
AVOYA maden suları ile sende bi’ yenilik var! Türkiye’nin en yüksek magnezyum ve toplam mineral değerine sahip 1 şişe AVOYA Sade doğal maden suyu ile günlük magnezyum ihtiyacınızın yaklaşık 1/3’ünü karşılayabilirsiniz.
AVOYA Meyveli maden suyu, Türkiye’de bir ilk olarak içeriğinde meyve ve bitki özleri kullanıyor ve kategoriye yeni bir standart getiriyor. Koruyucu, tatlandırıcı, renklendirici içermeyen, dengeli şeker kullanımı ile sektördeki diğer oyunculara göre %40 daha düşük kalori değerine sahip maden suyu, içtikten sonra ağızda ferah bir his bırakıyor. Tüketicilerin en çok tercih ettiği tatların yenilikçi dokunuşlarla modern yorumunu sunan AVOYA Meyveli maden suyu, kategorisinde Türkiye’nin en yüksek magnezyum ve toplam mineral değerine sahip.
Gastronomik bir yaklaşımın ürünü olan AVOYA Blend, iki kat daha fazla meyve suyu ve bitki özleri ile tat duyularını harekete geçiriyor. Gastronomik bir yaklaşımla hazırlanan AVOYA Blend doğal ve dengeli bir tat arayışında olanlar için ideal bir içecek deneyimi sunuyor. Diğer tüm çeşitlerinde olduğu gibi AVOYA Blend meyve ve bitki özlü maden suyu çeşitleri de, koruyucu, tatlandırıcı ve renklendirici içermiyor.
Detaylı bilgi almak için: https://avoya.com.tr/
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB
* Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *
*Bu bölüm "Avoya" hakkında reklam içerir*
Transkript
Avoya Maden Suyu Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün yine çok ilgimi çeken bir konuyla geldim arkadaşlar.
Ağabey Hayat'tan bahsedeceğim size.
Yani içen kişiyi ölümsüzlüğe kavuşturduğuna inanılan o efsane bir su.
Geçmişten günümüzde gerek dünya mitolojilerinde gerek tek tanrılı dinlerde pek çok kültürde karşımıza çıkan bir kavram.
Neden böyle bir şey var?
Yani ağabey hayat nereden çıkmış?
Çünkü insanlar hayatın kısalığına karşı yaşama arzusu duyuyorlar değil mi?
Bununla dolup taşmışlar.
Yani bu hiç değişmiyor. O yüzden böyle bir sonsuz hayat yani ölümsüzlük fikriyle karşılaşıyoruz ki Gılgamış Destanı'nı hatırlayın, İskender efsanelerini hatırlayın.
Ne vardı bunlarda? Bu ebedi hayat veren suyun peşine düşmüşlerdi değil mi?
Ki İskender namelerde ağabey hayat, ölümsüzlük ve hızır konusu değişik şekillerde karşımıza çıkıyor.
İşte İskender'in ağabey hayatı bulmak için hızırla karanlıklar ülkesine gitmesi, sonra işte bu sudan içmesi ve ölümsüzlük kazanmaya çalışması.
Ve daima Hızır'ın eşlik etmesi, ona yol göstermesi değil mi?
Az sonra bunları açacağım. Yani ölümsüz olma isteği dediğim gibi dünya tarihinde oldukça eski bir düşünce arkadaşlar.
Kadim zamanların ölümsüz tanrılarına öykünerek ölümsüzlüğü arayan kahramanlar mitolojik öykülerin her zaman en gözde konularından biri olmuştur.
Yalnız burada dikkatinizi çekmek istediğim bir şey var.
Maksat sadece ölümsüzlük değil arkadaşlar.
Burada tanrılaşma isteği var.
Yani çünkü tanrıların sadece ebedi bir yaşam olduğu düşünülür değil mi?
Ölümsüz fikrinin en geniş ve en açık şekilde işlendiği metinlerden biri M.Ö.
3. bin yılda Sümerliler tarafından ortaya konulan Gılgamış Destanı.
Kanalımda bir bölümü var Gılgamış'ın ama onun çok çeşitli varyasyonları var.
Mesela onlardan birini şöyle kısaca hatırlatayım.
Tanrılar Gılgamış'a üçte ikisi tanrı, üçte biri insan olan bir vücut bahşediyorlar.
Sonra Gılgamış gidiyor Uruk şehrinde Eanna tapınağını kuruyor ama bir süre sonra Gılgamış zevke düşüyor, sefa...
Hayat üşüyor. Halkına zulmetmeye başlıyor.
Ve tanrılar Uruk'ta yaşayan bu insanların yakınmalarını işitiyorlar.
Ne yapsak ne yapsak düşünüyorlar.
Diyorlar ki bu artık halkla uğraşmayı bıraksın.
Enkidu'yu yaratalım diyorlar.
Enkidu diye birini yaratıyorlar.
Enkidu Gılgamış şehri olan Uruk'a geliyor.
Ve ikisi çok yakın arkadaş oluyor.
Gılgamış ile Enkidu. Ama bir süre sonra Enkidu ölümlü olduğu için hayatını kaybediyor.
Ve Gılgamış bu sadık arkadaşının ölümüne o kadar üzülüyor ki.
Ve anlıyor ki. Onu da aynı son bekliyor.
Sonra ne yapıyor? Ölümsüzlüğü aramak için Utnapiştim'i aramaya çıkıyor arkadaşlar.
Utnapiştim de uzaktaki demektir.
Peki neden Utnapiştim'i arıyor?
Çünkü ölümsüzlük bir tek ona bahşedilmiştir.
Gılgamış büyük büyük mücadelelerden sonra Utnapiştim'i buluyor.
Ve bu sırada Fırat kıyısında kurulmuş olan Şurrupek kentinde halkın gürültüsünden rahatsız olan tanrılar halkı cezalandırmak istiyorlar.
Ama Tanrı Ea Utnapiştim'e tanrıların gazabı...
önceden haber ediyor ve nasıl kurtulacağını da söylüyor.
Buraya dikkat arkadaşlar Utnapiştin bir tekne yapıyor ve bütün canlıları, bütün ailesini bu tekneye koyuyor.
Aa Nuh tufanı gibi değil mi?
Derken gece çok büyük bir tufan kopuyor.
Suların dehşetinden tanrılar bile korkuyor ve gökyüzüne kaçıyorlar.
6 gün 6 gece sonra tufan sona eriyor ve gemi Nisir Dağı'nın üzerine oturuyor.
Sonra tanrılar Utnapiştim ve karısına artık böyle seçilmiş insanlar olarak ölümsüzlüğü bağışlıyorlar.
Herhalde o kadar badire atlatıp ölmedi diye düşünmüşler mükafat verelim.
Adamın yaşama azmini. Neyse işte sonra Utnapiştim Gılgamış'a diyor ki bir recalim vardı.
Ama tufan koptu. Diyor ki eğer diyor 6 gün 7 gece uyumadan durabilirsen sana istediğin hayatı verebilecek tanrılar zaten toplanır diyor.
Ama kılgamış bunu yapamıyor.
Bu defa utuna piştim diyor ki suyun altında diyor dikemli bir bitki var.
Eğer o bitkiden koparabilirsen yitirmiş olduğun gençliğin geri gelecek diyor.
Yani ben mesela bana bunu deseler mi ben okyanuslar falan aşağıya gençleşeceğim diye.
Kadınların çoğu bunu yapar.
Gerçi gencim hala ama olsun.
Sonra Gılgamış suya dalıyor ve o bitkiden koparıyor.
Ama o esnada bir yılan geliyor ve bitkiyi alıp kaçıyor.
Bu arada yılan da dikkat edin hep böyle ölümsüzlükle ilişkilendirilir değil mi?
Sonsuzlukta falan böyle işte kuyruğunu ısıran yılanlar falan hatırlayın.
Gılgamış tabii yılan bunu alıp kaçtıktan sonra kahroluyor.
Ah diyor gençlik elden gitti.
Çaresiz Uru'a geri dönüyor ve başından geçen bu olayları taşa yazıyor.
Sonra da ölümsüzlüğe ulaşamadan bu dünyadan göçüp gidiyor.
Şimdi bu destanda Gılgamış'ı ölümsüzlüğe ulaştıracak olan bitki suyun altında değil mi?
Yine su var arkadaşlar gördüğünüz gibi.
Ki bu destandaki ölümsüzlük düşüncesi sonraki dönemlerde İskender efsanesine kaynaklık etmiş olabilir.
Çünkü İskender ebedi hayat veren bir suyun peşindeydi değil mi?
Yani arkadaşlar ebedi hayatı aramayı konu edinen metinlere baktığımız zaman genellikle ölümsüzlüğün sırrı nerededir?
Sudadır değil mi? İşte bu su abi hayat, bengi su, hayat suyu, ölümsüzlük suyu şeklinde adlandırılan su.
Tıpkı bu efsanelerde geçen Ağabey Hayat gibi Doğanın derinliklerinden gelen saf ve zengin minerallerle dolu bir mucize var.
Türkiye'nin en yüksek magnezyum ve toplam mineral değerine sahip olan avoya sade doğal maden suyundan bahsediyorum.
Bir şişe avoya sade doğal maden suyu ile günlük magnezyum ihtiyacınızın yaklaşık 1 bölü 3'ünü karşılayabiliyorsunuz.
Vücuttaki mineral dengenizi optimumda tutmanıza ve kendinizi yenilenmiş hissetmenize destek oluyor.
Yoğun geçen günleri canlandırmak için her zaman yanınızda.
Eğer meyveli maden suyu seviyorsanız meyve ve bitki özleriyle hazırlanan Avoya meyveli maden suyuna bayılacaksınız.
Yine Türkiye'de bir ilk arkadaşlar hem meyveli hem bitki özleri içeriğine sahip.
Koruyucu, tatlandırıcı ve renklendirici içermiyor.
Altını çizerim. Dengeli bir şeker kullanımına sahip.
Sektördeki diğer oyunculara göre %40 daha düşük kalorili ve içtikten sonra ağızda çok ferah bir his bırakıyor.
Tüketicilerin en çok tercih ettiği tatların yenilikçi dokunuşlarla modern yorumunu sunan Avoya meyveli maden suyu kategorisinde...
Türkiye'nin en yüksek magnezyum ve toplam mineral değerine sahip Avoya meyveli maden suyu kategorisinde neler var?
Limon ve limon çiçeği, elma ve ada çayı, çilek ve gül var.
Çok ama çok lezzetli mutlaka deneyin derim.
Ve iki kat daha fazla meyve suyu içeriğiyle Avoya bilentten bahsetmek istiyorum sizlere.
Meyve ve bitki özlü maden suyu oldukça yaratıcı ve cesur lezzet eşleştirmelerine sahip.
Gastronomik bir yaklaşımın ürünü diyebiliriz Avoya bilent için.
Altyazı M.K.
Greyford Portakal Limon, Bahçe Nanesi ve Portakal Çiçeği, Vişne Limon ve Yasemin Çiçeği.
Üç farklı sofistike lezzet sizleri bekliyor.
Bir de söylemeden geçemeyeceğim şişe tasarımlarına bayıldım.
Çok şık. Yani şişesinin yapımına kadar aynı elden çıkma.
O kadar özenilmiş.
Hatta içtikten sonra şişeyi atmaya kıyamıyorsunuz.
Bu arada Burdur havzasından çıkan su kullanılıyor.
O yüzden eşsiz bir mineral içeriğine sahip üretim yeri de Burdur.
O zaman hem zihinsel hem fiziksel olarak yenilenmek isteyenleri Türkiye'nin en yüksek mineralli maden suyu olan Avoya ile daha yakından tanışmak için açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Ve devam ediyorum. Peki ama neden su?
Muhtemelen yaratılış için gerekli olan dört unsurun ilki su olduğu için ölümsüzlük suda aranıyor olabilir.
E tabi bunun sembolik bir anlamı da var.
İnsanlar suyun doğayı canlandırma özelliğini görüyor değil mi?
Yağmurlar yağıyor işte bitkiler açıyor ağaçlar yeşilleniyor bunları görüyorlar ilkel insanlar.
Ve suya ister istemez çok eşsiz bir anlam atfediyorlar değil mi?
Bir sonsuzluk bir ölümsüzlük kaynağı gibi anlamlar yüklüyorlar çok normal.
Suyu sonsuzluk verme iksiri olarak gören mitolojik konulu F.
Efsane ve rivayetlerden. Sonraki yazarlar ve şairler de çok faydalanmıştır.
Mesela İskenderi Zulkarney'in Hızır'la beraber karanlıklar ülkesine abı hayatı aramaya gidişi gibi.
Bu efsane arkadaşlar Grek kökenli ama erken dönemlere baktığımız zaman artık İslam milletlerine de geçmiş, oldukça benimsenmiş, çok çok sevilmiş ve defalarca kaleme alınmıştır.
İskender'le ebedi hayat kaynağından içip ebediliğe kavuşan Hızır'ın birlikte yaşadıkları maceralar anlatılır sık sık.
Ayrıca Hızır hakkındaki o halk arasında temel telakiler vardır ya Hızır'la ilgili.
Bunların oluşmasındaki payı çok büyüktür arkadaşlar İskender efsanesinin.
Biliyorsunuz Türk İslam kültüründe Hızır çok önemli bir karakterdir.
Yetiş ya Hızır diyoruz ya.
Hızır yeşil dal, yeşil, yeşilliği bol olan yer anlamına geliyor.
Ve bütün ümitlerin, bütün imkanların tükendiği artık böyle çarelerin sona erdiği durumlarda yardıma çağrılır değil mi?
Ve çağrıldığında da mutlaka geleceğine inanılan son.
sonsuz güce sahip, semavi bir kurtarıcıdır Hızır.
Ve Hızır'ın yardıma çağrıldığı zaman bazen böyle bir derviş olarak geldiği düşünüyor.
Bazen sıradan bir insan olarak, bazen de aksakallı bir ihtiyar olarak ortaya çıktığına inanılıyor.
Hayalimdeki Hızır'ı söylüyorum.
Yüzüklerin efendisi Gandalf.
Direkt yani. Bu Hızır inancı İskender'i Zulkarnen ile ilgili olan anlatılarda da var.
Hatta %90 var.
Hızır bu metinlerde göreceğiz ki az sonra.
İskender ne zaman dara düşse yardıma koşan kişi.
İşte ona yol gösteriyor, rehberlik ediyor.
Özellikle de ağabey hayatın aranması söz konusu olduğunda Hızır ve İskender'in ilişkisi çok büyük önem kazanıyor.
Yani şunu diyebiliriz.
Aslında bu iki ismin sembolik olarak birlikteliği abı hayat üzerinedir.
Biraz da bu hadiseden bahsedelim.
Şimdi İskenderi Zulkarney'nin ölümsüzlük arayışı için abı hayatı aramaya çıkışını Taberi şöyle anlatır arkadaşlar.
İskender önce Dara'yı yeniyor ve Fars memleketini hükme altına alıyor.
Sonra Tibet ve Çin'i alıyor ve ölümsüzlük veren bu pınarı bulmak için 400 adamıyla birlikte kuzey kutbuna yakın bir yerde olduğu düşünülen Karanlıklar ülkesine gidiyor ve orada 18 gün boyunca
ilerliyor karanlığın içerisinde.
Sonra oradan çıkıyor memleketine dönerken yolda bir rivayete göre 36 yaşındayken hayatını kaybediyor.
Şimdi bu konu edebi alanda Firdevs'in ölümsüz eseri olan Şehname'de de karşımıza çıkıyor.
Nizami'nin İskender namesinde de var.
M.S. 300 yıllarına baktığımız zaman artık bu abi hayat ile ilgili efsane son şeklini almaya başlıyor diyebiliriz.
Grekçe ve Süryanece metinleri de var.
Onlar da şöyle arkadaşlar özetle.
hayat veren bir su olduğunu öğreniyor ve bu suyu aramak için ordusuyla birlikte bir yola çıkıyor.
Bu yolculuk oldukça maceralı bir yolculuk ve askerlerinden bir noktadan ayrılmak zorunda kalıyor.
Derken yanında sadece aşçısı kalıyor ve bu aşçı yemek hazırlamak için bir çeşmeye gidiyor.
O esnada aşçının elindeki balık suya düşüyor ve bir anda balık canlanıveriyor.
İşte o an aşçı bu suyun hayat suyu olduğunu anlıyor ve sudan biraz içtikten sonra hemen geri dönüyor.
Bütün olanları bitenleri İskender'e anlatıyor.
Sonra İskender bu çeşmeyi arıyor arıyor arıyor bulamıyor.
Ve aşçıya baya bir ayar oluyor.
Onu öldürtmek istiyor.
Ama ne yaparsan yapsın aşçıyı öldüremiyor.
En son adamı gidiyor denize atıyor.
Ama bu sefer de aşçı bir deniz cinine dönüşüyor.
Ve ebedi hayatına gayet güzel bir şekilde devam ediyor.
Abi hayat konusu Kur'an'da da geçiyor.
O da özetle şöyle. İsrailoğullarının peygamberi Hazreti Musa.
Bir gün yakını olan bir gençle beraber kendisiyle buluşması emredilen bir kişiyle görüşmek üzere yola çıkıyor.
Buluşma yeri ise... İki denizin birleştiği yer olarak bildiğimiz Mecmaül Bahreyn.
Ve Hazreti Musa burayı tanıyabilmek için yanına azık olarak bir balık alıyor.
Çünkü balığın bu suya değdiği zaman canlanacağını düşünüyor.
Bu bir işarettir diyor. Ama yanında getirdiği kişi balığı yanlışlıkla kaybediyor.
Bir kayanın orada denize kaçırıyor.
Ama bunu söyleyemiyor korkusundan.
Sonra itiraf etmek durumunda kalıyor.
Ve geri dönüyorlar. Hani belki diyorlar balık hala kayaların oradadır falan filan.
Neyse gidiyorlar kayaların oraya.
Bir bakıyorlar orada...
Balık malık yok ama çok gizemli bir adam orada duruyor.
Sonra Hazreti Musa hemen bu kişinin buluşması gereken kişi olduğunu anlıyor.
Hani Allah tarafından böyle bir takım gizli ilimler bahşedilmiş bir kişi bu.
Ve Hazreti Musa ona kendisini yanına almasını söylüyor.
Bildiklerini diyor bana da öğret diyor.
Ama bu gizemli kişi yanaşmıyor buna istemiyor.
Daha sonra bir şekilde ısrarlara dayanamıyor.
Tamam diyor tek bir şartla seni yanıma alırım.
Bana diyor asla yaptığım işlerle ilgili tek bir soru bile sormayacaksın diyor.
Ben olsam dayanamaz sorardım.
Adamı habire darlardı. Muhtemelen beni denize atardı.
Denizcini de olmazdım.
Neyse işte Hazreti Musa bu şartı kabul ediyor.
Ondan sonra yola çıkıyorlar.
Yolda bu gizemli adam önce gemiyi deliyor.
Ondan sonra birilerine canını alıyor.
Sonra kendilerine yardım etmeyen bir topluluk var.
Bu topluluğun üzerine böyle bir duvar yıkılmak üzere onu ayağa kaldırıyor.
Onlara da iyilik yapıyor. Artık Hazreti Musa dayanamıyor.
Diyor ki yani niye böyle şeyler yapıyorsun?
Sebebi ne? O da diyor ki seni ilgilendirmez.
Sana hesap mı vereceğim? Sonra o gizemli kişi.
Hepsinin sebebini tek tek anlatıyor ve diyor ki ben bunları Allah'ın emriyle yaptım.
Sonra bu gizemli kişiyle Hazreti Musa'nın yolları ayrılıyor.
İşte bu gizemli kişi arkadaşlar kim?
Hadis kaynaklarında aktarıldığına göre Hızır değil mi?
Bir de şu vardır İskender namelerde.
İskender'in ölümsüzlük suyunu aramaya gitmeden önceki şaşası aktarılır.
Debdebesi, o devletinin eriştiği korkunç zenginlik bunlar vurgulanır.
Neden? Çünkü İskender aslında bütün yeryüzünü hükme aldı.
altına almış bir komutan değil mi?
Ama neticede bir fani, bir ölümlü ve bunun farkında ve bunun için hiçbir şey yapamıyor.
Tıpkı Gılgamış gibi. Bu arada Hızır'ı askerlerine komutan yaptığı da söylenir.
Kendisine rehber edindiği söylenir.
Onun sözünden asla çıkmayacağına dair sözler verir.
Ve bu ikili ağabey hayatı ararlar sürekli.
Hatta bir gün ağabey hayatı ararken yolda ağaç kabuğundan elbiseler giyen ve böyle sadece sebze yiyen bir halkla karşılaşıyorlar.
Bunlar da o dönemin vejetaryenleri olsa gerek.
Sonra bu yolculuk esnasında işte yine abi hayatı arıyorlar.
Bir mezara rastlıyorlar mesela.
Bu mezarda İskender'den yaklaşık 4000 yıl önce falan yaşamış olan Zulkarnay'ın evvelin mezarı.
Ve mezar taşında şöyle yazıyor.
Ey İskender ben de senin gibi dünyayı hükmüm altına aldım.
Abi hayatı aramaya çıktım ama ona ulaşamadım.
Ve diyor ki hayatın ardından...
İnsana mutlaka memat yetişir yazıyor.
Yani ölüm yetişir. Memat ölüm demektir.
Bu arada kurtlar verdisi memati.
Şimdi daha anlamlı. Ve mezar taşında son cümle şu.
Benim halim akıllı bir insan için gayet ibret olarak yeter yazıyor mezar taşında.
Yani diyor kardeşim diyor bu yoldan dön vazgeç bu sevdadan var git evine diyor.
Ama İskender tabi bu yazılanları okuyunca içi ürperiyor.
Bir ağlıyor falan ama vazgeçmiyor.
Yola devam. Ve yolda domuz şeklinde devler görüyor.
İşte böyle zehirli. İskender'i ateş gibi olan yılanlarla karşılaşıyor.
Hepsini helak ediyor falan. Sonra büyü yapan cadıların yanına geliyor.
Cadılar tabii onun niye aradığını biliyorlar.
Ve bir sihir yapıyorlar.
Önce işte kalbini alıyorlar İskender'in.
Sonra da ateşle etrafını çeviriyorlar.
Ve o sırada İskender artık anlıyor hani kurtulamayacağım diyor.
Ve Hızır'a sesleniyor.
Yardım istiyor Hızır'dan.
Yetiş ya Hızır diyor. Hızır da ona diyor ki sakın korkma.
Hak büyüktür. İhlas ile yapılacak olan dualar geri çevrilmez diyor.
İskender duayı okuyor ve bir anda gökyüzünü kara bulutlar kaplıyor.
Ve çok şiddetli bir yağmur yağıyor.
Yeryüzünde hiçbir ateşten eser kalmıyor.
Ve İskender kurtuluyor.
Sonra tövbe ediyor. Abi hayatı aramaya diyeceğimi zannettiniz değil mi?
Yok hayır. Hızır'ı arıyor arkadaşlar.
Hızır tabii bir daha telefonu açmıyor dermişim.
Sen de diyor hep beni başını sıkışınca arıyorsun.
Menfaatçi dostlarla bundan sonra işim yok diyor ve İSKO'yu engelliyor.
Yani ben olsam öyle yapardım ama Hızır tabii her başı düşeni kurtarmaya gidiyor.
Sen daha çok üzülürsün Hızır.
Bu arada kurutulduktan sonra İskender yine vazgeçmiyor.
Devam ediyor yoluna. Askerlerini alıyor.
Derken sadece kadınların yaşamış olduğu Şatkan diye bir şehre geliyor.
Burada kadınlar İskender'e diyorlar ki bu hayat suyunun yerini biz biliyoruz sana tarif edelim.
Kapkaranlık bir yerde abi hayatı aramaya gidiyorlar Hızır'la birlikte.
Ve içeride yürümeye başladıkları esnada çok büyük bir tufan kopuyor o karanlığın içerisinde.
İskender bir yana savruluyor.
Hızır bir yana savruluyor. Askerler dağılıyor falan.
Yollarını kaybediyorlar. Ve bir süre sonra karanlıkta ilerledikten sonra altın, lel, yakut dolu bir mekana geliyorlar.
Ama ondan sonra aydınlığa çıkıyorlar.
Ve abi hayata çok yaklaşıyorlar.
Ama yine ulaşamıyorlar.
Hızır'ı arıyorlar. Bir bakıyorlar.
Yok meğersem Hızır ağabey hayatı bulmuş bir güzel de içmiş.
Çoktan ölümsüzlüğüne kavuşmuş.
Burası espri değil gerçek.
Yazan bu yani. Şimdi bu hikayenin bir sürü çeşidi var.
İşte bazısında ikisi de içiyor ölümsüz oluyor.
Bazısında Hızır böyle gizli gizli içiyor ölümsüz oluyor.
Birinde yine işte ağabey hayatı ararken İskender'in karşısına bir melek çıkıyor.
Ve diyor ki bu dünyayı ele geçirdin ama böyle çiğ hülyalara doymadım diyor.
Eline de böyle pul kadar minicik bir taş bırakıyor.
Sonra ortadan kaybolup gidiyor.
Esnada gaipten bir ses duyuyor İskender.
Ses diyor ki kısmeti herkese veren kaderdir.
İskender karanlıkta su ararken Hızır onu aydınlıkta buldu.
diyor. Gördüğünüz gibi insanlık en başından beri ölüme böyle çareler aramış ama bakmış ki bu gerçekle baş edemiyor.
Ölümsüzlüğün yolunu aramış durmuş.
Bu da tabi evrensel düzenin ilk önemli maddesi olan su etrafında pek çok ortak inanışlar, ritüeller ortaya çıkarmış.
Çünkü su hayat verendir.
Canlılık verendir değil mi?
Türk kültürü ve inanç sisteminde de bu inanış vardır.
Türkler için su çok önemli.
Türklerde abı hayat, bengi su olarak karşımıza çıkıyor.
Bir de arkadaşlar Türklerde yer su Su inanışı var.
Mesela işte akıp giden suyun sonsuzluğa gittiğine inanır Türkler.
Türk mitolojisinde mesela Altay efsanelerine göre göğün 12.
katına kadar yükselen Dünya Dağı'nın üzerinde bir kayın ağacı vardır ve hayat suyu denilen su işte bu kayın ağacının altında kutsal bir çukurda bulunur.
Evliya Çelebi'nin seyahatnamesine baktığımız zaman orada da bu konunun bahsi geçer.
Diyor ki bir avcı öldürdüğü kuşu yıkamak için suya daldırınca kuş canlanıp uçar ve avcı bir müddet sonra O suyun bu hayat olduğunu anlayıp ölümsüzlüğe erişmek amacıyla hemen aynı
gölden su içmek ister ama göl bir anda bölünüp parçalanır ve içeceği suyun hangisi olduğunu karıştırır.
Şimdi bu efsane aktarılırken dediğim gibi %90 Hızır'la karşılaşacağız.
Hızır'ın aynı zamanda kozmik yolculuklar yapabilen böyle batın bilgisi bulunan ve Hazreti Musa'ya hakikatin bilgisini sunmakla görevlendirilmiş tasavvuf erbabı tarafından insanı kamil
olarak kabul edilmiş. bir peygamber olduğu söylenir.
Hatta Hızır el verdi derler.
Eskiler duymuşsunuzdur.
Tasavvuf ehli de bunları söyler.
Bazen de böyle gizli ilimleri bilenlere denir değil mi?
El vermek. Hızır'ın el vermesi.
Bazen de Hızır ile İlyas'ın aynı kişi olduğu söylenir arkadaşlar.
Hızır karada yardım eder.
İlyas denizde yardıma muhtaç olanlara koşar denilir.
Hatta Hızır ile İlyas'ın yılda bir defa Hıdrellez gününün gecesi bir gül ağacının dibinde buluştuğuna inanılır.
Türk mitolojisinde Korkut atanın suya ecel gelmez sözünden dolayı su ebedi kabul edilir.
Yunan mitolojisinde ölümsüzlük iksiri nektar ya da amrosya olarak karşımıza çıkıyor.
Bu da ballı yine su gibi bir şey.
Bunu Olimpos dağındaki tanrılar içiyor.
Yani ölümsüzler içiyor. Eski İran'a baktığımız zaman Homa olarak adlandırılan bir ölümsüzlük iksiri var.
Homa. Zerdüşlerin kutsal kitabı olan Avesta'da geçiyor.
Hinduizm'de Soma var. Yani benzer benzer inanışlar var.
Bu arada kanalımda simyancılık üzerine bir bölüm var.
O da ölümsüzlüğün peşinde olanların aradığı şeydi hatırlarsınız.
Çin simyansına göre tanrılara benzeyip ölümsüz olabilmek için altın bir sudan bahsediliyor.
Yine Hint mitolojisinde Amrita adıyla anılan bir iksir var.
Bunu da ayinlerde rahipler içiyor.
Ve inanışa göre bu içecek okyanusun tanrıları ve ifritler tarafından çalkalanarak meydana geliyor bir yaşam iksiri.
İskandinav mitolojisine Bilge Kvasir diye bir inanış var.
Bizdeki Hızır'a çok benziyor.
İşte bu bilgenin dünyadaki ilimlerin bütününe sahip olduğuna inanılıyor.
Ve tabii unutmadan Homeros'un İlyadası'ndaki Aşil karakteri değil mi?
Şimdi bu hikayeye göre yeryüzündeki sulara hükmeden güzeller güzeli tanrıça Thetis ve Zeus beraber olmak istiyor.
Ama bir kehanet var.
Kehanette şu. Thetis'ten doğacak olan çocuk babasından çok daha güçlü olacak.
O yüzden Zeus Thetis'ten vazgeçiyor ve Thetis kral Paleus.
İşte bu evlilikten Akeelos yani Aşil dünyaya geliyor.
Annesi Aşil'in ölümsüz olmasını istiyor ve bunun için kendisinin elinin bile değmesinin yasak olduğu ölümsüzlük nehrinde bu çocuğu yıkıyor.
Hatta suya eli değecek diye korkusundan çocuğu topuklarından tutup yıkıyor ve sonrasında Aşil ölümsüz oluyor.
Ama ne oluyor arkadaşlar?
Çocuğun tüm vücudunu yıkıyor.
Bir tek neresine su değmedi?
Topuğuna değil mi? Eliyle tuttuğu için.
Aşil'in ölümsüzlüğü topuğundan vurulana kadardır ve en hassas noktası orasıdır.
Derken Aşil çok büyük bir savaşçı oluyor ve Truva Savaşı'nda çok büyük başarılar kazanıyor ama savaşta topuğundan zehirli bir okla vurularak öldürülüyor.
Gelelim başka bir destana.
Ural Batır Destanı'nda da benzer bir hikaye var.
Yine ölümsüzlük suyu, Trihü adı verilen bir ölümsüzlük suyu var.
Ural Batır bu suyu aramaya çıkıyor.
İşte pek çok engelleri aşıyor.
Sonra halkını kurtaracak.
olan suyu buluyor. Derken Ural Batır'ın ölümü yaklaşıyor ve ona içmesi için bu ebedilik suyundan veriyorlar ama o bu suyu içmiyor yere döküyor ve ondan sonra ölümsüz oluyor.
Şimdi ağabey hayat edebiyatta da tasavvufta da çok yer bulmuştur.
Mesela Nesimi der ki yokluk denizinde fani ol ve gör ki bu ne güzel bir hayat olur.
Adı ölüm bile olsa Abı hayat imiş der.
Yokluk denizi dediği ölümsüzlük arkadaşlar.
Yani insan öldükten sonra aslında o denize karışır.
Yani ölümsüzlüğe ulaşır demek istiyor.
Hani artık onu bu dünyada bağlayan hiçbir şey kalmamıştır.
Dünya dertleri bitmiştir yani.
Hani bu aslında sonsuz yaşam için hoş bir hayattır.
Ve ölümün aslında bizim algıladığımız gibi olmadığını, uhrevi anlamda aslında bir ölüm olmadığını söylemeye çalışıyor.
Hani ölüm nasıl ki bir karanlığa geçiş gibiyse abı hayatta karanlıklar ülkesinde bulunur.
Hikayelere dikkat ettiyseniz.
Hayat suyu ve sonsuzluk oradadır değil mi?
Karanlıktadır. Yani ölümsüzlük dediği şey zaten o öte alemdeki sonsuz yaşamaktır demek istiyor.
Kaygısız Abdal'a baktığımız zaman diyor ki bu nasıl bir çeşmedir ki suyu abı hayattır.
Bu ne acı, ne acı bir tattır ki adı şeker ve bitkidir.
Yani acı derken hakka ulaşma yolunda çekilen ızdıraplar değil mi?
Dünya sıkıntılarından bahsediyor.
Yani bu zorluğu aşarsan o zaman abı hayat var diyor.
Hakk'a ulaşmak zaten ölümsüzlüğe ulaşmak değil mi?
Tasavvuf ehline göre. Yine Nesimi'nin şu beytine bakacak olursak.
Diyor ki Türkçe anlamıyla.
Hem İsa nebiyim hem İskender.
Hem de ölümsüzlük suyu benim.
Hızır'ı buldum ve kendisiyle bir oldum.
Ölümsüzlük suyunun çeşmesi bendedir diyor.
Edebiyat demişken masallarda da çok güzel işleniyor bu konu.
Mesela Anadolu'daki masallara baktığımız zaman taşlaşan insanları diriltmek için yine karşımıza ne çıkıyor?
Su. Misal Hirivza Güzeli adlı masalda Hirivza Güzeli'ni bulmak için yola çıkan bir oğlan var.
Bir de arkadaşları var. Bir anda bunlar taş kesiliyorlar.
Bunun üzerine Hirivza Güzeli hizmetçilerine oğlanın ve arkadaşlarının üzerine ibrikteki suyu damlatmalarını söylüyor.
Ve üzerlerine su damlatılan...
Oğlan ve arkadaşları bir anda diriliyorlar.
Zülfü Mavi adlı bir masal var.
Burada bir kuş var arkadaşlar.
Taş kesilen insanların üzerine su serpiyor ve insanlar bir anda canlanıyorlar.
Kısaca abi hayat yani sonsuz hayat veren suyun hikayesi böyle.
Nathalie Babit'in Ölümsüz Aile kitabında dediği gibi uzun mu kısa mı olduğuna bakmadan hayatı sevmeli insan.
Türkiye'nin en yüksek magnezyum ve toplam mineral değerine sahip bir şişesiyle günlük magnezyum ihtiyacınızın yaklaşık bir bölü üçünü karşılayabilen maden suyu Avoya Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Kendinize iyi bakın, hoşçakalın.
Haftaya tekrar görüşmek üzere.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
