kurban ediliyor.
Bunu biliyorsunuzdur. Hatta Roma'da özel kurbanlık hayvan pazarları varmış.
Yunanlar'da da vardı bu. Aklıma şu an Ahmet Ümit'in Kayıp Tanrılar Ülkesi diye bir kitabı var.
O geldi. Eğer böyle polisiye, mitoloji, arkeoloji seviyorsanız güzel kitaptır.
Tavsiye edebilirim. Basit okuması.
Bu arada ben Yunanların kurbanı komple tanrıya sunduklarını düşünüyordum.
Hani her şeyiyle. Ama öyle değilmiş.
Sadece kemiklerini ve yağını Tanrı'ya sunuyorlarmış.
Etini kendileri alıyormuş.
Hani tıpkı kurban bayramında bazı işgüzarların yaptığı gibi değil mi?
En güzel yerini kendine ayırıp kalanını ihtiyaç sahiplerine verenler.
Bunlar da Tanrı'ya kurbanı sunuyorlar.
Sonra bildiğiniz mangal yakıyorlarmış.
Sıfır şaka. Yunanlar'da şöyle bir inanış var.
Biri öldüğü zaman ağzına bir madeni para koyuyorlar.
Nerede gördük biz bunu ya? Gözlerine koyuyorlardı.
Göze de koyuluyormuş. Game of Thrones tamam hatırladım.
Orada görüyorduk. Çünkü ölümden sonra onu bir sandalcının gelip götüreceğine inanıyorlar.
Yani sandalcı Karon. Bunu duymuşsunuzdur.
Ölülerin ruhlarını yer altına götürüyor Karon.
İnanışa göre. O yüzden o geçiş parasını almazsa ruhu nehirden geçirmiyormuş.
İnanış böyle. Mitolojide ölüleri taşıdığına inanılan kayıkçıdır Karon arkadaşlar.
Dediğim gibi parasını almadan işini halletmiyor.
O zamanların HGS'si gibi diyebiliriz.
Antik Romalılar da ölüler ülkesi Hades'e inanıyorlarmış ama burayı yöneten tanrıya Pluto adını da vermişlerdir.
Onlarda da yine aynı şekilde yargılanacak ruhları nehirden karon geçiriyor.
Yalnız Pluto akrep burcunu temsil eden bir gezegen.
Akrep de biliyorsunuz ölümle ilişkilendiriliyor.
Ölüm, ölüm ötesi, yeniden doğuş, sonlanma ve bitişlerin burcudur akrep.
Buradan kaynaklanıyor muhtemelen ki vücutta temsil ettiği alana baktığımız zaman üreme organları yani yaşamın başlaması.
sağlayan organlar. Plüton aslında diğer adıyla Hades yani yeraltı tanrısı.
Ölülere hükmeden tanrı ve Hades'in kelime anlamı görünmez demek.
Akrep de görünmezdir.
Karanlıkları sever ve kıyıda köşede saklanır.
Bu arada ben akrep burcuyum.
Odlar bilir ve spritüel konulara çok meraklıyımdır.
Ölüm ötesi işte ölüm, bütün dinler, mistik şeyler, okül şeyler, ezoterizmler her şeye merakım var ama bu tarz şeyler.
Hani bilinmeyene bir merakım var.
göz önünde olmayı sevmem. O yüzden sadece sesimi duyuyorsunuz.
Görüntü yok. Ses var. Şimdi bu ölüler ülkesi olayı antik Yunanlardan 2000 yıl önce Sümerler ölülerin bir nehir üzerinden öteki dünyaya taşındıklarına zaten inanıyorlardı.
Yani bu dünya muhtemelen yeryüzünün altındaydı.
Hep öyle düşünülmüş. Şu an hani tek tanrı adı dinlerde görüyoruz.
Cehennem deyince herkes yerin altını tahayyül ediyor.
Ama bu zaten dediğim gibi önceden de var olan bir düşünceydi.
Mayalarda da vardı. Yeraltı dünyasının 9 katlı olduğuna inanıyorlardı mayalar.
Ve öldükten sonra ruhlarının bu katlarda oldukça tehlikeli bir yolculuğa çıkmak zorunda kalacaklarını düşünüyor.
Az teklerde yine benzer bir inanış var.
Yine 9 katlıdır yerin altı ve cennete gidenlerin doğumda hayatını kaybeden kadınlar, çocuklar ve savaşta ölen askerler olduğuna inanıyorlardı.
Hala biliyorsunuz benzer bir düşünce var şehitlik mertebesi için.
Eski Mısırlılara baktığımız zaman yine benzer bir inanışla karşılaşıyoruz.
Onlar da ruhların ölümden sonra yeraltı dünyasına bir yolculuğa çıktığına inanırlar.
Bu arada Mısırlıların Ölüler kitabına mutlaka bir podcast yapmayı düşünüyorum.
Bu Antik Mısır'ın cenaze törenlerinde okunan metinleri içeren bir kitap arkadaşlar ve ölen kişinin öte alemde kendisine yardımcı olması için bir takım bilgiler içeriyor ve işte ölmekte olan kişinin huzurunda
okunan metinler var bunun içerisinde.
Antik Mısırlılar bu Ölüler kitabının onlara bu yolculukta yardımcı olabileceğiyle inanıyorlardı ve bu yolculuğu tamamlayanlarınsa kalplerinin doğruluğunun bir kuş tüyüyle tartılacağına inanıyorlardı.
Yani bir nevi kalp terazisi gibi bir şey.
Eğer kalpleri burada dengelenemezse yani kötülükleri ağır basarsa ruhlarının timsah, aslan ve su aygırı karışımı olan bir mahluk olan öfkeli Ammut tarafından yeneceğini düşünüyorlardı.
Kur'an'da da mizan vardır hatırlarsanız.
İyilik ve kötülüklerin ölçüleceği terazidir mizan.
Viking neredeyse o meşhur diziden bilirsiniz Valaha diye bir şey var arkadaşlar.
Vikingler yiğit savaşçıları öldüğü zaman ruhlarının Valaha'ya ya da katledilmişler salonu diye bir yere gittiğine inanıyorlar.
Ve inançlarına göre Valaha'nın 540 kapısı vardır ve duvarları mızraklardan, çatısı da kalkanlardan yapılmıştır.
Ve ölü savaşçılar burada her gün eğlence ve şenlik yaparlar, dövüş gösterileri yaparlar.
Ben de sanki oraya gidip görmüşüm gibi yaparlar falan diyorum.
Cehennem yani Hel adı İskandinav mitolojisindeki Hel'den geliyor arkadaşlar.
Hel ölüler diyarının tanrıçası ve bu diyarda onun adını taşır.
Burası böyle buz gibi suları olan bıçaklarla dolu bir nehrin kuşattığı çok kötü bir yer inanışa göre.
Ve ölülerin ruhları bir dev anasının bekçilik ettiği köprüden geçerek buraya gelir.
Kan nehirleri içinde böyle bata çıka yürürler ve yukarıdan üzerlerine yılan zehirleri damlar.
Ve burada da bir köprüden geçer.
Geçiş olayı var arkadaşlar. İskandinav mitolojisinden bahsediyorum.
Hel adı verilen cehennemden.
Burada da bir köprü var. Müslümanlıktaki Sırat Köprüsü gibi.
Gelelim gömülme adetlerine.
Sümer Kraliçesi. Puabi öldüğü zaman 90 nedimesini onunla beraber gömmüşlerdir.
Kadınlar hep beraber zehir içmişler muhtemelen.
Bu da Jim Jones tarikatı gibi değil mi aynı?
Hatta arabalara koşulu olan çift döküzleri, en iyi kıyafetleri falan Puabi ile beraber gömülmüş ve 90 nedimesi dediğim gibi.
Tarihte zaten hep böyle garip gömülme vakalarıyla karşılaşıyoruz ki çok uzun bir dönem sürmüş bu.
Çinlilerde mesela ölümden sonraki hayatın gerçek yaşama benzediğine inanılıyor ve gömülen...
Kişinin eşyaları mezarına konuluyor ki öteki alemde bunları kullanabilsin.
Beni muhtemelen kitaplarımla ve rujlarımla gömerlerdi.
Ama bu konuda en meşhurlar Firavunlar biliyorsunuz.
Firavun mezarları korkunç değerli eşyalarla doludur.
O yüzden hep böyle yağmalanmaya kalkışılmıştır.
Hatta Mısır mezarlarında kişinin ruhunun öte dünyaya yapacağı yolculukta yardımcı olacak.
Gemi modellerini bile mezara gömmüşler arkadaşlar.
Gemi modeli çizip mezarına gömmüşler bununla yolculuk yapsın diye.
Roma mezarlarına baktığımız zaman dışarıya uzanan bir boru oluyormuş.
Bu da çok enteresan geldi bana.
O borudan aşağı yemek döküyorlarmış.
Oldukça pratik bir yöntem bence.
İçecek içecek sunuları yapıyorlarmış.
Bu kasvetli bilgilere son verip biraz da dünyadaki en eski yazılı dil olan Sümerceden bahsetmek istiyorum.
Biliyorsunuz en eski yazıt M.Ö.
3300 tarihli ve ilk yazılı işaretler piktogramlar.
Bunlar resimli işaretler arkadaşlar ve giderek basitleştiriliyor ve en sonunda da çivi yazısına dönüyorlar.
Sümerliler çivi biçimli işaretler yapmak için kamıştan bir kalem kullanmışlardır.
Çivi yazısı adı da zaten buradan geliyor.
Kemi kil tabletlerinin üzerine bastıra bastıra yazıyorlarmış.
Yani düşünsenize o dönemler öğrencisiniz ve ders notu almaya çalışıyorsunuz.
Ben muhtemelen okulu bırakırdım.
O zamanlar Samsung Galaxy Z Fold 6'ları olsa bence Sümerler tarihi baştan yazarlardı S penleriyle.
21. yüzyılın ilk yarısında bizler de yapay zeka sayesinde çağ atlıyoruz.
Yapay zeka biliyorsunuz artık hayatımızın her alanında var ve günlük hayatımızı inanılmaz kolaylaştırıyor.
Ama bu deneyim Samsung Galaxy A ile bambaşka boyutlara taşındı.
Samsung Galaxy Z Fold 6 sadece bir telefon değil arkadaşlar.
Her anı yeniden...
tanımlayan bir evren adeta.
Çünkü katlandığında zarif, açıldığında ise sınırsız.
Kapalı iken harika bir akıllı telefon açıldığında ise harika bir tablete dönüşüyor.
Gamerler için bence çok iyi bir özellik.
Yoğun gün ışığında bile çok güçlü bir parlaklık ve netlik sağlayabiliyor.
Vision Booster sayesinde harika bir oyun deneyimi sunuyor.
Eğer benim gibi sürekli böyle çılgınlar gibi not alan biriyseniz not asistanı çok kurtarıcı bir özellik.
Çünkü birkaç dokunuşla notlarınızı hızlıca hazırlayabiliyorsunuz.
Özellikle öğrenciler için ve sürekli toplantıya girenler için bence çok kullanışlı.
Not asistanının en sevdiğim yanı ses kayıtlarının özetini çıkartması ve onları düzenli notlara dönüştürüp özetleyebilmesi.
Aynı zamanda çeviri yapabiliyor, otomatik biçimlendirebiliyor.
Sosyal medya için metin oluşturucu önceki gönderilerinizi analiz ederek sizin tonunuza uygun metinler oluşturabiliyor.
Kaleminizde her daim yanınızda arkadaşlar yani espen her an not almaya ve çizim yapmaya hazır oluyorsunuz.
İlham nerede gelirse gelsin düşüncelerinizi dilediğinizce not edebiliyorsunuz.
Samsung Galaxy Z Fold 6 ile dünyanızı büyütmek mümkün.
O zaman Galaxy AI özelliklerini en iyi deneyimleyebileceğim akıllı telefon acaba hangisi diyenlere bir kez deneyimleyenin asla vazgeçemediği Galaxy Z Fold 6 hakkında
bilgi almak için açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hadi devam edelim. Eski Mısır dilinde oğlu ve kız için kullanılan kelimeler kuş hierografiyle yazılmış ve belki gerçekten de yavru kuş manasına geliyor.
Çok tatlı bir bilgi.
Aztekler ise çocuklarının bir mücevher kadar değerli olduğunu düşünüyorlarmış.
Ama çocuklarının hatalı bir davranışında verdikleri cezalara baktığımızda çok sert olduğunu görüyoruz.
Mesela bir Aztek kitabında görülen resimde bir baba oğlunu yanan kırmızı biberlerden çıkan dumana tutuyor.
Başka bir ceza verme yöntemi de çocuğa kaktüs dikenleri batırmakmış.
Bilemiyorum hatta.
Gerçekten çocuk çok değerliymiş.
Bir de değersiz olsa ne olacakmış.
Şimdi size eski Mısır'da kullanılan sık duyduğumuz adların anlamlarını söyleyeceğim.
Ramses zaten en iyi bildiğimiz.
Ramses'in anlamı...
Onu dünyaya getiren güneş tanrı oldu demektir.
Apetinin anlamı çok güçlü demek.
Şeşen Nilüfer çiçeği demekmiş arkadaşlar.
Yani bugün Suzan isminin antik Mısır'daki karşılığı şeşenmiş.
Bia mucize demek.
Mera Sank yaşamı sevebilen kız anlamına geliyormuş.
Ve Benisiya... Ayın onun için ışıldadığı kız anlamına geliyor.
Bu çok hoşuma gitti. Ve ben Nisia arkadaşlar.
Ayın onun için ışıldadığı kız demek.
Ve şimdi Antik Atina'ya gidiyoruz arkadaşlar.
Kadınlara bakış açısı maalesef tarih boyunca pek değişmemiş.
Antik Yunan'da bir kadından ev işleriyle ilgilenmesi ve çocuk sahibi olması şiddetle bekleniyor.
O yüzden bir kadının erkek kardeşi yoksa eğer babası öldüğü zaman mal varlığını ailede tutar.
babasının erkek kardeşiyle yani amcasıyla evlenmek zorunda kalıyormuş.
Roma'da evlilikler çoğunlukla görücü usulü aileler tarafından ayarlanıyor.
Kadınlar kiminle evlenecekleri konusunda söz hakkına sahip değil ve genellikle 12 yaşını geçmeden kendilerinden çok daha yaşlı olan erkeklere gelin gidiyorlarmış.
Mısır'da Ptolemuslar döneminde krallar kız kardeşleriyle evlendiler biliyorsunuz ve onların tanrıça oldukları ilan edildi.
Mayalarda genç bir erkek evlendiği zaman ilk önce 6 sene boyunca sırf karısının ailesi için çalışıyormuş.
Eski Çin'e baktığımız zaman evlilikler profesyonel çöp çatanlar tarafından ve bazen gelinle damat daha doğmadan önce ayarlanırmış.
Tıpkı bizdeki beşik kertmesi olayı gibi.
Ve Çin'de bir adam karısını çok konuştuğu için boşayabiliyormuş arkadaşlar.
Eski Mısır'da boşanan kadınlar kocalarından maddi destek görebiliyorlarmış.
Hatta evlilikteki mal varlığının üçte birini alabiliyorlarmış.
Evlilik sözleşmesi bile varmış eski Mısır'da.
Bir de Mısır'da ailelerin çocukları için en çok istedikleri iş Devlet yazıcısı olmalarıymış.
Yavrum sırtını devlete daya.
O zamanlar da varmış demek ki.
Antik Yunan kent devleti Sparta'da erkek çocukların 7 yaşında ailelerinin yanından ayrılmaları ve orduya gitmeleri şartmış.
Doğar doğmaz alsaydınız.
Hani bu biraz geç olmuş 7 yaş.
Eski Çin'de devlet memurları işe alınırken bir şiir yazmaları gerekiyormuş ve edebiyat sınavına tabi tutuluyorlarmış.
O zamanın Çin KPSS'i bu.
Antik dünyada diş fırçası, diş macunu yerine enteresan şeyler uygulamışlar.
Eski Mısırlılar ağızlarını ne alaka ise kumla temizliyorlarmış ve tahıl saplarıyla.
O yüzden de dişleri hep aşınıp kırılıyormuş ve iltaplanıyormuş ve bu iltaptan hayatını kaybedenler oluyormuş.
Anglo-Saksonlarda ise şeker olmadığı için dişleri bayağı bir sağlanmış.
Yine çok şaşırdığım bir bilgi var Viking miğferleriyle ilgili.
Vikinglerin miğferlerini biz boynuzlu zannediyoruz.
Aslında öyle değilmiş. Kelt kavimlerinde genel bir kural olarak boynuzlu miğfer kullanılmıyormuş.
Ama bir istisna olarak Thames nehrinde boynuzlu bir kelt miğferi bulunmuştur.
Yine enteresan bir bilgi.
Çinli alimlerin çoğu el emeğiyle çalışmadıklarını gösterebilmek için yani zeki ve alim olduklarını gösterebilmek için tırnaklarını epey bir uzatırlarmış.
Ama bu öyle böyle bir uzatma değil.
Hatta İmparatoriçe çiğinin her tırnağı ellerinin yaklaşık iki katı kadarmış.
Bana da geçen biri tırnağıma bakıp şey demişti.
Hiç iş yapmıyorum eli. Beni Instagram'dan takip edenler bilir.
Ben neyler falan çok severim.
Hani süslü püslü şeyleri çok seviyorum.
Bu Çinli alimlerin tırnak uzatması bir hoşuma gitmedi değil.
Çünkü bu konuda çok önyargı var.
Hani bir kadın süslüyse hemen zeka seviyesinin böyle ortalamanın altına düştüğünü falan zannediyorlar.
Bu durumda benim sıfır IQ olmam gerekiyor.
Bu süsle.
O zaman biraz da antik zamanların süsünden bahsedeyim size.
Antik Yunan kadınlarının saçları uzun ve bağlı oluyormuş genelde.
Sadece kadın kölelerin ve yaz tutan kadınların saçları kısa oluyormuş.
Eski Mısırlılar saç dosyonları ve jöleler kullanıyorlarmış.
Bu arada o dönemlerde bitlenme çok fazlaydı biliyorsunuz ve o yüzden saçlarını kazıtıyorlardı.
Zengin erkek ve kadınlar peruk takıyorlardı saçları olmadığı için bitlen dolayı.
12-14 yaşında ergenliğe adım atan Mısırlı çocukların saçları...
Direkt kazıtılıyor ama sadece kulaklarının arkasında tek bir örgü bırakılıyor.
Bu örgüye de gençlik kenarı buklesi ya da horus buklesi adı veriliyor.
Çünkü tanrı horus genelde bir çocuk olarak tasvir edilmiştir.
Roma'da sadece Romalı olanların toga giymeye hakkı varmış.
Toga dediğim şey yarım daire şeklinde olan genişçe bir örtü.
Hani böyle bir kolun üzerine sarılıyor şal gibi.
Diğer kol alçakta kalıyor.
Roma'da sakal modasını İmparator Hadrianus başlatmış.
İlk defa M.S. 2.
yüzyılda Yunan erkeklerinde zaten sakal vardı ama Roma'da pek yaygın değilmiş.
Yine beni çok şaşırtan bir bilgi.
Bugün içtiğimiz çayların hepsi...
İlk olarak eski Çin'de yetiştirilen ve içilebilen çaydan türemiştir arkadaşlar.
Hem zenginler hem de yoksullar çayı çok sever ve içermiş o dönemler.
Hatta çayhaneler varmış.
Oralarda dostlarıyla buluşup sohbet ederlermiş.
Ben de neredeyse böyle damarlarıma serum niyetine çay bağlatacağım.
O derece seviyorum Karadeniz çayını ama sadece arkadaşlarımla buluştuğumda içiyorum.
Bence kahve yalnızken çay da böyle dostlarımızla güzel sizce?
Bir de son dönemlerde çok duyuyorum kahvaltı...
Gereksiz bir öğün deniliyor.
Zaten çok sonradan icat edildiği söyleniyor.
Victoria döneminde falan. Ama zengin Romalılara baktığımız zaman günde 3 öğün yemek yiyorlarmış.
Bence zengin oldukları içindir o.
Okula giden çocuklar da kahvaltılarını yoldaki satıcılardan alıyorlarmış.
Bir de ekmek yemek antik Yunan'da varmış arkadaşlar.
Yani insanlar yemekle beraber ekmek de yiyorlarmış.
Canan Karatayus duymasın.
O zamanlar şeker olmadığından böyle bol bol bal tüketiyormuş insanlar.
Ve eski Mısır'da en...
En gözde yiyecek ekmekmiş.
En gözde içecekse biraymış eski Mısır'da.
Hatta insanlar sudan çok bira içiyorlarmış.
Maya ve Azteklere baktığımız zamansa kakao taneleri para yerine geçiyormuş.
Kakao biliyorsunuz onlar sayesinde Avrupa'ya girdi.
Kakaoyu çok kullanmışlardır.
Vikingler de çam ağacı reçinesini kullanıyorlar.
Sakız olarak çiğniyorlarmış.
İlk ücretli müzisyenler M.Ö.
3000 yılında eski Sümerler'de görülmüş.
Muhtemelen bu söyleyeceğimi biliyorsunuz ama yine de söyleyeyim.
Tiyatro ilk olarak Antik Yunan'da ortaya çıktı.
Tanrı Dionysos için yapılan şenliklerde danslar edilip şarkılar söyleniyordu ve oradan çıkmıştır.
Satranç oyunu ise muhtemelen bin yılı aşkın süre önce Hindistan'da oynanmaya başlanmış.
Hatta satranç ilk çıktığı zaman kraliçeye vezir deniliyormuş ve bu taş pek bir uzağa gidemiyormuş.
Yine enteresan bir bilgi.
Uçurtmalar önceleri mesafe ölçme gibi yani askeri amaçlarla kullanılıyormuş arkadaşlar ve ilk kez...
yine Çin'de bulunduğu düşünülüyor.
Sümerliler hastalıkların çoğunlukla doğaüstü nedenlerden kaynaklandığına ve bedduaların, tanrıların iradesinin ve büyülerinin sonucu olduğuna inanıyorlarmış.
Ve Sümerlilerin iki tür hekimleri varmış.
Birincisi pratik ilaçlar yapanlar.
Bunlara asu deniliyor.
Büyülere başvuranlar var.
Bunlara da yani büyücü olanlara da aşipu deniliyormuş arkadaşlar.
Bunların ikisi bir arada çalışıyorlarmış hastalar üzerinde.
Hatta dünyadaki en eski reçeteler yine...
M.Ö. 3000 tarihlidir ve eski Sümerlere ait bir kil tablet üzerinde bulunmuştur.
Mısırlılar da reçeteler çok fena arkadaşlar.
Çünkü eski Mısırlılar bir dizi hastalığın tedavisinde gübre kullanıyorlarmış.
İşte timsah gübresi, pelikan, kertenkele ne ararsanız ki insanda buna dahil.
Reçetelerine bunları yazmışlar.
Yunanlar ve Romalılar iyileşme umuduyla vücutlarında neresi hastaysa o bölgenin bir kopyasını, bir modelini asiklepiyos.
Sağdanmış tapınakları bırakıyorlarmış ki bu tapınaklarda çok sayıda bacak, ayak, kol, göz modeli bulunmuş.
Pişmiş topraktan yapıyorlarmış.
Kafamda deli sorular.
Aynı şeyi düşünüyoruz.
Eski Mısırlılar ciltlerinde bir hastalık olduğu zaman aloe vera kullanıyorlarmış.
Bugün de çok kullanılıyor. Domuz dişi ve kaplumbağanın safra kesesini de ilaç olarak kullanıyorlarmış.
Bir o eksikti yani. Ama bu ilaçların böyle büyülü sözlerle beraber bir tesir edeceğini düşünüyorlar.
O değil de kaplumbağanın safra kesesi ne alaka ya?
Onun şifa edeceğini nereden düşündünüz?
Eski Çin'de erkek hekimlerin kadın hastalara dokunması yasakmış arkadaşlar.
Bu yüzden hastanın...
Neresinin ağrıdığını gösterebileceği bez bebekler kullanılıyormuş tedavi sırasında.
Bu arada akapunktur da biliyorsunuz Çin'de icat edilmiştir.
M.Ö. 3000'li yıllardan itibaren kullanılmaya başlanmış.
Bugün de hala kullanılıyor.
Ben de gitmiştim bundan 2 sene önce falan.
Çok enteresandı ya. Yapan kişi doktordu zaten akapunktur yapan kişi ve akapunktur yalnız.
Akapunktur benim inandığım bir tedavi yöntemi.
Hani deneyimlediğim için diyorum.
Hatta bilmiyorum bir podcastta bahsettim mi.
Bir tanıdığımız sigara. Onun sayesinde bilmiyorum plesabo etkisi mi dersiniz ne dersiniz.
Yöntemi de şöyle kısaca enerjinin beden içinde dolaştığı ve doğru noktalara yavaşça sokulan iğnelerle yeniden dengelenebileceği teorisine dayanıyor.
Gelelim Azteklere.
Aztekler de geleceği görmelerine yardım eden obsidyen taşından aynalar kullanıyorlarmış.
Mesela bir çocuk hastalandığı zaman ailesi çocuğun aynadaki aksine bakıyormuş.
Eğer görüntüsü berraksa çocuğun iyileşeceği anlamına geliyormuş.
Antik Yunanlılar da kadere çok inanıyorlar ki Delfi'deki kehanet merkezine biliyorsunuz Sokrates'ten ötürü.
Delfi'deki kehanet merkezine giderek bir keçi kurban ettikten sonra başrahibe Pita'dan kaderlerini öğrenmeye çalışıyorlar.
Ve sırada Sümer dönemine ait ve sanki bu zamanlarda yazılmış gibi olan bir şiir var.
Diyor ki yoksul için ölmek yaşamaya yeğdir.
Ekmeği varsa tuzu yoktur.
Tuzu varsa ekmeği yoktur.
Kuzusu varsa eti yoktur yazmışlar.
Ta o zamanlar yoksulluk böyle anlatılmış.
Bu arada annem der ki ekmeğimin tuzu yok.
Sanırım bu da oradan gelme bir söz olsa gerek.
Ve son olarak antik Yunan'dan bir bilmece ile kapatmak istiyorum bu bölümü.
M.Ö. 429 yılında Sophocles'den geliyor bu bilmece size.
Sabah 4, öğlen 2, akşam 3 ayak üzerinde yürüyen hayvan hangisidir?
Düşünün bakalım. Cevap.
Bebekken dört ayak yani emekliyoruz.
Sonra iki ayak üzerinde doğruluyoruz.
En son yaşlılıkta da baston.
LOL Samsung Galaxy Z Fold 6 Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Samsung Galaxy Z Fold 6'yı detaylı incelemek isteyenlere açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Instagram'a da bekleriz. Hoşçakalın.
Kendinize iyi bakın. Bye bye.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
