
Hiç kimse kusursuz değil ama herkes kusursuz görünmeye çalışıyor.
Gerçekten iyi hissetmek yerine, iyi hissettiğimizi göstermekle meşgulüz.
Ve işin komiği… bu çelişki artık kimseye garip gelmiyor.”
Instagram: oldugukadarrpodcast
Transkript
Herkese merhaba ben İlke.
Hepiniz hoş geldiniz.
Çok kıssal görünen ama çok insani bir şey konuşacağız.
Konumuz güzellik.
Hiç kimse kusursuz değil ama herkes kusursuz görünmeye çalışıyor.
Gerçekten iyi hissetmek yerine iyi hissettiğimizi göstermekle meşgulüz.
Ve işin komiği bu çelişki artık kimseye garip gelmiyor.
İnsanın kendi bedenini sevmesi.
Kendini olduğu gibi kabul etmese, neden bu kadar zorlaştı?
Neden herkes en mükemmel olmayı arıyor?
Neden kozmetiğe, estetiğe bu kadar düştük?
Neden bir sürekli yetersiz hissetme hali hakim bize?
Bunu biraz kazalım istiyorum.
Verdiğimiz cevaplar günün sonunda bizi kurtarıyorsa zaten okeyiz.
Birincisi, kendimizi başkalarıyla karşılaştırmamız.
Kendimizi başkalarıyla neden karşılaştırırız?
Birinin burnu, dudakları, ne bileyim yüz hatları ve daha bilimun bir sürü şey.
Mükemmel olmak zorunda mıyız?
Ya da o kimse onun gibi olmak zorunda mıyız?
Mesela ben burnumu beğenmiyorum ve estetik bulmuyorum.
Hatta şöyle ki Karadeniz turuna çıktığımda Trabzon'da yerli bir işletmeci Trabzonlu olmadığıma inanmadı.
Size yemin ediyorum inandıramadım.
Lazina'da dedikleri şey varmış bu doğru.
Ara ara burnumu yaptırma isteğim geliyor mu?
Evet geliyor. Hatta çok küçükken yaşadığım bir olayı anlatayım size.
Ortaokulda bu konu yüzünden zorbalanmıştım ve okuldan çıkıp babamın yanına gidip estetik olmak istediğimi söylemiştim.
Babamın yanında dedem vardı.
Ne istediğini anlamadım ama ne istiyorsa parasını ben vereceğim yaptır demişti.
Canım dedem keşke yaşasaydı.
Neyse babam bana o an güldü ve dedi ki ilki şu an komiksin.
Ciddiye almadığını düşündüğüm için daha da sinirlenip eve gittim.
Akşam benimle bir konuşma yaptı ve bana sen dedi bize benziyorsun annene bana çünkü bizim evladımızsın.
Eğer burnunu yaptırırsan bize benzemekten uzaklaşacaksın.
Sen dedi bize benzemekten rahatsız mısın?
O an çok iyi hatırlıyorum.
İçimde hissettiğim tek şey anne ve babamı ne kadar sevdiğimdi.
Hayır onlara benzemekten rahatsız falan değildim.
Nasıl olabilirdim? Ama bunu duymak, bunu o şekilde bakmak o zaman bana çok iyi gelmişti.
Kendi kafamda benim o zorbalandığım insanlara karşı hani böyle bir guard oluşturmuştum.
Hani kötü hissetmiyordum kendimi.
Sonra bunun üzerine düşünmedim hiç.
Çok yakın bir zamana kadar da burnumu bir gün yaptıracağımı düşünüyordum.
Ama bu bölümü hazırlarken dürüst olmam gerektiğini ve kendi yapmadığım ya da doğru olmadığını teyit etmediğim hiçbir düşüncemi sizinle paylaşmadığım için şu kararı verdim.
Beni ben yapan şey... karakteristik bir özelliğim burnum benim.
Burnum, gözlerim, çenem.
Beni ben yapan, iyilike yapan, başka kimse de birebir aynısı olmayan.
Çok mucizevi geldi bu noktadan bakmak.
Elbette kendimi daha iyi hissetmek istediğimde bunu yapabilirim.
Ama bu beni kendimi eksik ya da çirkin ya da beğenilmez kılmamalı.
Benim kendimi sevmem için ve mutlu olabilmem için gerçekten kemersiz bir burnama ihtiyacım var.
Benim tüm güvenim ve hayata bakış açım burun kemiğime mi dayandırılmalı yani?
Benden hoşlanan ve bana karşı ilgisi olan bir erkek burun kemerime mi takılır?
Hani mevzu beğenilmekse eğer.
Benim için estetik önemli değil demiyorum önemli.
Ben güzel olan birçok şeyi severim.
Gözüme güzel gelsin önce isterim.
Ama ben toplum sadece kozmetik ve estetiğe tek tip olmaya hizalandı diye kendimi eksik hissedemem.
Çirkin de hissedemem. Kimse kusura bakmasın.
Eğer ben içeride bir yerde kendimi gerçekten bunu yapmak istiyorken buluyorsam bunu yaptırırım.
Ama bunun bize, bilinçaltımıza deklare edilmesi beni geriyor.
Mesele kendimizi var olduğumuz biçimde, tırnak içerisinde söylüyorum, kusurlarımızla sevmek.
Yüzümüzdeki doğum lekemizle, nispeten topluma nazaran kısa boyumuza, belki kilolu halimizle.
Herkes çok fit olmanın derdinde, herkes çok spor yapıp güzel görünmenin peşinde.
Bunu iyi bir yerden yaptığını o kadar inandırıyorlar ki kendilerini.
Üzülüyorum. Bu dünyadaki sahip olduğumuz en değerli şey ne biliyor musunuz?
Sağlığımız. Ben sağlıksız bir çocuktum.
Şimdi de sağlıksız bir yetişkinim.
Hayatımı tamamen sağlıklı bir birey olmanın yakınına taşımaya çalışıyoruz.
Çok çok uzun bir zamandır.
Yani sağlıklı beslenmeye ve spora olan bakış açımın bunlar hayatımızda olması gereken ama çok da abartılan bir yerde ya diye söylemem.
Mümkün bile değil. Ama bedenin mediumsa ve sen herkes çok fit diye saçma sapan zayıflama çayları içerek iki small ya da small olmak için tüm organlarını şoka sokuyorsan bırak benim bağırsaklarımın ve pankreasımın
iki çift lafı olsun. Hepimiz çok sağlıklı beslenelim.
Şeker asla güzel bir şey değil ve onu asla tüketmeyelim zaten.
Çocuklarımıza keşke hiç şeker vermesek, onları zehirlemesek.
Keşke tüm toplum, hepimiz hareket etmenin değerini bilsek ve günde en az yarım saat yürüsek.
Hareket etmenin sadece bedenimize değil, aynı zamanda zihnimize de ne kadar iyi geldiğini, 7'den 70'i hepimiz çok iyi bilsek.
Bunların hiçbirisi benim karşı olduğum şeyler değil.
Karşı olduğum şey, bunu kendin için, bu bilinçle değil, Bu yarışta yaptığın, herkesin herkeste yarış halinde olduğu ve tüketim manyağı olduğu bu yerde insan gerçekten neye ihtiyacı
olduğunu nerede hatırlayacak?
Nasıl bulacak kimliğini? Hani şartelin bu kadar kapalı olduğu yerde, etraflı olan yarışta özünde neye hizmet etmemiz gerektiğini bize kim söyleyecek?
Dünyanın sahip olduğu başka bir trend mi?
İnsan kendini nasıl sever?
İnsan kendini koşullu mu sevmelidir?
Bizi sevecek olan insanların göz estetiğine bağlı olarak mı sevmesi geçerli cidden soruyorum.
Bunların cevaplarını burada veririm ama bunlar benim cevaplarım olduğu için kendi doğrularımı size dayatıyor olmak istemem.
O yüzden siz bunları bir düşünün.
Cevaplarını belki bana yazarsınız.
Yazın bu arada. Benim güzelliğim kaygısızlığım biliyor musunuz?
Elbette herkes güzel görünmek ister.
Herkes zaten bakımlı olsun.
Ama ultra güzel ya da en güzel olmanın verdiği itici bir güç yok benim içimde.
Ve bunun benim aurama yansıdığını ben görüyorum.
Ve bundan etkilenen insanlar da var.
Elbette makyaj yapıyorum.
Ama makyaj yapmayı çok bilmiyorum mesela.
Kendimi iyi hissetmek için yaptığım da oluyor.
Evde otururken de yapıyorum.
Uyurken parfüm de sıkıyorum.
Ama bunu kimse için değil, kimseyle yarış halinde olduğum için yapmıyorum.
Kimseyle uyumlanmak değil çünkü niyetim.
Sadece yüzümü yıkayıp, dişimi fırçalayıp öyle çıktığım da oluyor işe giderken.
Hazırlanıp makyaj yaptığım da oluyor.
Benimle ilgili. Kendimi nasıl hissettiğimle ilgili bir durum bu.
Böyle olmalı hepimiz için.
İyi hissetmek ya da hissettiğimizi dışa vurmakla ilgili olmalı.
Herkesin dudakları botokstu.
Benimkiler bu kadar küçük olmamalı deyip çerçevelemeyelim dudaklarımızı.
Ya da biz de gidip botoks yaptırmayalım.
Birilerine kıyasla eksik hissedip ya da nispeten bu kelimeyi kullanmak hoş değil ama çirkin hissettiğimiz için yaptırmayalım.
Tekrar ediyorum, estetiğe, kozmetiğe, sağlıklı beslenmeye, spora hiçbirine karşı değilim ve bu benim haddime de değil.
Mesele kendimizi sevmek, kendimizi iyi hissetmekse önce kendimizi var olan halimizle kabul etmeliyiz diye düşünüyorum.
Ben böyleyim ve bu şekilde güzelim, kendimi beğeniyorum diyebilmeliyiz.
Sonra etrafımızdaki herkese burnunu, çenesini ya da dudağını dikkate almadan toplumsal bir olaya ya da kendi hayatında yaşadığı bir probleme nasıl tepki verdi?
Yargılayacaksak eğer, bu da hoş değil ama...
Hani illa bir şey yapacaksak ya da onu takdir edeceksek bu şekilde etmeliyiz.
Bir kadının hangi doktorda başarısız ya da başarılı bir ameliyat yaptırdığı bizi ilgilendirmemeli.
Mevzumuz bu değil. İnsani ve toplumsal bir durumda başarılı gördüğümüz ya da görmediğimiz durumu illa hani bir eleştiri yapacaksak bunu konuşuyor olmalıyız.
Kendimize karşı olan saygımızı irademizden rahatsız olduğumuz için koruyamıyor olmalıyız.
Bir başkasının vücut ölçüleri bunu belirlememeli.
Bence güzellik özdür.
Hani illa birilerini bir şeylerle kıyaslayıp bir güzellik sonucuna varacaksak kendi bakış açımı söylüyorum burada.
Bir insan insan olmanın ne kadar farkındaysa topluma ve hayata ne kadar hizmet ediyorsa o ölçüde güzeldir benim için.
Kendine saygı duyan biri dünyanın en güzel insanı olabilir gözümde.
Kendinin farkında olan herkes çok çekici ve estetik gelir bana.
Yaşamı olan bağlılığı, hayat coşkumu arttırıyorsa, sabit fikirli değil de, bıkış açısını genişletebiliyorsa, aynı etnik kökene bağlı olmadığı halde kültürümü yargılamayıp anlamaya çalışıyorsa, dünya
güzelidir. Biriyle kendimizi kıyas etmek istiyorsak bunları değerlendirmeliyiz diye düşünüyorum.
Elbette cildimiz bebek gibi olsun.
Elbette güzel görünelim.
Ama kendimize olan bağlılığımızdan yapalım bunu.
Bir şeyi giydiğimizde. kendimizi içinde iyi hissediyorsak başkasının sahip olduğu beden ölçüsü bizi ilgilendirmesin?
Biz içinde mutluysak mevzu bitti.
Şey var bir de, herkesin sürekli farklı bir kombin yapıp sürekli tüketime dayalı bir alışveriş tutkusu.
Sürdürülebilirlik niye çıktı bu kadar hayatımızdan?
Şimdi, influencerlar markaların ürünlerini satış oranları artsın diye sürekli link veriyor.
Bunda bir sakınca görmüyorum bu arada.
Herkes ekmeğinin peşinde.
Kimse boğazımıza bunu al diye yapışmıyor.
Neden o an imkanımız yoksa bile karta daha da girerek o parçayı alıyoruz?
Almadığımızda eksik mi hissedeceğiz?
Evet, bunu geride kalmışlık olarak görüp alıyor insanlar.
Geride kalmışlığın kıstası bu mu olmalı peki?
Bir de kızarsınız belki ama olabilir kızın.
Herkesin tek tip sürekli viral diye aynı şeyi giymesi bana biraz banal geliyor.
Herkes birbirinin aynısı oldu.
Herkesin dudakları birbiriyle yarışıyor.
Herkesin makyaj çantası birbiriyle yarışıyor.
Herkesin gardırobu birbiriyle yarışıyor.
Bir ayakkabı karşı tarafın gözünde benim değerimi belirliyorsa rica ediyorum belirlesin ve benden uzaya kadar uzaklaşsın zaten.
Skechers marka ayakkabıdan başka ayakkabı giyemiyorum.
Rahatsızlığımdan dolayı.
Ve maksimum 3 adet alabiliyorum yıl içinde.
Çok giydiğim için de çok yıpranıyor.
Ben şimdi kimin gözünde neyim?
Bir kısmına göre kaliteyi temsil ediyor.
Bir kısmına göre New Balance'ın yeni modelini giyemediğim için daha mı eksiğim?
Evet öyleyim. Bu zihniyet içimi bulandırıyor.
Bunu en çok kadınlar birbirine yapıyor.
İşin en en en çirkin tarafı bu.
Kimse kusura bakmasın.
Ben de sırf var olabilmek için estetiğe ve marka kıyafetlere sahip olması gereken ve bunu onurla taşıyan hiç kimseyi ciddiye alamıyorum.
Var olabilmek için özümüzü pişirip insan olmamız gerektiğini düşünüyorum.
Hayatta daha çok, daha önemli kıyas edilebilecek noktalar var.
Umarım anlatmaya çalıştığım şeyi anlatabilmişimdir.
Bildirimlerinizi açmayı, beni takip etmeyi unutmayın.
Hepinizi çok seviyorum.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
