
Paribu sponsorluğunda gerçekleşecek 23. Filmekimi, “Geldi İki Gözümün Çiçeği” sloganıyla İstanbul’un yanı sıra Diyarbakır, İzmir ve Ankara’da da sinemaseverlerle buluşacak.
Detaylı bilgi İçin: Tıklayınız
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB
* Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *
*Bu bölüm "Paribu" hakkında reklam içerir*
Transkript
Paribu, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün sanat camiasında, müzikte, özellikle edebiyatta acımasızca reddedilenleri konuşacağız.
Bence bu bölümden sonra her ne işle meşgulseniz artık kolay kolay pes etmeyeceksiniz diye düşünüyorum.
O zaman kahveleriniz hazırsa hadi arkanıza yaslanın başlıyoruz.
Önce savaş sonrası Liverpool'dan ellerinde bir avuç nota ve eski püskü gitarlarla yola çıkıp dünyanın gördüğü en büyük ve en etkileyici pop grubunu kuran 4 silik
ergenin hikayesiyle başlayalım arkadaşlar.
Kimden bahsediyorsun Merve?
Elbette John Lennon arkadaşlar.
John Lennon ve Paul McCartney'den bahsediyorum.
Yani Beatles grubundan bu muhteşem ikili ilk kez...
1957'nin Temmuz ayında Liverpool'un bir banyosundaki yaz şenliğinde tanışıyor ve ilk karşılaştıklarında biri 15, diğeri ise 16 yaşında.
İkisi de büyük gitar tutkunu ve çok geçmeden hemen bir grup kurmaya karar veriyorlar.
1958 Ocak'ta McCartney'nin okul arkadaşı olan...
George Harrison da onlara katılıyor ve Lennon'un çocukluk arkadaşı, gitarist Stuart Sutcliffe ve davulcu Pete Best de gruba dahil oluyor.
Kentteki barlarda ve kulüplerde sahne almaya başlıyorlar.
Gençler oldukça özgüvenliler, kendilerine inançları tam.
Ama gel gör ki Londra müzik endüstrisinde ulaşabilecekleri hiç kimseleri yok.
Derken Liverpool'da bir müzik mağazası işleten Brian Epstein ile tanışıyorlar.
Epstein onları dinlemeye gidiyor ve hemen anlıyor çok büyük bir yetenek olduklarını.
Sonra grubu Londra'da tanımış olduğu plak şirketlerinin sahipleriyle tanıştırmayı düşünüyor.
Menajerliklerini yapmaya başlıyor ve hazırlamış olduğu demo kayıtlarını böyle alelacele plak şirketlerine göndermeye başlıyor.
Ve aralarından biri olumlu dönüşüyor.
yapıyor. Deka Records. Diyorlar ki gelsinler çocukları bir dinleyelim.
Grup tabii çok heyecanlı.
Hemen 1 Ocak 1962'de Londra'da Deka Stüdyo'ya doğru yola çıkıyorlar ve nasıl gidiyorlar biliyor musunuz?
Yılbaşı arefesinde küçücük bir kamyonetin arkasına binip o açık havada düşünün.
Sıkış tepiş 1 Ocak diyorum.
İngiltere'nin o soğuğunu bilen bilir.
Karlı havada 10 saat süren bir yolculukla gidiyorlar.
Düşünün yani o kadar büyük hayalleri var ki umurlarında değil donmaları.
Neyse işte gece Londra'ya varıyorlar.
Ertesi gün sabah tabii hiçbirinin hali kalmıyor.
Ve onları dinleyecek olan kişi yani plak şirketinin patronu olan Mike Smith de akşamdan kalma çok fazla alkol almış ve çok geç geliyor stüdyoya.
Bayağı bekletiyor gençleri.
Yani şöyle baktığınız zaman aslında her iki tarafta bitik bir halde.
Neyse işte 15 tane parça çalıyorlar ama hiçbiri yeterli performansı gösteremiyor.
Ama yine de hani iyi iş çıkardık ya deyip oradan ayrılıyorlar.
3 hafta boyunca olumlu bir...
haber bekliyorlar ama ne yazık ki gelmiyor.
Hatta üçüncü haftanın sonunda artık menajerleri plak şirketini arıyor ve aldığı cevapla şok oluyor adeta.
Diyorlar ki artık diyorlar gitarlı gruplar dönemi bitiyor.
Hani Beatles'ın şov dünyasında bir geleceği yok.
Yani sizin orada güzel bir müzik mağazanız var.
Gidin onunla ilgilenin diyorlar.
Menajerlerine böyle de bir akıl vermişler.
Adam da diyor ki ya siz aklınızı kaşırmış olmalısınız.
Bir gün diyor bu çocuklar Elvis'den bile daha meşhur olacak diyor.
Elvis Presley'den ve telefonu kapatıyor.
Derken İki ay sonra grup gerçekten çok iyi bir plak şirketiyle anlaşma imzalıyor ve 1963 yılının sonlarında İngiliz müzik tarihinin en büyük satış rakamlarına
ulaşıyorlar. Beatles kısa kariyerinde dünyanın her yerinde milyonlarca plak satıyor ve tıpkı menajerlerinin dediği gibi Elvis'ten çok daha meşhur oluyorlar.
Öte yandan telefonda o reddetme konuşmasını yapan adam Dick Rowe'dan bahsediyorum.
Şov dünyası tarihine nasıl geçiyor biliyor musunuz?
mısınız? Beatles'ı geri çeviren adam.
Böyle geçiyor. Lol.
Hatta bir röportajında diyor ki John Lennon'a soruyorlar.
Sence diyorlar dekanın yapımcısı sizden sonra başını taşlara vurmuş mudur diye soruyorlar.
O da evet diyor. Yani umarım ölesiye vurmuştur diyor.
Ama Deco Studio'nun anlaşma imzaladığı Rolling Stones adlı grubu bilirsiniz onlara destek vermeyi de Beatles grubu ihmal etmemiştir.
Ve grubun I Wanna Be Your Man şarkısının sözlerinde Lennon ve McCartney birlikte yazmıştır.
Beatles'ın acımasızca reddediliş hikayesi kısaca böyle.
Müzik camiasında böyle bir dolu hikaye var ama ben şimdi edebiyat dünyasında acımasızca reddedilenlerden bahsedeceğim size.
Bugüne kadar okuduğumuz neredeyse tüm başarılı kitaplar geçmişte teptikleri fırsatlardan dolayı pişman olan yayın evleri tarafından defalarca reddedilmişlerdir.
Mesela George Orwell'in Hayvan Çiftliği.
Bu kitap tam dört kez reddedilmiş arkadaşlar ve Orwell'in tanınmış bir yazar olmasına karşın kitabını yayınlamayı kabul edecek bir yayın...
evini bulması 18 ay sürmüştür.
Niye yayınlamadılar? Kitabı okuyanların anlayacağı sebeplerden dolayı çünkü kitap oldukça alaycı bir şekilde anti komünisti hatırlarsanız ve dolayısıyla Rus karşıtıydı.
Kitaptaki şişman domuz apaçık bir şekilde Stalin'de ve 2.
Dünya Savaşı'nın ortasında Rusya, İngiltere'nin müttefiki pozisyonundayken ve Birleşik Devletler nazilerle savaşıyorken Londra'da kimse hayvan çiftliğiyle ilişkilendirilmek istemedi.
O yüzden Bir de Sovyet karşı da edebiyattan kaçınılıyor o dönem.
Ve kitap açıkça iki Rus diktatörü Lenin'i ve Stalin'i hedef alan bir kitap.
Ve bu kitap da totaliter rejimlerin yükselişine hayvan masalı şeklinde Orwell'in hicvettiğini görüyoruz.
Ben severim bu kitabı. Bence çok zekice yazılmış bir eser.
Bu arada Yaşar Kemal'in Filler Sultanı ve Kırmızı Sakallı Topal Karıncasını da mutlaka okuyun arkadaşlar.
Çok zekice yazılmış bir kitaptır o da.
Hatta yeri gelmişken...
Size bu kitaptan altını çizdiğim bir yeri paylaşmak istiyorum.
Yaşar Kemal diyor ki bu kitabında o kadar ağır işler yükleyeceğiz ki onlara düşünecek bir anlık bile zamanları olmayacak.
Bu karıncalara hiçbir zaman başlarını bile kaşıyacak bir süre tanımayacağız.
Hep iş, hep çalışma, hep açlık, hep yoksulluk, hep gelecek korkusu içinde olacaklar.
Ve bu korkular onları kör, sağır, sersem...
beyinlerini de işlemez yapacak.
İnsan filler insan karıncalara.
Hep bunu yapar diyor Yaşar Kemal Usta.
Yani Orwell'in Hayvan Çiftliği'nden eksik kadar bir yanı yok.
Bence bu kitabın okuyun derim.
Neyse dönelim Hayvan Çiftliği'ne.
Bu kitap yayınlandığında nihayet artık savaş sona ermiş.
O şekilde çıkıyor. Bir şekilde yayınlanıyor ve 20 milyondan fazla satmıştır.
Hatta Modern Kütüphane'nin 20.
yüzyılın en iyi romanlar listesinde 31.
sırasında yenini almayı başarmıştır.
Ve sırada Zen ve Motorsiklet Bakımı Sanatı kitabı ve yazarı Robert Persig var.
Bu kitabı 1974 yılında yayınladığında ruhsal çöküntü nedeniyle bir akıl hastanesinde bir dönem tedavi görmüş olan 46 yaşında bir profesördü.
Ve bu kitap Guinness Rekorlar kitabına girmiştir.
Çünkü 121 kez reddedilmiştir.
121 kez reddedilen kitap olarak girmiştir.
Düşünsenize ya 120 kere denemişsiniz ve olmamış.
Hala pes etmiyorsunuz, devam ediyorsunuz.
Gerçekten bu çok büyük bir güç olsa gerek.
Peki sonra ne oluyor? Kitap 5 milyondan fazla satışa ulaşıyor.
120 defa reddedenler elbette pişman oluyorlar.
Ve sırada Stephen King var arkadaşlar.
Şüphesiz dünyanın en iyi korku yazarlarından biri.
Kitaplarının çoğu filme çevrildi.
King 4. romanına başladığında telefon hattı kapatılmıştı.
Düşünün ve karısının elden düşme kötü daktilosuyla bir şeyler yazmaya çalışıyordu.
İlk 3 kitabı ise defalarca geri çevrilmişti.
Yani anlayacağınız inanılmaz mutsuz bir dönemdeydi yazar ve artık Itki de ümidini yitirmeye başlamıştı.
Hatta bir keresinde yazmakta olduğu romanının sayfalarını fırlatıyor, çöpe atıyor.
Bunu gören eşi tabi hemen sayfaları topluyor.
Devam etmesi için onu yüreklendiriyor.
King o günler için sonradan vermiş olduğu röportajında diyor ki devam ettim çünkü tükenmiştim ve daha iyi bir fikrim yoktu diyor.
Kesin kanaatime göre dünyadaki tüm zamanların en kötü romanını Ben yazmıştım diyor.
Kendine güveni bitmiş gördüğünüz gibi ve romanının taslağını tamamladıktan sonra ise 30 kere reddedilmiştir.
Bu arada aslında bir editör ona ulaşmaya çabalıyor ama telefon hattı kapalı olduğu için ulaşamıyor Stephen King'e.
Bunun üzerine bir telgraf çekiyor ve telgrafta diyor ki Carrie resmi olarak bir Double Day kitabı oldu.
Telif hakları için.
2500 dolar avans vereceğiz size.
Tebrikler diyor. Çok güzel bir gelecek sizi bekliyor yazıyor bu telgrafta.
Ve Carrie'nin satışları yıl sonuna kadar 1 milyon adeti aşıyor.
King ise 100 yılın en çok satan romancılarından biri olmuştur.
Carrie sonraki dönemde 5 milyon adet satıyor ve roman 3 filme bir tiyatro oyununa uyarlanıyor.
Ve zamanında başarısız olduğunu düşündüğü için kahrolan Stephen King 50 kitap daha çıkarıyor.
350 milyonun üstüne bir satış.
yakalıyor. Harika bir kariyer yapıyor.
Ve sırada geldi iki gözümün çiçeği var.
O ne Merve? 23.
film ekiminden bahsediyorum.
Paris bu sponsorluğunda sinema severlerle buluşuyor.
Geldi iki gözümün çiçeği sloganıyla.
Bu yıl şöyle bir sürpriz var arkadaşlar.
Festival sadece İstanbul'la sınırlı kalmıyor.
Diyarbakır, İzmir ve Ankara'da da sinema severlerle buluşacak.
Oh be sonunda Ankara'ya da geldi.
Film ekimi kültür sanat dünyamızın en önemli yapı taşlarının Çünkü neredeyse bir ay boyunca pek çok ödüllü filmi izleme şansına erişebileceğiz.
Ve bunun için dünyanın başka köşelerine gitmemize veya işte filmin online bir platforma gelmesini beklememize gerek yok.
Çünkü bu fırsatı her sene sunuyorlar.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın düzenlediği bu festival dünya sinemasının nabzını tutmak isteyenler için bir vaha adeti arkadaşlar.
Cannes, Venedik, Locarno, Toronto dünyanın en prestijli festivallerinde ödül kazanan yapımlar.
Film ekiminde de sinema severlere ulaşıyor.
Bu yapımlar tıpkı böyle her sabah kahvenizi yudumlarken o gözünüzden kaçan hani minik detaylar vardır ya hayati detaylar gibi.
Size hayatın farklı farklı yönlerini gösteriyor.
Kaçırmayın derim. Gösterim yerleri nerede Merve?
Şimdi gösterim yerleri bence çok güzel ve çok özel.
İstanbul'da olanların dikkatine Beyoğlu Atlas 1948 sineması, Kadıköy sineması, Sinematek sinema evi gibi sinema tarihine kazınmış olan mekanlar.
Diyarbakır'da Paribus Cineverse, Diyarbakır Ceylan, İzmir'de Paribus Cineverse, Konak Pierre ve Ankara'da Kült, Kavaklıdere gibi sinemalar film ekibinin ruhunu taşıyor.
Bu festival sinemaya aşık olan herkes için bir keşif yolculuğu.
Biletleri nereden alabiliriz diyenler 24 Eylül'de Lale Kart üyeleri için ön satışa sunuldu ve gelen satış 27 Eylül'de başladı.
Daha fazlası için film ekibinin web sitesine ve Paribu'nun sosyal medya hesaplarına göz atmayı unutmayın.
Açıklamalara bir link bırakıyorum ve devam ediyorum.
Sırada Yolda kitabı var.
Jack Kerouac'ın romanı.
Hala okumadım. Çok utanıyorum.
Çok merak ettiğim kitaplardan biri.
Eğer aranızda okuyanlar varsa beni Instagram'dan yeşillendirebilirsiniz.
Yorumlarınızı bekliyorum. Bu kitap 1957 yılında ilk kez yayınlandığında New York Times kitap için diyor ki Beat kuşağının en anlaşılır ve en önemli eseri.
Hani bu kuşağı tanımlayan ve zaten Kerouac'ı da Beat kuşağının temel simgesi olarak görüyorlar.
Temsilcisi olarak. Kerouac üniversiteden ayrıldıktan sonra New York şehrinin üst batı yakası maalesef.
Ailelerinden birine taşınıyor ve burada pek çok yazarla arkadaşlık etmeye başlıyor.
Uçuk kaçık tipler bunlar ve bazılarının kitabı yayınlanmış diğerleri ise böyle bir fırsat kovalıyorlar.
Kerouac 1942'de Birleşik Devletler Deniz Ticaret Filosu'na katılmıştır ve ilk kitabı olan Deniz Benim Kardeşim adlı ilk romanını burada çalışırken böyle seyahat halindeyken yazmıştır ama o kadar beğenmiyor
ki yayınlatmaya bile gerek duymamıştır.
Ve bu kitap arkadaşlar yazarın ölümünden neredeyse bir asır sonra yayınlanıyor.
İyi de bir başarı yakalıyor hani beğenmediği kitap.
Kerouac New York'a döndükten sonra o yazar olan arkadaşlarından biri Neal Cassidy ki Beat kuşağının en gözde isimlerinden biridir.
Onunla beraber 1946 yıllarında Amerika yollarında bir seyahate çıkıyor ve yolda kitabının ana karakterine model olan kişi işte o arkadaşı, yazar arkadaşı Neil Cassidy ve bu kitabını 1949 yılında
3 hafta içerisinde tamamlıyor ama...
Başvurduğu yayıncılar bu kitabı basmak istemiyorlar.
Habire geri çeviriyorlar. Ve zaten diğer dört kitabı da pek satmamış.
Hani öyle aman aman bir başarısı yok.
O yüzden kimse kefil olmak istemiyor.
Bir de yolda kitabının basılmamalı sebeplerinden biri şu.
Amerika'da böyle marjinal grupları sempatik gösterdiği için bir de yasaklı madde kullanımı var.
İşte eşcinsellikle ilgili çarpıcı ayrıntılar var.
O yüzden hani hiç kimse böyle müstehcenlik davası bilmem ne bunlarla uğraşmak istemediği için kitabı basmıyorlar.
Kerouac da tabii gitgide çıkmaza giriyor.
O sırada karısı... Amile onu terk ediyor ve Kerouac yine kendini yollara vuruyor.
İşte uyuşturucu, alkol bağımlılığı, nöbetler geçiriyor ve işte bu sırada 10 roman daha yazmıştır.
Onların taslaklarını oluşturuyor.
Kafası güzelken yapıyor bunları.
Ve bu arada arkadaşlar aradan seneler geçiyor.
Yolda kitabı hala yayınlanmıyor ve nihayet 1957 yılına geldiğimizde kitabı bir yayın evi basmayı kabul ediyor.
Ama... Diyor ki içindeki müstehcen yerleri değiştireceksin, çıkaracaksın.
İşte bunu ayar oluyorum. Kitapları orijinal haliyle okumayı çok isterdim.
Diyorum ya işte Dorian Gray'in portresini çok severim ama kuşa çevirmişler kitabı.
Neyse işte. Öyküdeki gerçek karakterlerin adı değişiyor davalık olmamak için.
Bu arada gerçek karakterler arkadaşları ve Yolda yayınlandıktan sonra New York Times'da kitap hakkında şöyle bir yazı çıkarıyor.
Yolda kitabının Yiğit Kuşağı'nın temsilcisi haline geleceğinden şüphe yok denilmiş.
Ve Yolda sayesinde Keruvak bir anda şöhret oluyor.
Ve sanıyorlar ki bu sabun köpüğü gibi bir şöhret, anlık bir şöhret oldu.
Halbuki arkasında seneler var, senelerce reddedilmişlik var.
Adam hiç durmadan yazdı.
Ve tabii o reddeden yayıncılar artık o istemedikleri, reddettikleri yazarın kapısını aşındırmaya başlıyorlar.
Ama bu kitabın kötü bir şöhreti, kötü bir etkisi oluyor arkadaşlar.
Kitap yayınlandıktan 9 ay sonra Kerouac New York'ta bir saldırıya uğruyor.
3 kişi feci şekilde dövüyor onu.
O yüzden de kendisine artık hiçbir şekilde...
güvende hissetmiyor ve tabii kitaptaki karakterlerin gerçek hayattaki karşılığı olan yazar arkadaşlarının da hayatı epey bir değişiyor.
Neal Cassidy yani kitabın ana karakteri olan kişi sık sık tutuklanmaya başlanıyor.
İşte uyuşturucu aramaları yapılıyor evinde ki Amerika'da işte savaş sonrası muhafazakarlar var.
Onlar Kerouac ve arkadaşlarını ve hatta onlara benzeyen gençleri çok iğrenç, çok ahlaksız buluyorlar.
Böyle bir ortam var ve Kerouac 1969'da artık 47 yaşında Ömrü boyunca aşırı derecede alkol tükettiği için bir iç kanama geçiriyor.
Önce bilincini kaybediyor.
Ondan sonra da hayatını kaybediyor.
Yolda kitabı 1998'de Modern Kütüphane tarafından 20.
yüzyılın en iyi 100 İngilizce romanından 55.si oldu.
Bu arada gençlere tavsiye etmiyorum.
Özellikle 18 yaş altı bu kitabı bence okumamalı.
Biraz yaşınız geçsin bu kitabı okumak için.
Bu kitap Amerika'da tezgah altından satılıyor.
Yasaklı ilk çıktığında.
Ayrıca raflardan, İncil'den sonra en çok çalınan kitapmış.
Kitabın adı Yolda ve Keruvak'a göre sizi yolculuğa çeken yolun sonu değil.
O yolun ta kendisi de olabilir.
Belki de sadece gitmeyi seviyorsunuzdur diyor.
Çünkü arkadaşlar Beat Ecoli'nde anlam arayışın...
ta kendisindedir. Bu arada Beat kuşağının kurucularından biri Jack Kerouac arkadaşlar.
Beat demek böyle yersiz, yurtsuz, meteliye kurşun atan işte başıboş insanlar.
Ama kökeni Fransızca en yüce mutluluk, yaşam coşkusu gibi anlamları da var.
Kısaca Beat kuşağı kapitalizm karşıtı, gelenekselciliğe karşı, cinsel özgürlüğü savunuyorlar, açık ilişkiler yaşıyorlar, baskıya karşılar, otoriteye karşılar.
Genelde haz ve mutluluk peşindeler.
Daha sonra 60'ların ve 70'lerin hippilerine de örnek veriyorlar.
The Beatles grubunun adı da zaten buradan geliyor.
Ve sırada Tavşan Peter masalı var.
Beatrix Potter'ın meşhur kitabı 1902 yılında yayınlandığı zamandan beri dünyanın en sevilen, en çok okunan kitaplarından olmayı sürdürüyor.
Ben bu kitabı okumamıştım.
Alfa yayınlarından çıkanı aldım.
Çizimlerine bayıldım. Zaten bu kitabın çizimleri çok cici, çok tatlı.
Yaramaz bir tavşanın komşunun sebze bahçesine girince başına gelenleri anlatıyor.
Beatrix Potter bu kitabı eski dadısının 5 yaşındaki oğlu için yazmıştır ve aynı zamanda resimlerini de kendi çizmiştir.
Sonra işte bir yayıncıya başvuruyor, dönüş alamıyor.
Sonra sadece yakınları için bastırıyor, o da olmuyor.
Sonra bu kitabı basmayı reddeden yayıncılardan biri, böyle şans eseri bu özel baskılardan birine rastlıyor.
Ve basmaya karar veriyor. Tavşan Peter Masalı 45 milyondan fazla satmıştır.
Ve adeta bir sektör yaratmıştır arkadaşlar.
Sırada Tavuk Suyuna Çorba kitabı var.
İlk duyduğumda ne saçma bir isim demiştim.
Herkes öyle düşünmüş olacak ki.
Kitabın hikayesi de böyle şekillenmiş.
Jack Canfield ve Mark Victor Harvin'ın kitapları.
Bu ikili motivasyon konuşmacısı arkadaşlar.
Ve seminerlerinde satmak için böyle ilham verici öyküler kitabı derlemeye karar veriyorlar.
Neden tavuk çorbası Merve?
Çünkü bu çorba şifa çorbasıdır.
Hastalanınca, grip olunca hemen tavuk çorbası içeriz değil mi?
Yani iyileşeceğimize inanıyoruz.
Ve bir dipnot arkadaşlar.
Özellikle Yahudilerde bu çorba çok meşhur.
Kendini iyi hissetmeyen çocuklara veriliyormuş.
Hatta 20. yüzyıl hekimleri ve eczacıları o zamanlar bu çorba için Yahudi penisilini diyorlarmış.
Ve nezle grip olanlara hemen bu çorbayı yazıyorlarmış.
Dönelim bu iki motivasyon konuşmacısına.
İlk bu kitabı yazdıkları zaman hiçbir yayıncı bu kitabı istemiyor.
Ne saçma bir isim diyorlar.
Hatta diyorlar ki ya bu kadar kısa öyküleri kim ne yapsın?
İçinde cinsellik yok, şiddet yok.
Okumazlar kardeşim diyorlar.
Sürekli ret ret ret ret. Ondan sonra işte uyuşturucu bağımlılığı ve alkolizm konulu kitaplar basan bir yayın evi var.
Ama bu yayın evi de iflasın eşiğinde arkadaş.
Böyle kıt kanaat geçiniyorlar.
Hatta diyorlar ki ya biz bunu basalım ama hani kitabınızın taslağının ücretini bile ödeyemeyiz diyorlar.
Yazarlar da olsun diyorlar, kabul ediyorlar.
Ve kitap çıkar çıkmaz New York Times'ın en çok satanlar listesine girmiştir.
60 dile çevrilmiştir ve 125 milyondan fazla satmıştır.
Ve sırada Nabokov'un Lolita'sı var arkadaşlar.
Hiç sevmediğim bir kitaptır bu.
Nedenini tahmin edersiniz.
Böyle kanım donarak okumuştum.
Adından da belli. Lolita.
Pedofili direkt yani. Sanat manat bilmem ne öyle şeylere giremeyeceğim.
Yani bana göre bu sanat değil.
Ama edebiyatçı arkadaşım öyle düşünmemişti.
Dedi ki edebiyatta her şey mübahtır.
Her şey yazılabilir demişti.
Bilmiyorum tartışılır.
Sonuç olarak çok tutulan bir kitap.
Anlatayım. Nabokov bu en önemli eseri zaten.
Nabokov'un Lolita. İşte bunu yazmaya başladığı sıralarda Rusya'da artık işte Bolşevik ihtilali patlıyor.
Orayı terk ediyor. Almanya'ya gidiyor.
Ondan sonra 2. Dünya Savaşı patlıyor.
Oradan Fransa'ya kaçıyor.
Aradan birkaç sene geçiyor. Bir öğreniyor ki Naziler...
Paris'e yaklaşmış. Gidiyor Amerika'ya kaçıyor bu sefer.
Böyle kaçak göçek bir hayatı var.
1953 yılında artık böyle sular biraz durulmaya başlıyor.
Nabokov'un eşi Vera arkadaşlar.
Eşiyle beraber bir kelebek koleksiyonları var.
Hep böyle bir koleksiyon yapıyorlar.
Birleşik Devletleri'nin batısına gidiyorlar koleksiyon için.
Ve burada Nabokov yazarken eşi Vera ona yardımcı oluyor.
Onu asiste ediyor. Düzeltiyor işte daktilolarını.
Ama tatil dönüşü Nabokov bu eseri yakmak istiyor.
Eşi Vera ona engel oluyor derken kitabı 1953'de tamamlamayı başarıyor.
Önce takma bir adla yayınlamayı düşünüyor ama zaten başvurdukları hiçbir yayıncı kabul etmiyor bu kitabı basmayı.
Hatta bu red mektuplarından birinde şöyle yazıyor arkadaşlar.
Bu kitap aydın bir Freudian için bile çok tiksindirici.
Eğer yayınlanırsa kamuoyu ayağa kalkar.
Bu kitap satılmaz ve gitgide artan itibarınıza çok ciddi bir zarar verebilir.
O kitabı alın bin yıllığına alın.
Bin yıllığına bir kayanın altına gömün diyor.
Ben o zaman başka bir şey derdim neyse.
Hatta diğer yayıncılar da diyorlar ki size müstehcenlik davaları açılabilir.
Nabokov'u uyarıyorlar ama o reddediyor.
Ben diyor yayınlayacağım kardeşim diyor.
Ben diyor sapığım. Öyle demiyor da neyse.
Ve tam altı yayın evinden red cevabı alıyor.
Neyse işte sonunda Olympia Press diye bir yayın evi var.
Kabul ediyor ki arkadaşlar bunların yayın kataloğunun büyük bir bölümü pornografik ve çöp olarak görülen kitaplar bunlar.
Of okey diyor ama farkında değil bu yayıncının kötü şöhretinin.
Habersiz bir şekilde tamamlıyor ve kitabın direkt böyle kendi adıyla yayınlanması için bir sözleşme imzalıyor.
Bu pornografi kitaplar basan yayın eviyle.
Ondan sonra işte kendi ismiyle yayınlanıyor ve dostları onun bu hareketini edebi bir intihar olarak görmüşlerdir.
Kitap sonunda piyasaya çıkıyor çıkmasına ama hiç kimse bu konu hakkında yazı yazmaya bile cesaret edememiştir.
Ama 1955 yılının sonlarında İngiliz Roma...
Graham Greene Sunday Times'da bir makale yazıyor.
Ve Lolita'yı 1955 yılının...
en iyi 3 kitabından biri olarak değerlendiriyor.
Ertesi gün Sunday Express bu yazıya cevaben pislik diyor arkadaşlar.
Derken İçişleri Bakanlığı kitabı yasaklıyor ve gümrük memurlarına bu kitabın tüm kopyalarına el koymaları talimatı veriliyor.
Nabokov ve yayıncısı ne yapıyor?
Boynunu büküp oturuyor mu? Hayır.
Hayallerinde görebilecekleri kadar büyük bir reklam oluyor arkadaşlar.
Reklamın iyisi kötüsü olmaz diyoruz ya işte bu Nabokov için çok iyi bir örnek.
Sonunda Fransız yetkililer Lolita'yı yasaklıyor.
Ama iki sene sonra yasak kalkınca kitabın İngiltere haklarını bir yayın eve satın alıyor.
Ve sonra ortaya çıkan skandala göre bu yayın evinin ortaklarından biri bir milletvekili arkadaşlar.
Nigel Nicholson diye biri.
Ve adamın bu yüzden siyasi hayatı bitmiştir.
Ve 1959 yılının seçimlerine, genel seçimlerine katılması desteklenmiyor halk tarafından.
Ve politikadan ayrılmak zorunda kalıyor.
Üzülüyor mu? Hayır.
Çünkü Lolita kitabı 50 milyondan fazla satıyor.
1962 yılında Kubrick Lolita'nın filmini çekiyor.
Derken 97'de Adrian Lyne tekrar bir film çekiyor.
Opera, sahne ve tiyatrolarda Lolita sahnelenmeye başlanıyor.
Ve Lolita modern kütüphanenin 20.
yüzyılın en iyi 100 romanı listesinde 4.
sırada yerini almıştır arkadaşlar.
Hadi oradan diyorum ve sırada kim var?
Eminim çoğunuz bunu bekliyordunuz, bahsetmeyeceğimi düşündünüz.
Harry Potter ve felsefe taşı J.K.
Rowling var arkadaşlar. Aralık 1993 yılında eski öğrenci...
Öğretmen ve müstakbel yazar Joanne Rowling Portekiz'deki eşinden kaçarak daha 6 aylık olan kızıyla beraber İskoçya'da Edinburgh'da kiralık bir dairede yalnız yaşamaya başlıyor.
Ve bundan birkaç yıl önce Londra'da kalabalık bir trende seyahat ederken kafasında bir hikaye kurguluyor.
Ve önceki yıl Porto kentinde öğretmenlik yaparken boş zamanlarında kağıda dökmüş olduğu bir öykünün ilk 3 bölümünden başka aslında elinde hiçbir şey yok.
Rowling bebeğiyle beraber sık sık yürüyüşlere çıkıyor ve bebeği uyuduktan sonra bir kafeteryada oturup geliştirmekte olduğu öykü için yeni bölümler üzerinde çalışıyor.
95 yılında Harry Potter ve Felsefe Taşı adını koyduğu kitabının ilk taslağını tamamlıyor.
Ve yayıncıya teslim ediyor ama 12 ay boyunca 12 editörden metnin çok uzun olduğu gerekçesiyle red yanıtı alıyor.
Görünüşe göre hiç kimse bu hikayeye ilgi duymuyor arkadaşlar.
Ve Rowling o dönem için sonradan bir röportajında şöyle demiştir.
Eğer gerçekten başarılı olduğum bir alan olsaydı...
tümüyle ait olduğum alanda başarıya ulaşma kararlılığını kendimde bulamazdım.
Artık özgürdüm çünkü en büyük korkum gerçek olmuştu ve hala hayattaydım.
Ve hala taparcasına sevdiğim bir kızım vardı ve eski daktilom vardı ve büyük bir fikrim vardı diyor.
Bu arada arkadaşlar dediğim gibi 12 ayrı yayın evi tarafından acımasızca reddediliyor.
Ve Rowling bu dönemde sosyal yardım ödenekleriyle yaşamını devam ettirmeye çalışıyor.
Çok zor bir durumda. 96 yılında Londra'da bir yayın evi...
Evinin editörü kitabın birkaç bölümünü hafta sonu incelemek için evine götürüyor.
Ve bu yayın evinin müdürünün 8 yaşında bir kızı var.
Kızın adı Alice. Alice bu kitabı merak ediyor.
Açıyor okuyor. Ve babasına diyor ki baba diyor bu kitap diğer her şeyden çok çok daha iyi.
Bunun devamı yok mu diyor.
İşte bunun üstüne. Yayın nevi müdürü Rowling'le tekrar iletişime giriyor ve bu kitabın taslağı için aslında düşük sayılabilecek bir ücret teklif ediyor ve deniliyor ki arkadaşlar çocuk kitapları ya bunların satması
çok zor bu işten hiç kimse doğru düzgün para kazanamıyor ve iyisi mi diyorsan git kendine doğru düzgün bir iş bul deniliyor Rowling'e ve bir sene boyunca Rowling 1997'de İskoç Sanat Konseyi'nden bu kitabın
taslağına ödenecek paradan çok daha fazlasını YİBE olarak alıyor arkadaşlar ve 97 yılının haziran ayında bu ilk Kitabının 500 adetlik ilk baskısı yayınlanıyor ve 300 tanesi kütüphanelere dağıtılıyor.
Sonrasını biliyorsunuz 400 milyonun üstünde satış ve hala devam ediyor arkadaşlar.
Korkunç bir başarı.
Eğer bir gün acımasızca reddedilirseniz ama içinizdeki o cevhere güveniniz tamsa Rowling'in şu sözlerini anımsayın.
Hiçbir zaman benim yaşadığım ölçüde büyük başarısızlıklar yaşamayabilirsiniz.
Ancak hayatta bazı başarısızlıklar kaçınılmazdır.
Yalnızca aşırı derecede dikkatli yaşayan insanlar başarısız olmazlar ki.
Onlar da pek yaşamış sayılmazlar.
Böyle bir durumda zaten hükmen yenilirsiniz diyor Rowling.
Ne diyordu Harry Potter kitabında?
Bize aslında kim olduğumuzu gösteren şey yeteneklerimizden çok seçimlerimizdir Harry.
Daima kendimiz için en iyisini seçmemiz dileğiyle Paribu Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Paribu sponsorluğunda gerçekleşecek olan 23.
film ekimi hakkında daha detaylı bilgi almak için sizleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hoşçakalın kendinize iyi bakın bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
