
Mecburi yalnızlıkla seçilmiş yalnızlık arasındaki farklardan, bilinçli olarak yalnız kalmayı tercih etmenin ruhumuza ve bedenimize nasıl iyi geldiğinden bahsettim. Bazen kalabalıklardan çekilip kendi içimize dönmek, en büyük şifayı beraberinde getiriyor. Sessizliğin içinde kendimize daha çok yaklaşmak isteyen herkese iyi dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, ben İlke.
Umarım herkes iyidir.
Bu hafta seçilmiş yalnızlık hakkında konuşmak istiyorum biraz.
Belki konforunu hiç tatmamış olanlar vardır.
Olamaz mı? Olabilir.
Hadi başlayalım. Önce seçilmiş yalnızlığın ne olduğunu hatırlayalım.
İnsanın kendi isteğiyle bilinçli olarak kalabalıktan çekilmesi, sessizliği ve yalnızlığı seçmesi durumu.
Bu durum insana özgürlük, içsel huzur ve günün sonunda kendini tanıma, güçlendiğini hissettiği duygularını yaşatıyor.
Farkındalığı artıyor bir kere insanın, zihni dinlendiriyor.
Aslında en önemlisi kendisiyle olan bağını güçlendiriyor.
Ben sessizliği ve yalnızlığı aslında kaçılacak şeylerden ziyade kendimi duymak istediğim için sık sık bu olanı tanıyorum kendime.
Bazen en büyük cevaplar kalabalıkların gürültüsünden değil, sessizliğin içinden geliyor çünkü ve En sağlam bağ başkalarıyla değil kendinle kurduğun bağ oluyor.
Bunu hiç yapmadan bunu kendim için bir ihtiyaç olduğunu bilmiyordum mesela ben.
İlk kendimle yalnız kalmak için bir aksiyon aldığımda kendimi bir tatile çıkardım.
Giderken korktum aslında.
Sosyal bir canlı insan çünkü tek başına bir yere özellikle de tatile gitmek o zaman için deli işi gelmişti bana ama bunu neden yaptığımı bilmeden sadece yapıyordum o an.
Hayatımda geçirdiğim en kaliteli zaman dilimlerinden biriydi mesela o tatilim.
Acele etmek zorunda kalmadan, bir yere yetişme telaşı içine girmeden, sadece dinlenmek, kendini dinlemek, insana neye ihtiyacı olduğunu hatırlamasını sağlıyor bence.
Bir akşamüstü adada denizden gelince aldığın duş, sakin bir akşam yemeği, durup düşünmek, acele etmeden, yormadan kendini, kimsenin eğlence anlayışını kabul etmek zorunda
olmadan o kadar iyi hissettiriyor ki, Bir kere şunu söylüyorsun kendine.
Kalabalık olmadan da keyif alıyorum.
Kendi başıma kaldığımda da eğlenebiliyorum.
Ya da mesela çok yoğun bir iş gününde, gerçekten stresliyken, her günkü planın dışına çıkıp, gün ortasında kahve içmeye çıktığında, kendini alan yarattığında, bir köle gibi hissetmenin dışına çıkıyorsun.
Ben buradayım ve iyiyim.
Bugün bu iş ya da her ne yapıyorsan, bunun dışında kendime de iyi gelmek için bir şey yapıyorum diyorsun.
Bunun iç huzuru çok değerli hissettiriyor insana.
Ve çoğu zaman bunu başkalarından bekliyoruz ya.
Bir arkadaşımız hadi desin diye kahve içmek için ya da yemek yemek için, eğlenmek için.
Evet o da kıymetli ama insanın kendi yarattığı o alanda sessiz kalıp sadece kitap okuması ya da bir kahve içmesi bedensel ve zihinsel bir gereklilik bence.
İnsan yaşamadan bunun ne kattığını ya da neyin eksik olduğunu tam olarak süzemiyor.
Sessizliğin korkutucu yanı şu iç sesle yüzleşme zorunluluğu doğuyor.
Ama işte yüzleşiyorsun orada kaçamıyorsun o duygudan ve doğruyu ya da yapman gerekeni bulmuş oluyorsun.
Yani bunu bir şeyleri çözümlemekten ziyade işe gitmeden yarım saat önce kalkıp bir kahve içeceğin alanı yarattığında kendine sabahın o sessizliğinde sadece sen olduğunda zaten akışta
zihnin sana bir şeyleri fark ettiriyor.
Ben mesela kendimden örnek vereyim yine.
sabah mesai saatimden yarım saat erken kalkıp bir kahve içiyorsam balkonda, içimi böyle bir huzur kaplıyor, böyle bir şükretme enerjisi geliyor.
Sabahın o aydınlığı, kuşların sesi, nefes alıp vermek, mucizevi bir güzellik varmış ve ben onun hakkını veremiyormuşum gibi geliyor.
Ve gözümün gördüğü, kalbimin hissettiği o huzur, yaradanış tükrediyorum o an için.
Yani teşekkür ediyorum, inanılmaz iyi hissettiriyor ve şu anda dururken mülteplerim diken diken oluyor.
O enerji günümü değiştiriyor biliyor musunuz?
Normalde çünkü hazırlanıp çıksam evden, kulaklığımı takıp işe gideceğim ve mesain başlayacak.
Rutin yani ama o gün erken uyandıysam, kucakladıysam o gün hayata, şükrettiysem o kadar iyi bir enerjide oluyorum ki.
Tahammülüm mesela o gün bir tık daha fazla oluyor.
Sadece insanlara karşı değil, kendime karşı da tahammüllüm oluyorum.
Bir hata olduysa diyorum ki okey, ilkeler de hata yapar, düzeltiyorum.
Normalde kendi yaptığım hatalar küçük büyük fark etmez beni çok sinirlendirir çünkü.
Kendinizi dinlemenize, evde yalnız kalmanın, mum yakıp kitap okumanın, hiçbir şey düşünmeyip sadece reis kaydırmanın bile zihnimizi boşaltmasının aslında hayatımızda o kadar çok katkısı oluyor ki.
Bir kere dış etkenlerden bağımsız neyi istediğini ya da istemediğini daha gerçek bir yerden kavrayabiliyorsun.
Ve bu biriyle konuştuktan sonra değil de içinden gelen bir.
Aydınlanma olduğu için özgüvenin geliyor yerine.
Süper bir his. Benim sürekli his güzellemem.
Geçtiğimiz hafta kültürel bir gezi yaptım.
Yalnız olduğum için kimse inanılmaz fotoğraflarımı çekmedi.
Belki çok güzel içerikler çekti oradan ama ben oraya kendim için gittim.
Kültürlenmek için, Instagram'da post atmak için gitmedim ki.
Gidenlerin öyle yaptığını söylemek için değil elbette.
Ben kendim için gittim ve eksik hissetmedim fotoğrafsız.
Kendimiz için bu vurguyu yeterince yapabiliyor muyum bilmiyorum.
Bu örneği onun için verdim.
Kendimiz için. Eski semtlerde yürürken etrafa bakmayı çok seviyorum.
Çünkü eski binaları görmek, yaşanmışlığı hissetmek, o garsellik çok iyi geliyor bana.
Ve gerçekten kaç kez aceleden ya da herhangi başka bir şeyden dolayı kafamızı kaldırıp bakıyoruz ki bakmıyoruz.
İşte bu da kendimiz için.
Bakalım olur mu? İyi hissetmek için, huzur olması için, içimizde daha yaşanılabilir bir yer olması için dünyanın.
Önce bizim iyi olmamız gerekiyor ve...
İyi hissetmek çok kolay aslında.
Biz bunu yapılabilir görelim yeter ki.
Travmalarımız olabilir. Bir yerde tek başına oturmak saçma geliyor olabilir sana.
Büyükşehir'de değilsin belki ve dikkat çekiyor dışarıdan.
Bırak çeksin. Dikkatini çekenin bir fikri yok ki.
Yabani değilsin sen.
Kendine de eti çıkmışsın ne var yani.
Her zaman söylediğim gibi yapmazsak, var olan düzenin dışına çıkmazsak çıkamayacağını düşünecekler ve yani çıkamayacağımızı düşünecekler ve Öyle yapmayacağız.
Biz iyi hissetmek için elimizden geleni yapacağız.
Ben mesela 5 yıldır tatile hep tek başıma gidiyorum.
Arkadaşım olmadığı ya da onları az sevdiğim için değil.
Kendimi de sevdiğim için.
Deşarj olup geliyorum.
Tek başıma kahve çok içemiyorum.
Gittiğim yerlerde arkadaşları fazla.
Onlar mutlaka geliyorlar.
Onun yerine sabahları erken kalkıp içiyorum ben de.
Yani gibi gibi çeşitlendirebiliriz.
İçimizde şahsi bir köşk oluşturalım istiyorum.
Bunu dinleyen herkes...
Bunu yapsın istiyorum. Alan değil bakın.
Mütevazı bir yerden değil.
Bir köşk. Büyük bir köşk.
Evimiz gibi. Ne olursa olsun insan eve gider ya.
Evine gider çünkü. Kötü bir şeyde yaşasa, iyi bir şeyde yaşasa.
Onun gibi. Gün ortasında ya da başında ya da sonunda her zaman koşulsuz iyi hissedeceğimizi bildiğimiz o köşkü sessizlikle ve kendi yalnızlığımızla süsleyelim.
Mükemmel bir konfor alanı olsun orası bizim için.
Zihnimizin sustuğu, toleransımızın hiç kalmadığı.
zorlandığımız, belki zorbalandığımız, yeterli ya da yetersiz her ne hissediyorsak içimize çekilip düşünebilmemiz için, kendimiz için, iyi olmak için.
Bunu başarmak, yaşama sırrını çözmek gibi bir şey benim nezdimde.
Umarım sizin için de öyle olur.
Dilerim bu kaydın hayata, size, hepimize katkısı olsun.
Hepinize sarılıyorum ve yüksek sesle söylüyorum.
İyi ki varız. Kendinize iyi bakın ve iyi hissedin olur mu?
Bunun için kendinizden başka hiç kimseye ihtiyacınız yok.
Unutursanız sesim kulağınıza gelsin.
Sana sadece sen lazımsın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
