
Bazen sıkışıp kalmış gibi hissediyoruz ne yaparsak yapalım sanki yetmiyoruz. Oysa gerçek şu ki, hepimiz olduğumuz haliyle zaten yeterliyiz. Bu bölümde, “yetememe” hissine bakıyor, içimizdeki gücü nasıl görebileceğimizi ve kendi yolumuzu nasıl inşa edebileceğimizi hatırlıyoruz.
Instagram: oldugukadarrpodcast
Transkript
Herkese merhaba. Bu bölümde potansiyelin altında bir iş yaptığını düşünen, bulunduğu yerde sıkışan insanlara biraz nefes olmak istiyorum.
Dertleşeceğiz gibi düşünün yani, tamam?
Okey, başlıyorum.
Öncelikle hepinizin önünde saygıyla eğiliyorum.
Bulunduğunuz yerde, verdiğiniz emekten muhakkak yararlanması gereken insanlar var olduğu için oradasınız.
Dünyada hiçbir şey boşuna değildir.
Bunu unutmayın, olur mu?
Hepimiz yetersiz ikisini zaman zaman yaşıyoruz.
Yeni doğan bebeğe sahip bir anne, üniversite sınavına çalışan bir öğrenci, ailesinin maddi geçimini tek başına sırtlamak zorunda kalan insanlar.
Yani bu gün içinde binlerce insanı yoklayan bir duygu.
Kaçımız bununla baş etmeyi becerip işin sonunda takdir ediyoruz kendimizi bilmiyorum.
Belki de çoğumuz etmiyoruz.
Hayatta ilk defa anne olmayı deneyimleyen biri, hiçbir tecrübeye sahip değilken, Sadece yavrusuna yetmeye çalışıyor ve ne yaparsa yapsın acaba yetemiyorum mu diye düşünüyor.
Halbuki elinden gelinen iyisini yapıyor ama demiyor ki dönüp kendine, aferin iyi iş çıkarıyorsun, seninle gurur duyuyorum.
Bunu bize öğretmiyorlar mı acaba?
Kendimizi gurur duymamız, kendimizi takdir etmemiz ego gibi mi gösterildi bize?
Hep kıyaslanan çocuklardık ya, toplum bu kadar bilinçli değildi de.
Biz o yüzden mi böyle yettiğimiz halde yetersiz hissettik kendimizi?
Kendimizi yetersiz hissederken başkalarının hep mükemmel iş çıkardığını düşünüyoruz bir de.
Çoğumuz yapıyoruz bunu.
Hayır, o da seninle aynı hislere düşüyor zaman zaman.
O da mükemmel olmadığını, yetemediğini düşünüyor.
Sadece sen hep kendini yargıladığın, kendini bildiğin için başkalarının bunu düşünmediğini zannediyorsun.
Mesela anne çocuk influencerlığı yapan bir kadın hiç yetersiz hissetmiyor mu?
Mesela öyle mi zannediyorsun?
Hayır, o da hissediyor.
Kendimize yüklenmememiz gerektiğini bilmiyoruz.
Ya da bu konuda bizi destekleyen insanlar olmuyor çevremizde çoğu zaman.
Hepimiz çok şanslı değiliz.
Ne kadar çirkin bir cümle kurdum değil mi?
Şans olduğunu söylüyorum bunun size şu an.
Ama öyle değil mi? Herkes etrafında onu anlayan, destekleyen insanlarla çevrili olmuyor.
Yani desteklemesine gerek yok.
Köstök olmasa yeter ama o da yok.
İşte hayatında ilk defa anne olmuşsun.
Sen de onunla yaşamayı öğrendiği gibi bambaşka bir yerden öğreniyorsun hayatı.
Başka şeyler deneyimliyorsun ve çok dalgalı bir duygu durum trafiğin var.
Ve mesela eşin çamaşırların yıkanmaması ile ilgili serzenişte.
Kayınvaliden ya da annen çocuğa giydirmediğin çorabın peşinde.
Bence böyle bir dünya şanssızlık.
Peki ne yapalım?
Ne yapalım? Konuşalım.
Anlatalım. Gerekirse dert yanalım ama kimsenin yetersiz hissettirmesine izin vermeyelim.
Mesela işine gün içinde yalnızca 3 saatlik uykuyla sürekli sana muhtaç olan bir canlının var olduğunu, şikayet etmeyip serzenişte bulunmasının bile sana ne
kadar eksik ya da neler hissettirebildiğini anlatabilirsin.
Gece herkes uyuduktan sonra galiba başaramıyorum deme.
Çünkü başarıyorsun. Hem de elinden gelenin en iyisini yapıyorsun.
Elinden gelenin en fazla şeklinde.
Kendinle gurur duy.
Sınav sonucun istediğin gibi gelmedi.
Ve sen aslında elinden gelenin en iyisini yaptın.
Belki sınavda heyecanlandın, belki o gün regle oldun, belki o gün aklına hiç gelmeyen ihtimalde kötü bir deneyim yaşadın.
Bu seni yetersiz kılmaz.
Bunların hiçbiri olmasaydı da sen yetersiz değilsin.
Elinden geleni yaptın ve elinden o kadarı geldi.
Kimseden geride, kimseden eksik, kimseden daha şanssız değilsin.
Belki de itü yerine Ege'ye gitmek zorunda kaldın.
Yenilmiş hissediyorsun o an.
Ama ya hayatının aşkını bulursan orada ya da hayattaki en iyi dostluğu kuracaksın belki orada.
Değil mi? İşte yaşarken bunları düşünmüyoruz.
Yaşarken yetersizliğe, şanssızlığa, kendimize bağlıyoruz.
Hayatta hiçbir şey bu kadar bizimle alakalı değil.
Bu kadar bize bağlı değil.
Bu kadar kötü hissettiğimiz bir yerden bakmamalıyız.
Olayı yaşarken, durumu yaşarken bunu yapması çok zor.
İnsan tabii ki elbette önce kendine, yani kendine bakıyor ama yani ne yapabilirsin ki?
Daha iyi ne yapabilirdin?
Tamam okey, mesela şunu konuşmuyoruz.
İşte dersleri sürekli astığın, çalışmadığın, o kadar da üzerine düşmediğin bir yerde girip mucize beklememelisin zaten.
Hani buradan çıktıktan sonra hissettiğin şey yetersizlik olmaz.
Bunu bilirsin bir şey yapmadığını.
Hani ne anlattığım geçiyor mu onu söylemek için bu örneği verdim.
Şimdi bambaşka bir şey anlatacağım.
Çok iyi bir üniversiteden mezun oldun.
Almanya'da çok büyük bir şirkette çalışmak istiyorsun.
Bunun için tüm donanıma, imkana ve dile sahipsin.
Ama hayat seni bulunduğun konuma sıkıştırdı.
Gidemedin. Her gün yaptığın iş seni çok rahatsız ediyor.
Kendini harcanıyormuşsun gibi hissediyorsun.
Yani... Zaten bu yaptığını herkesin yapabileceğini düşünüyorsun.
Mesela işte çok iyi bir şefsin ama bir oteli çalıştırmak zorunda kaldın.
Ailen için yaptın bunu ve işte ailen için yaptığın iş sen çok iyi bir şefken günün sonunda çarşaf değiştirmek.
Bu sana yetersiz hissettiriyor ama düşünsene kaç butik otelde iyi bir şef kahvaltı hazırlıyor ki?
Yani buradan baktığınızda böyle hani çok humanist işte...
humanist doğru kelime değil işte çok iyimser sürekli iyi taraftan bakan biri gibi görünmek istemiyorum yani bir asalak gibi ya da bir polyanda gibi görünmek istemiyorum ama değiştiremiyorsun elinde tüm imkanlar var
gidemedin ve hani kendini suçlamak yerine oturup ya da yetersiz hissetmek yerine evet abi işte ben de atıyorum işte alaçatıda her yer işte zaten içi çok şişirilmiş işte
görsellikten popülerlikten insanlar çok faydalanıyor Sen faydan olsun istiyorsun kendine.
Sen her sabah kahvaltıya hazırlarken kendini tatmin hissedebilirsin.
Çünkü sen bir şefsin ve kahvaltı hazırlıyorsun.
Yani ve her gün aynı insanlara sürekli aynı şeyi yapmıyorsun.
Oraya sürekli başkaları geliyor gidiyor.
Dünyanın dört bir yanına insanlar geliyor vesaire.
Senin yaptıklarınla sabah karnını duyuruyorlar.
Mesela yani bu hani çok iyimser bir yerden ya da bunun polyanlı olmakla bir alakası yok.
O zaman yani aslında burada anlatmak istediğim şey şu.
Belki işte imkanın var ve gittin ve şu oldu, işte Almanya'dasın ama işte istediğin şirkette işe giremedin, bambaşka bir şeyler oldu, işte istediğin yere yükselemedin vs.
vs. Başına hiç öngörmediğin, her şeyin çok güzel olacağını düşündüğün bir düzende saçma sapan bir sürü şeye geldi ve kötü şeyler tecrübe ettin.
Tamam, tecrübenin kötüsü de okey ama hani daha iyi olacağını nereden biliyorsun gittiğinde?
Sen kendini yetersiz hissetme diye konuşuyorum.
İşte mimarlık okudun.
İdeallerin var. Ama Antep'te dedenden beri devam eden 50 yıllık bir tatlıcı dükkanınız var.
Ve orada kalman gerek de.
Gidemedin. Yetersiz değilsin.
Belki de bilinci bu kadar gelişmiş.
İşte toplumun bu kadar bozuk olduğu bir yerde.
Antep'ten bahsetmiyorum. Genel olarak Türkiye'de toplumda bir yozlaşma, bir işgüzarlık, saçma sapan bir sürü bir şey oluyor.
Yani bunu görüyoruz şu an ülkemizde.
Hani Antep'le alakalı.
Bir sıkıntım yok. Ve bu şeyler farazi örnekler veriyorum.
Yani gerçek olaylardan bahsetmiyorum da.
Öyle bir yerde mimar bir tatlıcıya ihtiyacı var ya Antep'in.
Olamaz mı? Yani sana ihtiyacı var.
Belki etiklik kattın, vizyon kattın.
Belki de aldığın eğitim sayesinde batmadı 50 yıllık dükkan.
Yani bu seni yetersiz hissettirmesin.
Hissetme. Bambaşka tamam sen işte mimarlıktan yürüyelim.
Buradan devam edelim. İşte Antep'te yaşıyorsun ve bir mimarsın ve gerçekten günün sonunda işte bir tatlıcı dükkanını işletmek değil senin idealin ya da hayalin.
İşte sen belki İstanbul'da olmak istiyorsun, dünyanın başka yerlerindeyse Roma'da yaşamak istiyorsun belki sen.
Ama demek ki senin hikayen orada.
Yani bunu bilip, bunu kabul edip, hani burada bana bir ihtiyaç var.
Ben aslında şu anda olmam gereken yerdeyim.
Demek ki olmak istediğim yer...
şu anda bana uygun değil diyemediğin için kendini mutsuz biri yapıyorsun.
E zaten bozuk toplum.
Herkes mutsuz zaten. Bir de sen niye mutsuz ol ki?
Maddi ya da manevi alana sahip değiliz.
Yani olmuyor bazen.
Yapabiliyorken mesela şu ana kadar hep verdiğim örnekler donanıma sahipsin, işte bütün her şeye sahipsin, maddi sahipsin, manevi sahipsin ama gidemiyorsundur.
E belki de değilsin.
İşte belki de... Sen aslında çok zeki, çok iyi yerlere gelebilecek bir insansın ve ailenin maddi durumu yüzünden sen okuyamadın.
Okuyamadığın için işte bambaşka yerlerde bambaşka işler yapıyorsun ve aslında işte gece oturduğunda senin hayattaki ya da çevrendeki çevreli insanların hiç anlamayacağı ansiklopediler
okuyorsun, işte belgeseller izliyorsun.
Kendini ne kadar geliştirirsen geliştir.
Buna bir karşılık bulamıyorsun belki de yani konuşabileceğin, soru sorabileceğin.
Bir sosyal ortamın yok bununla alakalı.
Bu bilinçte bir insan yok.
Ama mesela öyle insanlar bence kendilerini yetersiz hissetmiyorlar.
Onlar yapmaya yine de devam ediyorlar.
Hani onlar mutsuz değiller bu kadar bence.
Yani hissetmeyin ya işte yetersiz falan.
Hepimiz olduğumuz halimizle çok güzeliz, çok özeliz.
Yani muhakkak hayatın bir bildiği vardır.
Biz günün sonunda bir kalem de satıyor olabiliriz.
Patates de satıyor olabiliriz.
Tatlı da satıyor olabiliriz.
Ya da işte... Belki sen çok iyi bir eğitimcisin.
Çok iyi bir şey yöneteceksin.
Bir okulu yöneteceksin. Bir müdürü olman gerekiyor belki.
Hani çocukların, okulun vizyonunu değiştireceksin.
Ama torpili olan birisi yüzünden oraya gidemiyorsun.
Sen yetersiz değilsin.
Tamam mı? Hiçbirimiz hiçbir ihtimalde içinde böyle şeylerin sıkışıp kalmayacağız.
Hani Olduğu Kadar.
Bu kadar oluyorsa o kadar.
Hani şey gibi bir yerden değil.
Kaderine razı olmak gibi bir yerden değil.
Ama oradaysan oranın sana ihtiyacı vardır.
Zaten oranın sana ihtiyacının kalmadığı yerde sen oradan bir şekilde gideceksin.
Kendine yüklenme diye söylüyorum.
Ne kadar iyi anlatabildim bilmiyorum ama kendinize yüklenmeyin olur mu?
Hepimiz iyi ki varız.
Olduğumuz yerde, bulunduğumuz her yerde, her ne iş yapıyor olursak olalım, ne hissediyor olursak olalım okeyiz.
Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
