
Bazen bir kayıptan sonra hayata devam etmek, unutmak ya da ihanet etmek gibi gelir. Bu bölümde yasın, ayrılığın, acıya teslim olmanın ve kendini yeniden seçebilmenin mümkünlüğü üzerine konuşuyoruz. Çünkü bazı şeyler geçmez gibi gelir; ama her şey mümkün.
Transkript
Arkadaşlar herkese merhaba, hepiniz hoş geldiniz.
Sizi özledim, umarım hepiniz iyisinizdir.
Burada konuşmayı çok özledim.
Şimdi size son günlerde kafama çok takılan, maruz kaldığım, maruz kaldığım demeyeyim de, yo maruz kaldığım ama fark ettiğim bir şeyden bahsedeceğim.
Feda etmekten yaşanmamış bir hayatın ya da hayatların feda edilen elden gittikten sonra düştüğü dehlis.
Bölümün sonunda söylediklerim size ne hissettirecek bilmiyorum ama Bağlamdan koptuğumu düşünürseniz bu sözümü hatırlamanızı, her şeyi aslında bunun için anlattığımı bilmenizi istiyorum.
Şimdi dışarıdan bakınca acı tabloda şöyle yorumladım.
Bu bir farkındalık biçimi, tamam.
Ama bunun duygudan kaçmak, travmadan kaçmak, aslında kendinden kaçmak olduğunu fark ettim.
Yani kişinin kendinden ve travmalarından kaçmak için başka bir canlıya tamamen kendini adaması durumu.
Onu önceliklendirmesi.
Her bakıma ama. Sevmesi, onayı, huzuru, sağlığı, her şeyi.
Hani o kadar kötü ki aslında onun için hayat.
Bir şeyleri feda etmek, yaşıyorum ve buradayım diye bağırmak gibi.
Onun bunu hak ettiğini düşünmek.
Feda edilen için söylüyorum.
Kendine hiç verilmeyeni sadece ona vermek.
İnadına yaşamak.
Yaşamaktan zevk almak değil yani.
Bir meydan okuma gibi.
Hikayemizin giriş kısmı burası.
Bunlar benim gördüklerim, fark ettiklerim, deneyimlerim sonucu çıkardığım sonuçlar.
Şimdi yaşarken bu durumu yaşayan kişi bunun asla farkında değil ve eğer şanslı da değilse destek kabul etmediği için Bunu akıl almak ya da terapi almak nasıl değerlendirmek
isterseniz öyle değerlendirin.
Evet de farkında değiller hiçbirinin.
Duymanın tetiklenmek olduğunu bildikleri bir yerden destek kabul etmiyorlar ama.
Buranın altını çizmek istiyorum.
Hikayemiz kayıp. Kayıplar hakkında konuşacağız.
Yolların bir şekilde somut ya da soyut birbirinden kopması.
Ölüm ya da bir ilişkinin bitmesi.
Her iki durumda konuşmak istiyorum.
Şimdi şuna açıklık getirmek istiyorum öncelikle.
Şu an yaz konuşmuyoruz.
Biricik olduğunu düşünüyorum ben.
Herkesin şahsına münhasır ve mahrem olduğuna inanıyorum.
Herkesin hayatına kimse karışamaz gibi bir yerden.
Herkesin başa çıkma biçimine kimse karışamaz.
Bu konuda netim karışsın istemiyorum.
Birini çok sevmek, onu kaybetmek zehir zemberek bir şey.
Tamam. Ama şahsi hayatının sürdürülebilirlikle ilgili olan kısmını tek bir şeye bağlamak da öyle.
Bence zaten yaz bunun için var.
Tamam. yoksun ama benimle yaşamaya devam ediyorsun diyebilecek güce sahip olması insanın.
Çölün ortasında su bulmak gibi.
Şunu gözlemledim.
Travmaları olan biriysen, halledemediğin birçok şey ve halletmeyi mesele bile etmediysen üstelik, böylesi bir kayıpla yaşama devam etmek çok zor zaten senin için.
Olan biten her şeye olması gerekenden daha fazla takılıp hatta takılı kaldığın.
Her şeyin çok olumsuz olduğunu ve dünyanın senden rahatsız olduğunu hissetmen o kadar doğal ki.
Böyle yaşamak zaten zor.
Burada haklısın. Evet bu yükle bu yokuş çıkılmaz ama.
Bu yokuşları yok sayıp yükleri heybeye de dolduran sen değil misin bir bakıma?
Sen buna inanmıyor olabilirsin.
Hiç yatmıyor olabilir bu fikir sana.
Ama şöyle düşün. Biz görmezden geliyoruz diye görünmez olmaz bazı şeyler.
Onları görmemek bizim tercihimizdir.
Bir gün... Babasını kaybeden çok yakın bir arkadaşım şöyle dedi.
Bazen yolda yürürken birini ona çok benzetiyorum.
O an dünya duruyor.
İçimdeki duyguyu sana tarif edemem.
Ama birkaç dakika sonra geçiyor bu.
İnsan evet geçsin istemiyor.
Unutmak ihanet gibi gelebiliyor ama böyle olmasa her kabrin yanına bir kabir daha açalım ve yatalım o zaman açık mezarlarda dedi.
Ölümü kabul etmiş, haksızlık olarak görmeyen ve yaz tutan birinin düşüncesini paylaştım şimdi sizinle.
Benim açımdan yaşamın matematiğini çözmüş, var olmayı rağmenlere rağmen kabul etmiş çok cesur biriydi o an.
Bu örneği niye verdim şu an?
Kıyaslamak için değil elbette.
Çünkü zaten hali hazırda, halledemediği, her şeyin ortasında ölümle baş başa kalmış bir sürü insan var.
Ve aksi gibi hayatını onun varlığıyla sürdürmeyi görev edinmiş, kendine hiç yaşamamış yine binlercesi var.
Kulağa nasıl geliyor bilmiyorum. Aman canım öyle de şey mi olurmuş, neymiş o öyle diyebilirsiniz.
Bir biçimde ötekileştirmek, yok saymak maalesef problemi çözmüyor.
Sevdiği adam tarafından hiçbir açıklama yapılmadan ailesinin evine akşam yemeği için bırakılan yan komşu bu olay yaşandıktan yaklaşık bir yıl sonra boşandı.
Hiç sosyal biri değil.
Aile evinde de yaşamaya devam etti o süreçten sonra.
Yıllardır en büyük motivasyonu babasına kahvaltı hazırlamak, babasının ilaçlarını saatlerinde içmesi.
Bir şekilde başta anlattığım o feda etme yani.
Kendini hiç direkt yok sayıp sadece onun için o odaklı otorite olarak onu görerek onunla yaşıyor.
Babası 40 gün önce her sabah uyandığı saatte uyanmadı ve öldü.
Şimdi zaten bir başkasının bıraktığı travmaları aşmak hiç gündeminde bile değilken bunun ne olduğunu böyle bir farkındalığı yokken hayatta kocaman bir kavgası varken üzerine bunu yaşadı.
Bu en son yaşanılan örnek olduğu için anlattım şu an.
Çünkü görmek istemesek de ya da çok sevip o acıya bu kadar teslim halini koparıp atmak istesek de bir başka gözle bakınca artık abarttığını düşünsek de bu hikayeler bir yerde yaşanıyor ve herkes
o kadar mutsuz ve yaşamdan zevk almıyor ki.
Çevremde travmasıyla ve yasıyla baş başa kalmış o kadar çok örnek var ki.
Kimseyi yüz yüze göremediğim için içimdeki duyguları haklı olduğumu düşündüğüm bir çerçevede anlatabiliyorum bir şekilde burada.
Hayatın ışığı karanlığı boğuyor.
Canınız orta yerinden bölünmüş olabilir.
İnanıyorum. Ne hissediyorsanız odur.
Birini soyut ya da somut kaybetmek tamam aynı şey değil diyebilirsin ama zaten kayıp tek başına dünyanın en yetersiz, en hiç hali duygusu.
Bu örnekleri söylediklerimi, öylesine söylemediğimi, sizi bir noktada anlayabildiğimi bilin diye veriyorum.
Ama o hani arkadaşımın babasıyla ilgili verdiğim örnekte Sağlıklı bir mental ile sağlıksız bir mentalin arasındaki o iki farkı da görün istiyorum.
Kendinizi kapatmayın istiyorum.
Anlatın, dertleşin, paylaşın.
Çözemeseniz bile çözmek isteyin.
Acıya teslim olmayın istiyorum.
Şimdi bölümün bundan sonraki kısmında mümkünlük konuşacağız.
İnsan başına gelen her şeyle başa çıkabilir.
Nasıl baş edeceğini bilmiyor olabilir.
Bir süre baş etmek istemiyor olabilir.
İsyan edebilir, salabilir.
Bakın mümkünlük konuşuyoruz.
Olumlu ya da olumsuz.
Odak burada değil. Odak mümkünlükte.
Nasıl iyi olacağım? Bu kadar kötülüğün içinde, anlaşılmazlığın içinde, ondan sonra hayatı bu kadar pembe yaşamak istemiyorum diyebilirsin.
Mümkün. Ama dünya daha az pembe bir yer artık demek de mümkün.
Zeynep Servili babasının kaybının ardından söylüyor bunu.
Dünya artık daha az tamam bir yer.
Çok hoşuma gitmişti ilk duyduğumda.
Hayat başa çıkamadıklarımız kadar nalet bir yer gelebilir ama başa çıkabileceklerimiz kadar da mümkün bir yer.
Kendini seçmekle başlıyor her şey.
Bunu duymak rahatsız hissettirebilir.
Üstelik kendini seçmiş, hayatına devam edenlere öfke bile duyuyor olabilirsin.
Bu öfkeyi taşırken kendini seçmen sana kendine ihanet ediyormuşsun gibi bile hissettirebilir.
Şöyle düşüneceğiz, insan her şeyi düşünebilir.
Ama her düşündüğünden sorumlu değildir.
Kötü bir ruh halindeyken düşündüklerimiz ne kadar sağlıktı ki ya da eylemlerimiz?
Biz sırf o zaman öyle düşündük diye bunu düşünmeye devam etmemizi gerekli kılmaz ki bu.
Evet, o zaman bu doğru gelmişti, artık gelmiyor.
Demek ki doğru olan bu değilmiş demek, bir zamanlar inandığın şeyin doğru olmadığını ya da geçerli değilim, geçerli olmadığını kabul etmek, bence insanı çok insan yapan bir davranış ve seni
suçlu yapmaz. Kendini seçmek, kendine ya da kaybına ihanet değildir.
Kendini seçmeye buradan başlayacaksın, bu düşünceyle.
Kendini seçmek, kendine ya da kaybına ihanet değildir.
Şöyle düşün. Giden hayatı bu kadar zehir ettiğin için razı mıdır senden?
Senin bu halinden.
Bunları bir sorun olduğun için değil bir farkındalığın olsun diye anlatıyorum.
Şu an hiç eyleme geçmesen bile buraya kadar dinlediysen benim için tamamdır.
Bence sen kendini çoktan seçtin.
Sen kendini seçtiğinde kendin de seni seçecek.
Sana söz veriyorum. Her ne yaşıyorsan bil ki her şey geçer.
Nasıl mı? Çünkü her şey mümkün.
Şimdi biraz da şuraya değinmek istiyorum.
Birini soyut olarak yani bizdeki yerini kaybettiğimizde, onunla iken olduğumuz halimizi kaybettiğimizde bir sevgili, eş ya da arkadaş olabilir.
Yaz tutabiliriz. Öyle ki bir süre hayatı bile durdurabiliriz.
Manasını yitirebilir bizim için tüm güzel duygular.
Durabiliriz. Düzlük tefes etmek.
Konuşmuştuk. Yokuşun ortasında oturup hüngür şakır ağlayabilir.
Nefesimiz ciğerlerimize batabilir.
Tam o anda her şeyin hiç düzelmeyeceğini söylediğinde zihnin sana diyeceksin ki geçecek, geçmiş ki varlığını sürdürmüş insanlık.
Geçeceğini bilerek üzüleceksin.
Geçeceğine inanmak isterken hiç geçmeyecekmiş gibi hissedeceksin.
Ama geçecek. Ne dedik?
Her şey mümkün. Bir ilişki bittikten sonra gelen onun eksik yanlarını da tam haliyle geliyor.
Her gelen gideni aratmıyor.
Her gelen sana kendini aratıyor.
Sen... kendini bul diye gidiyor giden.
Bu defa tam hissetmiştim.
Niye olmadı diyebilirsin.
Öyle ki bu senin çocuklarının babası ya da annesi evlenmek istediğin kişi olabilir.
Bileceksin ki herkes gidebilir.
Belki de böyle böyle varıyor insan kendine.
Birinin yokluğunda kendin için kaybettiğin zamanın ne kadar geri kazanımı zor olduğunu fark ettiğinde yaşadığın o pişmanlık kendine o kadar kızmanı neden oluyor ki sen de kendini seçeceksin.
Peki kendini seçmek ne demek?
Kendini de denklemin içine dahil etmek yani.
Benim hayatımın yönünü birilerinin onayı, sevgisi, gelmesi, gitmesi, kalması, varması belirlemeyecek demek.
Bir tane hayatımız var.
Başrolü biziz. Kendine döndüğünde iyileşmeye başlayacaksın.
İyileşmenin ne olduğunu bir sabah kızarmış ekmek kokusu aldığında yüzündeki gülümsemeden, iştahının açılmasından, nefes almanın artık içine batmamasından fark edeceksin.
Öyle ki geçip giden günlerin arkasından baktığında hiç geçmeyecek gibi gelen o anlar aklına gelecek, sağlam bir tebessüm edeceksin.
Şu an bu bölümü dinleyen herkesten bir kahve yapıp düşünmesini istiyorum.
Ölümün dışında tutarak bir şey söylemek istiyorum ayrılıkla ilgili.
Kalmak isteyeni kapıdan kovsanız eşikte yatar.
Bunu sakın unutmayın.
İnsan bu düşüncelerden kaçıyor ama kabul etmek her şeyi çözen bir anahtar.
Bunu daha önce de söylemiştim.
Kabul edince bitiyor. Ben kovmadım ama gitti diyorsanız da hayat sizi tam da oradan büyüyün istemiştir derim.
Tetiklediklerim varsa özür dilerim.
Duymak istemediklerinizi söylediysem de özür dilerim ama ilkeniz olarak bunları söylemeye kendime bir borç bilirim.
Olduğunuz her halinizle, her halimizle çok güzeliz.
Ama kendimizi seçtiğimiz bir gerçeklikte daha güzeliz.
Mümkün. Bir sonraki bölümde görüşene kadar kendinize çok iyi bakın.
Bana yazmayı ve size söylediklerimi sakın unutmayın.
Hepinizi çok seviyorum.
Sevgiyle kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
