
Anime Çizgi Film Midir? Anime ve Manga Tarihi
15 Haziran 2024 · 28 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Dardanel Sushi'da Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Bugün yine benden çok istenen bir konuyla geldim arkadaşlar.
Anime, animeden bahsedeceğiz.
Özellikle de yeni nesil bayılıyor anime ve mangaya.
O yüzden çok istenen bir konu onlar tarafından.
Ben de onları kırmadım.
Bugün anime ve manga konuşacağız.
Genelde anime ağırlıklı olacak.
Anime, Japonya'da geliştirilen animasyon türünün özel adı arkadaşlar.
Dünyada Japon kökenli animasyon çalışmalarını tanımlarken anime diyoruz.
Japon özellikleri barındıran çizgi romanlara da Manga diyoruz.
Manga zaten çizgi roman anlamına geliyor.
Man, tuhaf veya böyle doğaçlama gibi bir anlamı var.
Ga ise resimler demek.
Yani manga, tuhaf, doğaçlama, çizimler, resimler anlamına geliyor.
Karikatürler, çizgi romanlar, animasyonlar da bunların içinde mi?
Evet. Mesela Fransız ekolu çizgi romanlara Franco deniliyor.
Kore çizgi romanlarına Manwa diyoruz.
Japon çizgi romanlarına da Manga diyoruz.
Bunları niye anlatıyorum? Çünkü konuya yabancı kalmayalım.
Ortamlarda bunlar çok konuşuluyor.
Biz de iki kelam laf edebilelim değil mi arkadaşlar?
Ben bugün size animeyi anlatmaya çalışacağım.
Bu Japonya'da çok büyük bir sektör biliyorsunuz ve günlük yaşamın ve çağdaş sanatın üzerinde çok önemli bir etkiye sahip.
Aslında animenin amacı dünyadaki izleyicileri eğlendirmek ama güncel sorunlara da böyle değinen bir tarafı var.
Japonya'da bilinen ilk animasyon filmler...
1911 yılında karşımıza çıkıyor ve Japon hükümetinin desteklemiş olduğu bir şey bu.
Yani milliyetçilik, vatanperver duygularını böyle insanların ön plana çıkarmak için yapılmış animeler var.
Hatta bunun için Japon hükümeti animasyon atölyesi bile kurdurmuş.
Ama amacı propaganda olmayan ilk animelere bakarsak bunlar 1917 yılında karşımıza çıkıyor.
Mesela Kapıcı Mukuzo Imakova diye bir şey var bir animasyon.
İlk profesyonel Japon animasyon filmi diyebiliriz bunun için.
Çok primitif böyle siyah beyaz bir anime.
İlk sesli anime ise Balina 1927 yılında filme dönüştürülmüş.
İlk uzun metrajlı Japon animasyonu 1943 yılında üretilen Momotoro'nun Deniz Kartalı.
Bu konusunu savaştan alan bir anime.
1950 yıllarda yapılmış olan animelere baktığımız zaman artık böyle o süreçte zaten Japonya'da yeniden yapılanma sürecine girdiği için o yaşamış olduğu kültürel ve toplumsal sorunlar irdeleniyor bu
yıllarda yapılan animelere baktığımız zaman.
Yani Japonya'nın aslında kültürel siyasal tarihi tabii ki animelerin içerisinde sızmış.
1960'lı yıllara baktığımız zaman animelerde korku ve spor temaları daha sık işleniyor arkadaşlar.
70'lere baktığımızda bilim konuları daha böyle sıklıkla işlenmiş.
80'ler zaten animasyondan artık böyle altın çağı diyebilir miyiz?
Diyebiliriz bence. Bu süreçte animasyon çalışmalarına büyük büyük şirketler finansal destek sağlıyorlar.
Yani burada bir altın değerinde bir şey olduğunu görüyorlar.
Ve artık anime kahramanlarının oyuncakları, objeleri böyle bir sektör oluşuyor arkadaşlar.
Şimdi de var ya öyle sektör.
Dönemin en çok ses getiren yapımı ise Akira.
Yani anime tarihinin klasikleri arasına girmiş bir yapım.
90'lar ise artık böyle anime kültürünün yükselişi ve popülerliği bakımından bir dönüm noktası.
Dragon Ball, Pokemon serileri tüm dünyada popüler oluyor.
2000'li yıllarda ise artık öyle bir isim ortaya çıkıyor ki izleyiciler sinema salonlarına akın akın gidiyorlar.
Kim o? Hayao Miyazaki arkadaşlar.
Manga ve anime deyince şüphesiz ilk aklımıza gelen isim bence.
Ruhların Kaçışı filmi biliyorsunuzdur.
En ünlü filmi. Oscar almış bir film.
Miyazaki için ayrı bir bölüm yapmayı düşünüyorum.
Yani çok istenen konulardan biri zaten.
Bu arada bu filmi böyle animasyon diye çocuklarıyla izleyen ve dehşete kapılan insanlar var.
Sakın, korkunç.
Ben bile hani dedim ki çok çocuksu falan diye böyle açmıştım.
Ben tırstım yani. No Face sahnesinde tırsmıştım.
Yubaba'nın o korkunç gece hamamı.
Orada arınan pis ruhlar.
Ağladığım da oldu filmde.
Gerçekten çok iyi bir filmdi.
Müthiş bir kapitalizm eleştirisi.
Modern dünya eleştirisi.
Çok güzeldi ya. Hani boşuna Japonya'da en fazlaki şeye sahip olan film değil.
Ruhların kaçışı. Miyazaki gerçekten bir deha bence.
Neyse Miyazaki'ye geri döneceğiz arkadaşlar.
Onunla... Fedalaşalım şimdi.
Ona bir podcast yapmayı düşünüyorum.
Eğer isterseniz bu arada yazın.
Merve Miyazaki'yi istiyoruz diye.
Gerçekten baya bir hayranları var benim takipçilerim arasında.
Anime Japon köklerinin böyle belirgin özelliklerini taşıyarak yerel sınırlarının dışına çıkmış ve batılı rakiplerini oldukça etkilemiş.
Tabii onlardan da etki almış.
Özellikle Disney stüdyolarının üretim şeklinden ve çalışmalarından ilham almıştır.
Zaten sonrasında dev bir endüstri haline dönüşüyor.
Halen de popülaritesini koruyan bir sanat dağları tüm dünyada.
Anime insanları böyle aslında belli konularda düşünmeye sevk eden diğer sanat dağlarının dile getire...
yiyeceği böyle sosyolojik meselelere dikkat çeken bir sanat dalı.
Bunu da eğlendirerek yapıyor.
Ve animeler mangalardan ilham alınarak, uyarlanarak ekranlarda kendine yer edinmiştir arkadaşlar.
Ama şu da var. Anime Japonya'da kitle kültürü pozisyonundayken Amerika'da bir alt kültür olarak varlığını idame ettiriyor.
Çünkü Japonya'da böyle üzerine sürekli akademik eserler yazılıyor.
Yani aslında entelektüel bakımdan sanatın ilginç bir kolu olarak görülüyor ki zaten bence de öyle.
Ama Amerika'da öyle diyemem yani.
Japonya önceden işte zen dövüş sanatları gibi böyle yüksek kültür ürünleriyle tanınıyorken 90'lı yılara baktığımızda artık yepyeni bir ihraç ürünü oluşturmaya başlıyor.
Animasyon filmler ve anime Japonya'nın küresel kültürel ekonomideki rolünü oldukça arttırmıştır.
Yani çok çok büyük katkı sağlamıştır Japonya'ya ve tüm dünyayı da etkilemiştir.
Bir de arkadaşlar Japonya yazı karakterleri ve ideogramlar yani fikir belirten işaretler ideogramlar bunları kullandığı için batılı kültürlere kıyasla böyle daha resim merkezli bir ülkedir
biliyorsunuz. Bu yüzden anime ve manga görsel kültürde kendine...
Çok daha kolay yer edinmiştir yani Japonya'da.
Bu imgeler işte hem eğitimde kullanılıyor hem kişisel eşyalarda karşımıza çıkıyor.
İşte tişörtlerin üstünde popüler manga ve anime karakterlerin resimlerini görüyoruz Japonya'da.
Yani bu gerçekten bir kültür orada.
Ve animenin geldiği kültürün aslında diğer yaşam kültürlerinden farklı olduğunu görüyoruz.
Anlatılarının farklı olduğunu görüyoruz.
Oldukça sağlam bir duruşu olduğunu.
Değişmezliği ve uzlaşmaya yönelmeyen bir tavrı olduğunu görüyoruz.
Bu da onu oldukça şaşırtıcı ve ilgi çekici kılan detaylardan biri.
Ama anlatı üslubuyla, öykünün akış hızıyla, imgeleriyle, esprileriyle tabii ki Amerikan animasyonlarına göre çok daha derin.
Bir de şu var animasyon deyince çoğumuzun kafasında böyle çocuksu bir şeyler beliriyor değil mi?
Ama Japon animasyonları çok çok farklı.
Yani şiddet içeriyor cinsel.
temalar var. Birazdan değineceğim onlara.
Bu yüzden de batılı izleyiciler şaşırıyorlar.
Japon animenin kültürler arası ihraç ve kabulü ötekiliğine rağmen nispeten kolay olmuştur arkadaşlar.
Hatta oldukça kolay olmuştur diyebilirim.
Şey diyorum bazen ya keşke diyorum bu anime muhabbeti bizden çıksaydı, Türkiye'den çıksaydı.
Gerçekten bunu çok isterdim. Anime hayranlarının söylemine göre bakacak olursak hem Amerikan popüler kültürünün böyle artık benimsenmiş o klişelerinin dışına çıkan bir yol hem de evrensel tema ve imgelerin
anlaşılır olduğu görsel bir dünya.
Anlatım şekli, karakter betimlemesi, görsel uslubu bunlar batılı izleyicileri cezbeden nitelikler sunuyor ama diğer bir izleyici kitlesi ise kendilerini kaptırmış olduğu hikayelerin
artık böyle animeyi vazgeçilmez yaptığını ifade ediyorlar.
Anime sanatçıları genelde böyle hayal ürünü konuları üzerinde çalışıyor arkadaşlar ama içerikleri yine böyle Japon kültürüne dayanıyor.
Mesela anime ve mangalarda toplumsal bellekte oldukça iz bırakmış Shimabara isyanı var.
Meiji modernleşmesi var.
Beylikler arasında Japonya'da yaşanan iç savaşlar var.
Ya da işte atom bombasını görüyoruz.
İşte tarihsel açıdan baktığımız zaman hep böyle zaten Japonya doğal afetleri açık bir ülke biliyorsunuz.
Bunlara yer veriyorlar. Yani işte aile bağları var, sınav zorlukları var.
Toplumsal meselelere de değiniliyor Japon animelerinde.
Zaten diğerlerinden ayıran da bu onu.
Japon gençlerin hayatında sınav sistemi çok önemli biliyorsunuz.
O yüzden animelerde bu eğitim sistemini de topa tutuyorlar.
Yani esprili bir dille eleştirildiğini görüyoruz.
Bu arada ben çok beğeniyorum Japon eğitim sistemini hep söylüyorum.
Önce ahlak bilgisi öğretiliyor orada.
Ondan sonra artık böyle bilgi kısmına geçiyorlar.
Yani önce öğrencinin o karakterini güzel bir şekilde inşa etmesini sağlıyorlar.
Öğrenciler en küçük yaştan itibaren kendi sınıflarını kendileri temizliyor.
İş birliği yapmayı biliyorlar.
Yani bu aşılanıyor onlara küçük yaştan itibaren.
Bu çok hoşuma gidiyor. Japonların temizlik felsefesi diye bir bölüm bile yaptım.
Eğer buralarda yeniyseniz.
Onu dinleyebilirsiniz. Bu okul temizleme olayına Gakko Soji diyorlarmış arkadaşlar.
Bunun kökeninde de yine Budist öğretiler var.
Ve Japonya bence bu eğitim işini oldukça iyi kotarmış bir ülke.
Evet çok zor bir eğitim sistemleri var ama suç oranına baktığımız zaman dünyanın en düşük suç oranına sahip ülkesi Japonya.
Ve pek çok açıdan lider bir ülke.
Japonya deyince aklımıza o kadar çok şey geliyor ki işte samuraylar geliyor, ninjalar geliyor, geleneksel Japon çay seromonisi geliyor, zen budizmi geliyor, kimono geliyor, doğal ve mimari güzellikleri,
Fuji dağı zaten muhteşem bir görüntüye sahip.
Henüz göremedim, canlı göremedim.
Göreceğim ama. Tapınakları geliyor, muhteşem bahçeleri, parkları geliyor, teknoloji geliyor, robot teknolojisi, elektronik, otomotiv işte muhteşem festivalleri var zaten.
Yani Japonya deyince aklımıza sadece manga ve anime gelmiyor.
Bir de direkt ne geliyor arkadaşlar?
Sushi! Japon mutfağının en sevilen tatlarından biri.
Yıllardır Türkiye'de de çok seviliyor.
Özellikle de yeni nesil sushi'ye bayılıyor.
Ama tabii her yerde her dakika sushi bulamıyoruz.
Diyecektim ama vazgeçtim.
Çünkü artık Dardanel'in markası sushi da var.
Türkiye'nin ilk hazır sushi markası arkadaşlar.
İstediğimiz her an, istediğimiz her yerde sushi keyfi yaşayabiliyoruz.
Tabii ki yeniliklerin ve ilklerin öncüsü olan Dardanel sayesinde.
4 farklı çeşidi olan Sushida paketinden çıkan Chopstick, Wasabi ve Soya sosuyla yemeğe hazır bir biçimde sunuluyor.
Sushida ürünleri 8'er parçalık paketlerdeki California Roll, Philadelphia Roll ve 9'er parçalık Tokyo Mix ve Kyoto Mix çeşitlerinden oluşuyor.
Ve bir de ambalajına hayran olduğum ki ambalaj açılışı bu arada TikTok'ta viral oldu.
Onigiri arkadaşlar. Türkiye'de yine bir ilk tabii ki Dardanelle'den.
Dışı çıtır çıtır nori yosunlu, içi dolgulu üçgen sushi, tonlu somonlu teriyakili ve kaliforni olmak üzere 3 çeşidi var.
Yemesi çok eğlenceli bir ürün olmuş mutlaka deneyin derim.
Ha bu arada lezzet ve sağlığı bir arada sunan dar denen Sushida ailesinin en yeni üyesi pokeball arkadaşlar.
Pokeball, sushi pilavı ve çeşit çeşit sebzelerle dolu harika bir kase düşünün.
Üzerine sosunu dökerek hızlıca yemeye hazır bir hale geliyor.
Sağlıklı ve doyurucu bir öğün arayanlar için harika bir seçenek.
Ton balıklı, somon fümeli, karidesli lezzet çeşitlerine sahip.
Siz de bu lezzetli ürünlerin tadını bir an önce çıkarmak isterseniz Migros ve Opetler'de soğuk dolaplardan alabilirsiniz.
Açıklamalardaki linkten Dardenelim markası Sushi Dayı detaylı olarak inceleyebilirsiniz.
Hadi devam edelim. Anime sadece geleneksel Japon sanatlarının etkisinde değil arkadaşlar.
Sinema ve fotoğraf alanlarından da oldukça faydalanıyor.
Teknoloji geliştiği zaman zaten klasik üretim teknikleriyle çok zor oluşturulan animasyonlar varken artık böyle tam anlamıyla dijital animasyona doğru geçilmeye başlanıyor 1900'lü yıllarda.
Mesela 1986'da televizyonda yayınlanan Dragon Ball isimli bir anime var.
Çok meşhurmuş. Ben bu Pokemon zamanına anca yetiştim.
O da çok değil. Hatta bana Pikachu diyorlardı ya okulda.
Pika, Pikachu. Ona benzetilmek de ne bileyim.
Ama çok tatlıydı ya o yanakları falan.
Böyle sıkasım geliyordu.
Sinirlenince yanaklarından elektrik çıkıyordu ya.
Aslında çok güçlü bir karakterdi.
Ama çok böyle minnoşku olduğu için insanlar inanmıyordu herhalde güçlü olduğuna.
Bir de sevildikçe gücüm artıyordu.
Öyle bir şey oluyordu ya yanlış hatırlamıyorsam.
Yani Pokemon dünyasına çok hakim değilim ama baya böyle müdavimleri vardı bir zamanlar.
Şimdi sizi bir anime üretim sürecindeki görev dağılımına götürüyorum arkadaşlar.
Önce üretim öncesi dediğimiz dönem var.
Burada animenin uyarlanacağı eser ve konu seçiliyor.
Senaryo haline getiriliyor.
Sonra üretim süreci olarak adlandırılan ikinci bir aşama var.
Burada artık senaryo çiziliyor, animasyona dönüştürülüyor, seslendiriliyor.
Üretim sonrası dediğimiz üçüncü süreçte ise son evre artık animenin dağıtım yapılıyor.
İşte pazarlama aşaması, gösterim aşaması.
Ama bir animenin üretim süreci...
görev dağılımını da bilelim istiyorum arkadaşlar.
Mesela orijinal eser yaratıcısına Gensaku deniliyor.
Bu roman yazarı olabilir, video oyun yaratıcısı olabilir ya da mangaka, manga sanatçısı demek mangaka olabilir Gensakular.
Anime yönetmenine Kantoku deniliyor.
Stüdyo içinde yapılacak olan işlerin işte çeşitlerini, detaylarını, çizimlerini, görsel düzenlemelerini yapan yönetmenler Kantokular.
Önemli bir görevleri var. Animasyon teknik yönetmenine Enshutsu deniliyor.
Anime eserlerini ilk aşamadan piyasaya sürülme aşamasına kadar kontrol edip denetleyen kişiler bunlar.
Bu aslında Japon animasyon endüstrisinin en zor görevlerinden biriymiş bu Enshutsu dedikleri.
Çünkü çizimlerin her aşamasını kontrol ediyorlar.
Gerçekten çok zor ve çizilen sahnelerin kameraya girmeden önceki ayarlarını, ses kayıtlarını, efektlerini düzenliyorlar.
Denetliyorlar. Gerçekten en zor kısım sanırım bu.
Animasyon karakter tasarımcıları var.
Bunlara setteyi deniliyor.
Kostüm ve genel duruşunu belirleyen kişiler.
Ongaku Seisaki Bunlar da animasyon seslendirmecileri.
Yani bunların müziklerini yapan kişilere verilen isim.
Bu arada anime kadar şarkıların tutması da çok önemli.
Hatta anime fanları tarafından BGM adı verilen fan müzikleri var arkadaşlar.
Modern manga ve anime deyince yine bilmemiz gereken bir isim var.
Onu asla pas geçemeyiz.
Osamu Tezuka Japon animasyonunun dönüm noktası.
Astro Boy diye bir mangası var.
1963 yılında anime haline getirildi ve Japonya'nın ilk animasyon televizyon dizisi olarak yayınlandı.
Astro Boy'da ne anlatılıyor?
Bir bilim adamının ölen oğlunun yerini doldurması için yaratmış olduğu böyle erkek çocuk görünümünde bir robot var.
Onun maceralarını anlatıyor Astro Boy'da.
Osamu Tezuka kendinden sonraki tüm manga ve anime çizerlerini çok derinden etkilemiş bir isim.
Yani gerek tekniğiyle gerek sanatsal bakış açısıyla çok etkilemiştir.
Çünkü oldukça... Uşağı yenilikçi bir bakış açısına sahip.
Yani bu sanata yepyeni bir soluk getirmiştir Osamu Tezuka.
Karakter tasarımında Amerikan çizgi roman filmlerinden oldukça etkileniyor ama çizimleri kendine has bir hale getirmiştir.
Yani kendi yorumlamıştır. Anime de hikayeci anlatımın öncüsüdür Osamu Tezuka.
Manga'nın babası da deniliyor onun için.
Manga ve anime tarihinin mihenk taşıdır.
Kesinlikle bilinmesi gereken bir isim.
Anime sadece böyle popüler ve geçici akımlardan değil.
Din, tarih, felsefe ve siyasetin derin aşamalarından yani toplum ve kültürün bütün katmanlarından çıkarıyor konularını.
Ve animelerdeki en önemli türler arasında mahşer var, festival var, ağıt var arkadaşlar.
Şimdi mahşer ne alaka demiş olabilirsiniz anime ile.
Atom bombası arkadaşlar ve biliyorsunuz Japonya çok büyük doğal afetler yaşadı.
Yani bunu yaşamış bir ülkenin, atom bombasını yaşamış bir ülkenin mahşer senaryolarını böyle sık sık işlemesi tabii çok normal.
Çünkü o da onlar için dünyanın sonuydu, atom bombası.
Yani kıyametti onlar için, bir felaketti.
Festival dedim, bu da Japon toplumu içinde yer alan hem geleneksel, hem modern olan bir festival motifi.
Matsuri diyorlar buna, yani karnaval festival anlamında.
Japon dini ve sosyal yaşantısının oldukça önemli bir öğesi.
Filozof Mikhail Bakhtin'e göre karnaval tüm hiyerarşik yapının ve mevcut düzenin altüst olduğu, kısa bir süre içinde olsa normların aşıldığı veya tersine çevrildiği, zayıfların güç
elde ettiği, cinsiyete ve cinselliğe dayanan kuralların yerinden edildiği manik bir yoğunluk dönemidir.
Bu tanımıyla direkt aklıma tabii ki Dionysos şenlikleri geldi Yunanistan'ın.
Bir de az önce ağıttan bahsettim işlenen temalar arasında.
Anime'de ağıt da yer alıyor.
Yaz tutma gibi ama aslında tam olarak bu değil.
Yokluk gibi arkadaşlar hani yokluk demek daha doğru olur çünkü savaş sonrası o yaşanan travma, o değişim, Japon halkının böyle kültürel bağlarından kopma sıkıntısı yaşaması ve bundan dolayı korku duymaları,
kaybedilene duyulan bir özlem var orada bir ağıt var, bir yas var.
Japon kültürü ve edebiyatı alanında ihtisas yapmış Prof.
Dr. Susan Napier diyor ki Ağıt temasının silinmekte olan geleneksel kültüre dair akut bir bilinçlilikle bağdaştırılan lirik bir yaz tutma duygusu olduğunu söylemiş.
Ve Japon toplumunun kültürel olarak şekillenmesinde samuray kültürü tabii ki çok büyük bir etkiye sahip.
Japon animelerde sadece böyle dinlerine değil aynı zamanda dinleriyle beraber gelişen o felsefi düşüncelerinde yansıttıklarını görüyoruz.
Ve animelerin takip ettiği en belirgin felsefeye baktığımız zaman ne var?
Azim ve savunma. Sabır değil mi?
Sabrın sonu zaferdir gibi bir söylem var orada.
Yani eğer böyle yeterince çalışırsan, azmedersen, kararlı bir şekilde hareket edersen başarırsın alt teması var.
Ve tabii böyle bir de toplum içinde kuşaktan kuşağa aktarılan destansı öyküler yani işte mitler Japon kültüründe yer alıyor ve animede mitler yine kendine bir yer bulmuştur.
Destansı masallar, folklorik kahramanlar, tanrılar, ruhlar bunlar animeleri beslemiştir arkadaşlar.
Yani kaynak temalardır bunlar.
Dönüşüm yeteneğine sahip ruhlar çıkıyor karşımıza.
İşte Budist efsanelerinde yer alan o ejderhalar, iyi ruhlar, kötü ruhlar, şeytani varlıklar bunlar yine animelerde çok sık karşımıza çıkıyor.
Shinto dini ve mistik öğelerde birçok animede yine karşılaştığımız şeyler ruhların kaçışında mesela ki zaten Ghibli stüdyosunun kurucuları olan Miyazaki ve Takahata bu mistik öğeleri oldukça sık kullanıyorlar.
Dünyayı olduğu gibi kabul eden irade felsefesi niteliğindeki Zen Budizmi yine Samuray animelerinde sıkça karşımıza çıkıyor arkadaşlar.
Animeler hitap etmiş olduğu kitleye göre de tür tür ayrılıyor.
Mesela işte Kodomo var.
Kodomo yaşları küçük olan çocuklara hitap eden tür olarak adlandırılıyor.
Shoujo 18 yaş altı kız çocukları için Shoujo'yu 18 yaş üzeri kadınlara yönelik böyle cinsellik ve şiddetle içerebilir.
Sonena homoseksüel öğeler barındırıyor ama böyle cinsellik yok hani duygusal temalı ya o var bu işte iki yetişkin erkek arasındaki aşkı anlatıyor cinsel sahneler de olabiliyor burada böyle
bir manga anime türü Şenen var, 18 yaş altı erkek çocuklarına özel böyle kahramanlık öyküleri içeren animeler.
Seinen var, 18 yaş üzeri erkek ve kadınlara yönelik argo olabilir, küfür, şiddet, cinsellik bunları içerebilir.
Şajoa var, bu genç kızlar arasındaki işte homoseksüel ilişki ama yine cinsellik olmadan anlatılıyor.
Yuri, pornografik bir tür arkadaşlar.
Bir de hentai dediğimiz her türlü cinsel ilişkinin olduğu ama olay örgüsünün de olduğu böyle aksiyonlu cinsel içerikli bir anime türü.
Türler kısaca böyle.
Bir de animenin kimlikle olan ilişkisinden bahsetmek istiyorum.
Çok önemli bir parçası var burada.
Cosplay değil mi? Cosplayerlar hayran oldukları o anime karakterlerini, kıyafetlerini giyiyorlar ve onları taklit ediyorlar.
Eğlence amaçlı tamamen.
Aklıma şu an Gibi'nin cosplay bölümü geldi.
Cosplay, cos ile play yani rol yapma, kostümün cosu ve play yani rol yapmanın birleşimi.
Kostüm de oyun demek arkadaşlar ve Japonya'da 1970'lerden itibaren yaygınlaşmaya başladı.
Çok uzak bir zaman dilimi değil, yeni sayılır.
Ama Japon kültürünü yine dünyaca böyle tanıtmakta oldukça etkili olmuştur cosplay.
Ve bir de anime manga bağlantılı bilgisayar oyunlarının oluşturduğu bir sektör var ve bu sektörün tüketicileri batıda anime manga fanatizmi olarak bilinen otaku isimli bir
alt kültür oluşturmuşlardır arkadaşlar.
Otaku anlam olarak anime kültürüne adanmış olan zamanın büyük bir bölümünü bu kültür ürünlerine ayıran kişi yani çok büyük bir hayran anlamına geliyor.
Otakular aktif ve sosyal Japon toplumunun içinde böyle daha içe dönüyor.
Nük bir profil çiziyorlar.
Çok da hoş karşılandıklarını söyleyemeyeceğim.
Yani bu kültürü özümseyen kişiler kendilerini biraz böyle gerçek dünyadan soyutluyorlar.
Çok kaptırıyorlar yani kendilerini.
Hayatlarının çok büyük bir bölümü anime işte manga fanatikliğiyle geçiyor.
Sosyal hayatları da dolayısıyla etkileniyor.
Biraz asosyaller diyebilirim.
Gelelim animelerin çizgi film olup olmadığı mevzusuna.
Animeler Japon çizgi romanı dedik en başta.
Yani manganın... Japon çizgi romanı olan manganın hareketlendirilmiş hali ve manga ile ortak görsel ve estetik özellikler taşıyor bundan dolayı.
Manganın hikaye anlatımı işte karakterleri, mekan tasarımı bunlar gibi anlatım özellikleri animede karşımıza çıkan şeyler zaten.
Ve mangalar gibi animelerde aslında her yaş grubundan kitleye ulaşıyor ama animelerin getirmiş olduğu en önemli özellik animasyon tekniğinde kendini gösteriyor arkadaşlar.
İşte bu özelliğiyle animeler batılı çizgi...
Çizgi filmlerden ayrılıyor.
Kizaitan Japon animelerini Amerikan çizgi filmlerinden ayıran belli başlı özellikler var arkadaşlar.
Bunların en başında animasyon tekniği geliyor.
Şimdi arkadaşlar animasyonda iki tür hareket varmış.
Birisi hareketleri çizmek.
Diğeri... Çizimleri hareketlendirmek.
Disney tarzında ne yapıyorlar?
Hareketler çiziliyor.
Buna full animasyon diyorlar.
Sınırlı animasyon dediğimizde işte Japonya.
Bunlar da çizimleri hareketlendiriyorlar.
İşte bu animelerde kullanılan şey.
Sınırlı animasyon animelerde kullanılıyor.
Japonların yaptığı şey bu. Ve daha böyle aslında amatörlerin kısıtlı kaynaklarla çizimlere böyle hareketli dikkat etmeye çalıştıkları onun için kullandıkları bir teknik bu.
Animelerde zaman ve para tasarru...
Rıfı sağlamıştır bu teknik ve animeler bu sebepten dolayı biraz böyle hareketli çizgi roman gibi düşünülmüştür.
Tabi animasyon tekniği dışında animenin yine çok ayırt edici özelliklerinin arasında ne var?
Büyük büyük gözler böyle dikkat çeken vücut hatları değil mi bunlar var.
Mesela benim kapak resmimdeki kızın gözlerine bakın kocaman kocaman ne tatlı.
Animeler için mangaların böyle birebir hayata geçirilmiş hali diyebiliriz arkadaşlar.
Batılı animasyonları ve anime arasındaki farklardan bir diğeri de animenin böyle batılılar gibi hızlı bir hareket akışına sahip olmamasıdır.
Yani animelerin bütçesi dediğim gibi kısıtlı.
Ve bu kısıtlı hareketliliği telafi edebilmek için de karakter tasarımı ve görüntüler arası geçişlere işte duygusal yoğunluğa daha çok vurgu yapmışlardır.
Ve bir diğer ayrım noktası da batılılar...
Böyle animasyonu genelde dediğim gibi çocuklara yönelik yaparken Japonlar her yaş aralığına hitap eden animeler yapıyorlar.
Az önce anlattım. Yaş ve içerik çeşitliliği türleri çok fazla.
Japonya için zaten çok önemli bir sektör bu.
Amerika için öyle olmayabilir.
Batılılar için. 1995 yılında Japonya'da satılan bütün kitaplar ve dergiler içerisinde manga %40'lık bir paya sahipti.
Düşünün. Yani inanılmaz bir payı var pazarda.
Dünya genelinde 1980'lerde...
popülerite yakalamıştır animeler ve işte onların ortaya çıkışından bu yana izlediği gelişime baktığımız zaman mangaların ve animelerin Amerika ve batılı türü çizgi romanlardan etkiler aldığını görebiliriz.
Yani manga böyle tam anlamıyla ne Asya temsilcisi ne de Amerikan çizgi romanlarının bir de bir kopyası niteliğinde kendine has bir şey.
Yani hem küresel hem de yerel.
Peki Türkiye'ye baktığımız zaman özellikle 1980'lerin ikinci yarısında TRT'de yayınlanan Heidi, Vikingler, Şeker Kız Candy, Marco, Uçan Kaz ve Voltron karşımıza çıkıyor.
Bu arada hiçbirini izlemedim çünkü yoktum.
Ama sanki Şeker Kız Candy böyle seneler sonra...
tekrar mı gündeme geldi? Ne oldu?
Çünkü ben onu izlediğimi hatırlıyorum.
Ama 80'lerde çıkmış.
Çok erken. Pokemon da baya erken çıkmış ya.
90'ların ikinci yarısında başlamış Pokemon.
Demek bize gelişi geç oldu arkadaşlar.
Bilmiyorum. Yani bunların etkisiyle aslında biz manga dünyasına girdik.
Bir de şöyle bir şey var.
Japonya biliyorsunuz çok içe dönük, oldukça kurallara bağlı bir yapısı var.
Japonların işte gündelik yaşamlarını, korkularını, beklentilerini, kültürlerini anlamak istiyorsanız bunları zaten anime ve manga Yani anime ve mangalar
aslında Japon kültürünü merak edenler için Japon kültürüne bir ulaşma yoludur diyebilirim.
Anime ve manga sanatçıları tarihsel ve kültürel köklerinden beslenmişlerdir.
İşte korkularını, beklentilerini tabii ki işlerini yansıtmışlardır.
Teknolojiyle olan ilişkileri de zaten oldukça iyi.
Neden teknolojiyle bu kadar haşır neşir Japonlar biliyor musunuz?
Çünkü bunda da yine nükleer bombanın etkisi var arkadaşlar.
Yani o kadar kötü bir deneyim edindiler ki çok kötü bir tecrübe yaşadılar.
O yüzden işte Hiroshima, Nagasaki bombaları insanların böyle teknolojiden, teknolojinin insanlara verebileceği zarardan çok...
çok korkmalarına neden olmuştur Japonya'da.
Bundan korunmak için aslında bir gayt alma bu teknolojinin bu kadar gelişmesi.
Ve 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Japonların ordu kurmaları yasaklandı.
Askeri teknolojilere ayrılacak paralarını işte diğer ülkelere harcanacak o paraları ne yaptılar?
Teknolojik gelişmelerde kullanmaya karar verdiler.
Bu da ne yaptı? Japonya'yı dünyanın teknoloji merkezi haline getirdi.
Neden? Çünkü teknoloji sayesinde aslında insanların işte olası bir savaş haline radyasyondan bombalama gibi o olası tehditlerden bu şekilde kendilerini koruyabileceklerine inanıyorlar.
Hani biz ne kadar ileri gidersek teknolojide insanlarımızı o kadar koruyabiliriz gibi bir zihniyetleri var ki zaten depremde hiç kimsenin burnu bile kanamıyor biliyorsunuz yani insanları koruma amaçlı.
Yani Japonların teknolojiyle olan ilişkileri tabii ki anime ve mangalara da yansıdı arkadaşlar.
Bir de bir anime serisi yaratmak gerçekten korkunç bir iş gücü gerektiriyor arkadaşlar.
Çok meşakkatli bir iş anime.
Yani bunu zaten bence sadece Japonlar kotarabilirdi bu işi.
Çünkü Japonların çok doğasına uygun bir iş bence.
Hani çok çalışkanlar o yüzden diyorum.
Bir de dev bir sektör hani şu an bile sadece anime üretimine odaklanan 430 farklı stüdyo var Japonya'da.
Ve animeler Japonya için gördüğünüz gibi çok önemli bir kültürel servet.
Ve her geçen gün bu sektör daha da büyüyor daha da gelişiyor.
Bu konuyu şimdilik burada noktalıyorum.
Daha sonra bir Miyazaki podcastı gelecektir diye düşünüyorum.
Çok genel hatlarıyla anlattım.
Merve'ye daha çok istiyoruz, daha çok anlat derseniz Instagram'dan bana yazabilirsiniz.
Daha derin kazarız bu konuları.
Dardanel Sushi'da Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Açıklamalardaki linkten Dardanel Sushi'da hakkında daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.
Bu arada 18 Haziran Dünya Sushi Günü.
Eğer o günü böyle sushi yiyerek kutlama...
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
