
Tavmergen Tüp Bebek Merkezi hakkında detaylı bilgi almak için: https://tavmergenivf.com/
* Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi * Bu bölüm "Tavmergen Tüp Bebek Merkezi" hakkında reklam içerir
Transkript
Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün toplumun temeli hatta uygarlığın temeli olduğu varsayılan bir şeyi konuşacağız.
Aileyi konuşacağız.
Hem neşemizin hem de sorunlarımızın, üzüntülerimizin kaynağı olan aileler.
Niye öyle dedin Merve?
Çünkü geçenlerde Instagram'da bir anket yaptım hatırlarsanız.
Ailenizden memnun musunuz diye sordum.
%65 evet demiş ama geri kalan %35 hayır demiş.
Peki aileniz sizin için ne ifade ediyor diye sordum.
Gelen cevaplarda kimisi demiş ki işte güven, sadakat, sevgi, huzur, sığınacak bir liman, yuva, birlik, beraberlik, koşulsuz sevgi, destek, fedakarlık kısacası her şey.
Kimisi de demiş ki kapanmayan yara.
Öyle bir arabesk şarkı vardı diye hatırlıyorum.
Kapanmaz yarayım, gece gündüz kanarım, göz göre göre gitti gençliğim öyle bir şeylerdi.
Hüzün, varlığı da yokluğu da dert demişsiniz, travmalarımın sebebi demişsiniz, yargılanmama, onaylanmama demişsiniz, özgüvensizliğimin sebebi, bir pranga, bir ayak bağı, mecburiyet, boşluk,
kaos, toksik ilişki, parazit aman tanrım, zorunluluk demişsiniz ki en çok gelen şey bu çok üzücü, kader, menfaat, mecburi bir aidiyet, problem, koşullu
sevgi. Ve anlaşılmamak demiş %35.
Ve şu çok çarpıcıydı benim için.
Bütün kötülüklerin iyi niyetle yapıldığı yer demiş bir takipçim.
Çok çarpıcı bir cevap.
Verilen cevaplar bu şekildeydi.
Hepsi ayrı ayrı düşündürücü bence.
Ama aile nedir?
Hani genel olarak bu kurumu kim icat etti hiç merak ettiniz mi?
Günümüzde ilke ve kuralları belirlenmiş evlilik temeline dayanan dikkat aile kurumunun yaklaşık 4000 yıllık tarihi bir geçmişi var.
İnsanlığın başlangıcından bu yana evrensel olarak her toplumda böyle sağlıklı bir toplumsal hayatın ontolojik temeli olarak görülmüş aile.
Peki neden? Çünkü aile insanların yaşamlarını idame ettirdikleri ilk sosyal çevre.
Aile insanı bir nevi aslında topluma bağlayan şey.
Toplumun sürekliliğini sağlayan şey dolayısıyla ve tabii ki toplumsal zeminde gerçekleşen her olaydan etkilenmesi çok normal dönüşüm yaşaması.
Bugün aslında ona... Yani zamanla değişen aile konusuna değinmek istiyorum.
Tarihsel seyirde aileye bakacağız.
Peki aile nasıl bunca yıl süreklilik sağladı?
Nesillerdir yerini koruyor ve devam ettiriyor.
Din ve geleneğe dayanarak diyebiliriz.
Zamanla böyle aile bağlarının çözülmesi hani daha da bireyselleşmeyle oldu bu.
Toplumların zamanla değişmesinden dolayı, dinamik yapısından dolayı diyor araştırmacılar.
Sanayi devrimi, tarım dönemi, aydınlanma dönemi bunlar hep etken olmuştur.
Yani günümüzde zaten teknoloji çağındayız.
Anlatmama gerek yok. Görüyorsunuz aile ilişkilerini.
Din ve gelenek ne alaka Merve demiş olabilirsiniz.
Doğduğunuz ailenin inanç ve değerlerini ister istemez gelecek nesile bir şekilde aktarıyoruz.
Yani kendi kuracağımız aileye aktarıyoruz onlardan gördüklerimizi.
Ve dinler ve gelenekler kuşaklar boyunca bu aktarımlarla devamlılığını sağlamıştır.
O yüzden aile toplumun temelidir.
Hani dinin lehine çok işlevsel bir özelliği vardır ailenin bu açıdan ki birçok din tarafından aile kutsaldır dikkat ederseniz.
Aileye yönelik bütün dinler koruyucu ve düzenleyici kurallar getirmişlerdir.
Aile içerisindeki tüm faaliyetler, evlenmeden boşanmaya, çocuk sahibi olmaya, çocukların hayatına dair her şey yani din sınırları içerisinde değerlendirilmiştir dikkat ederseniz.
Toplumun temelini teşkil eden ailenin toplumsal olarak meşru bir zeminde vücut bulmasının ilk şartı da nedir arkadaşlar bilin bakalım.
Evlilik tabii ki.
Evlilik üç büyük semavi dinde de ele alınmıştır.
Yani aile kurmak hep esastır denilir.
Çünkü ailenin yerine getirdiği üreme işlevi, evlilikle beraber olan üreme işlevi dinin ve egemenliğin devamını sağlar.
Ama Hristiyanlıkta mesela aileye dini misyon yüklense bile manevi yükselmenin önünde evlilik bir engel olarak görülüyor.
O yüzden Katoliklerde ruhban sınıfı evlenemiyor biliyorsunuz ki.
Yine büyük dinlerde belirli sınırlamalar var işte ensest ve boşanma yasağı gibi.
Zamanla bu yasakların kapsamı değişiyor duruma ve zamana göre.
Hani az önce dedim ya işte tarım çağı var, sanayi devrim hepsine geleceğiz az sonra.
Zamanla bunlar da değişiyor.
Bu arada din sadece bunları belirlemiyor.
Kadın ve erkeğin toplum ve aile içindeki yerini ve rollerini de yeniden şekillendirmiştir.
Örnek ver Merve bunu demesem olmaz.
Hristiyanlıkta. Hristiyan yalnız Hristiyanlıkta.
Kadının erkeğin sadık bir hizmetçisi olması buyurulur.
Buyurunuz efendim. Yani bu örnekleri çoğaltabilirsiniz.
Ya da sadece kadın ve erkeği değil çocuğu da kapsar.
Mesela Hristiyanlık'ta çocuk ilk aile olan Adem'le Havva'dan intikal eden o ilk günahın temsili olduğu için öyle kabul edildiği için daha doğrusu olduğu için değil.
Vaptiz ediliyor. Neden?
Günahlarından arınsın diye.
Bakın burada din çocuğu da kapsadı.
Bizde ne var mesela? Cennet anaların ayakları altındadır hadisi var.
Bu hadisi açın altyapısına bir inin.
Keşke diyorum ki bazen cennet diyorum babaların ayaklarının altında olsaydı yani kadınlara bu kadar yük yükleneceğine.
Çünkü şey bir arkadaşım diyor ki eşim diyor bana bütün işleri yaptırıyor çocukla alakalı olan diyor ki sonra cennet anaların ayakları altındadır.
Yani ne güzel kılıfına uydurmuş bazı erkekler.
Hani hiç sorumluluk almak falan yok.
Her şeyi kadın yapsın çocukla full kadın ilgilensin.
Sonra kalkıp canım cennet anaların ayakları altındadır.
Keşke babaların olsaydı ya değil mi?
Öyle diyorsunuz eminim. Bu hadisi açın altyapısına inin.
Yine aile ve çocuk var.
Yani anne olmak, aile kurmak, çocuk sahibi olmak.
Veya işte yeni doğan çocuğun kulağına ezan okunur, kamet okunur.
Çocuğa yapılan ilk dini telkindir.
O ismiyle beraber okunur.
Neyse tek tanrılı dinlere gelmeden önce çok önceye gidelim.
Tarihsel bir seyirde bakalım aileye.
İnsanlığın başlangıç dönemlerinde ailenin temel işlevi neydi?
İşte birlikte yaşamak. Bunun üzerine kuruluydu.
Birlikte yaşamak demek. Yani aynı zamanda bu ne demek?
Güvenlik, sosyal ve ekonomik, dinsel nedenlere ve özellikle de üretime dayanıyor bu birlikte yaşama olayı.
Avcı toplayıcı toplumlarda anaerkil bir yapı olduğu düşünüyor biliyorsunuz ki.
Çünkü bu topluluklarda kadın üretim sürecindeki iş bölümünde çok önemli bir aktif bir rol oynuyor.
Anaerkil ne demek bilmeyenler olabilir.
Soyun kadınlar tarafından.
belirlendiği, kadının daha hakim, daha üst bir pozisyonda olduğu dönem, anaerkil dönem.
İnanması güç olsa da böyle bir dönem vardı.
Bu yaşandı arkadaşlar. Ataerkil dönem öncesi.
Anaerkilliğin kaynağı tabii ki sadece işte kadının iş bölümündeki o aktif rolünden kaynaklı değil.
Kadının Doğurganlığı arkadaşlar.
Kadının doğurması bir mucize olarak görülüyor.
Çünkü üremenin erkekten kaynaklı olduğu yani babalık diye bir şey bilinmiyor.
Erkeğin buna sebebiyet verdiği.
Kadının kendinden menkul bir biçimde doğurduğu zannediliyor.
Cidden o çağlara bir gidin.
O çağlarda yaşadığınızı düşünün.
Siz bir homosafiyensiniz mesela tövbeler olsun.
Yani hayal edin derken bütün detayları veriyorum.
Homosafiyens yaptım size.
Ne diyordum?
O çağlarda yaşadığınızı düşünün ve bir kadın önünüzde doğum sancısı çekiyor karnı burnunda.
Sonra işte dünyaya bir canlı getiriyor falan ve siz buna şahit oluyorsunuz.
Ve kadın hani doğum biliyorsunuz kanlı bir olay yani.
Ve sonra kadının karnı bir anda iniyor ve işte kan duruyor vesaire.
Gerçekten mucizevi bir olay yani.
Normalde kanama olduğunda erkekler ölüyor işte bir şeyler olduğunda.
Ben olsam gerçekten hani bir kadınları ilahlaştırırdım ki onlar da öyle yapıyor zaten.
Dediğim gibi kadın mucizevi bir olay ve üst paleolitik dönemden kalkolitik çağa kadar ana tanrıça heykelleri baskın dikkat ederseniz.
Kalkolitik çağda yani artık tarım ve hayvancılık var bu dönemde dediğim gibi ataerkillik başlıyor tarıma geçtikten sonra.
Ve erkek tanrı heykeller görülmeye başlanıyor.
Hani bu heykelleri tarif etmek istemiyorum biliyorsunuz.
Ama Neolitik Çağ deyince aklımıza iki ana tanrıça figürü geliyor.
Biri o göğüsleri ve vücudu kocaman işte bayağı iri olan ana tanrıça figürü.
Bunu güzelliğin tarihi bölümünde anlatmıştım diye hatırlıyorum.
Venüs heykeli bir de...
İki parsı elleriyle boynundan yakalayan ama o sırada da doğum yapan bir ana tanrısı heykeli var.
Hatta bu aslında az önce anlattıklarımın özeti gibi bu heykel.
Kadın hem avcı hani iki parsı yakalamış düşünün.
O anda da doğuruyor yani.
Güce bakar mısınız?
İşte ana erkek dönemde kadının önemi buradan geliyor ama...
Aslında yazının icadı da ataerkili baskınlaştırıyor.
Hani size masalların karanlık dünyasında anlatmıştım ya.
Milyon yıldan fazla süren anaerkil bir yapı vardı.
İşte bu söylencelerde baskındı masallarda normalde.
Ataerkil baskın demiştim ya ama onun öncesini anlatmıştım size.
Söylencelerde anaerkil yapı baskındı ama yazı devreye girdikten sonra o söylencelerdeki o güçlü kadının yerini yazılı öykülerde ve dini metinlerde artık görüyoruz ki erkekler almaya başlıyor.
Hatta yasalar çıkıyor kadınların egemenliğini kırabilmek için.
Erkeklere şiddet kullanma izni veriliyor.
Urakagina reformları var mesela en bariz izni.
Burada şöyle bir yasa var.
Bir erkeğe saygısız sözler sarf etmekten suçlu bir kadının ağzı kiremitle kırılsın.
Yok ya ıslak hortumla dövseydiniz.
O da yetmiyor bakın.
O kiremiti de alıp kent kapısında sergilenmesini istiyorlar.
O kiremiti...
Neyse.
Ya M.Ö. 24.
yüzyıl ya artık ne diyeyim yani.
Bu arada ilk yazılı kanun dediğimiz zaman Hammurabi kanunları hemen söylenen bu ama değil.
Bu kanun Hammurabi kanunlarından 600 yıl önce yani Sümerler tarafından oluşturuluyor.
M.Ö. 2375 yılında Sümerlerin Lagaş kralı bu Urogakina adını da söyleyemiyorum.
Adı Batasıca. O dönemde yaşasam bana neler yaparlardı.
Şimdi diyeceksiniz ki Merve bu dönemde de hani.
Ne bileyim çok farkı yok yani.
Ve tabii unutmadan şu da var şimdi.
Kadın hem doğurgan hem de doğurduğu çocukla en çok zamanı geçiren yine o.
Arkadaşlar bu da değişmemiş bakın.
Şu anda da hani şikayetçisiniz ya babalar çocuklarla ilgilenmiyor.
O zaman da öyleymiş. Ama bu kadına bir artı getiriyormuş.
Şu an getirmiyor. Nasıl bir artı getiriyor?
Şimdi erkek çocuklarının üzerinde yine bir kadın var.
Anne, kadın otoritesi.
Bu da yetişen yeni nesilin üzerinde kadınların daha çok söz sahibi olabileceğinin bir alameti aslında.
Üretkenlik, doğurganlık eşittir.
Doğa o da eşittir.
Ana, kadın, doğa ana.
Neden doğa ana diyoruz?
Çünkü çok benziyoruz. Umay ana var, doğa ana, su ana, ak ana, hatta ana vatan diyoruz.
Neden ana vatan diyoruz?
İşte bu yüzden toprak kadın demek.
Kutsal toprak, vatan.
Mesela birine küfür ettiğinizde...
En kötü küfürler kategorisini bir inceleyin.
Ne var? Neden o var? Bir de düşünün.
Sonradan, yani kadın kutsaldı.
Sonradan gök tanrı, gök tenkri, hani gök tenkriyi hatırlayın.
Tanrı erilleşti, eril oldu.
Yerden göğe çıktı bakın.
Az önce doğa dedim, akana su, ana dedim, ana vatan, toprak dedim.
Şimdi gök tenkri diyorum. Göklere çıktı, erilleşti yani.
Yani... Dediğim gibi kadın hem ürüyor hem de erkeğin bu üremedeki payı bilinmiyor kesinlikle.
Kadının doğurabilmesiyle toplumun var olmayı sürdürebileceği düşünülüyor.
Aksi takdirde yok olacaklarını düşünüyorlar.
Evet öyle zaten. Besin kaynaklarının çoğunu yine kadın getiriyor.
Çocukları yetiştiren, yeni nesne şekillendiren yine kadın hem de mucizevi bir şekilde hiçbir erkeğin hiçbir koşulda yapamadığını yapıyor.
Bedeninden yeni bir canlı üretebiliyor.
Hadi buna da tamamız.
Bir de o canlıyı besleyebileceği şey göğüslerinden akıyor.
Mucizevi bir şey. Süt.
Ve kadın her ay kanadığı halde ölmüyor.
Çünkü renkli diye bir şey olduğunu bilmiyorlar ve kadın her ay aynı dönemde renkli oluyor.
Bir döngü var. Yani doğurganlık ölümün karşısında durabilecek tek güç ve bu yüzden kadın bedenine karşı duyulan saygı çok büyük, resmen kutsal.
Çünkü kadın demek mucize gibi bir şey.
Kesinlikle öyle. Peki Merve o zamanlarda da üreme sistemlerinde böyle sorun olan çocuk sahibi olamayan kadınlar yok muydu?
Tabii ki vardı. Her dönem var.
Ama günümüzde olduğu kadar çok değildir diye düşünüyorum.
Eski kadınların doğurganlık açısından daha aktif ve daha sağlıklı olduğu söylenir hep biliyorsunuz.
Hatta son zamanlarda dikkat ettiyseniz bazı çiftler çocuk sahibi olma konusunda epey zorlanıyorlar.
Çünkü yıllardır böyle çeşit çeşit tedaviler deneyenler özellikle tüp bebek konusunda artık umutsuzluğa kapılmış olanlar var biliyorum.
Ki bence tüp bebek de çok mucizevi bir şey.
Dünyada ilk başarılı doğan tüp bebek 1978'de doğmuş arkadaşlar.
Bu tedaviyi geliştiren Robert Edwards Nobel ödülüne layık görüldü.
Bizde ise ilk tüp bebek merkezi.
1988'de Ege Üniversitesi'nde açılmıştır.
Ve bu eğitimi alan Almanya'da alarak ülkemize getiren ilk kişi de Prof.
Dr. Erol Tavmergen'dir arkadaşlar.
Türkiye'nin ilk tüp bebek doktoru kendisi.
Bir düşünsenize o zamanlarda çok büyük bir olay, çok büyük bir sansasyon olmuş hatta.
Türkiye'nin ilk tüp bebeği de şu an 33 yaşında ve ilk tüp bebek doğduğu zaman hastanede o bölümde yatan kadın hastalar tüp bebeğin tüp şeklinde olduğunu düşünmüşler ve bebeği görmeye gelmişler.
Bunu okuyunca çok gülmüştüm ama bu yaşanmış.
Tüp bebek ya da bilimsel ismiyle söyleyecek olursak in vitro fertilizasyon arkadaşlar.
Bir yumurtanın sperm tarafından vücut...
Dışında suni olarak döllenmesi ve döllenmiş yumurtanın geri kadın rahmine konması.
Yani normal yolda doğan bebekten hiçbir farkı yok.
Sadece sperm ve yumurta vücut dışında laboratuvar ortamında buluşuyor.
Olay bu. Dediğim gibi Türkiye'nin ilk tüp bebek doktoru Prof.
Dr. Erol Tavmergen'in kurduğu Tavmergen Tüp Bebek Merkezi.
Türkiye'de bir ilk bu. Çünkü hastane formunda bina yapısına sahip olan tek müstakil tüp bebek merkezi arkadaşlar.
13 hasta odası var. Kişiye özel tedaviler uygulanıyor.
Ve bu tedavilerde karar merci yine Erol Tavmergen oluyor.
Yani onun danışmanlığında ilerliyorlar.
Bu konuda psikoloji çok önemli bence.
Yani böyle müstakil bir yapı inşa etmeleri çok iyi olmuş.
Ki zaten burada tüm hastalara tedavi boyunca ücretsiz psikolog desteği sağlanıyor.
Prof. Dr. Erol Taumergen, uluslararası arenada akademik çalışmaları, yayınları, editörlükleri, uluslararası tıp birliklerine üyeliği ve bu kurumlardaki yöneticilikleriyle oldukça tanınan bir isim.
Tüm dünyada kadın doğum ve jinekoloji uzmanı hekimlere üreme tıbbı ve cerrahi eğitimler veren bir hekim.
Zaten annesi ve babası da Türkiye'de ilk üreme sağlığı çalışmalarını başlatan doktorlar.
Kardeşi de aynı şekilde Prof.
Dr. Ege Tavmergen Göker.
O da Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tüp Bebek Merkezi'nin yöneticisi.
Ülkemiz adına çok çok önemli ve değerli isimler.
Tavmergen Tüp Bebek Merkezi.
Dünyadaki son teknolojileri ve yöntemleri Türkiye'de ilk kez kullanan tüp bebek merkezidir ve 35 yıllık bir geçmişi var.
Ve bu 35 yılda 50 binin üzerinde sağlıklı bebek dünyaya gözlerini açtı Erol Tammergen sayesinde.
Çocuk sahibi olmak artık hayal değil.
Açıklamalara bıraktığım linkten Tammergen Tüp Bebek Merkezi hakkında detayları inceleyebilirsiniz.
Bu arada çevrenizde böyle bu süreci yaşayan arkadaşlarınız varsa onlara da iletmeyi unutmayın.
Ben de iletiyor olacağım. Sonra artık böyle tatlı tatlı bebişleri sevmeye gideriz hediyemizi alıp.
Buradan bütün doktorlarımıza ve sağlık çalışanlarımıza sevgilerimi iletiyorum bu vesileyle.
İyi ki varsınız. Atatürk boşuna dememiş beni Türk hekimlerine emanet ediniz diye.
Devam edelim arkadaşlar.
Tarım devrimine geçtik dedim.
Sonra tarım icat edildi ve o güne kadar dışarıda avcılık yapan erkekler tarlalarda artık üretim sürecinde daha aktif bir rol oynamaya başlayınca bu da erkeğe ayrı bir güç ve ayrı bir statü iktidar olanağı sağladı.
Ve anaerkillik tarihin derin sularına gömüldü.
Sonra bu toplumlardaki tarım ekonomisi üretimin aile içinde kalmasını gerekli kıldığı için evlenen kız ne yaptı?
Kocasının evine gitti ve onun soyuyla yaşamak zorunda kaldı.
Her duyduğumda hüzünlendiğim bir şarkı var onu koymak isterdim ama telif.
Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar.
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler.
Uçan da kuşlara malum olsun.
Ben annemi özledim. Ben köyümü özledim.
Candan Erçetin yorumuyla dinleyin.
Ya ne zaman dinlesem böyle ağlıyorum hüngür hüngür.
Evlenip ailesinden böyle fersah fersah öteye giden bir genç kızın yaktığı özlem dolu bir türküdür bu yaşanmıştır.
Neyse işte evlenen kızlar eşlerin evine gidiyorlar ve onun ailesiyle yaşamaya başlıyorlar ve geniş aile ortaya çıkıyor.
Derken ailedeki işler cinsiyete göre belirlenmeye başlıyor.
Ve toprağa bağımlılık zaten yerleşik düzeni de beraberinde getiriyor tabii.
Sonra arkadaşlar sanayi devrimi başlıyor.
İşte bu aile yapısında çok büyük değişikliklere neden olmuştur sanayi devrimi.
Neden? Çünkü sanayi devrimi sonrası tarlaların ve küçük çiftliklerin yerini büyük ölçekli işletmeler ve fabrikalar alıyor.
Sanayileşme kentleşmeyi tetikliyor.
Çok sayıda aile topraklarını bırakıp İstanbul'un taşı altınmış biz de gidiyoruz diyerek.
Kentsel alandaki fabrikalarda çalışmak üzere kentlere göç etmeye başlıyor.
Sonra ne oluyor?
Çekirdek aile oluyor. Yani geniş aileden çekirdek aileye geçtik.
Tarım döneminde geniş aile, sanayi devrim sonrası çekirdek aile kavramı ortaya çıkıyor.
Ve yine ataerkil düzen devam ediyor bir şekilde.
Derken 1980'lere geldik.
80'ler sonrası artık hızlı hızlı dönüşümler yaşanmaya başlıyor.
Daha kapitalist bir sistem hakim dünyada.
1980'lerde dediğim gibi böyle sanayiden hizmet sektörüne kayan bir ekonomik yapı görülüyor.
Bu da kadınların hizmet sektöründe daha fazla yer alması demek.
Aile içi ilişki biçimlerinin değişmesi demek oluyor tabii bu.
Daha eşitlikçi bir yapıya dönmeye başlıyoruz.
Bakın gitgide 80'ler sonrası kadın da erkek de çalışmaya başlıyor.
İşte kimi hizmet sektöründe kimi sanayide ama ikisi de çalışıyor.
Ve Türk aile sistemi aslında baktığımız zaman 3 dönemde ele alınabilir.
Hani İslamiyet öncesi, İslamiyet sonrası ve Cumhuriyet dönemi olarak.
Tarihi bir seyir çerçevesinde değerlendirecek olursak İslamiyet öncesi tek eşlilik ve çekirdek aile yapısı hakim.
Kadın ve erkek çeşitli haklara sahip ve nadiren çok eşlilik görülüyormuş yine varmış ama azmış.
İslamiyet sonrası zaten Türk aile yapısı değişiyor ki en önemli değişim Osmanlı döneminde yaşanmıştır.
Çünkü Osmanlılar'da toprak sistemi ve ekonomik yapının etkisiyle geniş aile daha yaygın olarak görülmeye başlanıyor.
Tanzimat öncesine baktığımız zaman kadının rolü annelik ve eşlikle sınırlı.
O dönemin romanlarını bir anımsayın.
Tanzimat sonrası romanlarını anımsarsanız kadın daha dışa dönükleşmeye başlıyor değil mi?
Biraz böyle daha farklı bir pozisyon alıyor.
Cumhuriyet döneminde sosyoekonomik ve kültürel değişimle beraber aile yapısı da değişmeye başlıyor.
Hatta 1926 Medeni Kanun.
Medeni Kanun sonrası kadın ve erkek daha eşit bir hale geliyor.
1930'larda kadınlara oy kullanmak veriliyor ve kentlerde böyle çekirdek aileler oluşmaya başlıyor.
Artık dediğim gibi tarıma dayalı kırsal nüfus yapısı sanayi ve hizmet sektörüne kayıyor yavaş yavaş.
Bu da dediğim gibi aile yapısını değiştiren bir şey.
Bir de aile yaşam döngüsü var bunu da anmadan geçmeyelim.
Bu şöyle bir şey. Ailenizin kurulduğu andan, evlendiğiniz andan evliliğin sona erdiği ana kadar sürüyor.
Aile yapınızdaki gelişme ve değişme, aile yaşam döngüsü.
Bu sona eriş nasıl oluyor peki?
Boşanma veya bir kayıp, eşlerden birinin vefatı.
Bu döngünün farklı evreleri var ki bir tanesi beni çok hüzünlendiriyor.
Az sonra söyleyeceğim onu. Öncelikle bir bağımsızlık evresi var.
Bizim gençlikten yetişkinliğe kadar olan aşamamız.
Sonra eşimizi buluyoruz onu seçiyoruz ve kendi ailemizi kurma evremiz başlıyor.
Bu da evlilikten ilk çocuğun doğumuna kadar geçen süre.
Sonra çoğalma evresi var buna ebeveynlik evresi deniliyor.
Yani ilk çocuğunuzun doğumundan ilk çocuğunuzun evlenmesine kadar geçen süre.
Derken ilk çocuğunuz evlendikten sonra varsa diğer çocuk hatta son çocuğunuz onun evlenmesine kadar geçen süre buna dağılma evresi deniliyormuş.
Sad but true ve sonuç evresi son çocuğunuz evlendikten sonra artık.
Eşlerin ölümüne kadar geçen süre.
Bu son çocuğun da evden ayrılması daha önce bir podcastımda bahsetmiştim.
Buna boş yuva sendromu deniliyor arkadaşlar.
Artık böyle çiftlerin yeniden baş başa kaldıkları o çocuksuz dönemlerine geri döndükleri ama yaşlandıkları dönem.
Artık herkes gitmiş ve eşinizle baş başa kalmışsınız.
Öyle bir süreç. Evliliğinizde cidden yüzleşeceğiniz yer tam olarak burası diye düşünüyorum.
Çoluk çocuk kalmamış sadece evlendiğiniz kişi var.
Tek muhatabınız o. Artık bir sorumluluk.
Yok hani işte telaşa yok.
Çocuk için katlanmışım bunca yıl diyenlerin belki de en sık görüldüğü evre olabilir.
Konumuza dönecek olursak her toplumun kendine özgü bir aile yapısı var.
Ben Türk aile yapısını anlatacağım size.
Türk toplumunda aile kurumunun oluşmasında en önemli etken klan.
Yani ortak bir atadan geldiğimize inanmamız.
Geçmişten bahsediyorum.
Kaynağını ve gücünü buradan alıyor.
Yani topluluk şuurunu.
Hatta bunun dini bir temeli var diyebiliriz.
Totemizm. O ne demek Merve?
İlkel bir din. Hani işte semboller bölümünde anlatmıştım.
Türklerin bozkurttan türediğine inanmaları gibi.
Yani ata sayılan bir hayvan veya bitki veya eşya olması.
Kutlu bir gücün varlığına inanılması.
Aynı atadan türediğine inanmak aynı klana mensup olmak demek.
Dolayısıyla aynı kandınız demek.
Klan üyeleri arasında evlilik olmaz demek ne demek?
Hısımsınız yani siz hısım olduğunuz için birbirinize mahremsiniz.
Sonuç evlenirken dışarıdan biriyle evlenmek.
Bakın kökleri ne kadar eski dışarıdan evlenme.
Bu ilkel din yani totemizm ilkel bir din.
Klan dışından evlenme kaidesi getiriyor.
Ve aslında bilmeden de olsa belki aile kurumunun koruyucusu olmuş.
Akraba evliliğin sonuçlarını zaten biliyoruz.
İkinci derece kuzen ve daha yakın akraba olan kişilerin evlenmesi akraba evliliği.
Yani yakın akrabalarınızla evlendiğiniz zaman...
Kısıtlı genetik havuzunuz olur ve genetik hastalıklar baskın bir hale gelir.
Doğacak çocuklar da o yüzden evleneceğiniz kişiyle ne kadar uzak akraban, ne kadar yabancı olursanız o kadar iyidir.
Çünkü zararlı gen mutasyonlarını paylaşma riskiniz çok çok daha düşük olacaktır.
Diyelim ki böyle bir akraba aileliği yaptınız.
Bu tarz durumlarda doğacak çocukların sağlıklı doğması açısından da tüp bebek uygulamaları imdadımıza yetişiyor.
Zira tüp bebek de genetik uygulamalar sayesinde bu tarz çiftlerinde sağlıklı bebek sahibi olması sağlanabiliyor.
Hatta daha önce çocukları böyle zararlı gen mutasyonlarıyla doğan çiftler bile bu genetik uygulamalarla sağlıklı bebeklere kavuşabiliyorlar.
Tam mergen tüp bebek merkezinde Erol Hoca'nın bu şekilde çok fazla hastası olmuş ve sağlıklı bebekler dünyaya getirmişler.
Tabi dediğim gibi eğer akraba aileliği yaptıysanız doğacak çocuğunuzun sağlığını riske atmamak adına tüp bebek uygulamasına başvurabilirsiniz.
Neyse dönüyorum Türklere daldan dala Merve.
İşte bu süreçte varlığını devam ettiren aile toplumu toplumda devleti ortaya çıkarıyor.
O yüzden aile toplumun temelidir.
Devletler de büyüyünce imparatorluklar ortaya çıkıyor ve tabii aile yapısındaki anlayış da değişmeye başlıyor.
Ne gibi? Şimdi ailenin soyu anadan mı yoksa babadan mı ilerliyor?
Hatta Emily Durkheim diyor ki Türk aile yapısı maderi yani anaerkil tipin değişmiş bir şekli demiş.
Ziya Gökalp de bunu desteklemiş.
Bütün Türklerde aile pederşahlık çağını geçirmeden doğrudan doğruya maderilikten pederiliğe atlamıştır.
Hani hep duyarız ya böyle soy, sop.
Genelde küfürlerde duyuyoruz.
Soy, baba soyu.
Sop da ana soyu demek oluyor ki her ikisi de eşit derecede önemli olmuştur.
Yani kurulan Türk devletlerinde hükümdarı Hakan eşine hatun denirdi hatırlarsanız.
Hanımcılık kazanacak ne olursa olsun.
Aklıma Cengiz Han geldi ya hani halkına bir konuşma yaparken diyor ya ben sizin hanınızım bu da benim hanım diyor.
Eşini göstererek çok kral bir hareket.
Hanım buradan geliyor aslında.
Yani Türk aile yapısı Türk devletinin oluşumunda çok önemli rol oynamıştır.
Neden? Yani herkes için geçerli değil mi bu zaten?
Türk devlet yapısının temelinde Türk aile yapısı var.
Dolayısıyla Türk aile yapısının benimsediği o toplum kurallarına göre bir takım kurallar oluştu.
Yazılsız kurallar yani töreler oluştu.
Devletin yapısında bu iç dinamik var.
Aile var aslında. Genel olarak Türk ailesi kan akrabalığına sıkı sıkıya bağlı.
Peder şahi maderi değil pederi.
Ailede özel mülkiyet var.
Kadın hür saygı görür.
Yakın akrabayla evlenir. Evlenme kadınların satılmasına, çocukların satılmasına pek rastlanmaz.
Az önce dediğim gibi totemizm anlayışı akraba evliliğine engel olmuştur.
Ama Oğuzlar zamanında, Oğuzlara geldiğimiz zaman yakın akrabalar arasında evlilikler görülmeye başlamış yavaş yavaş.
Biraz daha evlilik meselelerinden bahsetmek istiyorum.
Düğünlerden, derneklerden.
Türklerde evlenme geçmişte nasıldı?
Mesela Uygurlar'da evlenmeye kavuşmak deniliyormuş.
Çok hoşuma gitti bu. Yani evliliğin aşk ve his yönü vurgulanmış.
Kavuşmak. İslamiyet öncesi görücü usulü evlilikler yaygınmış.
Aracı denen kişiler varmış hala olduğu gibi.
Başlık parası var bir de kalın diye bir şey var.
Kalına tam olarak başlık parası diyemeyiz.
Çünkü erkek ailesinin kızın ailesine verdiği bir para ama bu parayı kız babası kızının ihtiyaçlarını gidermek için alıyormuş.
Yemesi bedava.
Sezen Aksu'nun bir şarkısı vardır ya Ünzi ile Sözleri Aysel Güreli ait.
Ne zaman dinlesem ona da böyle hüzünlenirim.
Beş kardeş olan ve daha sekiz yaşında bir koyun karşılığında evlendirilen on iki yaşında anne olan bir kızın hikayesi.
Gerçek bir hikaye.
Aysel Gürel Anadolu turnesinde bir köyde mola veriyorlar.
İşte o sırada Ünzile ile tanışıyor.
Sonra da bu sözler çıkıyor.
Aysel Gürel bunları yazıyor.
Ünzile insan dölü, on kardeş beşi ölü.
Büyüdükçe un ufak ve gelir de görücü.
İnci gibi dişi.
Görücü bilir işi. Söğüdüm ağlar gider.
Olur hatun kişi.
Varmadan sekizine ergin oldu ünziyle.
Hem çocuk hem de kadın.
On ikisinde ana. Bir gül gibi al ve narin.
Bir su gibi saydam ve sakin.
Susar kadın ünziyle.
Yağmuru kim döküyor?
Ünziyle kaç koyun ediyor.
Çok acı bu şarkı ya.
Çünkü gerçek. Yani bazı gerçekler taşıyamayacak kadar ağır bence.
Daha çocuk bile olmadan kadın olan, olmaya zorlanan canım kadınlar.
Türklerde başlık parası vardı dedim ya ben yine nerelere geldim beni bir durdurun.
Keşke öyle bir şey hiç hiç olmasaydı.
Şimdi biraz günümüzden bahsetmek istiyorum.
Günümüzde nasıl Türk aile yapısı?
Türk aile yapısı üzerine TÜİK'in yapmış olduğu araştırmaları paylaşacağım.
Çok çarpıcı şeyler var. Umarım beni erkekler daha çok dinliyordur şu anda.
Evde sorumluluklar üzerine yapılan araştırmaya göre badana, boya hariç tüm ev işlerinin %94.4 oranında kadınlar tarafından yapıldığını görüyoruz.
Yemek yapma %85, çamaşır, akşam çay servisi, sofra kurup sofra kaldırma, evin günlük, aylık işte periyodik bakımları temizliği, çocuk bakımı, gıda alışverişi, bulaşık
ve ütü hepsi kadınlardaymış.
Erkeklerin yaptığı şeyler...
Boya, badana ve tamir işleri ve faturaların ödenmesiymiş.
Her günde boya, badana, tamir yapıyorum diyen erkek yoktur herhalde.
Ev içerisinde bir karar alınacaksa yine erkekler çok fazla söz sahibiymiş.
Kadınların tek başına söz sahibi oldukları şeyler evin alışverişi, çocukların kılık kıyafeti, alışveriş evde de pişirileceğiymiş.
Türkiye'de ilk evliliklerin %36.9'unun 20-24 yaş aralarında olduğu görülmüş.
En yüksek oran bu yani %36.9 20-24 yaş aralığında evlenmiş.
%23.5'i 25 ile 29 yaş aralığında %16.5'ü de 18-19 yaş aralığında evlenmiş.
Kadınlar için uygun görülen evlenme yaşı uygun görülen diyorum.
%47.8'de 25-29 yaşmış.
Erkekler için de aynısı denilmiş 25-29.
30-34 yaş arası kadınlar için %10.7 uygun evlenme yaşı olarak görülürken 30-34 yaş arası erkekler için bu oran %25.7'lere çıkmış.
Adalete koşun. Daha çok şaşırdığım şey, halbuki Norveç'te yaşamıyorum niye şaşırdıysam.
Evliliklerin %46'sı görücü usulüyle oluyormuş ama kendi rızasıyla o görücü usulü.
%34.9'u kendi rızasıyla imiş.
%10.7'si görücü usulü ama sadece ailenin karar vermesi.
%5.3'ü de kaçırılma ve kaçma şeklinde oluyormuş.
Sadece %2.7 kendi kararı ve aile rızası olmadanmış.
Bireylerin öğrenim durumu yükseldikçe kendi kararı...
evlenenlerin oranının arttığı görülmüş TÜİK'e göre.
Görücü usulü evlilik eğitim arttıkça azalıyormuş.
Bir okul bitirmeyenlerin içinde kendi kararı ve ailesinin rızasıyla evlenenlerin oranı %10 iken üniversite mezunlarında bu oran %71.7'lere çıkıyormuş.
Evlenirken yapılan törenlere baktığımız zaman kız isteme asla vazgeçilemeyen bir şey.
%89.9 hala yapılıyor ki bu en yüksek oran.
Söz kesme, nişan, kına, gelin alma bunlar %80'lerde seyrediyor.
Düğün %87.7.
Bakın kız isteme %89.9 sonra düğün.
Bekarlığa veda %3'müş.
Çeyiz serme ise %60.
Evlilik sözleşmesi %1.4'müş arkadaşlar.
Bunlardan kaçış yok gördüğünüz gibi.
Evlenmemeyi düşünmeme nedenine baktığımız zaman %80 evlenmeyi düşünmüyorum ama önümüzdeki 3 sene demiş.
%80 demiş bakın evlenmeyi düşünmüyorum demiş.
Nedeni de eğitim hayatıma öncelik verdiğim için demiş.
%29.9'u, 11.9'u maddi kazancım el vermiyor demiş.
%10'u da evlenecek adam mı var, kadın mı var demiş.
Ama genel olarak söyleyecek olursak evlenmeme sebepleri erkeklerin, maddiyat kadınlarınkisi eğitim hayatına devam edebilmek.
Eşler arası sorunları incelediğimiz zaman...
En çok sorun fazla harcamalardan dolayı çıkıyormuş.
Sonra aile içi vakit geçirmeme, ondan sonra da geliri yetersizliği geliyor.
En çok görülen boşanma nedenlerinin başında sorunsuz ve ilgisiz davranma başı çekiyor.
Sonra %14 aldatma, %9.8 ekonomik sıkıntılar, %8 maalesef ki şiddet.
Kadınların çalışması ile ilgili bireylerin algıları incelendiğinde, kadının çalışması ve sosyal hayata katkı sağlamasının değerli olduğunu düşünenlerin oranı sıkı tutunun yüzde 82.6 hayır
abi kadın çalışmasın evde otursun çocuk baksın ev işi yapsın diyenler yüzde 35.8 hiç azımsanacak bir oran değil.
Abi kadın karnına koca bir dünyayı sığdırdı da siz dünyanıza bir kadın sığdıramadınız.
Oh lafımı da soktum.
Kadının çalışmasıyla ilgili algılar çok çarpıcı.
Mesela %73'ü demiş ki kadının çalışması için iş ortamı mahremiyete uygun olmalı.
%49 aile geçimi için eğer zorunlu değilse kadın çalışmamalı.
%27.7'si demiş ki çalışan kadınlar evlerini ihmal eder.
%13.9'u kadının çalışması geleneklerimize aykırıdır demiş.
%8'i de sadece ve sadece eğitimli kadınlar çalışmalıdır demiş.
Çocuk mevzusuna geliyorum.
Bireylerin %83'ü demiş ki çocuklar biz yaşlandığımız zaman bize bakmalı anasına babasına.
Çocuk ailenin itibarını arttırır diyenler %80.
Çocuk işe girdiği zaman...
Anne ve babasına maddi katkı sağlamalı diyenler %66.
Bu oranları neden söylüyorum?
Çünkü kendinizi yalnız hissetmeyin diye.
Bu arada Türkiye'de kadınlar erkeklerden daha uzun yaşıyormuş.
Bunu da öğrendim. Boşanmaların %32.7'si evliliğin ilk 5 yılında oluyormuş.
21 yılı devirenler çok çok az boşanıyorlarmış.
Ve Türkiye'de evlenme oranı son 20 yılda düşüşe geçmiş.
Boşanmalar hızla artmış.
Ve ortalama evlenme yaşı da artmış arkadaşlar.
Kadınlarda da 26'lara yaklaşmış.
En yüksek evlenme hızı Kilis, Şanlıurfa ve Adıyaman.
Boşanmanın en çok olduğu yer İzmir sonra Antalya.
Yabancı gelinlerde bir numara tabii ki Suriyeliler olmuş.
Bu araştırmalar bence Türkiye'nin son yıllardaki o aile yapısındaki değişimleri gözler önüne seriyor diye düşünüyorum.
Tavmergen Tüp Bebek Merkezi'nin sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Tüp bebek konusunda merak ettiğiniz her şeyi açıklamalardaki linkte bulabilirsiniz.
Hayatta bence en büyük zenginlik mutlu bir aileye sahip olmaktır.
Kendi ailenizde böyle bir mutluluk yaşamadıysanız umarım kuracağınız yeni ailede böyle bir mutluluk yaşama şansını elde edersiniz.
Beni instagramda takip etmek isteyenler için adresimi yine açıklamalara bırakıyor olacağım.
Yepyeni bir bölümle tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
