
Bu bölümde “yas”ın bir bozukluk, bir zayıflık ya da geçilmesi gereken bir dönem olmadığını konuştum.
Çünkü bazen kayıplar, sadece acı değil; insana kendini, sınırlarını, sevgisini de hatırlatır.
Toplumun “hemen toparlanmalısın” baskısı altında, yasın da bir duygu hakkı olduğunu hatırlamak istedim.
Belki biraz durmak, bazen en sağlıklı ilerleyiştir.
Transkript
Merhaba, ben İlke.
Öncelikle hoş geldin ve sen hiç farkında değilsin belki ama çok ayrı kaldık.
O kadar yoğun bir ay geçirdim ki asla podcast çekemedim, asla kendime vakit ayıramadım.
Sadece çalıştım ve bu çalışmak değil, bu başka bir şeydi.
Eskiden çalışmak beni çok beslerdi.
Çünkü kafamı sadece çok meşgul olarak susturuyormuşum belli ki.
Şimdi asla o kadar yoğun çalışmak istemiyorum.
Dün fark ettim.
Günün battığını görmek lüks olmamalı bence.
Şimdi kayıplar hakkında konuşmak istiyorum biraz.
Hiç iç açıcı bir bölüm olmayacağının farkındayım ama bunun hakkında konuşmak bana da iyi gelecek.
Hem belki belli mi olur bir şekilde çok kişiye ulaşır bu bölüm ve birbirimize yeni ufuklar açarız.
Arkadaş kaybetmek, eşini kaybetmek, sevgilini kaybetmek.
Öncelikle bunların bir kayıp olmadığına karar verdim kendi kafamda.
Bu bir yol ayrımı ve hayatımızda bize artık hizmet etmeyen insanların çıkması diye düşünüyorum.
Çünkü kayıp bir daha varlığı somut bir şekilde asla göremeyeceğim bir olgu bence.
Birinin hayal kırıklığı yaşatması veya bir şekilde hayatından çıkmasıyla onun hayata gözlerini kapatması aynı şey değilmiş çünkü.
Ben hayatıma hiç birinci derece bir yakınımı kaybetmemiştim daha önce.
Aklıma hala anne ve babamın bir gün ölecek yani bir gün bu durumu yaşayacak olması geldiğinde.
Zihnimi hemen dağıtırım.
Halamı kaybettim ve bu hayatta annem kadar sevdiğim tek insandı.
Hiçbir karşılık beklemeden iyiliğimi düşünen dünyanın en en en iyi insanıydı.
Hala ölümüne alışamamamla birlikte arka arkaya ailemizden başka birileri vefat etti.
Ve ben her cenazede yine sadece halam için ağladım.
Sonra kendimi sanki onun ölümünü kabul etmemişim de bunu geçiştiriyormuşum gibi davrandığımı fark ettim.
Bu problemli bir davranış mı diye kendimi sorgulamaya başladım ve uzunca bir süre bunu sorguladım.
Sonra dedim ki hayır yani saçmalama artık o nefes almadığı için onu sevmeyi bırakamam ki.
Onu o olmadığı için anmayı mı bırakmalıyım?
Yani yaşadığım şeyin bir noktada normal olduğunu ve düşündüklerimin deli saçması olduğunu karar verdim.
Sonra bir gün kuzenime dedim ki yani onun annesi vefat etmişti.
Benim alam. Bunu söylemek çok çirkin biliyorum ama yokluğuna alışacağız.
Yani bir noktada bunu hiç istemesek de bu olacak.
Ama şimdi yazımız var ve bunu yaşamak bizim hakkımız.
Ne kadar süreceği hiç kimseye ilgilendirmez.
Yazla alakalı gerçekten çok iyi kitaplar var.
Zeynep Selvili var Instagram'da.
Uzamış yaz ve yaz hakkında çok güzel içerikler üretiyor.
Onu keşfetmiş olmasaydım yaşadığımız durumun artık sıkıntılı bir boyut olduğunu düşünür, bence terap almalıyız falan diye girerdim ben olaya.
Çünkü genel toplum yargısı bizi bunu düşünmeye maalesef itiyor.
Şimdi eğer ağlamadan anlatabilirsem size onun çektiği yıl videosunu anlatacağım.
Yıllar önce Bali'de kutsal maymun ormanı orman ibadethanesini ziyaret etmiş.
Ormandan ayrılırken tam arabaya bineceği zaman bir maymun ve bebeği dikkatini çekiyor.
Çünkü diğer bebekler bir yerden bir yere giderken annelerinin karınlarına yapışıp sarılıyorlar.
Fakat bu bebek maymunun hareket etmediğini fark ediyor.
Bir süre sonra anlıyor ki yavru ölmüş.
Anne maymun ölü yavrusunu taşıyor.
Belli ki bebeğinden ayrılması için daha fazla zamana ihtiyacı var.
Meğer hemen her tür maymun türü bunu yapıyormuş.
Bebekleri öldükten sonra onları günlerce hatta aylarca taşımaya devam ediyorlarmış.
Ve sonra şunu söylüyor.
Tıpkı diğer canlılarda olduğu gibi bizim de beynimiz kaybımızın ilk zamanlarında kaybın geri dönüşsüz bir kesinlikle gerçekleştiğini kavramaktan acizdir.
Kaybımızın kayda geçirilmesi için tıpkı birçok canlı gibi bizim de zamana ihtiyacımız var.
Şimdi şuraya bağlayacağım.
Hepimiz eşsiz canlılarız.
Hepimizin kendine göre farklı farklı özellikleri var.
Hepimizin zamanı yaşama, sindirme, kabul süreçleri birbirinden farklı ve eşsiz.
Kaybı reddetmek, haksızlık olarak ya da adaletsizlik olduğunu düşünmek ya da hiç yokmuş gibi davranmak.
Yani bunu yaşama şekli, kabul şekli hiç kimseyle aynı olmak zorunda değil.
Sen problemli değilsin.
Evcil hayvanını kaybettiğinde kendini toparlaman yıllarını alabilir ve bu hiç kimsenin normali olmak zorunda değil ki.
Hiç kucağına alamadığın, hatta kalbinin atışını duymadığın, gebeliğinin ilk haftasında bebeğini kaybetmen üzerine yaşadığın depresyon ya da üzüntü halinde yaşadığın duygu her neyse bu senin normalin.
Hiç kimsenin kıyaslamaları, dine bağlayarak acını bu şekilde yaşamamanın söylemesi, saçmalaması yani.
İşin özünde sana kendini kötü, yetersiz, psikolojisi bozuk biri gibi hissettirmesin.
Yine söylüyorum, senin bu durumu kabul etmeye de...
Alışma sürecin bu problemli değilsin.
Yalnız değilsin.
Yaz çok normal.
En az yaz tutamamak kadar hem de.
Diyebilir miyiz yakınını kaybetmiş ama yaz sürecinde olmayan birine annesini hiç sevmiyormuş ya da babasını?
Demeyiz değil mi? Ne kadar güçlü hemen toparladı tüm aileyi deriz.
Ben demem de derler.
Belki hakkı olduğunu düşünmüyor.
Belki oğlan ona hiç tanınmadı.
Belki o da iyiymiş gibi görünüp yalnız kahroluyor.
İşte. İnsanların yaşadıkları üzerine yorum yapmak, konuşmak, geleneklere bağlayıp suçlu hissettirmek bunlar insan psikolojisini çok etkileyen olmaması gereken davranışlar.
Bir gün Instagram'da görmüştüm.
O zaman kaybım yoktu henüz ama baş etmeye çalıştığım ömrümün en kötü deneyimini yaşıyordum.
Kardeşimin başına bir olay gelmişti.
O zaman da o yazıyı gördüğümde demiştim.
Güçlü olmak zorunda mıyım diye.
Biri saçımı okşasaydı...
Sabaha kadar ağlayacaktım ama herkes sırtımı sıvazladığı için dimdik ayakta durmak zorunda kaldım.
Yazı buydu. Evet toparlayalım.
Söylemek istediğim şu. Her neyin kaybettiysen ve içinde her ne yaşıyorsan normal.
Senin yaz sürecin, kabul edişin ya da etme işin kimseyle aynı olmak zorunda değil.
Toplum tarafından dayatılan o normale dönememiş olman sıkıntı değil.
Ya da hiçbir şey yokmuş gibi davranman o normal değil.
Bunlar benim fikirlerim, benim isterim, benim deneyimlerim.
Çünkü bilmiyorum ben birisi vefat ettiğinde o evden hemen tüm eşyalarını vermek, onunla işte bu kadar ağlama, bu kadar isyan etme, işte
Allah'ın gücüne gider. Kimsenin hiçbir şeyin gücüne gitmesine gerek yok.
Ben bunu kabul etmeye çalışıyorum.
Hayatımı adapte etmeye çalışıyorum ve...
Bu şekilde yaşıyorum.
Başka türlüsünü bilmiyorum.
Zihnimde bir veri yok. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum ve içimde bir acı var.
Yönetmeyi öğreneceğim ve bunu ne kadar zamanda hallettiğim seni ilgilendirmez ya da sizi ilgilendirmez.
Çok yakın bir arkadaşım hatta hayattaki en yakın arkadaşlarımdan birisi babasını kaybetti yıllar önce.
Hala içinde çözümleyemediği, çözümlemeye çalıştığı, ne yaşadığını anlam veremediği bir durumun içinde ve Ben arkadaşıma işte sen neden böyle bir süreci,
bunu niye bu kadar uzatıyorsun vesaire şu bu.
Hiçbir şey, her şeyi biliyor olmama rağmen, anlıyor olmama rağmen yorum yapmıyorum.
Yanında oluyorum sadece, destek oluyorum.
Biliyorum bunu şu an dinliyor mesela.
Normal. Senin yaşadığında normal.
Ve bu hiç kimsenin normali olmak zorunda değil.
Yine çok çok çok çok yakın bir arkadaşım, çok yakın bir zamanda, bir gece önce Hamile olduğunu öğrendiğinde sabah düşük yaptığını öğrendi.
Bir şey diyemiyorum.
Mesela burada bile hala yanımda yokken bile şu an bunu dinleyeceğini biliyorum mesela.
Ama yine bir şey diyemiyorum.
Çünkü normal kalbinin atması gerekmiyordu ki.
Yani bir kayıp yaşadığı normalleştirmeye çalışıyor kendi kafasına.
Çok dramatize etmemeye çalışıyor olayı.
Evet öyle de olmalı.
Tam tersi olsaydı da normaldi.
Yani yaşadığımız şeyler, duygular ve hayatta ilk kez karşılaştığımız duygular.
Bunlar bizi ilgilendiriyor.
Bize göre biricik.
Bizim baş ötme yöntemlerimizi oluşturuyor.
Yani ona bakılırsa daha önce Türkiye'de uzamış yaz bozukluğu diye bir şey yokmuş mesela.
İnsanlar, psikologlar, klinik psikologlar kendilerini şu an bunun için yırtıyorlar.
Anlatıyorlar diyorlar yani insanları böyle kalıplara sokmayın.
Evet sokmayın abi. Evet devam eden bağlar vardır.
Evet ben gerçekten hala halamın bizi izlediğine inanıyorum.
Bugün annemi ya da babamı kaybetsem hiç olmamışlar gibi davranamam ki.
Hala varmışlar gibi yaşamaya devam edeceğim yani.
Ya şu an bu bilinçle bunu söylüyorum.
Belki bambaşka bir deneyim yaşıyor olacağım o zaman ve başka türlü bakacağım.
Her türlüsü normal.
Neyse uzman değilim ama araştırdığım, okuduğum, izlediğim kadarını size aktarmak istedim.
Dediğim gibi bunlar benim fikirlerim, benim isterim, benim deneyimlerim.
Ben hiç kimsenin psikolojisinin bozuk olduğunu, Dikkat çekmeye çalıştığı için yaz tuttuğunu falan depresyona girmek için bahane aradığını falan düşünmüyorum.
Bence bunlar zor süreçler.
Çok zor deneyimler.
Umarım hepimiz en en en en en geç ne kadar yaşayabiliyorsak o kadar yaşarız.
Hiçbirimiz evcil hayvanlarımızı kaybetmeyelim.
Tüm sevdiklerimiz, tüm ailemiz, tüm arkadaşlarımız yanımızda olmasını istediğimiz herkes yanımızda olsun.
Başka türlü tecrübe edelim hayatı dilerim herkes için.
Ama eğer böyle bir süreçteyseniz Zeynep Selvili'yi takip etmenizi çok isterim.
Önerdiği kitapları okumak, videolarını izlemek en azından bana kendimi sorunlu değil de normal olduğumu hissettirdi.
Hepinize sevgiyle sarılıyorum.
Kendinize çok iyi bakın.
Bir de bir şey söylemek istiyorum.
Gerçekten henüz hayattayken çok klişe gelebilir ama tüm sevdiklerinizin kıymetini bilin.
Bu kadar. Devamını getiremeyeceğim galiba.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
