
Bölüm sponsoru Eliz-juwelier hakkında detaylı bilgiye ulaşmak için:
https://www.eliz.de/
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Patreon'dan destek olmak için: www.patreon.com/osbpatreon
*Bu bölüm "Eliz-juwelier" hakkında reklam içerir*
Transkript
Sevgili dinleyiciler, huzurlarınızda sizlere sevgi, saygı, hürmet sunarım.
Herkese merhaba, Elis Kuyumculuğu'nun sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün Yaşar Kemal'in deyimiyle Bozkır'ın tezenesi, büyük usta, gönüllerin adamı Neşet Ertaş'ı anlatacağım sizlere.
Neden Bozkır'ın tezenesi diyoruz ona?
Çünkü tezene kiraz ağacının kabuğundan yapılan böyle bağlama ve sazı çalmak için kullanılan mini bir alettir.
Yaşar Kemal, Neşet Ertaş Yugoslavia'da bir trafik kazası geçiriyor, cezaevine giriyor.
Çok kısa bir süre yatıyor 2-3 ay kadar ama çok yalnız bırakmışlar Neşet Usta'yı.
Ve Yaşar Kemal hatırlamış onu.
İnce Mehmet kitabını göndermiş.
Ve üzerine bir not düşmüş.
Bozkır'ın tezenesine selam olsun, geçmiş olsun dediği için bizler de onu Yaşar Kemal'in deyimiyle anıyoruz.
Bozkır'ın tezenesi buradan geliyor.
İşte bu cezaevi günlerinde hapishanelere güneş doğmuyor, geçiyor bu ömrüm, günüm dolmuyor, eşim dostum hiç yanıma gelmiyor dizeleri var ya orada yazmıştır.
Bu arada burada kastettiği...
Güneş yağardır, sevgilidir.
Yar insanın güneşidir, cennetidir der Neşet Usta.
O yüzden güneş doğmuyor diyor orada.
Neşet Ertaş abdallık geleneğinin son temsilcisidir.
Sazıyla, bağlamasıyla, bozlaklarıyla halkın sesi ve temsilcisi olmuştur.
O yüzden tezenedir.
Ne kadar güzel, ne kadar ince bir betimleme bakar mısınız?
Ve aynı isimde bir de TRT belgeseli var 4 saat izlemek isteyenler için.
Bugün 21 Eylül ve Büyük Usta bundan 10 sene önce 25 Eylül'de maalesef aramızdan ayrıldı.
Ve kendi isteği üzerine ustam dediği babasının ayak ucuna defnedilmiştir.
Ve mezar taşında Neşet Ertaş'ın şunlar yazar.
Sakın ol ha insanoğlu incitme canı incitme.
Her can bir kalp hakka bağlı.
İncitme canı, incitme yazar.
Ne kadar anlamlı, çok anlamlı bir insan Neşet Ertaş.
Kendisi de hayatı boyunca karıncayı bile incitmekten intina etmiştir.
Şimdi en baştan başlayalım.
Ustam dediği babası Muharrem Ertaş ile başlayalım.
Hiç Avşar Bozdağ'ı dinlediniz mi bilmiyorum ama Muharrem Ertaş'ı tanımamıza vesile olan Dadaloğlu'na ait bir Avşar Bozdağ'ın seslendirmesiyle olmuştur.
Neşet Ertaş'ın desteğiyle babasını tanıdık halbuki o zaten bir ustadır Muharrem Ertaş onu da anlatacağım.
Kalktı göç eyledi Avşar elleri ağır ağır giden eller bizimdir.
Arap atlar yakın eder Irak'ı.
Yücedağ'dan aşan yollar bizimdir.
Hatırlamışsınızdır bu türküyü.
Osmanlı'nın zorunlu iskan politikasına karşı çıkan Anadolu Türkmenlerinin sesidir Dadaloğlu.
Oğuzların Avşar boyundandır.
O yüzden bu türkü Avşar Bozdağı'dır arkadaşlar.
Yani konar göçer aşiretleri Osmanlı yerleşik hayata geçirmeye çalışırken aralarında baya bir çatışma çıkıyor.
Adamlar göçebe tabii ki kabul etmiyorlar.
Hatta meşhur bir sözü vardır Dadaloğlu'nun hepinizin bildiği.
Ferman padişahınsa, Dağlar bizimdir.
Çok seviyorum ben bu sözü. İşte Türkmen aşiretlerinin sesi Dadaloğlu ve bu mücadelenin sonunda Avşar Türkmenleri İç Anadolu'ya yerleşiyorlar bir şekilde.
Adana, Maraş, Kayseri, Yozgat ve en son Kırşehir yöresinde yaşamışlardır.
Yani Dadaloğlu Kırşehir için çok önemlidir.
İşte Neşet Ertaş'ın babası Muharrem Ertaş da ustada ailesiyle beraber Aksaray'dan geliyor ve Kırşehir'e yerleşiyor.
Aslında onun hayat yolculuğu Horasan'dan Kırşehir'in Yağmurlu Büyükoba köyünde konaklayan Deveci kabilesinin göçüyle başlıyor.
Ve Muharrem Ertaş'ın o meşhur av şarbozluğunu O kadar içten okumasının sebebi belki de bu büyük göçtür bilemiyorum.
Bu arada ses aralığı 1,5 oktavdır Muharrem Ertaş'ın.
Biraz da onun hayatından bahsetmek istiyorum.
Muharrem Ertaş'ın babası zurnacı ama onu asıl yetiştiren Kırşehir'in ünlü saz ustası Yusuf Deveci Usta'dır.
Ama ses genetik ya kim ne derse desin.
Muharrem Usta'nın bulduk diye bir dayısı varmış.
Sesi o kadar güzelmiş ki o bulduk dayısının.
Seferberlik zamanı asker kaçaklarını yakalamak için kullanırlarmış.
Yani türkü söyletiyorlar.
Asker kaçakları o dayısının sesini duyup dağdan köye iniyorlarmış.
Öyle bir ses. Muharrem Ertaş'ın ilk eşi vefat ediyor arkadaşlar.
Ve ondan zaten hiç çocuğu olmamış.
Sonra ikinci evliliğini Neşet Ertaş'ın annesi Döne Hanım'la yapıyor.
Ama nasıl evleniyorlar? Neşet Ertaş buna çok içlenir.
Yani diyor ki bize aşiretlerin dışında kız vermezlermiş.
Hatta bir söz vardır ya kızı gönlüne bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya diye.
Bu sözde Neşet Ertaş çok içlenir.
Demiş ki bir röportajında kızlarının gönlüne bu sözlerle gemi vuranlar mutsuz evliliklerinin de müsebbibidir.
Yani onların vebalini siz taşıyorsunuz diyor.
Bence haklı. Neyse babasına kız vermeyecekleri için Keskin'in Hacel köyüne gelmiş ve orada Neşet Ertaş'ın annesi Döne Hanım'ı görmüş.
Beğenmiş, evlenmişler. Beş çocukları olmuş ama Döne Hanım çocukları daha çok küçükken maalesef vefat etmiş.
Ve annesiyle babası birbirlerine o kadar aşıklarmış ki Döne Hanım.
Muharrem Ertaş bir yere gittiği zaman çalışmaya gidiyor ya diğer köylere.
O dönene kadar ağlarmış öyle bir sevgi.
3-5 gün yokluğuna dayanamazmış.
İşte Neşet Ertaş maalesef küçük yaşta annesiz kalmış bir sanatçımız.
Tam burada bir es vereceğim ve size Ercan Kesal'ın Peri Gazazo kitabında okuyup çok etkilendiğim bir Neşet Ertaş hikayesi var.
Onu anlatmak istiyorum. Düz göğüslü saz hikayesi.
Neşet Ertaş'ın sazlarını yaptırdığı Tavşancı Hüseyin diye bir saz ustası var.
Bir gün Hüseyin ustasına gidiyor ve ondan düz göğüslü bir saz yapmasını istiyor Neşet Ertaş.
Ama usta bu sazı yapmıyor çünkü hiç aklına yatmıyor bu düz göğüslü saz hikayesi.
Neden? Çünkü öyle yaparsa sazın göğsü bombeli olacak.
Ve Neşet Ertaş ustaya bu sazı yaptıramayınca çırağına yaptırıyor gizlice.
Ve ortaya müthiş bir saz çıkıyor.
Daha sonra herkes bu sazdan istiyor tabii.
Ve Neşet Ertaş yıllar sonra anlatıyor neden böyle bir saz istediğini.
Diyor ki sazların diyor zamanla döşleri çöküyordu.
Göğüs çökünce teller yukarıda kalıyor.
Kavisli olunca da eşiğin altı yukarıda kalıyor.
Göğüs aşağıda oluyor. Yani sazın göğsü çöktüğü zaman çok daha içli çok daha derinden bir ses geliyormuş.
O yüzden böyle bir saz istemiş Neşet Usta.
Belki de yetimim beni göğsüne yasta demek istiyor kim bilir.
Dediğim gibi daha 12 yaşındayken annesini kaybetmiş bir çocuk Neşet Ertaş.
Ve yıllar sonra annesine yazdığı neredesin sen türküsünü şimdi bence daha başka bir şekilde dinleyeceksiniz.
Hani diyor ya orada şu garip halimden bilen şiveli nazlım.
Gönlüm hep seni arıyor. Neredesin sen?
Tatlı dillim, güler yüzdüm, ey ceylan gözdüm.
Gönlüm hep seni arıyor, neredesin sen?
Ben ağlarsam ağlayıp, gülersem gülen.
Bütün dertlerimi anlayıp, gönlümü bilen.
Sanki kalbimi bilerek yüzüme gülen.
Gönlüm hep seni arıyor, neredesin sen?
Sinemde gizli yaramı kimse bilmiyor diyor devamında da.
Söylemeyeceğim, dinleyin.
Yani bir anneye yazılabilecek en güzel şarkılardan birisi bence bu şarkı.
Annesinin vefatından sonra Neşet Ertaş ve dört kardeş...
Neşe öksüz kalıyor ve babası Muharrem Ertaş Arzu isimli bir hanımla tekrar evleniyor.
Neşet Ertaş'ın analığım dediği hanımefendi Arzu Hanım o da Yozgat'ın Kırk Soku köyünden ama bu evliliğin karşılığında Muharrem Ertaş'tan Arzu Hanım'ın bir akrabasını yetiştirilmesi isteniyor.
Saz eğitimi verip yetiştirilmesi isteniyor.
Hacı Taşan Neşet Ertaş'ın dayım dediği isimdir.
Daha sonra ondan da bahsedeceğim.
Ve diyorlar ki öyle kızı alıp gitmek yok hani buraya yerleşeceksin diyorlar.
Muharrem Ertaş'ın kısaca hayatı böyleydi.
Yine ara ara değineceğim ama onun ataları da profesyonel müzisyen Abdallar çünkü.
Horosan'dan gelmişler konar göçer olmaları ve geçim kaynaklarını da müzikten sağlamaları dolayısıyla Çingene grupları ile benzerlik taşıdıkları düşünülüyor Abdallar'ın.
Hatta Alevi ve Çingene diye ötekileştirilmişlerdir.
İkinci sınıf vatandaş muamelesi görmüşlerdir.
Ve düğünlerde şenliklerde sünnetçiliği kalaycılık yaparlar, çalgı çalarlar, şarkı söylerler.
Yani Abdallar yaşadıkları yerlerde.
Öyle has vatandaş olarak görülmemişlerdir.
İkinci sınıf muamelesi görmüşlerdir ve bunun acısını çekmişlerdir.
Hatta Neşet Ertaş der ki Türk köylerinde kasketsiz ve dik yürümemiz pek öyle makbul karşılanmazdı der.
Çok şaşırtıcı ama bunlar yaşanmış.
Hatta der ki bizler köylünün büyüğüne de küçüğüne de ağa derdik.
Çünkü bize göre bizim dışımızdaki herkes ağadır diyor Neşet Ertaş.
Bir de diyor ki biz sizi diyor düğünlerde eğlendirdik.
Bunun neyi kötü olabilir? O zaman düğünlerinizde şenliklerinizde davulsuz zurnasız yapın efendim diyor kendine has üslubuyla.
Hatta Dertili Yoldaş diye bir türküsü vardır.
Orada diyor ya zengin isen ya bey derler ya paşa, fukaraysan avdal derler ya çingen haşa.
Bence ondaki bu içe dönüklüğün sebeplerinden biri de bu maruz kaldıkları şeylerden dolayı.
Hem yoksulluk hem aşağı görülme hakir görülme hani diyor ya biz doğduğumuzdan beri yoksulluk varlığı görmedik ki yoksulluktan şikayet edelim diyor.
Ama Neşet Ertaş benim bildiğim en gönlü zengin sanatçılardan biri bu arada.
Benim ona olan sevgimin sebebi şarkıları değil önce insanlığına sonra şarkılarına.
Çocukluğunda da babasıyla köy köy gezerlermiş.
Yani gittikleri yerlerde babası köy odalarında sas çalarmış.
Köylüler de ona bunun karşılığında böyle bulgur verirlermiş.
verirlermiş. Sonra o köyü diyor bıktırmamak için başka köye geçerdik diyor.
Ve bir köyde bize iyi davranırlarsa 6 ay kalırdık.
Ama bir yerde bir seneden fazla barındığımızı kaldığımızı bilmem diyor.
Zaten Neşet Ertaş'ın kendi biyografisini anlattı.
Çok güzel dizeleri var. Bir kısmını okuyayım.
1938 Cihan'a Kırtılılar köyünde geldin dediler.
Babama Muharrem anama döne dedim.
Sen atayı bildin dediler.
Dizinde sızıydı anamın derdi.
Tokacı saz yaptı elime verdi.
Yeni bitirdim üç ile dördü.
Baban gibi sazcı oldun dediler diye devam ediyor.
Bu dizelerinden de böyle hakkında bir sürü şey öğreniyoruz.
İlk kez on yaşında sevdalandığını babası saz çalarken onun zil çalmasını meydanlarda oynadım bana köçek dediler diyor bir yerde bu şiirde.
Annesi ölünce beş öksüz perişan karışları.
Hatta bir kardeşi üç aylık.
Maalesef annesi öldükten sonra o da vefat etmiş.
Ve dört kardeş kalışları bu şiirde o da var.
Yine göçmeleri, Yozgat'ın Kırk Soku köyüne gelişleri.
Bize ana yok mu diye sorduk diyor burada.
Arzu annesini buluşları.
Küçük kardeşleri öldüğü vakit babalarının askerde olması.
Biz yine öksüz kaldık diyor burada.
Sonra Yozgat'tan Kırıkkale'ye gelişleri.
Burada keman çalmayı öğrenmiş.
Keman çalmayı da bilir bu arada Neşet Ertaş.
Sonra babasını bir yere dünür gönderiyor.
Çalgıcılar diye kızı vermiyorlar.
Hatta çok başlık parası istiyorlar.
Bunun üzerine yıllar sonra bir röportajda Neşet Ertaş diyor ki gönül parayla satılır mı diyor.
Ne kadar güzel söylemiş. Ve Neşet Ertaş da ileride kendi oğlu olduktan sonra aynısını yaşamış arkadaşlar.
Yani hiçbir şey değişmemiş. Ama gelini oğlunu çok sevdiği için ailesinin sözlerine aldırış etmemiş.
Ama böyle bir olay da yaşanmış.
Daha sonra Neşet Ertaş Ankara'ya gidiyor.
En büyük aşkı Leyla ile tanışıyor.
Daha sonra içkiye düşüyor.
Aşk hançerini vurdu derinde diyor.
Hatta Canan acımaz mı garip dostuna diyor.
Garip de kendisi oluyor.
Şiir yazarkenki mahlası gariptir Neşet Ertaş'ın.
Buna da geleceğim az sonra.
Yani kendi biyografisini bu şekilde dizelerle anlatmıştır çok güzel bir şekilde.
Şimdi Neşet Ertaş deyince aklımıza tabii ki Kırşehir geliyor direkt.
Kırşehirlilere selam olsun buradan.
Neşet Ertaş Kırşehir ile özdeşleşmiş bir isim.
Artık yani Kırşehir eşittir Neşet Ertaş.
Çok önemli isimler var ama burada.
Çünkü Türkmenler gelirken kültürlerini de birlikte getiriyorlar göç ettikleri zaman.
Aşık Said, Muharrem Ertaş, Çeki Çali, Aşık Seyfullah, Aşık Hasan ve Neşet Ertaş gibi büyük büyük ses mimarlarına barındırmış bir il olması dolayısıyla çok önemli.
Sadece onlar değil Kırşehir deyince Ahi Evran, Hacı Bektaş Veli, Aşık Paşa, Caca Bey bir sürü isim.
Bu isimler de büyük inanç ve kültür mimarları.
O yüzden Kırşehir çok önemli.
Peki Horasan kökenli Abdallar?
Ta oralardan göçüp Anadolu'nun ortası Kırşehir'e neden gelmişler?
Ahi Evran'dan dolayı.
Çünkü ahilik teşkilatını kurdu Ahi Evran biliyorsunuz.
Ve Türkmen Alevisi piridir.
Hacı Bektaşi Veli'nin de onun tarikatına tabidir.
Hacı Bektaşi Veli Alevi Bektaşiliğin öncülerinden.
Onun takipçilerine zaten Bektaşi diyoruz.
Ve bir de tabii ki Yunus Emre var.
Yani o da Orta Anadolu'dan.
Onun da şiirleri hep Abdallar, Dervişler yoluyla yayılmıştır.
Yani bu insanların önemini görebiliyorsunuz.
Büyükleşmesine önderlik etmiş isimler bunlar.
Zaten Neşet Ertaş'ın şarkılarına şöyle bir bakın.
Hep insan sevgisi vardır.
Çok naiftir. İşte bundan geliyor.
Bu kökleri buradan geliyor.
Abdallık geleneğinden. Zaten Kırşehir'le Abdallar Neşet Ertaş için toplumun örnek almaya layık en gözde kişisi derler.
Öyle kabul ederler. Şimdi Neşet Ertaş'ın doğduğu güne gidelim.
O doğduğu zaman babası sevinçten kalkıp saz çalmış.
Hatta göbeğine saz koymuştur babası doğduğu zaman.
Ve Neşet Ertaş daha doğduğu gün tanışmıştır sazın sesiyle.
Ve 5 yaşından itibaren babasıyla hep yakın köylere beraber gitmişlerdir.
Sünnetlerde, düğünlerde babası hep saz çalarmış.
O da izlermiş babasını.
Biz diyor izlerdik bir öğrenci gibi.
Onları izlemekle mükelleftik diyor.
Ve Neşet Ertaş babasına çok hayran.
Hatta onun için der ki kaynak kişiler bir köz gibidir.
Deşirdikçe narı. çıkar der babasına ithafen bunu söylüyor.
Zaten babası da onun gibi samimi ve yalın bir üsluba sahiptir.
Yani bu insanların hiç böyle ünlü olayım, şöhret olayım öyle bir dertleri yok.
Sanat için sanat yapıyorlar.
Ve burada şunu da söylemek isterim.
Muharrem Ertaş'ın bir sözü var çok sevdiğim.
Yiğit gölgesinde yiğit saklanır.
Kötülerin dalı gölgesi olmaz.
Söze bakar mısınız?
Müthiş. Yani Neşet Ertaş'ı sanatını anlamak için daha doğrusu babasını anlamalıyız.
Çünkü kendisi de diyor ki benim müzik duygularımın tamamı babamdan geliyor.
Ben babamın duygularıyla çalarım diyor.
O yüzden bilmemiz gerekiyor Muharrem Ertaş'ı ve ileride hiçbir müzik eğitimi almadan sanata atılmasının sebebi de...
Bu arada Muharrem Ertaş'ın sesi Avrupa ve hatta Japonya'nın farklı üniversitelerinde doktora tezi olmuştur.
O kadar önemli bir ses.
Hani bir buçuk oktavın dışında böyle de bir doktora tezi olma durumu var.
Oğuz Aral bir programda demişti ki neden Muharrem Ertaş'a ve Neşet Ertaş'a bir müzik kürsüsünde görev verilmedi?
Ben de sormak istedim bunu.
Ve onca sene o mahalle üsluplarını korumayı başarmışlar hiç bozulmadan.
Bir de sevdiğim bir detay.
Neşet Ertaş şarkı söylerken dikkat edin.
Dikkat çekmek istediği yerlerde sesini böyle çok güçlü kullanır.
Daha narin söylediği yerlerde duygularını yansıtır.
Hem şair Ozan hem de çok iyi bir besteci Neşet Ertaş.
Ve şarkılarını şöyle bir anımsayalım.
Neredesin sen ah yalan dünya, zülüf dökülmüş yüze, kendim ettim kendim buldum, gönül dağı, düğünlerde oynadığınız kesik çayır şarkısı.
Ve benim en sevdiğim Ahirim Sensin bu şarkının da hikayesi gelecek az sonra.
Bunlar en bilinen ilk aklıma gelen parçaları ama daha sayısız bestesi şarkısı var.
Ve Neşet Ertaş'ın repertuarının bu kadar zengin olmasının sebebi bence Türkiye'yi gezmesinden kaynaklı.
Çünkü dediğim gibi 5 yaşında babasıyla köy köy gezermiş ama okula maalesef hiç gidememiştir.
Hayatı yoksullukla geçmiş çok istemiş okumayı ama olmamış hayat şartları el vermemiş.
Bir köyde çok varlıklı bir ailenin öküzlerini gütmüş.
Düvenlerini sürmüş. Yani küçükken okul yerine hep çalışmış Neşet Ertaş.
Ama iti devlet konservatuvarı tarafından kendisine fahri doktora verilmiştir.
Sevindirici bir haber. Ve bağlamadaki o tavırları üniversitede ders olarak okutulmuştur Neşet Ertaş'ın.
Hani bir şarkısında diyor ya.
İsterim ki bu dünyada hiç kimse cahil kalmasın diyor.
Ne kadar güzel. Peki neden Neşet Ertaş garip mahlasını kullanıyor bunu da anlatalım.
Kendi deyimiyle açıklayacağım çok acı bir hikayesi var.
Diyor ki gittiğimiz köylerde hiç kimse hiçbir çocuk bizimle arkadaşlık etmezdi.
Köyün çocukları bana köçek gözüyle bakardı.
Ben de çocuktum çok utanırdım ama bu ekmek davasıydı diyor.
İşte gittiği köylerde garipliğin ne demek olduğunu çok acı bir biçimde daha çocukken tatmıştır.
Ve çocukken şu sözü bile duymuş.
Biz topraktan...
Siz dışkıdan hasıl olmuşsunuz diyorlarmış Neşet Ertaş'a.
Bu çok korkunç bir şey ya.
İnanılır gibi değil ama bunlar yaşanmış maalesef.
Ve Neşet Ertaş babasıyla da şöyle bir diyalog yaşıyor.
Babası işte bir gün Ankara'ya geliyor.
Neşet Ertaş babasına yazdığı şiirleri gösteriyor.
Ben diyor böyle şeyler yazıp çiziyorum baba.
Sonuna ne diyeyim diyor. Yani isim soy isim yazamaz.
Ne yazayım diyor mahlas olarak.
Babası da diyor ki oğlum bize garipler derler diyor.
Sadece tek bir kelime.
Garip. O yüzden koymuştur bu mahlası.
Garipler Anadolu'da yaşayan zanaatçı, konar göçer, abdallar ve ötekileştirilenlerdir.
Yani Neşet Ertaş diyor ya kula kulluk ettik diyor.
Zaten garibin anlamı kimsesi olmayan, kimsesiz kişi, zavallı kişi, gurbette yaşayan, doğduğu yerden ayrı düşmüş.
Oralara da geleceğim az sonra. Ve 15 yaşında cebinde 2,5 lirayla Ankara'ya geliyor.
Niyeti buradan İstanbul'a gidebilmek ama parası yetmiyor.
Ve Ankara'da akşama kadar saz çaldırıyorlar otogarda.
Sonra otobüste böyle kuytu köşede bir yer veriyorlar ve ayakta gideceksin diyorlar.
Ankara'dan İstanbul'a ayakta gidiyor.
İstanbul'a aç karnına iş arıyor günlerce iş bulamıyor işsiz kalıyor.
Ne iş olursa diyor yapacaktım artık diyor o raddeye gelmiş.
Ve daha 14-15 yaşında gencecik bir delikanlı.
Sonunda dayanamıyor. Sirkeci de bir plakçıya gidiyor.
İyi ki de gitmiş. İçeriye giriyor.
Buyur diyorlar. Niye geldin?
İşimiz var. Sonra dinleriz seni falan diyorlar.
En son diyor ki ben bir bozlak söyleyeyim.
Bozlak söylüyor. Şençalar plan sahibi hüngür hüngür ağlıyor Neşet Ertaş'ı dinleyince.
Kadri Şençalar. Ve hemen bir anlaşma imzalıyorlar.
Sonra Beyoğlu'nda bir pavyona götürüyor Neşet Ertaş'ı.
Diyor ki size diyor bir garip getirdim.
Orada bile garip diyorlar.
Pavyonda sabah ve öğle yemeği veriyor pavyon ona.
Ve akşam da türkü söylüyor.
Bu şekilde para kazanıyor. Ve o dönemler kendini sanırım çok yalnız hissediyormuş Neşet Ertaş.
Ve çok sevdiği de bir parça var.
Hep bu çaldığı zaman ağlarmış.
Zeki Müren'in parçası.
Yaşamak zevki verir bana sonsuz kederim.
Birazdan Zeki Müren'le olan anısını da anlatacağım sizlere.
Çok güzel bir anısı var. Ama Neşet Ertaş İstanbul'u hiç sevmiyor.
Kırşehir'e dönüyor. Ama orada da duramıyor.
Bu sefer Ankara'ya gitmeyi kafasına koyuyor.
Neden? Çünkü hani demiştim ya babası annesini istemeye gittiği zaman hani birine eğitmesi isteniyordu.
Muharrem Ertaş'ın çırağı Hacı Taşan ki kendisi de aptal müziğinin en önemli temsilcilerinden biridir.
İşte akrabası Hacı Taşan'ı Neşet Ertaş.
Ankara Radyosu'na bir programda denk geliyor ve Neşet Ertaş Yurttan Sesler programına katılıyor bundan sonra.
Hatta der ki hayatımın en heyecanlı günüydü o Yurttan Sesler programına katıldığı gün.
Ve orada öyle bir okuyor ki bu yaştaki delikanlının nasıl böyle bir sesi olur diye baya şaşırıyorlar, hayran kalıyorlar.
Ve bu çocuğun istikbali çok parlak demişler o gün.
Ve daha sonra Ankara Radyosu'nda ayda iki kez 15'er dakikalık sürelerle yayına çıkıyor Neşet Ertaş.
Ondan sonra ünü artmış.
Sonra Ankara Radyosu bir imtihan açıyor ve bu imtihana 200 kişi giriyor.
Neşet Ertaş kazanıyor ve hocaların karşısında okuyor türkülerini.
Batı müziği hocası bile var düşünün sadece Türk müziği değil.
Neşet Ertaş yıllarca TRT'de çalışıyor radyoda ve ayda iki kez dediğim gibi canlı yayına çıkıyor.
Ama TRT'nin şube müdürü tarafından maalesef sansüre uğruyor.
Hatta bunun için demiştir ki türkülerimizin gırtlağının sıkılmasının...
Günahkarı onlar demiştir.
Vebali onların boynuna demiştir.
Ve bizim türkülerimizin günahı ne diyor daha sonra?
Zaten Neşet Ertaş'ın sanatını böyle küçümsemişler o dönem.
Yani mahalli sanatçı demişler sürekli.
Mahalli sanatçı. Ünü dünyaya yayılmış ama mahalli sanatçı.
Yöre sanatçısı. Neşet Ertaş'ın bir sözü var bu konuyla alakalı.
Çok seviyorum. Diyor ki Ozan'ın ağzı bağlanmaz.
Ozan'ın gırtlağı sıkılmaz.
Ne demektir Ozan? Peygamberimiz bile benden sonra peygamber gelmeyecek ama aşıklar gelecek dememiş midir?
Mecburen gelecektir.
Bu bile bile hakkı inkar etmek demektir diyor bu olaylardan sonra.
Yani bu kadar ince ruhlu bir adamı bile üzmüşler gönül adamı.
Neden gönül adamı diyorum?
Türkülerine bakın hep böyle insan sevgisiyle dolar taşar.
Her türküsünden gerçekten bir felsefe kitabı çıkar.
O kadar zengin. Zaten abdalların geneli böyle.
Yani bir profesör demişti ki onlardan hırsızlık, kavga bu tarz şeyler beklemeyin demişti.
Geneli böyle insan sevgisiyle dolu Neşet Ertaş gibi.
Neşet Ertaş sahneye çıktığı anda pavyonda çıktığında bile hiçbir kavgaya tanık olmamış bir isim.
Yani ne konserinde ne pavyonda o çıktığı anda herkes bir anda sakinleşip duruyormuş.
Ve zaten kendisini şöyle tanımlıyor.
Keremlerden, Mecnunlardan, Karacaoğlanlardan, Pir Sultanlardan süre gelen bir aşk kanalının getirisi.
Çok güzel bir tanım bu.
Zaten şu dörtlüğünden belli.
Hak bildiğim yoldan ayrı gitmedim.
İnsanı insandan ayırt etmedim.
Gönülleri kırıp can incitmedim.
Bir garip sazımı çaldım giderim.
Bir de kendisi o kadar para kazanmasına rağmen hep böyle ömrünü makul ölçülerde yaşamış bir isim.
Çünkü kazancını böyle hep fakir fukara yardım etmiş.
Muhtaç olanlarla paylaşmış.
Yani gönüllü bir yoksulluk sürmüştür hayatı boyunca.
Mesela bir örnek ver Merve derseniz şunu söyleyebilirim.
Bir gün Neşet Ertaş bir düğüne gidiyor programa.
Düğün sahibi Neşet Ertaş'ı o kadar çok seviyor ki ve beğeniyor ki ona bir çanta dolusu para veriyor.
Ve Neşet Ertaş düğünden sonra işte çıkıyor saz arkadaşıyla dönüş yolunda gidiyorlar arabada.
Ve o esnada bir tarlanın önünden geçiyorlar.
Tarlada bir bakıyor Neşet Ertaş çoluk çocuk mu aile güneşin anında çapa yapıyor.
Hemen diyor arkadaşına dur arabayı durdur diyor.
Tanınan da bir sanatçı tabii.
Kasketini böyle önüne indiriyor tanınmayacak bir şekilde.
Tarlaya gidiyor ve çantadaki bütün parayı o tarladaki aileye veriyor.
Daha sonra arabaya geri biniyor.
Tabii arkadaşı şok ve bunu...
Asla anlatmamış. Hiçbir yerde anlatmamış.
O arkadaşı yıllar sonra bu anıyı bizlere aktarıyor.
İşte böyle güzel bir insandır Neşet Ertaş.
Neşet Ertaş'ı o kadar çok seven var ki bundan aylar önce Neşet Ertaş podcastı yapalım mı diye bir anket açmıştım Instagram'da.
O zaman daha iyi anlamıştım açıkçası.
Çünkü anketin sonucu %98 evet çıkmıştı.
Çok istediniz ve bir dolu mesaj attınız.
Lütfen yap Merve diye.
Hatta bugünkü bölümümüzün sponsoru Elis Kuyumculuk da gerçek birine...
Neşet Ertaş hayranı. Böyle bir bölüm çekeceğimi duyunca sağ olsunlar hemen sponsor olmak istediler.
Elis Kuyumculuk Almanya'da çok büyük bir marka olma yolunda emin adımlarla ilerliyor ve ilk hedefleri Almanya'nın birçok şehrinde bayilik ağıyla büyümek duyurulur.
Zaten hiç şüphem yok bir altın müdavimi olarak çok zevkli ve çok modern buluyorum aksesuarlarını.
Kendileri Almanya'nın en bilinen Türk kuyumcularından zaten aşağıya linklerini bırakıyor olacağım.
Altın severler mutlaka bir göz atsın.
Bu arada Türkiye'den sonra en çok dinlendiğim ülkelerden biri Almanya.
Almanya'da yaşayanlar direkt zaten mağazalarını ziyaret edebilir.
Bizler de internetten online satın alabiliyoruz.
İnstagram'dan sipariş verdiğimizde başta Avrupa ülkeleri ve tüm dünya ülkelerine paket posta servisleri var.
Tabii ki UPS güvencesiyle.
Bence altın dünyanın en güzel yatırım aracı.
Peter Tapsell'in dediği gibi bilim adamları koyunu kopyalayabilir.
Belki de insanı da kopyalayabilirler.
Ama 10 bin yıldan uzun süredir altını kopyalamaktan hala çok uzaktalar.
Hani Kleopatra podcastinde demiştim ya altın uzaylı bu dünyadan değil demiştim.
Beni en çok cezbeden kısmı bu.
Aşağı bırakacağım linkten sizler de bu güzel ürünleri inceleyebilirsiniz arkadaşlar.
Şimdi dönelim altın kalpli Neşet Ertaş'ın hayatına.
Leyla Hanım'la büyük aşk ile tanışma safhasına geçeceğim.
Ankara'da bir gazinoda çalışıyor Neşet Ertaş ve orada Leyla Hanım'la tanışıyor.
Leyla Hanım da saz çalıyor, türkü söylüyor güzel bir hanımefendi ve onunla evleniyorlar.
Daha sonra iki kızı bir oğlu oluyor.
Askere gidiyor geliyor sonra boşanıyorlar.
Şimdi bizim bildiğimiz ortada çok büyük bir aşk var ama Muharrem Ertaş yani Neşet Ertaş'ın babası razı değil bu evliliğe.
Hatta yavrum alma o kızı bile demiş.
Ailelerine yakıştıramıyor gazinoda çalıştığı için.
Hatta Muharrem Ertaş daha Neşet Ertaş evlenmeden evladım diye bir türkü yazıyor.
Baba nasihat olarak diyor ki burada.
Temiz kalplisin, saf kalplisin, şöhretsin.
Hakkın vardır evlenmeye evladım.
Mevlam sebep olanları kahretsin.
Aslı bozuk alma dedim evladım diyor.
Ve yani asılsızı alma diyor.
Neşet Ertaş çok kırılıyor bu sözlere.
Biraz da tepkisel olarak gidip evleniyor.
Ve o da babasına şöyle bir türküyle cevap veriyor.
Aşkı kimden aldın?
Sevgiyi kimden? Aslı bozuk deme gel şu insana.
Soracak olursan eğer ki benden aslı bozuk deme.
Gel şu insana ya dost.
Bunun üzerine Muharrem Bey sonuç olarak şu dörtlükle cevap veriyor.
Küsmedim Neşet'im kahrettim sana.
Baban değil miydim sormadın bana.
Olan olmuş yavrum ne diyeyim sana.
Sen aklını yitirmişsin evladım diyor.
Sonra baba oğul çok uzun bir süre küsüyorlar ve babasıyla aşkı arasında kalıyor Neşet Ertaş.
Sonraları boşanıyorlar ve Neşet Ertaş cahildim dünyanın rengine kandım.
Hayale aldandım boşuna yandım.
Seni ilelevet benimsin sandım diyor.
Daha sonra viran oldu evim yurdum.
Ne söylesem boşa Leyla'm diyor.
Şimdi bu herkesin bildiği olaylar.
Ama Neşe Tertaş'la ilgili çekilmiş.
Ben bütün belgeselleri izledim, makaleleri taradım.
Baya bir literatür taradım.
Ve dikkat ettim, pek konuşmamış Leyla Hanım hakkında, evliliği hakkında.
Sadece dikkatimi çeken bir röportajı vardı.
Orada dedi ki, gözün gördüğünü söz anlatamaz.
Ben alışmışım göz göze anlaşmaya.
Ama ben anlaşmadan bir evliliğe mecbur oldum dedi.
Yani evlendim mi, evlenmedim mi bilemedim.
İki kızın bir oğlum oldu.
Oldu mu olmadı mı bilemedim.
Çünkü gönülsüz köpek koyuna hayretmedi dedi ve en sonunda çiçek gübrelikte bitse de çiçektir ama kompostoyu gübrenin içine koy.
İçini çeke çeke de ye olur mu hiç dedi.
O eski yanıkları yüreğimden atamadım.
Gönlündeki eski izleri silemediğim için evliliğimden tat alamadım.
Benim bu durumum analara babalara gençlere ders olsun.
Birine aşıkken bir başkasıyla çocuklarını evlendirmesinler.
Bir insan kime aşıksa onu almalı.
Bir insan kime aşıksa ya alsın ya ölsün.
Dedim ya gönül kimi severse aşk onda güzeldir.
Başkasında kar etmez.
İşte bu sözleri söylemesi beni bir düşündürdü.
Hatta alıp başını gidiyor evliyken ve yıllar sonra da boşanıyorlar.
Ve röportajda diyor ki pişmanlığım evliliğimdir diyor.
Gönülsüz evliliğim diyor. Ben bunları demesine çok şaşırdım.
Yani kendi ağzından işittim röportajında bunları.
Ama Leyla Hanım'dan sonra yazdığı şarkılara bakıyoruz.
Zaten sanatının zirvesine çıkmıştır o ayrılık sonrası.
Hani diyor ya şarkıda Mevlam ayrılık vermesin gökte uçan kuşa Leylam.
Yazımı kuşa çevirdin şarkısında.
Pek çok şarkı... bestelemiş ondan sonra.
Onu anlamadım. O kısmı anlamadım.
Sonra zaten babasıyla barışıyorlar.
Tamam ama yani bu sözleri söyleyen biri neden böyle şarkılar yazmış ayrılıklı sonrası bilemedim.
Acaba babasıyla barışmak için mi diye de düşündüm.
Zaten babası Muharrem Ertaş o boşanmadan sonra bir bozlak daha yazıyor.
Diyor ki tükettin ömrünü koymadın özümü.
Atasözü tutmayan döver dizini.
Leyla çıkmış konsere takmış pozunu.
Bu da bize zuldür evladım diyor bu bozdakta.
Neyse devam edelim.
Şimdi size çok sevdiğim bir anısını anlatacağım.
Neşet Ertaş doğuda bir yere gidiyor çalışmak için.
Ve diyor ki baktım diyor çok güzel bir araba.
Böyle bir arabanın doğuda ne işi var?
Baya şaşırıyor böyle bir araba görünce.
Meğersem o araba Zeki Müren'inmiş.
Ve o araba her yerde Neşet Ertaş'ı arıyormuş.
Onu bulmaya çalışıyormuş Zeki Müren.
Neyse o lüks araçla işte Neşet Ertaş'ı alıyorlar ve Ankara'ya bir gazinoya getiriyorlar.
Zeki Müren'e saz çalıp şarkı söyleyecek.
Neyse işte oturdum diyor çalmaya başladım.
Zeki Müren en önde rakı kadehini doldurmuş Neşet Ertaş'ı izliyor.
Saatler geçiyor Neşet Ertaş çalıyor söylüyor çalıyor söylüyor ama bir tepki yok Zeki Müren'den.
Zeki Müren sadece en önde içki içiyor başka bir şey yapmıyor.
Neyse bir panik oluyor böyle Neşet Ertaş bir ara veriyor kulise gidiyor.
Acaba diyor beğenmedi mi?
Hani sanat güneşimiz beni beğenmedi mi diye düşünüyor.
Bir rakı kadehi görüyor orada dolu.
Hemen diyor onu içtim diyor tekrar sahneye çıktım diyor.
2-3 saat aralıksız sahne yapıyor Neşet Ertaş.
Zeki Müren'den yine tepki yok ama acayip sarhoş olmuş Zeki Müren.
Sonra aman aman yandım anam diye Neşet Ertaş şarkı söylerken Zeki Müren bir giriyor parçaya.
Neşet Ertaş diyor ki yani benim saatlerce söylediğim o şarkıları türküleri her neyse bir kefeye koysanız terazide.
Kesinlikle diyor onun o şarkısı bir şarkısıyla o ağır basar diyor.
Öyle de mütevazı bir adam Neşet Ertaş.
Neyse daha sonra Zahidem şarkısını söylemeye başlıyor.
Biliyorsunuz bu şarkı Neşet Ertaş'ın.
Neşet Ertaş da böyle bir araya girip düet yapmak istiyor Zeki Müren'le.
Neşet Ertaş şarkıya bir giriyor.
Zahidem kurbanım oy ne olacak halim diye.
Zeki Müren kala kalmış ve kafasını gidip duvarlara vurmuş.
Ve vururken de diyormuş ki olamaz böyle bir şey, olamaz böyle bir şey.
Yakınları Zeki Müren'i tutmaya çalışıyorlar.
O sırada bağırıyorlar paşam yapmayın, paşam yapmayın.
Böyle de bir anısı vardır Neşet Ertaş'ın Zeki Müren'le.
O yüzden Zahidem şarkısı çaldığı anda aklıma hep hep bu anı gelir.
Bu Zahidem türküsü beni mahvediyor gerçekten.
Çünkü yarım kalmış bir aşkın hikayesi bu.
Neşet Ertaş anlatmıştı hikayesini.
Şöyleymiş. Diyor ki biz dedelerimizden beri bu şarkıyı düğünlerde çalıp söylüyoruz.
Ben 13-14 yaşlarındayken Kırşehir'in Çiçekdağ kazasını bir köyünde düğüne gitmiştim diyor.
Elime bir şiir yazılı böyle bir kağıt verdiler.
Ve sonradan öğrendiğime göre öksüz bir çocuk yazmış bu şiiri diyor.
Zahidem şarkısını öksüz bir çocuk yazmış.
Hikayesi de şöyle işte öksüz bir çocuğu zengin bir aile vakti zamanında evine alıyor ve bu çocuk da o evdeki kıza aşık oluyor.
Yıllarca sürüyor bu aşk.
Kızın adı da Zahide. Daha sonra bu çocuk büyüyor askere gidiyor ve o kızı başkasıyla evlendiriyorlar.
İşte Neşet Ertaş düğünde eline tutuşturulan o şiiri düzeltiyor ve 45 yıl önce pila okuyor.
Bu şiiri yazan kişinin adı aslında Arap Mustafa yani Zahide'ye aşık olan kişinin adı.
Arap Mustafa arkadaşlar ve askerde Zahide'nin evlilik haberini alıyor, yıkılıyor ve onun üstüne bu dörtlükleri yazmıştır.
Zahide'm kurbanın olan ne olacak halim?
Gene bir laf duydum, kırıldı belim.
Gelenden gidenden haber sorarım.
Zahide'm bu hafta oluyor gelin.
Çok acıklı bir şarkı bu arkadaşlar okurken bile mahvoldum şu an.
Arap Mustafa ve Zahide hayattayken değil öldükten sonra bu şiiri düzenlemiştir Neşet Ertaş.
Neden? Çünkü başkalarıyla evli oldukları için saygıya bakar mısınız?
Şu inceliğe bir bakın ya.
Ve Arap Mustafa'nın o gönül yangını herkeste bir sızı olmuştur.
Zeki Müren ile Neşet Ertaş'ın o türküsünün hikayesi de buydu arkadaşlar.
Şimdi gelelim Almanya'ya gidiş kısmına.
Neşet Ertaş'ın biliyorsunuz kendini çok fazla alkole verdiği bir dönem var.
Bir de şöyle bir durum var.
Zaten düğünlerde çaldığı için genellikle düğün sahipleri alkol ikram ediyorlar karşı tarafa.
Onu içmemekte biraz ayıp karşılanabiliyormuş.
Sonra gide gele gide gele diyor.
Bu bir alışkanlığa döndü maalesef diyor.
Ve bir gün Ankara'da sahnede saz çalarken bir anda parmakları kilitleniyor Neşet Ertaş'ın.
Çalamaz bir hale geliyor.
Neden? sabahları bile aç karnına artık sek rakı içiyordum diyor.
Alkolden dolayı olmuş bu parmak itlenmesi.
Neyse düzelmesi için Türkiye'de bir tedavi görüyor fakat bir netice alamadığı için abisi Almanya'da yaşıyor.
Gel diyor bir de burada baktıralım diyor.
İşte aslında Almanya yolculuğu bu şekilde başlamış.
Yani hastalığı tedavi olması için gidiyor ve daha sonra orada kalıyor.
Orada elektrik tedavisi iğneler uygulanıyor.
Baya baya iyileşmiş parmakları tekrar saz çalmaya başlıyor.
Bir de Almanya'da kalma sebeplerinden birisi biliyorsunuz ki kendisi bir eğitim hayatı olmadı.
Okuyamadı ve bunun acısını çok çekmiştir Neşet Ertaş.
Çocuklarım okusun istedim diyor.
O yüzden Almanya'da kaldım diyor.
Bir de şöyle bir söz etmişti bir röportajında.
İçim giderdi diyor.
Okula giden çocuklara baktığım zaman çok üzülmüştüm bunu duyunca.
Ve Almanya'da artık böyle gurbetçi düğünlerinde çalmaya başlıyor.
Yani Türkiye'de turnelere giderken oldukça ünlüyken Almanya'da tekrar aslında o başladığı yere dönmüştür Neşet Ertaş.
Hayattaki başlangıç yerine düğünlerde çalmaya başlamıştır.
Neden bunu söylüyorum?
Çünkü sıfır ego gördüğünüz gibi.
Bir de Almanya'da Alman bir sanatçıyla tanışıyor.
Onun sayesinde bir sanat okulunda saz eğitmenliği yapmıştır.
boyunca saz öğretmenliği yapmış.
Hatta pasaportunda da saz öğretmeni yazar Neşet Ertaş bundan dolayı.
Çok da hoşuna gider bu ama bir de TRT'de yapılan muameleye bakın.
Almanya'da yapılana bakın. Çok üzücü gerçekten.
Peki Neşet Ertaş Almanya'da mutlu mu sizce?
Zannetmiyorum çünkü gurbet acısı çekmiş, hasretlik çekmiş ama işte küstürmüşler de biraz onu söylüyorum ya.
Röportajlarında diyor ki gurbette olanların hiçbiri mutlu değil.
Gurbet herkesin yüreğinde taş gibi diyor.
Yani bu sözleri sarf eden birinin mutlu olduğunu ben düşünmüyorum.
Almanya'dayken babasına da bu arada hiç unutmamıştır.
Hep maddi yardımlarda bulunmuştur Muharrem Ertaş'a.
Ama maalesef babasının cenazesine yetişememiştir.
Bu arada babası Muharrem Ertaş'ın mezar taşında da çok anlamlı sözler yazıyor.
İşte geldim, işte gittim.
Güz çiçeği gibi bittim.
Yalan dünyada ne iş tuttum.
Ömrü çeyim geçti gitti yazıyor Mezertaş'ın da.
Ömrü çeyim.
Söze bakar mısınız? Çiçeğim.
Çok güzel ya. Ve yani fani dünyanın naifliği bu kadar güzel bence anlatılabilirdi.
Babası yani ruh arkadaşı hastalandığı zaman hemen geliyor Neşet Ertaş.
Babası da onu görünce sevincinden hemen ayağa kalkmış.
Hatta saz bile çalmış. Düşünebiliyor musunuz?
Ölüm döşeğinde. Diyor ki Neşet Ertaş babam ne zaman beni görse ayaklanırdı diyor.
Hani gözlerini içi parlardı.
Ama o dönem herhalde bir...
Alzheimer gibi bir durum da var.
Beni bile unutmuştu diyor.
Ve ne zamanki Neşet Ertaş Almanya'ya geri dönüyor hemen ardından babası vefat etmiştir.
O yüzden cenazesine yetişemiyor.
Hatta ölmeden önce de sazını oğlu Neşet Ertaş'a bırakıyor Muharrem Ertaş.
Peki Merve Neşet Ertaş neden kırgın Türkiye'ye neden dönmüyor?
Çünkü türküleri yasaklanmış.
Telif yasaları olmadığı için o dönem içerisinde türküleri üzerinden herkes böyle deli dehşet para kazanırken.
O geçimini düğün düğün gezerek sağlamaya çalışıyor.
Gerçi o kadar yüce gönüllü bir insan ki.
Diyor ki ben bestelerimi okuyanlardan ne para istedim ne şöhret peşindeyim.
Sadece diyor beni görünce bir selam verseniz yeter diyor.
Böyle yüce gönüllü bir insan.
Ama şöyle de bir durum var.
Babasının ölümü onu çok sarsıyor.
Yani 20 sene boyunca içine kapanıyor.
Ne radyo ne televizyon.
Hatta diyor ki hiçbir şey diyor gönlüm istemedi diyor.
Ve memlekette hala ünlü bu arada.
Almanya'da olmasına rağmen. Ama 20 sene piyasadan yok oluyor dediğim gibi.
Resmen böyle kendini unutturmaya çalışmış gibi bir hissiyat oluşturuyor insanlar da.
Hatta öldü haberleri bile çıkmıştır televizyonlarda.
O zaman da bayağı kırılmış Türkiye'ye.
Ne demek öldü diyor.
Yani yaşıyorum öldü haberleri çıkıyor.
Bir röportajda diyorlar ki Türkiye'ye dönmeyi düşünmüyor musun diye soruyorlar.
O da diyor ki yönümü bile dönmeyi düşünmüyorum.
O derece kırılmış. Bir de şöyle bir durum var.
Neşet Ertaş'ın hakkını o kadar çok yemiş.
Der ki yani şarkılarından prim yapıp adını bile anmamışlar.
Adını bile yazmamışlar.
Soranlara anonim demişler.
Düşünün artık. Hatta Neşet Usta'ya soruyorlar.
Neden diyorlar hakkınızı aramadınız?
O da diyor ki haksızdan hak talep etsen.
Ne olacak ki? Söze bakın.
Yani adam boşuna küsmemiş Türkiye'ye.
20'den fazla korsan kaseti çıkıyor.
Eserlerine anonim deniliyor.
Telif hakları göz ardı ediliyor.
Senelerce gasp ediliyor.
Ve ortada inanılmaz bir para kaybı var.
Yağmalama var resmen. Ve zaten Neşet Ertaş hayatı boyunca varlığında da yokluğunda da hep böyle gariplere, fakir fukaraya hep yardım etmiş bir insandır.
Fazla malda asla göze olmayan bir adam Neşet Ertaş.
Bir de etrafındakileri zengin etmiş.
Yani affedersiniz amiyane tabirle söyleyeceğim.
Yemişler bitirmişler adamı.
O derece sömürmüşler. Kendileri trilyoner olmuş.
Neşet Ertaş diyor ki bir röportajında İstanbul'dan Ankara'ya kadar eğretiyordu verdikleri parayı.
O kadar az. Ve Neşet Ertaş'ın bakın söylediği bozlak var ya bunu söyleyebilen kişi sayısı o kadar az ki.
Yani bu müzik türünü ciddi ciddi bu müzik türünü icra etmek çok zor.
Çünkü çok özel bir üslup.
Ve şöyle bir durum var.
Bozlak dediğimiz şeyde hiç Arap etkisi yok arkadaşlar.
Tam Anadolu. Çünkü Türkmenlerden geliyor demiştim ya en başta.
Horasan'dan hiç Anadolu'ya giden Türkmenlerle geliyor.
Abdallarla geliyor Bozlak bize.
Yani sırf bu yüzden bile saygı duyulması gereken çok nadide bir sanatçı.
Ama kıymeti bilindi mi derseniz hiç zannetmiyorum.
Neyse Almanya'ya dönelim.
İşte daha sonra Kültür Bakanlığı'nın demokratlarından Bayram Bilge Tokel Almanya'ya gidiyor.
Diyor ki belgeselini çekelim diyor Neşet Ertaş'a.
Lütfen diyor geri dön diyor.
Zar zor bir şekilde ikna etmeyi başarıyorlar.
Hasan Saltık var müzik yapımcısı o da bayağı uğraşmış.
Tam 25 sene sonra Neşet Ertaş Türk seyircisinin karşısına çıkıyor.
Nerede? İstanbul Açık Hava Harbiye'de bir konser veriyor.
Ve ne zannediyor biliyor musunuz?
Yani konsere sadece kendi memleketleri falan gelecek zannediyor.
Bir çıkıyor sahneye insan seli karşısında ve böyle eli ayağı titriyor.
Heyecandan eli ayağına karışıyor.
Bir de şöyle bir olay yaşanıyor bu konserin öncesinde.
Neşet Ertaş böyle çaktırmadan seyircilere bakıyor ve kalabalığı görünce çok heyecanlanıyor ama o kalabalıkta gözü aptalları arıyor ama hiçbiri yok.
Müzik yapımcısına dönüp diyor ki yani böyle bir şeyin olması mümkün değil diyor aptalların gelmemesi.
Ben senelerdir Türkiye'de yokum mutlaka gelmiştir onlar diyor.
Sonra bir düşünüyor ama diyor onların parası yoktur diyor.
O yüzden içeri girememişlerdir.
Hani ne olur onları bul al getir içeri koy diyor.
Yani aptalları bana bul diyor.
Gerçekten de konser alanının dışına bir çıkıyorlar.
Abdallar böyle çimlere oturmuş.
Oradan dinleyecekler Neşet Ertaş'ı.
Paraları olmadığı için Harbiye'ye girememişler.
Yani Neşet Ertaş doğru bir tespit yapmış.
Sonra tabii onları içeri alıyorlar ve ön sıralara yerleştiriyorlar.
Bu da böyle bir konser.
Hatta bu konserde diyor ya demek ki 30 senedir Türkiye'de konser.
vermediğimin hasretini çeken canlar varmış diyor.
Çok şaşırmış o sevgi Selin'e çünkü.
Hatta şey diyor ya saygısızlık olmasın ceketimi çıkarabilir miyim?
Bu konserde söylüyor onu.
Bu arada söyledim mi hatırlamıyorum.
Süleyman Demirel zamanında kendisine devlet sanatçılığı teklif edilmiştir.
Fakat cevabı şu olmuştur.
Devlet sanatçısı olmak ayrımcılığa yol açar.
Ben halkın sanatçısı kalmayı tercih ederim diyor.
Devletten para almayı reddediyor Neşet Ertaş.
Yani o kadar güzel bir gönlü var ki.
Bir de Aşık Mahsuni Şerif'le bir anısı var.
Onu da anlatmadan geçmeyeyim.
Bunu Aşık Mahsuni Şerif anlatmıştı bir röportajında.
İkisi bir konsere gidiyorlar Eskişehir'e.
Fakat konseri düzenleyen adam dolandırmış bunları.
Otelde bırakıp kaçmış Aşık Mahsuni ile Neşet Ertaş'ı.
Ve adam sadece Neşet Ertaş'ın parasını ödemiş.
Aşık Mahsuni'ye bir ödeme yapmamış.
Neşet Ertaş da demiş ki ne demek demiş benim paramı vermedi kardeşim.
Al demiş verdi ya bana 300 kağıt.
O parayı bölmüş yarı yarıya.
Yarısını da onlarla gelen sazcılara vermiş ve Neşet Ertaş'ın elinde kala kala 25 lirası kalmış o 300 liradan.
Ve bunu hala diyor unutamam diyor Aşık Mahsuni Şerif böyle güzel bir insan.
Yani ben onun güzelliklerini anlat anlat bitiremem herhalde.
Bir de şöyle bir olay yaşanmış.
Kültür Bakanlığı Kırşehir'e heykelini dikmek istiyor Neşet Ertaş'ın.
Heykelde şöyle hani demiştim ya 5 yaşındayken babasıyla beraber bir eşeğe binip köy köy çalmaya giderlermiş düğünleri elinde sazları.
İşte Kültür Bakanlığı bunun heykelini yapmak istiyor.
Heykelde şöyle eşeğin üzerinde Muharrem Ertaş, Neşet Ertaş gidiyorlar.
Böyle bir heykel tasarlamışlar.
Neşet Ertaş'a bunu gösteriyorlar.
O da diyor ki ya böyle olmasın diyor.
Niye diyorlar? Onun da bir canı var diyor eşek için.
Yani bizi ayrı ayrı yapsanız olmaz mı diyor.
O yüzden o heykel öyle ayrı ayrı.
Eşeğin üzerinde hiç kimse yok.
Koyarım Instagram'a bakarsınız.
Peki Neşet Ertaş'a neden usta diyoruz?
Çünkü o gerçekten bir ses ustası.
Yani bir müzik boyunca 2-3 farklı...
Farklı ton kullanabiliyor. Asla detone ve sürtone olmayan bir ses bürtözü ve halk müziğinde çığır açmış bir isim bu kesin.
Çünkü üstün bir doğaçlama becerisi var ve her çaldığı eseri defalarca çalmış olsa bile her defasında farklı farklı hissederek çalıyor.
Hatta bir röportajında demişti ki yani bana bir şarkıyı hemen akabinde aynı şarkıyı bir daha söyletin ben söyleyemem diyor.
Yani çünkü o duyguya girerek söylediği için o duyguyu tekrar yaşayamayabilirim diyor.
Gerçekten hissederek söylüyor ve normal bağlamada perde sayısı 18-22 arasında değişiyor ya onun bağlamasında bu sayı 40'ın üzerine çıkıyormuş.
O kadar yani. Bir de sazın göğsünü böyle davul gibi kullanır Neşet Ertaş.
Buna göğse pençe vurma deniliyor.
Bunu çok ileri seviyelerde icra ediyor.
Bir de kendine has bir icra şekli koyuyor ortaya.
Yani her daim gönlünün derinliklerinden hissederek o lirizmi, o duygu yoluyla sazıyla sesiyle ifade etmeyi başarıyor.
Ve 21. yüzyıl sanatçıların içerisinde...
En örnek alınacak kişiliklerdendir.
Sizlere son bir anısını anlatarak bu bölümü kapatacağım.
Bu anısı da oyuncu Şoray Uzun'la arasında geçen bir hadise.
Canlı yayında bir gün Şoray Uzun Neşet Ertaş'a sesleniyor.
Neşet Ertaş Almanya'da ya.
Neşet Usta diyor çocuklarıma anlatacağım bir anım olsun istiyorum.
Seninle şöyle diyor baş başa geçireceğim bir program olsun ne olursun lütfen gel diyor.
Tabii Neşet Ertaş Almanya'da dedim ya Türkiye'ye gelmiyor küsmüş.
Neyse. Şoray Uzun'un canlı yayını bitiyor.
İşte kulise gidiyor. O esnada telefonu çalıyor.
Sekreter diyor ki Şoray Bey telefonunuz var.
Şoray Uzun telefonu açıyor.
Alo diyor. Karşısında Neşet Ertaş ve diyor ki ya diyor ben kimim de diyor bana böyle yalvarıyorsun çağırıyorsun.
Sarı oğlan diyor. Sen misin diyor.
Şoray Uzun tabii anlamıyor kiminle konuştuğunu.
Kiminle görüşüyorum falan diyor.
Ben diyor Neşet Emin diyor Almanya'dan arıyorum.
Beni çağırmışsın diyor.
Yarın geliyorum diyor.
Şaray Uzun tabii inanmıyor.
Beni diyor kesin birileri tiye alıyor, işletiyor diyor.
Ama ertesi gün çat karşısında Neşet Ertaş o kadar şaşırıyor ki ve Neşet Ertaş öyle zengin biri de değil.
Yani uçak biletini kendi cebinden almış ve Şoray Uzun şok geçiriyor bu kadar şeye.
Bari diyor uçak biletinizi ödeyeyim ne olur diyor.
Neşet Ertaş da diyor ki ya ben diyor buraya konuk olarak geldim para falan alamam ne kadar ayıp oğlum öyle şeyler diyor.
Neyse program bitiyor Şoray Uzun'un dileği gerçek oluyor ve en son Neşet Ertaş işte Almanya'ya dönecek.
Dönüp diyor ki Şoray Uzun'a ya diyor bizim sanatçı milleti sen de biliyorsun diyor.
biraz nazlı olur. Azıcık diyor bazısına da yakışır naz diyor.
Şimdi bunların bazısı diyor geliyorum der gelmez.
Eğer diyor böyle bir gün konuksuz falan kalırsan ara oğlum beni ben gelirim diyor.
Ya ben daha ne anlatabilirim?
İşte böyle bir insan. Yani Necdet Ertaş halk adamı, gönüllerin insanı.
O yüzden onu çok seviyorum.
İnsanlığını çok seviyorum.
Hatta dikkat ettiyseniz Instagram'ımda da en çok onun reelsi var.
En sevdiğim de şu hani Şener Şener hayran ya ve onunla işte Gölül Yarası filmi setinde karşılaşıyorlar.
O an Onu bilmiyorum çok çok etkileniyorum onu izlerken her defasında.
Ne zaman izlesem cidden gözlerim doluyor.
Yani o kadar güzel, o kadar saf, o kadar içten bir sevgi besliyor ki Şener Şen'e karşı.
Bakışlarıyla zaten bunu gösteriyor.
Şener Şen'e diyor ya, Şener kardeşim gözlerinden öperim.
Bu sana olan sevgim yüreğimde kalmadı şükür.
Karınca kararınca bir katre dünyana katılabildiysem ne mutlu bana.
Ya şu sözlerin güzelliğine bakar mısınız?
Ya gönüllerimize katılmanın ötesine geçtin diyebilmek isterdim ben de.
Neşet Usta 23 Eylül 2012'de kanser sebebiyle bu hayata gözlerini yumdu maalesef.
Gönlümüz hep onu arıyor.
Neredesin sen sevgili Neşet Ertaş?
Ve bir bölümün daha sonuna geldik.
Aşağı bırakmış olduğum linkten bölüm sponsorumuz Elis Kuyumculuk'un aksesuarlarını inceleyebilirsiniz.
Beni Instagram'da takip etmek isteyenler için adresimi de aşağı bırakıyor olacağım.
Haftaya tekrar görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Son nefesime kadar sizlerle beraberim.
Ayaklarınızın kurabıyım, gömüllerinizin ızmakçısıyım, dertlerinizin ortakçısıyım.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
