
DİMES Cool Lime Özü Hakkında detaylı bilgi almak için: https://www.dimes.com.tr/dimes-cool/dimes-cool-lime-ozu * Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
*Bu bölüm "DİMES Cool Lime Özü" hakkında reklam içerir*
Transkript
Dimez Kullaymöz'ü sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün size çok tatlı bir konuyla geldim arkadaşlar.
Ağaçların gizli yaşamını anlatacağım sizlere.
Ağaçlar ne hissederler?
Nasıl birbirleriyle iletişim kurarlar?
Nasıl bizler gibi acı çekerler?
Bir hafızaları var mı?
Bunlardan bahsedeceğim. Doğaya bakış açınızı değiştirmeye geldim.
Malum bugün cumartesi dedim.
Belki doğa yürüyüşü yaparlar.
Belki bugün o ağaçlara daha farklı bir gözle bakarlar bu podcasti dinlerken.
Daha önce biliyorsunuz mantarların sihirli dünyasını anlatmıştım sizlere.
O bölümü çok sevmiştiniz.
Benim de hala best bölümlerimden biri.
Çok gülmüştüm, çok eğlenmiştim.
Kız istemeye giden mikolog geldi yine aklıma.
Oldlar hatırlıyor.
Yalnız o bölümden sonra hep beraber böyle mikolojiye ilgi duyduk, işte keşke mikolog olsak falan diyenler oldu.
Gerçekten mantarların sihirli bir dünyası var.
Bugün yine bahsedeceğim onlardan ama bugünkü konumuz tabii ki ağaçların sihirli dünyası.
Şimdi arkadaşlar Peter Wolleben isimli bir doğa sever var.
Ağaçlara, ormanlara gerçekten tarifsiz bir tutkuyla bağlı.
Almanya'da doğmuş, ormancılık üzerine eğitimden almış ve daha sonra 20 yılı aşkın bir süre orman müdürlüğünde çalışmış.
Mesleğini aşkla yapanlardan.
İşte bu meslek aşkı ona Ağaçların Gizli Yaşamı adlı kitabı yazdırmış.
İyi ki yazmış bu kitabı.
Kitap zaten 23 dile çevrilmiş ve New York Times bestseller kitaplarından biri olmuş.
Bizim de Ali Nihat Gökyiğit'imiz var hatırlarsanız.
Tema Vakfı'nın kurucu isimlerinden birisi.
Ormanlara sevdalı yaprak dedemiz.
Yaprak dede diyoruz ona. 25 Ocak 2023 yılında 97 yaşında maalesef aramızdan ayrıldı.
Bu ülkenin... Toprağına, ormanına evladı gibi bakmış.
Gerçek bir çevre severdi kendisi.
Yaprak dedemizi buradan saygıyla ve sevgiyle anıyorum.
Ağaçlar ormanın temelidir ve orman...
Gördüğümüzden çok daha fazlasıdır.
Yerin altında bambaşka bir dünya var arkadaşlar.
Mantarların birbirleriyle iletişim kurmalarını sağlayan büyüleyici misalyum ağlarından size bahsetmiştim.
Yani bu neydi? Bir nevi yeraltı internet ağı gibi çalışan bir sistem var yerin altında.
İşte ağaçlar da bu ağlar sayesinde mantarlar sayesinde birbirleriyle iletişim kurabiliyorlar.
Hatta bu iletişim ağlarına yeri geliyor korsanlar bile sızabiliyor.
Yanlış duymadınız. Bazı orkide türleri korsanlık yaparak yakınlardaki ağaçların kaynaklarını çalabiliyor.
Ve bazıları rakip ağaçları bile zehirliyor.
Mesela karaceviz gibi.
Bugün bitkilerin, ağaçların ne kadar zeki olduğunu ve bize benzeyen özelliklerini öğrenince eminim çok şaşıracaksınız.
Şimdi bitkilerin bilinenden çok daha öte canlılar olduğunu ilk defa kim söylüyor?
Botanik bilimci olan Darwin söylüyor.
Bilimsel temellere dayanarak söylüyor.
Sonra Darwin'i destekleyen pek çok bilim insanı araştırmalarla bunu kanıtlıyor.
Günümüze yakın isimlerden biri Suzanne Smite bir orman bilimcisi ve laboratuvarda yapay ortamda bir çam fide kökünün başka bir çam fide köküne karbon geçirebildiğini keşfediyor ve bunun gerçek ormanlarda
olup olmayacağı konusuna kafayı takıyor.
Deneyler yapıyor ve bu deneylerden birinde Bir huş ağacına plastik bir torba geçiriyor ve torbaya karbon 14 radyoaktif gazı enjekte ediyor.
Daha sonra bir gökner ağacına izotop karbon 13 karbondioksit gazı enjekte ediyor ve bir bakıyor türler arasında iki tarafla iletişim var.
Huş ağacından bir süre sonra poşeti çıkardığında bir de ne görsün?
Huş ağacı radyoaktif gazı çoktan emmiş ve arazideki diğer 80 kopeyi kontrol ettiklerinde deliller net.
Bu ağaçlar resmen yardımlaşıyorlar.
Resmen iletişim halindeler.
Bunu tespit ediyorlar. Yani bakın kafalarına poşet geçirdi ağaçların ve aralarında nasıl bir yardımlaşma oldu.
Hatta yılın belli zamanlarında gökner ağacı gölgede kalıyor ya o zaman huş ağacı yine ona yardım ediyor.
Huş ağacı da yapraksız kaldığı zaman gökner hala büyüme evresinde olduğu için ona daha çok karbon yollayarak yardım etmeye çalışıyor.
Yani iki tür böyle adeta birbirine bağımlı gibi davranıyorlar ve sadece rekabet etmiyorlar.
Yardımlaşma da var aralarında.
Bir başka deneyde huş ağacının kendi soyunu tanıyıp tanımadığını merak ediyorlar.
Ve huş ağacının hemen yanına huş ağacı fideleri dikiyorlar.
Bir de yabancı fideler dikiyorlar.
Nasıl bir tepki verecek diye.
Huş ağacı kendi soyunu tanıyor.
Hatta kendi soydaşlarını yer altından daha çok karbon yolluyor.
Mesela az önce şey dedim ya huş ile göknar birbirlerine yardım ediyorlar dedim.
O deneyde sedir ağacı da vardı arkadaşlar.
Ama bütün bunlar yaşanırken o ölü taklidi yaptı.
Hiç yardımcı olmadı.
Sadece Hushi ile Gökner birbirlerine yardım ettiler.
O hiçbir şey olmamış gibi davrandı.
Ama şöyle bir şey de var.
Ağaçlar ölmek üzere olduğu zaman yani büyük zarar gördükleri zaman yeni nesil fidelere bilgiler gönderiyorlar.
Yani birbirlerine sadece karbon değil savunma sinyalleri de gönderiyorlar.
Bu da tespit edilmiş. Zaten ağaçlar köklerinden en tepesindeki yaprağa kadar bilgi akışı sağlayabiliyor.
Hani bitki zekası diye bir şey olabilir.
Çünkü bakın problem çözülüyor.
çözme yetenekleri var. Ladin, meşe, kayın ağaçları bunlar bir sorunla karşılaştıkları zaman hemen bunu ağacın tamamına iletiyor ve hemen savunmaya geçiyorlar.
Sinyal yolluyorlar, titreşim yapıyorlar, bir salgı, uçucu kimyasallar bir şekilde bir savunma yapmaya çalışıyorlar.
Ve ormanlar tıpkı karınca kolonileri gibi süper organizmalar hatta Nasıl ki o fil sürülerinde bir fil hastalandığı ya da işte yaralandığı zaman diğer filler ona yardım etmek için koşar ya.
Ağaçlarda da böyle. Hasta ağaçlar birbirlerine destek veriyorlar.
İyileşene kadar birbirlerine destek oluyorlar.
Hatta ağaçlar arasında yoldaşlık bile var.
Bir ormana gittiğiniz zaman kafanızı yukarı kaldırıp bakın.
Yani sıradan bir ağacın dallarını kendi boyundaki komşu ağacın dal uçlarıyla karşılaşana kadar uzattığını görürsünüz.
Ve gerçek bir çift ağaç arkadaş.
Evet ağaçlar arasında. En baştan beri birbirinin yönünde fazla kalın dallar uzatmamaya özen gösterirler.
Neden? Çünkü birbirlerinin ışığını kesip haklarını yemek istemezler.
O yüzden birbirlerinin yönünde böyle fazla kalın dallar uzatmamaya çalışırlar.
Yalnızca taçlarının dış çeperlerinde yani arkadaş olmayanların yönüne doğru sağlam dallar uzatırlar.
Hatta bazılarının kökleri birbirine o kadar sıkıca bağlıdır ki beraber yaşarlar ve beraber ölürler.
Yalnız bunlar sadece doğal ormanlarda saptanabiliyor arkadaşlar.
Orta Avrupa'daki çam ormanlarının çoğunluğu dikilmiş ormanlar.
oluşuyor tıpkı bizdeki gibi.
Dikilmiş orman, insan eliyle dikilenler bunlar doğal orman değil.
Ve dikilirken kökleri hasar gördüğü için bu ağaçlar birbirleriyle bağ kuramıyorlarmış.
Ve o yüzden de çete gibi davranıyorlar.
Yani hep birlikteler tek bir birey gibi davranıyorlar.
Ve bunun da ceremesini çekiyorlar tabii.
Ağaçların dili koku arkadaşlar.
Koku yoluyla kendilerini ifade ediyorlar.
Bilim insanları terdeki feromonların eşlerimizi yani üremek istediğimiz kişileri seçmemizde belirleyici bir etmen olduğunu söylüyor biliyorsunuz.
Ağaçlarda da bu durum benzer.
Yani ağaç deyip geçmeyin.
Göründüğünden daha fazlası.
Şimdi size göründüğünden daha fazlası olan bir şeyden bahsedeceğim.
Dimes Cool Lime özü.
Dimes Cool Lime'ı zaten çok seviyorsunuz.
Tadına düştünüz biliyorum.
Dimes Cool Berry özünü denemediyseniz.
Ben hibiskusta bayılıyorum.
Ve böğürtlerine de tabii ki. Dimes Cool Berry özünde hibiskus ve böğürtler bir arada.
Benim gibi bu tatları sevenler deneyebilir.
Kendi miksinizi yapmak çok kolay.
Lezzet kontrolü tamamen sizin elinizde.
Ben böyle bol buzlu.
Bir ölçü beriyozu ve 3 katı kadar soğuk suyla denedim.
Üstüne de böğürtlen koydum.
Çok şık oldu. Bir kutuyla 5 büyük bardak hazırlanabiliyor.
Yeni nesil bir içecek deneyimi.
Denemek isteyenler açıklamalardaki linke tıklayarak inceleyebilirsiniz.
Hadi devam edelim. Bundan 40 yıl önce Afrika savanında bir durum gözlemleniyor.
Buradaki zürafalar.
Zürafa da diyemiyorum bu arada.
Züreyfa diyesim geliyor. Zürafa.
Dinozor da diyemiyorum ben.
Bak dinozor değil. Din no zor.
Doğrusu bu ama ben dilim dönmüyor.
Zürafa da çok zor söylüyorum şimdi söyledim herhalde.
Gülmeyin sonra bazı şeylere gerçekten dilim dönmüyor.
Zürafalar arkadaşlar şemsiyeli yapraklarla akasyalarla besleniyor.
Akasyalar kendilerini bu dev otobürlerden kurtarmak için birkaç dakika içerisinde yapraklarına böyle zehirli maddeler pompalamaya başlıyorlar.
Ve bu mesajı alan zürafalar bölgedeki diğer ağaçlara gidiyorlar.
Hem de o bölgeden 100 metre kadar uzağa gidiyorlar oradaki ağaçlara.
Neden? Çünkü o sırada...
Koparılıp yenilmekte olan Akasya ağaçları bölgedeki komşu ağaçlara bir kriz durumu yaşadıklarını haberini veriyorlar.
Nasıl veriyorlar? Gaz salgılayarak.
Önceden uyarılan komşu ağaçlar da hemen yapraklarını toksin pompalamaya başlıyor.
Zürafalar da bunu bildikleri için ne yapıyorlar?
Çok uzaklarda olaydan bir haber olan diğer ağaçlara koşuyorlar.
Hani bir şeritte giderken yanda böyle radar aracı görürsünüz ve karşı şeritten gelene selektör yaparsınız ya.
Onun gibi aynı haber bir.
Ağaçlarda da var. Kayın, ladin ve meşe mesela bir canlı türü atıyorum bir tırtıl geldi bunları kemirmeye başladı değil mi?
O zaman o acıyı algılıyorlar.
Mesela işte bir tırtıl bir yapraktan sağlam bir ısırık aldı diyelim.
O bölgede hasar oluşuyor ya hasarlı bölgenin etrafındaki doku değişmeye başlıyor ve yaprak dokusu tıpkı zarar gören insan dokusunun yaptığı gibi böyle bir sinyaller gönderiyor elektrik sinyalleri.
Eğer ağacın köklerinin başı derde girerse ki bu çok kötü bu bilgi o ağaç...
Bu da yaprakların koku bileşenleri salgılamasını tetikliyor.
Ve bu gelişigüzel bir koku bileşeni değil arkadaşlar.
Söz konusu durum için özel olarak formüle edilmiş kokular.
Çünkü ağaçlar hangi böcek türü olduğunu bilebiliyor.
Kendine saldıran böceği tanıyor.
Her türün salyası farklı ve ağaçlar bunu ayırt edebiliyorlar.
Hatta bu böceği tanıdıktan sonra öyle bir felomon salgılıyorlar ki o böcek türünü yiyip yok edebilecek kim var?
varsa diğer canlılardan, yırtıcılardan onları davet ediyorlar.
Yani düşmanımın düşmanı dostumdur hesabı.
Mesela kara ağaçlar ve çamlar yapraklarını yiyen tırtıllardan kurtulmak için kimi çağırıyor?
Yaban arılarını. Yaban arıları geliyor, o tırtılların içine yumurtalarını bırakıyor.
Yaban arısı larvası geliştikçe geliştikçe ne oluyor?
Kendisinden daha büyük olan tırtılı içten dışa doğru ağır ağır yiyip yutuyor.
Ağaç da kendini bu şekilde kurtarıyor.
Meşeler mesela öz savunmaları için ne yapıyorlar?
Yapraklarına acı ve zehirli tanen adı verilen bir şey var madde onu yayıyorlar.
Bunlar da kemirgen böceklerin sonunu hazırlıyor.
Ağaçların da mesela sağlığı bozulduğu zaman tıpkı bizim gibi kendini savunma becerisi düşüyor.
Bağışıklıkları düşüyor ve bu da onları böceklerin saldırısına daha açık bir hale getiriyor.
Ve said but true bir bilgi arkadaşlar.
Yalnız tek başına olan ağaçlar daha hassas oluyorlar.
Yalnızlık ağaçlara bile iyi gelmiyor.
Peki ağaçların tamamen sessiz olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Eğer öyle düşünüyorsanız son araştırmalar aksini iddia ediyor.
Bir araştırmada ağaçların 220 Hz frekansında çıtırdayan kök seslerini tespit ediyorlar.
Emel ve ağaç bu çıtırdar tabii demiş olabilirsiniz.
Hayır işin ilginç kısmı şu.
Bu deneyde tahıl fideleri kullanılıyor ve bu ses onlarda tespit ediliyor zaten.
Ama olay şu ki deneyde yer almayan fide kökleri bu çıkan çıtırtı sesi var ya ona tepki veriyorlar.
Nasıl tepki veriyorlar? Ne zaman o çıtırdama sesini algılasalar o fidelerdeki uçlarını bir anda o yöne çeviriyorlar ve o sese tepki veriyorlar.
Ormanlarda sadece ağaçlar değil muhtemelen çalılar, çimenler bile bence bir iletişim halinde.
Ama insan eliyle dikilen ormanlarda ve tarım alanlarında bir sessizlik hakimmiş.
Deniliyor ki bunlar iletişim becerisi.
kaybetmişler. Sağır ve dilsizler.
Dolayısıyla haşeratlar içinde en kolay av pozisyonundalar.
Haşera ilaçlarının modern tarımda bu kadar çok kullanılmasının bir sebebi de buymuş.
Bu arada ağaçlarla böcekler arasındaki iletişim ille de savunma amaçlı değil ya da işte sadece hastalıkla alakalı değil.
Çiçekler sadece bizi memnun etmek için mis gibi koku yaymıyor.
Meyve ağaçları, söğütler, kestaneler ilgi çekmek için aslında bunu yapıyorlar.
Çünkü etraftan geçen arıları, karınlarını doyurmaya davet ediyorlar.
Bu şekilde koku mektupları göndererek böcekler ziyafet çekerken toz alma karşılığında ödül olarak şeker bakımından zengin tatlı nektar kazanıyorlar.
Her ağaç farklı büyüme şartlarına sahip olduğu için her ağaç daha hızlı ya da daha yavaş gelişebiliyor.
Ve araştırmalar gösteriyor ki ağaçlar zayıf ve güçlü taraflarını kendi aralarında bir şekilde eşitlemeye çalışıyorlar.
İnce ve kalın ne olursa olsun aynı cinsten olur.
Her ağaç ışık sayesinde aşağı yukarı eşit miktarda şeker üretiyor ve bu dengeleme yer altındaki köklerde meydana geliyor.
Aşağıda aralarında derin bir alışveriş var bizim göremediğimiz.
Mesela şekeri fazla olan diğerine şeker veriyor.
Yani fakir olan destek alıyor.
Nerede ne açığı varsa ağaçların arasında böyle bir ilişki varmış.
Mantarlar devasa şebekeleriyle muazzam bir dağıtım mekanizması işlevi görüyor.
Bunları sağlayan mantarlar ve ağaçlar arkadaşlar.
Ağaçlarının ayakta kalmasını sağlamaya çalışıyor bir şekilde.
Ağaçlar konuşsaydı herhalde şöyle söylerlerdi.
En zayıf halkası kadar güçlüdür derlerdi kim bilir.
Çam ağaçları tohumlarını yılda en az bir kere döküyor ama yaprak döken ağaçlar farklı bir strateji izliyor.
Çiçek açmadan önce kendi aralarında anlaşıyorlar.
Aynı anda çiçek açmayı tercih ediyorlar ki pek çok ferdingenleri iyice birbirine karışsın.
Neden böyle yapıyorlar?
Çünkü domuzlar ve geyikler biliyorsunuz meşe palamudu ve kayın ağacı meyvelerine bayılıyorlar.
Bunlar bu hayvanları kışın...
böyle koruyucu bir yağ katmanı oluşturmasına yardım ederek korunmalarını sağlıyor.
O yüzden orman arazisi sonbaharda tertemiz oluyor.
İlkbahar geldiğinde hiçbir ağacın fidesi filizlenmiyor.
Sebebi de bu. Önceden anlaşıyorlar.
Eğer her sene çiçek açmazlarsa etoburlar onlara bel bağlayamaz ve bir sonraki ağaç neslini bu şekilde güvenceye almış oluyorlar.
Mesela kayınlar ve meşeler aynı dönemde çiçek açıyorlar, meyve veriyorlar.
Geride kalan az sayıda otçul her şeyi yiyip bitiriyorlar.
Ne oluyor?
Yiyemedikleri tohumlar filizlenmiş oluyor.
Böylece gelecek nesiller bir şekilde devam etmiş oluyor.
Ve ağaçlar arasında da bizde olduğu gibi akraba birlikteliği iyi değil.
Çünkü onların da bugüne kadar ayakta kalabilmelerinin tek sebebi bu.
Her türün kendi içinde yüksek oranda genetik çeşitlilik barındırdığını görüyoruz.
Eğer ağaçların hepsi polenlerini aynı anda salgılarsa ne olur?
Tüm bu küçük polen parçacıkları birbirine karıştırır.
ve orman ölçüsü boyunca sürüklenirler.
Bir ağacın poleni özellikle nerede?
Kendi dallarının çevresinde yoğunlaşıyor değil mi?
O ağacın poleninin kendi dişi çiçeklerini dölleme tehlikesi ortaya çıkıyor bu durumda.
Ağaçlar da bunu önlemek için bir strateji geliştirmişler.
Mesela erkek ve dişi çiçekler birkaç gün arayla açılıyorlar ki çiçekler başka hem cinsinin yabancı polenleriyle tozlanabilsin.
Ya bir de çok şaşırdığım bir şey hani yeni doğum yapmış kadınlarda bağışıklık düşer ya hani doğusaları böyle korumaya çalışırlar o yüzden.
Çiçek üretimi sonrası ağaçlar sıfırı tüketmiş durumda oluyorlar ve her türlü saldırıya açık bir hale geliyorlar.
Enerjileri bitik diyebilirim.
Tıpkı lohusalar gibi ama yine de çiçek üretmekten vazgeçmiyorlar.
Küçük ağaçlar çok hızlı büyümek isterlermiş ama anneleri buna izin vermezmiş.
Yavrularını devasa taçlarıyla gölgeliyorlarmış hızlı büyümesinler diye.
Hatta tüm yetişkin ağaçların taçları birleşiyor ve orman zemininin...
üstünde kalın bir örtü oluşturuyorlar.
Bu örtüde güneş ışığının yalnızca %300 zemine ulaşıyor.
Yani yavruların yapraklarına bu kadar az bir ışık gidiyor.
Neden? Çünkü hızlı büyümelerini istemiyorlar.
Hızlı büyüme bizde de iyi bir şey değil.
Erken ergenliğe girmek gibi düşünebilirsiniz.
8-9 yaşında ergenliğe girdiğinizi düşünün ki var girenler gelişimlerinin olumsuz etkilendiğini söylüyorlar değil mi uzmanlar?
Ağaçlar da bunu istemiyor işte ağır ağır büyüsün istiyor yavruları.
Bilim insanları gençlikteki ağır büyümenin bir ağacın ileri yaşlarını görebilmesi için şart olduğunu ileri sürüyor.
Çünkü bu ağaçları daha esnek kılıyor.
Onların fırtınalarda kırılmasını engelliyor ve mantarlara karşı dirençlerini artırıyor.
Ve anneleri kök sistemleri aracılığıyla bağlantıda olmuş olduğu yavrularına şeker ve diğer besinleri veriyor.
Tıpkı emzirmek gibi değil mi?
Ve onlarda da ebeveynlerini erken kaybeden çocuk ağaçlar diğerlerine göre daha hızlı büyüyorlarmış.
Mecburen diyelim ki anne ağaç bir fırtınayı kaldıramadı ve yıkıldı.
Zaten gövdesi de çürüktü ve yıkılıp parçalandı.
O zaman genç ağaç yavrularının metabolizmaları aniden değişmek durumunda kalıyor.
Hani bir söz vardır ya eğer şımaracak kimsen yoksa.
Hayat seni kocaman bir yetişkine çevirir diye bir söz.
Bence o ağaçlar için de geçerli.
Büyümek zorunda kalıyorlar. Aniden geliştikleri için ne oluyor?
Tomurcukları daha çok şeker barındırıyor.
Bu da onları daha lezzetli ziyafetlere dönüştürüyor.
Çoğu zaten o tomurlara kurban gidiyorlar.
Halbuki anneleri hayattayken onlara azar azar ışık veriyordu.
Yavaş yavaş geliştiriyordu.
Sabretmeyi öğretiyordu değil mi?
O yüzden ne oluyordu? Tomurcukları daha sert ve acıydı.
Kolay kolay yem olmuyorlardı.
Ama anneleri devrildikten sonra...
düz yukarı doğru ilerlemeye devam eden ağaçlar bir şekilde hayatta kalmayı başarıyor ama sağa sola yatanlar, oyalananlar onların maalesef pek hayatta kalma şansı olmuyor.
Yani ağaçlarda da sabredenler, yavaş yavaş olgunlaşanlar daha esnek ve daha az kırılgan oluyormuş.
Çoğu insan için bitkilerin öğrenme becerisine sahip olduğu fikri Bir fantezi.
Belki sizin için de öyle.
Ama Avustralyalı bilim insanı Dr.
Monica Gagliano'nun yapmış olduğu bir deney gerçekten çok şaşırtıcı.
Tropik yarı çalı olarak bilinen mimozolar üstünde bir araştırma yapıyor.
Mimozolar dokunduğunuz zaman kendilerini korumak için yapraklarını kapatıyorlarmış.
Gagliano düzenli aralıklarla mimozanın yapraklarına su düşürüyor.
Böyle bir deney tasarlıyor.
İlk başta bu ürkek yapraklar hemen kendini kapatıyor.
Ama sonra bir bakıyorlar. bize bu sudan pek zarar gelmiyor deyip artık damlalara aldırış etmiyorlar ve açık kalıyor yapraklar.
Daha da ilginç olanı şu mimozolara bir süre deney yapılmadığı halde haftalar sonra tekrar yapıyorlar ve mimazolar öğrendiklerini hatırlayıp uyguluyorlar.
Peki ağaçların susadıkları zaman çığlık attıklarını söylesem Merve saçmalamaya dediniz şu an.
Tabii ki biz bu sesleri duymuyoruz arkadaşlar ultrasonik seviyede ama İsviçreli bilim insanları bir açıklama yaptı bu konuya dair.
Köklerinden yapraklarına su akışı kesildiği zaman Gövdelerinde bir takım titreşimler meydana geliyormuş.
Hani belki bunun bir anlamı yoktur ama biliyorsunuz bizim de sesimiz böyle çıkıyor.
Hava gırtlaktan geçiyor, ses tellerimizi titretiyor değil mi?
İşte o yüzden ağaçların da çığlık attığı söyleniyor.
Sosyal varlıklar olan ağaçlar birbirlerine yardım ediyorlar ama bu ekosistemde başarıyla hayatta kalmak için yeterli bir şey değil biliyorsunuz.
Aralarında bir rekabet de var.
Her ağaç türü performansını en iyi seviyeye taşımak adına kendisi için daha fazla alan temin etmeye çalışıyor ve diğer türleri ne yapıyor?
Dışarı itmeye çalışıyor.
Yani resmen ağaçların arasında ışık için bir mücadele var ve kimin kazanacağını su için verdikleri mücadele belirliyor.
Çünkü ağaçların kökleri nemli zemin bulmak ve olabildiğince çok miktarda su emmek için yüzey alanını genişletmek zorunda.
Bu amaçla ne yapıyorlar? İnce ince lipler uzatıyorlar.
Bir de mantarlarla aralarındaki ilişkiden bahsedeceğim.
Çok enteresan. Mantarlar...
Biliyorsunuz hayvanlarla bitkiler arasında bir yerde kitin adı verilen bitkilerde bulunmayan bir maddeden meydana gelen hücre duvarları var mantarlarda.
Bu da onları haşerelere daha yakın bir pozisyonda kılıyor.
Fotosentez yapmıyorlar.
Beslenebilecekleri diğer canlı varlıklarla kurdukları organik bağlara bağlıdırlar.
Yer altında kurmuş oldukları pamuksu ağlar meşhur biliyorsunuz.
Hatta İsviçre'de neredeyse yarım kilometrelik bir alana yayılmış yaklaşık bin yaşında olan bir bal mantarı var.
Oregon'da 2400 yaşında olduğu tahmin edilen 19 km2 genişliğinde 600 ton ağırlığında bir mantar var.
Bu da mantarı dünyada bilinen en büyük canlı organizma yapıyor.
Bu devler tabii ki ağaç dostu değiller.
Ormanda yenilebilir doku arayıp ağaçları öldürebiliyorlar.
Ama dostane ekip çalışması yaptıkları da var, ortak çalıştıkları da var.
Mantar ağacın köklerine nüfus ediyor, onu kuşatıyor ve ağını çevredeki orman zemininde genişletmeye başlıyor.
Ağını köklerin alanından dışarıya doğru büyütüyor ve diğer ağaçlara ulaşmayı başarıyor bu şekilde.
Diğer ağaçların mantarsa ortakları ve kökleriyle bağ kırıyorlar ve böylece bir şebeke oluşturuyorlar yerin altında.
gıda ve hatta bilgi paylaşması daha da kolaylaşıyor mantarlar sayesinde.
İşte bu bağlantı mantarı ormanın internet ağlarına dönüştürüyor.
Ama mantarların bu hizmet karşılığında almış oldukları bir bedel var tabii ki.
O da gıda tedariki arkadaşlar.
Bunu talep ediyorlar ağaçlardan.
Karbonhidrat ve şeker çekiyorlar.
Hem de toplam gıda üretiminin üçte birini talep ediyorlar.
Öyle az buzda değil. Mantar ağları önce yer altı yapılarıyla neler söylendiğini dinliyorlar.
ve bu bilginin kendileri için yararlı olup olmadığına göre mantarlar ağacın hücre gelişimini kendi faydalarına göre yönlendiren bitki hormonlarından üretmeye başlıyorlar.
Hatta ağacın köklerine zararı dokunan ağır metalleri de ayıklıyorlar.
1986'daki Çernobil nükleer reaktör felaketinden kalan radyoaktif sezyumun çoğunlukla mantarlarda görülmesi de tesadüf değil tabii ki.
Sadece meşe ormanlarında bile yüzden fazla mantar çeşidi var arkadaşlar.
Tek bir ağacın kökünde bile birden fazla mantar türü olabilir.
Mantarlarda biliyorsunuz istikrarlı koşullar çok önemli buna bağımlı.
Yer altındaki diğer türleri destekliyorlar ve tek bir ağaç türünün baskın çıkmaması adına bazı türleri tamamen yok olmaktan kurtarıyorlar.
Bu arada ağaçların yaşını da tıpkı bizim yüzümüze bakarak anladığımız gibi anlayabilirsiniz.
Bizler nasıl yaşlanınca kırışıyorsak bir ağacın derisinde de yani kabuğunda ne kadar kırışıklık varsa ne kadar çatlak varsa o kadar yaşlı.
Tabii bu ağır bir hastalık geçirdiği için de olabiliyor bazen.
Genç ağaçların ise dış kabuğu aynı böyle bebek teni gibi pürüzsüz olur.
Ve ağaçların dibindeki yosunlara bakın arkadaşlar.
Yosun büyümesi gövdede ne kadar yukarı çıktıysa o ağaç o kadar yaşlıdır.
İsveç'te antik bir ladin ağacı tespit ediliyor ve yaşı sıkı tutunun 9550 yaşında.
Gerçekten mucize gibi.
Ve ağaçların köklerine gelecek olursak.
Burası ağaçların en önemli uzvudur diyebilirim.
Çünkü burada tecrübelerini depoladıkları düşünülüyor.
Ağaçların kök uçlarında beyin benzeri yapılar bulunabileceği fikrini savunan bilim insanları var.
Burada elektriksel sinyaller ölçmüşler ve bu sinyaller davranışlarda değişime sebep oluyor.
olmuş. Mesela bir kök toprakta ihtiyatla ilerlerken uyarıcıların ardında ilerliyor.
Eğer kök zehirli maddelere ya da delinmez taşlara denk gelirse bu durumu analiz ediyor ve gerekli düzenlemeleri uzayan uca iletiyor.
Kök ucu da bu iletişim sonrası yön değiştiriyor ve büyüyen kökü kritik bölgelerin etrafından dolandırıyor.
Bitki araştırmacıların da kafası karışık tabi bu durumlardan dolayı.
Bunların akıl, hafıza becerisi ve duygu için bir veri havuzuna işaret ediyor.
ettiği konusunda şimdilik şüpheci araştırmalar devam ediyor.
Hani gezegenimizden harika hikayeler bölümünde demiştim ya okyanus zemini hakkında ayın yüzeyinden bile daha az şey biliyoruz diye.
Toprağın altı içinde aslında bu geçerli.
Gerçekten çok az şey biliyoruz.
Orada da kocaman bir evren saklı yerin altında.
Mesela sırf bir çay kaşığı kadar toprağın içinde bile bir kilometreden fazla mantarsı iplik var.
Ve bunlar toprağı işliyor, dönüştürüyor oldukça değerli.
Ve gördüğünüz gibi ağaçlar da tıpkı bizler gibi onların da yakın.
Onlar da ebeveynlik yapıyor.
Onlar da acıyı hissedebiliyorlar.
Belki aşık oluyorlar.
Hafızaları var. Hastalıklarla baş edebiliyorlar.
Onlar da yaralanıyorlar. Yaralarını onarmak için uğraşıyorlar.
Yaşamak için her türlü savaşı veriyorlar.
Ve tıpkı bizler gibi yaşlanıyorlar.
Birbirleriyle haberleşiyorlar.
O yüzden fırsat bulursanız bu kitabı Ağaçların Gizli Yaşamını mutlaka okuyun.
Milyarlarca yıldır hayatta olan bu özel canlılara eminim bambaşka bir gözle bakacaksınız.
Onların da bizim gibi olduğu için.
Bunu göreceksiniz. Mesela kayın ağaçları bencil.
Meşe ağaçları yalnızlığı seviyor.
Ladinler ağır ağır büyüyor ve gelişiyor.
Porsuk ağaçları oldukça sabırlı.
Yani onların da bir karakteri var.
Ağaçlar da eğitilebiliyor.
Tıpkı biz insanlar gibi.
Ve bazen küçücük bir ağaç bile kocaman cüsseli bir ağaçtan daha güçlü olabiliyor.
Onlar olmasa ne olur?
Yetişkin bir ağaç biliyorsunuz atmosfere yılda 150 ton su gönderebiliyor.
Onlar sayesinde yağmur yağıyor.
Onlar olmasa tarım bile olmaz.
Tüm dünyada kıtlık olur ve bu sonu...
Yani onlar olmasa seller olur, taşkınlar olur, maddi manevi kayba uğrarız.
Her türlü kayba uğrarız.
Bugün hala temiz su bulabiliyorsak yine onlar sayesinde temiz bir hava soluyabiliyorsak onlar sayesinde.
Hastalandığımızda bile biz onların sayesinde ayağa kalkıyoruz.
Bugün kullandığımız ilaçların çoğu ormanlardaki bitkilerden elde ediliyor.
Yani onların bize değil.
Bizim onlara ihtiyacımız var.
Bunu hiç aklımızdan çıkarmayalım.
Biliyorsunuz 28 Temmuz 2021'de Antalya'da bir yangın başlamıştı ve 12 Ağustos'ta ancak söndürülebilmişti.
139.500 hektar ormanlık alanımız yanıp bir anda kül oldu.
Ve o yangın biliyorum ki...
Hepimizin kalbindeydi.
Hepimizin kalbini dağladı.
Bu podcast'i o yangınları söndürmek için canla başla çalışan orada olan herkese ithaf ediyorum.
Ve sonrasında ağaç dikmek için uğraşanlara tabii ki tüm doğa severlere ve canım ormanlarımıza.
Nazım Hikmet'in dediği gibi yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.
Bu hasret bizim. Bu pazartesi tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
