
Bu bölüm iki dostun ettiği sohbetle sizlerleyiz. İyi dinlemeler!
Transkript
Arkadaşlar, herkese merhaba.
Ben İlke. Hepiniz hoş geldiniz.
Biraz depresyonlu olduğum için herhangi bir konu üzerine bir şeyler konuşup, onu bilimsel açıdan destekleyen ya da psikolojik açıdan doldurup, size anlatabileceğim inancımı kaybettim.
Söylüyorum o zaman.
Ela ben bu ilişkiye olan inancımı kaybettim.
Tamam, şöyle ki, burada bu işi hobi altında yapsam bile, kimseyi yanlış düşündürmek ya da yönlendirmek istemediğim için, bölümlere önceden hazırlanıyorum.
O yüzden şu an bu güce sahip değilim.
Açıkçası bu bölümde dertleşmek istemiştim.
Sonra bunun bana iyi gelmeyeceğini düşündüğüm için arkadaşımdan bana soru sormasını öyle sohbet ettiğimiz bir bölüm çekelim istedim.
O yüzden bu hafta konuğumuz var.
Hoş geldin Leyla. Hoş bulduk.
Leyla benim en yakın arkadaşım.
O yüzden bize de çok güzel bir anı kalacak bu bölüm.
O zaman başlayalım. Hadi sor bakalım sorunu.
Evet. Şimdi ilk sorumuz.
En yakının senin hayatına hakimiyet kurduğunu bile bile...
Mevcut ilişkiye devam etmek ne kadar sağlıklı olurdu?
Hiç. Bir kere şu hakimiyet konusu çok mide bulandırıcı.
Ve buradaki hakimiyetten kasıt kendi hayat etiğini ve inanç şeklini sana dayatma biçimi bu.
İnanç derken de inandığı, büyüdüğü değerleri kastediyorum.
Yani ona göre şekil alıyorsun.
Bu hakimiyet altında olduğunda ve kendini bildiğin o yaşa geldiğinde mesela 25-26 artık neyse.
Hayatla mücadele ettiğin kişi sen misin mesela?
Bence bu sağlıklı mı yoksa sağlıksız mı sorusundan ziyade haksızlık.
Seni seven birinin seni kendi hakimiyeti altına alabileceğini düşünmüyorum.
Bunu ne için konuşuyoruz?
Arkadaşlık ilişkisi mi, aile ilişkisi mi yoksa manitacılık için mi?
Arkadaşlık ilişkisi üzerine konuşabiliriz.
Bunun buradan yarası var da neyse değişmeyeceğim.
Bunun sana yapılması ne kadar sağlıksızsa senin buna izin vermen de aynı oranda sağlıksız bir kere.
Yani böyle bir ilişkide tek tarafı suçlamak yerine çuvaldızı kendimize de batırmamız gerektiğini düşünüyorum aslında.
Bu soruya ez cümle bir cevap vermem gerekirse şunu söylemek isterim.
Bu durumu yaşayan insanlar için kendinizde eksik gördüğünüz bir davranış, bir düşünce biçimi veya hayatı yaşama şekli vs.
birinin sizi yönlendirmesi ve hakimiyeti altına girmeniz.
Karşı taraftan ziyade sizin sorununuz.
Yani sizin sorununuzdur.
Bu durum sağlıksızdır ve mutlaka neyi başaramadığınızı düşünüyorsanız hayat sizi oradan büyütmeye çalışıyordur.
Bunu da başkalarının hayat ideolojisiyle yapmanız sizi ileri değil daha da geriye gitmenize sebep olur.
Başkalarının tecrübelerinden elbette yararlanabiliriz.
Fikir danışabiliriz.
Ama onların doğrularına göre yaşamak yaşanmamış bir ömür demektir.
Terepe almanızı dilerim.
İkinci soruya geçebiliriz diye düşünüyorum.
Çok iyi anladın. Umarım anlarsın.
Şimdi ikinci sorumuz.
Bir ilişkinin sonlanması durumunda arkadaş kalınabilir mi?
Evliler mi? Yani şu anki evlilik üzerinden de ayrı bir konuşabiliriz.
Ama evli değiller.
Mesela işte 2-3 yıllık bir ilişki ya da daha kısa süreli ama değer verilmiş, emek verilmiş bir ilişki.
İlişki diyebileceğimiz bir ilişki.
İlişki diyebileceğimiz bir ilişkide arkadaş kalınabilir miyim?
Bir iki yani biten bir ilişkinin sonunda iki kişinin arkadaş kalabilmesi için her iki tarafında sevgi aşk adı altındaki duygunun sıfır noktasında olması gerekir bence.
Çünkü hani bitmesini istemediğim bir ilişkim olduğunu düşünelim benim şu an.
Ve karşı taraf bunu bitirmek istiyor.
Ama arkadaş kalabileceğimizi söyledi.
Şimdi ben bu niyetin altında onunla olan arkadaşlarımı sürdürürken yani bu arkadaşlık olmaz.
Hani her iki tarafta sıfırsa, birbirlerine karşı saygıları varsa arkadaş kalabilirler.
Çünkü ben bugün dört yıllık bir ilişkimi bitirmiş olsam ve işte bir altı ay sonra ya da bir üç ay sonra büyük bir kayıp yaşamış olsam ya da beni üzen bir durum yaşıyorsam, beni en iyi onun
anlayabileceğini düşündüğüm için ve ondan hiçbir beklentim olmadığı için onunla konuşup bunu masaya yatırmak isterim.
Beni anlayacağını düşündüğüm biri için.
Yani kalınabilir.
Evet yani zaten arkadaşlıktan kastettiğimiz işte en yakın arkadaş gibi değil bence öyle zaten pek mümkün olabileceğini düşünmüyorum böyle haftada üç gün beş gün buluşup.
O zaten arkadaşlık o değil o yani devam ediyordur ilişkiden de ilişki değildir yani kalınabilir.
Evet her durumda güçlü durmak zorunda mıyız?
Güçsüz göründüğümüzde kaybetmiş mi oluyoruz?
Hayır yani her durumda güçlü olmak zorunda değiliz.
Hatta bugüne kadar bir sürü saçma olaya karşı çok güçlü durmuş ve hiç değeri olmayan bir olaya karşı çok güçsüz de kalabiliriz.
Bu çok insani bir durumdur ve aksi hayatın olağan akışına aykırı bir durum bence.
Yani güçlü olmayı nereye bağladığımız çok önemli bir nüans burada.
Bir insanın düşmesi güçsüzlük değildir ama düştüğü yerden kalkması güçtür.
Doğru anlattım mı acaba?
Yani kalkamıyor ya da kalkacak durumunun olmamasını değerlendirebiliriz ama yargılayamayız.
Neyin onu tetiklediğini bulması zaman alabilir.
Çözdüğü zannettiği bir durumun kıyısından bile geçmemiş, yanılmış olabilir.
Bu da güçsüzlük değildir.
Ama işte kalkacağını ya da işte nasıl kalkacağını bilemiyor olması güçtür.
Sonuçta kalkacağını biliyor.
Güçsüz göründüğümüzde kaybetmiş olmuyoruz.
Bunu sırf bu şekilde görünmesin diye saklayan insanların kendilerine en büyük kötülüğünü yaptığını söylemek isterim burada.
Bir kere kaybetmek ne?
Hani bir oyunda mıyız? Bir oyunda değiliz.
Güçsüzlük kusur değildir ya da kıstası kazanmak ya da kaybetmek değildir.
Güçlü olduğunu düşündüğünüz kişinin kısa vadede kendini toparlamış olması onu güçlü biri yapıyorsa eğer sizin nezdinizde ya da senin nezdinde diyeyim.
Güçsüz olduğunu düşündüğünüz kişi yani sizseniz ya da sensen ve toparlamanız gereken bir durumunuz varsa ve bu zaman alıyorsa durumun içinde kazandığınız tecrübe uzun vadede sizi daha güçlü kılar.
O yüzden buna kaybetmek diyemeyiz.
Bence hayata böyle bir pencereden bakmamak gerekiyor.
İnsan burada en büyük haksızlığı kendine yapıyor diye düşünüyorum.
İlk soruda terapiyonum. Burada da bir şiir okumak istiyorum şimdi.
Bence bu soruya tek başına cevap alabilecek bir şiir bu.
Bölüm 1. Sokakta yürüyorum.
Kaldırımda derin bir çukur var.
İçine düşüyorum. Kayboluyorum.
Çaresizim. Bu benim hatam değil.
Bir çıkış yolu bulmak sonsuza dek sürüyor.
Bölüm 2. Aynı sokakta yürüyorum, kaldırımda derin bir çukur var, görmemiş gibi yapıyorum, içine düşüyorum tekrar.
Aynı yerde olduğuma inanamıyorum ama bu benim hatam değil, çıkmak hala uzun zaman alıyor.
Bölüm 3. Aynı sokakta yürüyorum, kaldırımda derin bir çukur var, orada olduğunu görüyorum, yine de düşüyorum.
Alışkanlık, gözlerim açık, nerede olduğumu biliyorum, bu benim hatam, hemen çıkıyorum.
Bölüm 4. Aynı sokakta yürüyorum, kaldırımda derin bir çukur var.
Etrafından yürüyorum.
Bölüm 5. Başka bir sokaktan yürüyorum.
Evet dördüncü sorumuza geçelim.
Evet. Sorumuzda da ilişkide denklik neye göredir?
Davul dengi dengi olmasa da çalar mı?
Davul metaforundan bakarsak çalamaz.
O ne cazi.
Denklik ne? Of çok zor soru.
Yani denklik senin için mesela bir ilişkide nedir?
Ne ifade ediyor?
Ne denk olmalıdır?
Ya şimdi biraz burada kendi tamam ya zaten hani bu bir dertleşme gibi göreceksek bunu ben kendi fikrimi anlatıyorum.
Kimseye bir şey dayatmaya çalışmıyorsak.
Bence kültürel olarak iki farklı uç noktada büyümüş bir insanın aynı etik değerleri ya da kültürel değerlere ait olmayan insanların bir ilişki kurması ya da bir ilişkiyi yürütmesi mümkün
değildir. Ben açıkçası böyle düşünüyorum.
Hani denklik buysa soruya olan cevabım bu.
Çünkü... Bugün sana çok normal gelen bir şey.
Karşı tarafı hiç normal gelmiyor olabilir.
İlişkinin ilk zamanında çok kolay tölere ediliyor olabilir.
Çünkü o zaman duygularımızı çok daha böyle uçlarda yoğun yaşıyoruz ya.
Ama süre geçtikten sonra bunların hepsi birer sıkıntıdır.
Ve bir aile kurmak yani ilişki bir kurumda sonlanacaksa, evlilik olacaksa çok sağlıklı olabileceğini düşünmüyorum.
İstisnalar hariç. Yani şöyle.
İki yüksek bilince sahip olan insan farklı farklı kültürlerde büyümüş olsalar da birbirlerini anlayabildikleri için çok sorun yaratacağını düşünmüyorum.
Ya da sorunu çözebilme kapasiteleri vardır onların.
Ama kişisel olarak ya da duygusal olarak yeterince gelişmemiş insanların aynı bilinçte olmayan...
Aynı bilinçte değilseler, yüksek bilinç yok.
Bir tarafın olmaması yeterli bu arada.
Her iki taraf için de konuşmuyorum.
Her iki tarafta da yoksa orada zaten cehalet vardır ve o yürür bir şekilde o ilişki, o cahillikte bence.
Ama bir şey ya, ben eskiden böyle şeylere hiç inanmazdım.
Mesela işte iki kişi birbirini seviyorsa her sorunu çözebileceğini düşünen bir yerden bakardım.
İşte denklik ne abi derdim.
Denklik diye bir şey yoktur.
Davul dengi dengine bunlar yok.
Bunları toplumun dayatması olarak düşünürdüm.
Ama insan yaşaldıkça, ikili ilişki yaşadıkça, tecrübe kazandıkça bunun gerçekten böyle olduğunu söylüyor.
Yani hayır iki gönül birbirini seviyorsa samanlık seyran olmaz abi.
Sırf ekmeğe bıçak vurmanın çok kötü bir şey olduğunu öğrendiyse kültürel olarak ve hani ekmeği bölünebilecek şekilde hani o lavaş gibi yapıyorsa doğuda öyle yapıyorlar ya.
Senin ekmeği bıçakla kesmen onun için çok büyük bir sorun olabilir ve senin yani işte bu saçma sapan bir şey anladın mı?
Hani çok basit bir örnek bu benim için ama ben çok sağlıklı olduğunu düşünmüyorum.
Bence insanların bilinçleri ve kültürleri denk olmalı.
Bilinç bilinç bilinç.
Yani yanlış da bakıyor olabilirim ama ben bu şekilde değerlendiriyorum.
Bu benim yorumum. Diğer sorumuza geçiyoruz.
Uzun süreli ilişkiler bir süre sonra alışkanlığa döner mi?
Döner abi. Yani şimdi birkaç farklı açıdan değerlendirmek gerekiyor.
Aynı evde mi yaşıyorlar? Evet.
Yani evli değiller hani aynı evde mi yaşıyorlar?
Yani çok fazla şey paylaşıyorlar.
Yeri geliyor aynı evde yaşıyorlar.
Çünkü sürekli aynı evde yaşadıklarını düşünürsek bu hani ne bileyim böyle ev işleri vesaire her şey devreye girer.
Ama hani sürekli. Devreye girer ama şimdi çok önemli.
Şimdi iki insanın aynı evde yaşamadan birlikte sürdürdüğü uzun ilişkiyle ya da ilişkiyle birbiriyle aynı yani aynı evi paylaşan iki insanın yaşadığı ilişki ya da olaya evlilik girdiğinde hani bir kurum olduğunda
üçünde de çok değişiyor bence.
O zaman ilk şey.
Cevaplandıralım. Aynı evde yaşamıyorlar.
Yeri geliyor birlikte çok fazla vakit geçiriyorlar.
Ama sürekli olarak aynı evde değiller.
İkinci bir seçeneğimiz de şey olur.
Aynı evde yaşıyorlar veya evliler.
Tamam iki farklı açıdan değerlendireceğiz bunu.
Şimdi bir buçuk iki yıllık bir ilişkileri var ve tüm sosyal hayatlarını birlikte geçiriyorlarsa.
Alışkanlattı tabii ki dönerken.
Bu şey oluyor ya bir de hani böyle bu çiftlerde sürekli birbirleriyle vakit geçirmezlerse, arkadaşlarıyla vakit geçirirlerse bunu böyle bir hakaret olarak algılayan tipler de var ya hani o alanı açmayan.
Şimdi sen sürekli birlikte olmak istiyorsan orada sevgi yoktur ki orada alışkanlık vardır diye değerlendirme.
Yani yerini bir noktada alışkanlığa bırakıyordur o.
Çok sağlıklı bir şey değil.
Bırakır ya. Hiç mantıklı bir şey söyleyemiyorum ama bırakır.
O zaman şey diyelim. Alışkanlığa döndü ama bu ilişkiyi bitirir mi?
Ya da hangi şartta bitirir?
Mesela arada sevginin olup olmaması.
Şöyle sevgi yani.
Büyük kümede kapsayan şey sevgi değil.
Alışkanlıksa bu ilişkiyi bitirir ya da bu zaten ilişkiyi bitirmelidir.
İnsan şimdi hayatındaki her şeye bir insan değil bir yola bile çok kolay alışabilir.
Yani eve gidip geldiği yol bile her gün aynı olabilir.
Ya da işte çok morali bozuk olduğunda açıp dinlediği şarkı da elinin gittiği şarkı da aynıdır.
Bu bir alışkanlıktır mesela.
Alışkanlık sadece sevgi alışkanlığın yanında diri tutulmalıdır.
Yani önüne geçmelidir.
Aynı evde yaşadıklarını ve bir hayatı paylaştıklarını düşünelim.
İşte belirli birbirine karşı aldıkları sorumluluklar var.
Şimdi sorumluluğu sürekli yerine getirmek bir alışkanlık ister.
Bu okey bir durumdur. Ama sevgi bunu kapsamıyorsa sadece birlikte yaşamak ya da birlikte ilişkiyi sürdürmek için yani birbirlerine alıştıkları için bir ilişkiyi sürdürüyorlarsa orada zaten sıkıntı vardır yani.
Ama yani eğer ilk sorduğun şey anlamak istediğin şey yani fikrim sorduğu şey şuysa.
Sevgi yerini alışkanlığa bırakır mı?
Alışkanlığa bırakması sıkıntı bir durum değildir.
Ama alışkanlıkla sevgi eşit oranda hani eşit oranda da değil hatta sevgi bir tık önde olmalıdır.
Yani alışkanlığa dönmesi kötü bir şey değildir aslında.
Sadece döndüğünde sevginin de var olması.
Sevginin hep daha büyük kapsayı olması lazım olayı.
Anladım. Kendimize ne kadar vakit ayırıyoruz?
Bence kendimize hiç vakit ayırmıyoruz.
Yani ben hiç... Mesela ya da şöyle söyleyebilirim kendimize vakit ayırmayı bir lüks olarak görüyoruz.
Yani hayatın olağan akışında sorumluluklarımız gün içinde o kadar fazla ki birinin kendi için yapabileceği bir şeyi hani o an işte evde yapabileceği küçük bir işi ya da işte ne bileyim herhangi bir sorumluluğu
yerine getirmeyinin önüne koyuyor insanlar.
Yani sen mesela en son kendin için, bugün kendin için ne yaptın?
Ya ben baktığımda aslında mesela evde işte belli başka sorumlulukları yerine getirmedim.
İşte çamaşır, bulaşık, tuşa girmem, cilt bakımı yapmam, oju sürmem.
Bunların aslında mesela kendim için yaptığımı düşünürdüm.
Ama mesela öyle değil.
Bunlar zaten benim hayatımı idame ettirebilmem için yapmam gereken şeyler.
Oju sürmek dışında. Yani kendim için bugün mesela hiçbir şey yapmadım.
Gerçekten uzun zamandır sanırım kendim için bir şey yapmadım.
Hani hayatımın rutinde kendim için yaptığım tek şey işte spora gitmek oldu, platese gitmek oldu.
Onun dışında işte ve evde mevcut sorumluluklarımı yerine getiriyorum.
Hani onun dışında bir şey yapmıyorum.
Mesela kendime ne bileyim bir alan tanımadım.
Tanımıyorum. Yani bir otur bir kitap oku.
Biraz kültürle.
Hani bunu önceden çok daha fazla yapıyordum.
Ama bilmiyorum belki de hayatın verdiği sorumluluklar bunu yapmama engel oluyor.
Bu tamamıyla yalan. Şu an uydurdum bence.
Hayır bu bir bahane.
Yani kendim için bir şey yapmadım mesela.
Mutlu biri misin peki?
Mesela kendin için hiçbir şey yapmıyorsun ya.
Ya mutluyum da garip bir şekilde.
Hani ne bileyim.
Çünkü senin öğrendiğin bu ki.
Yani rutinin dışına, alışkanlığın dışına çıkmadığın için bir tehlike görmüyorsun.
İşte burada aslında kendini ne kadar değersiz gördüğün çıkıyor ortaya.
Doğru. Mesela önceden işte ne bileyim kalkıp tek başıma sinemaya gidiyordum.
İşte kendime ne bileyim gidiyordum işte kahve içiyordum.
Kendi kendime kahve ısmarlıyordum falan.
Nadir de olsa yapıyordum.
Ama bunu son zamanlarda bayağıdır yapmıyorum.
İşte mesela etrafımdaki insanlara ne bileyim işte mesleğim gereği insanlara yardımcı olmam ya da ne bileyim arkadaşlarımın yanında olması, evde böyle bir sorumluluğu
yerine getirmenin, temizliği yapmanın verdiği...
Bunlar bana yeterli geliyor galiba.
Ya da kendim için ne yapabileceğimi bilmiyorum.
Yaptığımda nasıl hissedeceğimi bilmiyorum aslında.
Hiç bilmediğim bir yerden olduğu için de şu anki halim beni tatmin ediyor.
Hayır bence sen tampon yapıyorsun.
Nasıl yani? Nasıl yani?
Şimdi bak aklıma geldi sen anlatırken.
Geçen gün aldığın yaptığın o çılgın alışveriş.
O pijama çamaşır alışverişi mesela.
Kendin için bir şey yapma.
Kendini bir şekilde mutlu etmeye ihtiyacın vardı.
Bunu içinde hissettin bilinçaltında.
Nasıl yapacağını bilmiyorsun ama bir şekilde bunu hissettin ve girdin hunharca bir alışveriş yaptın.
Tampon yaptın. Evet. Ve bunu çevremden öğrendim.
Yani ben normalde işte çok fazla...
Online'den alışveriş yapan bir insan değilim.
Bir mağazaya öyle arkadaşlarımla gidip gezdiğimizde beğendiğim şeyi alırım.
Demek ki senin kendin için bir şeyler yapman gerekiyor ki sen buna kısa vadede bir çözüm buldun.
Mutlu etti mi seni? Geçti mi mesela o istek?
Ne kadar tatmin oldun aldığın pijamayı giydiğinde?
Pijamalarımız çok güzel. Çok tatmin oldum.
Kendimize vakit ayırmıyoruz.
Çünkü çoğu insan bunu şey olarak görüyor.
Bencillik ya da hiç bilmediği bir yerde.
Kendine vakit ayırmanın ne kadar iyi bir şey.
Ya bu şey kendine vakit ayırmak da böyle hani kendine çok büyük tatiller ısmarlamak vesaire bir şey yapmak değil yani.
Gün içinde bir kahve içip hani sorunlardan gerçekten kafandaki sesleri susturmak için yaptığın herhangi bir eğilim.
İşte ne bileyim yürümek olabilir, kahve içmek olabilir.
Bir bankta oturup denizi izlemek ya da bir yeşilliğe bakmak da olabilir.
Hani kendini o alanı tanımak çok daha iyi oluyor.
Sürdürüp başa çıkabilmek için sorunlarla.
Yani hayatı daha yaşanılabilir kılmak için.
Çünkü zaten gün içinde hepimizin yaşadığı bir sürü problem.
Hepimizin yaşadığı bir sürü sorun sıkıntılar.
Sorun sıkıntı olmasa bile sorumluluk var.
Yani eve geldiğinde karnını doyurmak için yemek yapacaksın.
Ya da burada işte atıyorum iki gün temizlik yapmadın ama üçüncü gün muhakkak yapmak zorundasın.
İşte bu senin sorumluluğun.
Bunları yapabiliyor olmak için birinin sana iyi gelmesini ya da birinin sana sevgi vermesini beklemekten yani bir şeyden beslenmekten ziyade.
Kendine yetebiliyor olman lazım.
Kendini mutlu, kendini önceliklendirmek burada önemli olan.
İşte bunu neden yapmamız gerektiği yeterince kanıksamadığımız için bence bunu biraz da lüks olarak görüyorum.
Hani düşünüyorum ben yılda iki kez kendimi tatile götürüyordum.
Yani yaz ayrı kış ayrı.
Muhakkak kendime tanıdığım işte çok büyük bir alan vardı.
Bir şey var. Muhakkak yapardım.
Ve hani ben bunu çok mütevazi olan yerlerden yapmazdım eskiden.
Şimdi başa çıkmak zorunda olduğum içinden çıkamadığım bir durum olduğu için yani depresyon içinde olduğum için kendime bu alanı bile tanıyamıyorum.
Çünkü hani bu şey gibi bir yerden de değil.
Tanımak istemediğim için değil.
Yani o kadar bilinçsiz ki hiçbir şey yapmak istemem.
Yani boşluğa bakmak dışında yapabildiğim herhangi bir eylem de yok.
Ama... Yapmıyoruz yani hiç kimse çoğu insan bunu yapmıyor.
Ama bunu yapmak da lüks değil arkadaşlar bence.
Hiçbir şey yapamıyorsanız yürüyün.
Çok daha iyi oluyor ya.
İyi olacağına eminim yani.
Hiçbir şey. Ve mesela şeye de gerek yok.
Hani para mesela bazı insanlar da şeyi dert eder.
Hani bunu şey nasıl diyeyim bunu sunabilir ya işte.
Lüks olarak gelir.
Belki dışarıda bir kahve içmek bile.
Yani şu an ekonomi çok kötü. Ya da bir tatile gitmek vesaire çok mümkün değil.
Hiçbir şey yapmana gerek yok. Yani akşam eşofmanlarını giyittikten sonra hani montunu çek.
Kış zaten. Bir yürü gel yani açılırsın.
O kendini tanıdığın bir alan.
Şunu söyleyebilirim.
Bunu yapacak olan insan varsa gaza gelip.
Arkadaşlar şarkı dinlemeyin yürürken.
Ben kulaklıksız hayatta yürüyemem.
Ölürüm yani kulaklığım yoksa.
Diyelim ki anahtarı evde unuttum kulaklığı da evde unuttum.
Önce çilingir gelir kapıyı açar.
Ben kulaklığımı alırım ve hani anahtar yine içeride kalabilir gidebilirim.
O kadar benim için önemli. Ben şarkılardan çok tetiklendiğimizi ve hırslandığımızı düşünüyorum.
Öyle bir alan tanımaktan bahsetmiyorum.
Hiçbir şey. Zihnindeki tüm sesleri susturabilmek için.
Hani yoldan geçen insanların ya da konuşan insanların ya da bir köy dinin köpeğin sesini duyarak.
Hani çok hayatın içinde bir yerden.
Hayatın içinde bir yerden. Hani o caddeyi dümdüz yürüyüp dümdüzle geri gelmekten bahsediyorum burada.
Çok konuştuk. Pekala.
Diğer soruya geçelim. Hemen geçiyoruz.
Arkadaşlığın en temel yapı taşlarına neler oluşturur?
Kapanmaz yarayım.
Çok sinirli.
Sorular o kadar tetikleyici ki.
Depresyondayım. Çok bilinçsiz yazdım.
Dört bir yandan kuşatılmış şehir gibiyim.
Tek bir yerden bir acım yok şu an.
Depresyona girmemin sebebi tek bir durum değil.
Neyden? Titikleniyorsam onu sormuş.
Ve yani şey dedim hani birine bir şey anlatabilecek hani o güce sahip değilim sohbet edelim dedim.
Sorduğu sorulara bak.
Tamam cevabı geçiyorum.
Düşünüyorum yapı taşları nelerdir diye düşünüyorum şu an.
Güven, samimiyet, denge, saygı, empati, zaman, emek çoğaltabiliriz.
Ama arkadaşlık ne diye soruyorsan zaman geçirmekten çok daha derin bir şey bence.
Yani düştüğünde sana kalk demeden yanına oturabilen biriyle kurulur.
Öncelikle bunu söyleyeyim.
Güçlü olmanı beklemez.
Hep iyi olmanı istemez.
İşte ne bileyim bazen susar, bazen saçmalar, bazen ağlarsın.
Ama gitmez hani. Benim nezdimde de anlatamadığımda anlayan, yorulduğumda düzeltmeye çalışmayan, ne bileyim değiştiğimde eskiden böyle değildin
demeyen insanlardır.
Yani çünkü bazı insanlar seni iyileştirmez ama yanında iyileşebileceğin bir alan bırakır.
Senin gibi mesela. Şöyle.
Üç gün mü oldu? İki gün mü oldu?
Buraya gelecektim.
Leyla'nın evindeyiz şu an.
Bölümü orada çekiyoruz. Mesela gündüzden planladığımız bir şeydi.
Ben böyle evde bir sorun, sıkıntı yaşadım.
Ve hani zaten çok aşırı kötüyüm.
Hayat üstüme çok geliyor. Ve işte yolda gelirken ağladım falan.
Ha bu kız da burada. Kendine çok tatlı bir ortam kurmuş.
İşte bir şeyler izliyor. Beni öyle gördü.
Ben içeri girdim. Bir saat falan hiç konuşmadım.
Bir buçuk saat bile olabilir hatta.
Hani geldim. Merhaba dedim.
Üzerimi çıkardım. Ben böyle koltuğa yığıldım.
Ağlamıyorum ama. Böyle boşluğa bakıyorum.
Ve işte mesela sen o gün bana hiç ne oldu diye sormadın.
Ve benim o gün telefonum çalana kadar mesela işte kızlarla görüntülü konuşana kadar hiçbir şey konuşmadık.
Ve hani sen hiç bana şey demedin.
Hani benim yaptığım saygısızlık olarak adlandırmadın.
Ya da işte onlarla konuşuyor olmam senin için o an bir sorun teşkil etmedi.
Yani birlikte konuştuk da hani şey demiyorum seninle burada iletişime geçmeyip onlarla orada konuştum ya.
Bence arkadaşlık bu. Bu saygı zaten.
Ya bu zaten saygı ama işte art niyet aramamak.
Evet evet anladım. Seninle hiç konuşmadım.
Çünkü benim orada o an düşünmeye ihtiyacım var.
Tamam sen bunu çok yakın olduğumuz için biliyorsun.
Evet okey bana o alanı tanıdın ama işte tanımak zaten hani bence arkadaşlık.
Hani tabii ki güven bütün ikili ilişkilerde, tüm ilişkilerde çok önemli.
Ama bilmek ya.
Evet evet. Yani hani aynen bak hani bütün hani o saydığım o yapıtaşların hepsini geç yani bilmek.
Hani mesela işte o gece konuşurken kızlarla anlattık konuştuk.
Mesela yargıladı ya beni hani ailemdeki olan olayı anlattığımda.
Yargılayacağını bildiğim halde ama beni anlamıyor yani beni anlamayı dönüştürerek beni yargılıyor ya orada onu bildiğim için tamam bu nasıl oluyor bu.
Çok uzun yıllardır yani yaklaşık 15 yıldır arkadaşım onlar benim.
Bunu bildiğim bir yerde. Ama bu yani işte arkadaş.
Ben orada bir şey aramam. Bilirim ben onu.
Benim iyi niyetimi, benim iyiliğimi istediği bir yerden konuştuğunu bilmek yani.
Bence tamam hepsi bir şeylere dayanıyor ama bilmek demek istiyorum buna.
Bu sorunun cevabı.
Ha bir de şöyle bir şey söyleyeyim.
Ben sonradan edinilen arkadaşlıkların hiç...
Sağlam temellere oturmadığını düşünüyorum.
Şimdi geçmiş ikili ilişkilerim, arkadaş vesaire başarısız ilişkiler kurduğum için tabii ki çok başarılı ilişkilerim de var ama zarar gördüğüm ilişkiler olduğu için hayatımı hiç kimseye almak istemiyordum.
Şimdi Leyla ne zamandan beri?
Yaklaşık bir, bir buçuk yıldır falan arkadaşız.
Ve işte benim yaşadığım ilçeye atandı.
Görev yaptığı yerde bir meslektaşının tanıdığı birisi.
Ve hani diyorlar ki işte işte oraya gelecek.
Hani göz kulak olursunuz gibilerine.
Babam da bana dedi ki kızım hani bir arkadaş çukur.
Benimle her şeyi paylaşamaz.
Belki falan. diye böyle.
Ben şey yapıyorum. Şaha kalkıyorum.
Diyorum ki hayır asla ben kimseyle arkadaş falan olamam.
Bana ne falan diyorum. Böyle hani çok zarla zorla.
Hani çünkü kimseyi hani o kadar kendime safe bir alan yaratmışım ki böyle kendi dünyamı kurmuşum ki dışarıdan gelebilecek herhangi bir darbeyi istemediğim bir yerdeyim.
Tanışmak istemiyorum. Paylaşmak istemiyorum.
Çok iyi bir şey olabilir. Yani çok iyi bir şey çıksa da işin sonunda.
Ben onu istemiyorum o an. Sonra işte tabii yapacak bir şey yok.
Oturdum. Ve şey hani bir kafeye gittik tamam mı?
Benim ilk sözüm şu oldu.
Şey hekim kendisi.
Yalnız dedim işte bir alanı gösterdim.
Hani burada oturalım dedim. Sen sigara içmiyorsundur.
Hani ben o kadar ters hani bana hiç o kadar yakışmayacak bir üslupla yaklaştım ki.
Yani defolup gitmek istiyorum bir kahve içip.
Saat dört buçuk beş gibi oturduk.
Gece kafe kapanana kadar oturduk sonra orada.
Ve çok yakın arkadaş olduk. Arkadaşım çok teşekkür ederim.
Teşekkür ederim. Yanımda olduğun için Allah razı olsun.
Tabii ki bunlar da olabiliyor ama işte ne bileyim hani şans ya biraz daha.
Böyle bu kadar senin illa etik olmana ya da sen işte çok doğru ol, sen dünyanın en iyi insanı ol.
Bir arkada hani benim, ben ikili ilişkilerde sıkıntı yaşamam ki.
Yani ben zaten buyum diye kendini ortaya koyduğum bir yerde bile biri senin pencerenden bakmıyorsa senin istediğin ol.
Yani olmuyor. Hani bu tamamen iyi bir şans işte.
Tamamen iki insana bağlı yani.
Sen ne kadar... Yani onun arkadaşlıkta ne aradığı da çok önemli.
Evet kesinlikle. Sende bulduğu, senden ne almak istediği de önemli.
Vesaire vesaire. Biz birbirimize çok şey kattık herhalde.
Allah razı olsun. Ne demek.
Senden de Allah razı olsun.
Diğer soruya geçelim. Evet artık bu son sorumuz.
Allah Allah. Evet. Tamam.
Tecrübe edindikçe iyi niyetimizi ve saflığımızı kaybeder miyiz?
İnsan özünü kaybetmez.
Şimdi bu soruyu kendi için sordu tamam mı?
İnsan özünü kaybetmez.
Özünü unutmaz yani.
Tecrübe hayata karşı kalkan değil.
Kime, neye, ne kadar yaklaşacağını bilme hali.
Sen bu soruyu kendin için sordun biliyorum.
Ben mesela tamam mı?
Senden ziyade dünyanın daha kötü bir yer olduğunu, insanların kötü olduğunu bir tık ötesinde bir bilinçteyim değil mi?
Peki sence bu beni iyi niyetsiz ve saf olmayan bir insan yapıyor mu?
Hayır. Yani ben...
Senin niyesinden hiçbir zaman şüphem yok.
O zaman soru boş. Beni niye sinirlendiriyorsun?
Şimdi bundan korktuğunu biliyorum.
Tamam mı? Senin bu korkun aslında.
O verdiğim örneği geçtiğim bir yerde.
Sen benzemekten korkuyorsun.
O yüzden tecrübesizliğin seni mutlu ediyor.
Bu iyi niyeti ve saflığı kaybetmemek için memnun olduğun hal seni sadece sürekli kazık yiyen, iyi niyeti suistimal edilen, bir noktada kullanılan biri yapar.
Tecrübe bilinci büyüten bir şey bence.
Yani bilinçte var olmanın en kutsal özü.
Şimdi bu benim yorumum.
Ama bilincin yükseldiğinde içinde taşıdığın şeyleri kaybetmek yerine onları birlikte harmanlayarak büyütüyorsun.
İşte etik doğuyor burada da.
Daha rasyonel baktığımızda.
Ve herkes kötü değil.
Belki de bir kötü senden iyi niyeti ve saflığı öğrenecek.
Kimde ne duygu yarattığını, yaptığın eylemin onu nasıl dönüştürdüğünü bilemezsin.
Ve sırf kaybedeceklerini düşünerek bir akvaryumda yaşamak gün sonunda seni bencil biri yapar.
Teşekkürler Türkiye. Bakış açım bu yönde.
Şimdi Leyloş'um bu teknik desteği ve dostluğun için çok teşekkür ederim.
Böyle bir zamanda bu işi ne kadar yapmak istediğimi bildin ve bana çözüm öğrettiğin için sana minnettarım.
Yerim seni. Biz çekerken keyif aldık.
Umarım siz de dinlerken aynı keyfi alırsınız.
Sorularınız varsa elbette siz de iletebilirsiniz.
Bir de, bir de dur.
Amerika'da tırcılık yapan bir takipçi var tamam mı?
Hatta ilk takipçim Işıl.
Bu kadar güçlü ve istikrarlı olduğu için ona bayılıyorum.
Buradan ona kocaman bir selam vermek istedim.
Işıl seni çok seviyorum.
İnandığın şeylerin peşinden gitmeyi sakın bırakma tamam mı?
Hepinize sevgiler, saygılar arkadaşlar.
Haftaya görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
