
Bu bölümde şikayet etmeden
Yaşadıklarımı, öğrendiklerimi
ve en çok da kabullenmenin bize ne kadar iyi geldigini konusuyoruz.
Çünkü bazı şeyleri değiştiremiyoruz
Ama onlarla nasıl yaşayacağımızı öğreniyoruz.
Eğer sen de bir şeylerle savaşıyorsan
yalnız değilsin.
Ve sandığından daha güçlüsün.
Transkript
Arkadaşlar herkese merhaba.
Umarım herkes iyidir.
Ben gitgenlerim olmasına rağmen iyiyim.
Zaten iyi hissettiğim için ancak çekebiliyorum bölümü.
Şimdi size benim için yine travmatik ama baş etmeyi öğrendiğim bir durumu anlatacağım.
En azından baş edebilmeye çalıştığım bir durumu.
Baş edemediğiniz bir durum varsa belki ilham olur diye.
Hazırsanız başlıyorum.
Şimdi ortaokula giderken diabet teşhisi koyuldu bana.
Benim için, yani benim için değil de bir çocuk için çok zorlayıcı bir durum.
Birey olmadan hasta olmak, hasta bir çocuk olmak ya da lisede bununla alakalı çok sıkıntı yaşadım.
Hipogliseminin ne olduğundan bir haber olan insanlara kan şekerim 43 iken dikkat çekmeye çalışmadığımı, ölmek üzere olduğumu o an anlatmaya çalıştım sürekli.
Çoğu bunun ne olduğunu bilmiyordu ama anlamak istemiyordu.
Anlamak işlerine gelmeyen bir durumdu onlar için o an.
Kimse... Hayatta sevilmek için bir eksikliğe sahip olmak zorunda değildi.
Bunu ben biliyordum ama onlar maalesef ki bilmiyorlardı.
Sonuç olarak da bu durum beni çok zorladı.
Ama bu benim çıkarıp atabileceğim bir şey değildi ve bununla yaşamayı da öğrenmek zorundaydım.
Önceleri bununla yaşamayı öğrenmeyi yokmuş gibi yaparak çözmeye çalıştım.
İstediğimi yedim, hiç takmadım.
Ağırlaşan vücudumu, organlarımı etkilediğini falan hiçbir umurumda değildi.
Sonra zaman geçti ve üniversiteye gideceğim.
O yaşa geldim. Ben de herkes gibi işte çoğumuz gibi dershaneye gittim, özel derse gittim ve işte mezuna kaldığım senede bir başarı elde ettim.
Tercih günü babam tercih yapmayacağımı çünkü okula gitmeyeceğimi söyledi.
Bana dedi ki kızım sen kendi hayatını bizden uzak bir şehirde idame ettirecek sağlık durumuna sahip değilsin.
Dedim ki sen ne saçmalıyorsun.
Hayatta olman gereken insan olmak için bir okuldan mezun olmak zorunda değilsin dedi bana.
Bu cümleyi aşamadım biliyor musunuz?
Çok uzun bir süre sapsata yapıyor zannettim ama canım babam haklıymış.
Ben dedim okula gideceğim. Gitmeyeceksin dedi.
Hiç unutmuyorum. Temmuz ayı ya da Ağustos ayı olması lazım.
O kadar hastalandım ki ağlamaktan.
İşte böyle hırkalarla geziyorum.
İki bademciğimde bembeyaz işte şiş su bile geçmiyor boğazımdan.
Sürekli hasta olmak benim suçum değil diye anladım biliyor musunuz?
Hasta olmak benim suçum değil.
Hasta olmanın bir suç olmadığını 18 yaşımda bile fark edememiştim.
Kabullenmek. Hayatta her ne yaşıyorsak yaşayalım bence konu tamamen önce durumu kabullenmekten geçiyor.
Kendimi ciddiye almam gerektiğini ve bu durumu ancak kabul edersem çözebileceğimi yıllar sonra fark ettiğimde insülün bağımlısı bir diabet hastasıydım ve her yıl en az 15 gün hastanede yatıyordum.
Bir kitap okudum. 3 ayda diabeti son diye.
Tipiki hastaları için yazılmış bir kitaptı.
Beni kapsamıyordu ama...
O diyeti yapmıştım ve verim almıştım.
İnsülünü bırakmıştım.
Ama bunu erkek arkadaşımın bana sen hastasın ve iyileşmen lazım dediği için yine kurtulmam gerektiğini düşünerek yapmıştım.
Yani tekniğim yine yanlıştı.
Bu benim bilincimde ve farkındalığımla verilmiş bir karar olmadığı için yine sürekliliği devam etmemişti ve bu defa insülünlerim artmıştı.
Burada şu parantezi açmak istiyorum.
Herkes bir farkındalık furyasına kapıldı.
Kararlar alıyor, doğruları ve yanlışları nitelendiriyor.
Buna göre ama olay şu ki eğer bir fikir, bir düşünce, bir hata ya da davranış size ait bir deneyim sonucu ulaştığınız bir şey değilse sahip olduğunuz şey farkındalık olmuyor ve
eylem sonuç doğurmadığı için de sürekliliği olan bir davranış biçimi olmuyor.
Bunu deneyimledim. Herkes diyor ki şükredin, her gün şükredin.
Şükrettikçe artacağından bahsediyorlar.
Neyin artacağını bilmediğimiz için ama iyi bir şey olduğu için yapmaya çalışıyoruz değil mi?
Şimdi hiç farkında olmadan yaptığınız durumu düşünün.
Tabii ki elbette herkes sağlığı için, ailesi için vs.
şükredebilir ama bunu derinlerinizde çok nitelikli bir şekilde hissetmeden sadece şükretmek için şükretmek olduğundan bahsediyorum burada.
Gerçekten şükretmek için ya sahip olduklarımızın farkında olmamız lazım ki hani olumsuz bir olay yaşamadığımız versiyondan bahsediyorum şu an.
Bu çok zor bir ihtimal bence çünkü kimsenin elindeki şey her neyse onu yitirmeden neye sahip olduğunu bilmesi biraz düşük bir ihtimal gibi geliyor bana.
Bir şeyi yitirdiğimizde...
gelir bence farkındalık. Çünkü tecrübeden doğduğuna inanıyorum.
Çünkü insan elindekini yitirmeden neyin eksik olduğunu nasıl bilsin ki?
O zaman şunu söyleyebilir miyiz?
Yitirmeden sahip olamayız.
Neye? Her neye sahip olmamız gerekiyorsa o durumun farkındalığını.
Yani yaşadığımız durumlar ne kadar kötü ve acı verici olursa olsun muhakkak bize vaat edilen daha iyi bir şey olacaktır orada.
Bu somut bir şey olmak zorunda değil.
Farkındalık ve şükür somut şeyler değil ama sahip olmak dünyanın en önemli şeylerinden ikisi diyebilir miyiz?
Yani bence diyebiliriz.
Şimdi hikayeye dönecek olursam bir gün şunu fark ettim.
Hani size her fırsatta söylediğim o bize önce biz lazımız diyorum ya.
Bunu deneyimleyeceğim bir şey yaşadım ve dedim ki önce kendine iyi bakacaksın.
Önce şekerini regüle olacak sonra mental durumunu düzeltebilirsin.
Dedim ki sen buna mecbursun ama bak bu ne kadar güzel bir mecburiyet.
İşte travmadan iyileşmeye diye bahsediyorum yani size hep.
O işte o durum. Regüle olmak için efor sarf etmem ve bir motivasyonumun olması gerekiyordu.
Motivasyon bendim. Zihnimin iyi olması için pankreasımın da iyi olması lazımdı.
Durum sadece bundan ibaretti.
Önce buna isyan etme ben bunu kabul ettim.
Sonra da hiç kolay olmayan bir sürece girip beni maddi manevi çok zorlayan o sürece tamamen kendim için başladım ve şimdi insülüne bağımlı değilim.
Küçük dozda bir ilaç kullanıyorum sabahları sadece o kadar.
Şimdi size neden bu hikaye üzerinden bir şey anlattığımı açıklayan bölümün amacına geçiyorum.
Diabetimi düzelttim ama çeşitli bir sürü hastalığa sahibim.
Bağırsaklarımla vesaire bir sürü problemim var.
En son 3-4 hafta önce başka bir...
Rahatsızlığım olduğunu öğrendim.
Ve sürecin ameliyatla sonlanmaması için bambaşka bir sürü teknikle iyi olmaya çalıştım.
Bambaşka bir sürece girdim.
Hani size dedim ya çalışmak istemiyorum ben diye düzlükle pes etmek.
O bölümdü galiba. Galiba orada.
Bakın nasıl da mecburum çalışmaya.
Yani hayat ne kadar acımasız.
Beni istemediğim şeye ne kadar da mecbur ediyor.
Üstelik tüm bunlar gerçekten ağır bir külfet.
Ağır bir maddi külfet.
Oturup ağladım. İşte ben paralarımı sürekli hastanelere mi vereceğim diye.
Annem dedi ki ağlama ilk tedavinin parasını o verdi.
İşte patronum dedi ki çok haklısın.
İstediğim şey haklı olmak değil ki dedim.
Sonra dedim ki işte kendime bu sıkıntılar içinde bir de kendime podcast çekmeye sorumluluk edindim.
En azından dedim onu bırakayım.
Benim için bunu düşünmek bile çok üzücüydü.
Çünkü çok severek ya da isteyerek, severek değil de çok istediğim için yaptığım bir şeydi.
Sonra... Toplantı yaptık ve işte dinlenmelerimizin iyi olduğunu gördük.
Bakın size yemin ederim bu toplantı olmadan önce tedaviden çıkmıştım.
Bir kafede oturuyordum toplantı olduğu için.
İyi değildim. Karnım çok ağrıyordu.
Dedim ki al sana motivasyon.
Hayat hiçbir zaman...
hiçbirimize yol vermeyecek.
Doğan Cüceloğlu'nun dediği gibi.
Biz başımıza gelenlerle önce neden baş etmemiz gerektiğini bulup sonra da eyleme geçeceğiz.
Neden? Çünkü insan zihni kaçınmaya programlı ama kaçtıkça ne yapıyoruz?
Büyütüyoruz. Yani kaçtığımız şey büyürken yüzleştiğimiz şey küçülüyor.
Ne demek istiyorum burada? Bir şeyle başa çıkamıyorsan büyük ihtimalle ondan kaçıyorsun.
Ve kaçtığın her şey zihninde senden daha büyük bir hale geliyor.
Motivasyon dediğimiz şey bir karar yani bir his değil birden gelmiyor insana ve sen istemesen de hayat sana bu kararı bir şekilde verdiriyor.
Görmezden geldiklerine dahil ederek al diyor sana full paket.
Şimdi ben evet podcast çekmeyi çok istiyordum ama...
Şükür güzellemesi değil bu tabii ki.
Yani kimsenin aslı olması vesaire.
Böyle şeyleri temenni etmiyorum ama belki de yaptığımın benim için ne kadar kıymetli olduğunu, hani bunu yapmayı neden bu kadar istediğimi, motivasyonumun bu olduğunu yitirdiğim zaman da karşıma çıktı ya bu durum.
İşte tekrar hatırlamamı sağladı.
Yani neden yapmak istediğimi diyeyim, öyle toparlayayım.
Ben de şöyle bir pencereden bakıyorum işte bu durum içinde nefes alınabilir kılmaya çalışıyorum.
Hayat beni zorlamıyor, beni bana ait olmayanlardan arındırıyor, ise ne istediğimi buldurmaya çalışıyor, güçlendiriyor beni.
Muhtemelen bunu da yaşadıktan sonra bildiğim yaptığım her şey şekil değiştirecek.
Acaba nerede anlamadığım bir şey var da böyle oldu diyorum.
Çünkü ne yapayım şikayet ederek bir yere varamıyorum.
Şunu çok net söylemek istiyorum ki başa çıkmak güçlü olmak demek değil.
Kendinden vazgeçmeden devam etmek demek ve insan yüzleşmediği şeyi maalesef tekrar ediyor.
Kaçtığın şey de sana geri dönüyor ve buna kader diyebiliyoruz.
Bunu yapmanı istemedim için anlatıyorum bunları.
Young ne diyor? Işık olmak istiyorsan karanlığını tanı diyor.
Bu süreçte zihnin sana oyunlar oynayabilir, yetersizsin diyebilir, yapamazsın, yine aynı şey olacak.
Ama şöyle bir gerçek var, zihnin sana söylediği her şey doğru değil.
David Burns buna bilissel çarpıtma diyor.
Yani zihin gerçeği değil yorumu sunuyor sana ve sen o yoruma inanırsan hayatın da ona dönüşüyor.
Tüm tecrübelerimle size şunu söylemek istiyorum ki hayat dayanabilenleri değil kendine dönebilenleri ayakta tutuyor.
Bunu deneyimlerim ve her yanlışı belki de onlarca kez...
Yaptığım, tekrarladığım için çok rahat bir şekilde söyleyebiliyorum bu söylediklerimi.
Neye karşı bir motivasyon arayışınız varsa umarım bu bölüm size ışık olur.
Nerede tükendiyseniz tekrar ayağa kalkmak için bir sebep olur umarım.
Sizin beni dinliyor olmanız benim için o kadar büyük bir motivasyon ki.
Hepinize teşekkür ediyorum.
Hani her teşekkür ettiğimde gerçekten çok içsel bir yerden söylüyorum bunu ama...
Zor şeyler yaşıyorum biraz hayatımda ve bunu yapmanın yani birilerinin dinliyor olması, birilerine iyi geliyor olabilmek bana çok çok çok iyi bir motivasyon oldu.
O yüzden hepinize çok gerçek bir teşekkür ediyorum ve hepiniz iyi ki varsınız diyorum.
Her ne şekildeyseniz, ne haldeyseniz, ne durumdaysanız şunu hatırlayın ki hiçbir şey kalıcı değil.
Her şey geçiyor. Sadece muhakkak almanız gereken bir şey vardır.
Bunu düşünün, buna yoğunlaşın.
Hikayeme eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederim.
Bir sonraki bölüme kadar kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
