
Bazı insanlar sizi kaybetmek istemez, ama aynı zamanda sizi seçmekte istemez. Bu kafalarının karışık olmasından değil, sizi seçmenin çaba , tutarlılık sorumluluk getirmesinden kaynaklıdır. Ve bunları vermek istememelerinden kaynaklanır. Sizin yolunuza devam etmenizi istemezler, ama kendileri de bir adım atmazlar. Sizi başkasıyla görmek istemezler ama size netlik de sunmazlar. Bağlılık olmadan yakınlık isterler. Sizin orada olduğunuzu bilmenin rahatlığını isterler. Ama gerçekten var olmanın sorumlulugunu almak istemezler. Ve gerçek şu ki, kötü biri gibi görünmek istemezler. Sadece temiz bır imajı korumak ısterler. Ama bir noktada ilgiyi niyetle karıştırmayı bırakmanız gerekir. Keyifli dinlemeler !
Transkript
Arkadaşlar herkese merhaba ben İlke.
Olduğu Kadar hepiniz hoşgeldiniz.
Umarım herkes iyidir. İyi değilsiniz de inşallah son düzlüktesinizdir.
Sizinle bu hafta konuşmak istediğim konu şu.
Ya olursa düşüncesi.
Şöyle ki 7 kıtadan 7 ayrı kötü insan gelse bu kötülüğü bir başkası yapamaz insana kendisi dışında buna inanıyorum.
Bir şeyin olmayacağını bilmek seni yeniden başlamaya iter ama ya olursa düşüncesi.
Buraya aslında çok uygun bir şey söyleyeceğim ama Ertuğrul kesin keser.
Siz de argot konuşunca kızıyorsunuz.
Şimdi bunu yapmanın ne kadar zararlı olduğunu fark ettiğim için çekiyorum bu bölümü.
Takılı kalmış bir bozuk saat gibi yapıyor bence bizi.
Duygusal açıdan anlatıyorum tabii ki tüm bunları.
Yani bir amaç uğruna çıkılmış işte başarı getirecek bir yol veya akademik bir başarı olmayan durumlar için.
Birini amaç görerek hedefe varmaya çalışmak benim etiğimde bir olay değil zaten.
Hani bunu profesyonel olarak anlatamam muhtemelen.
Tutunduğumuz ihtimalleri kafamızda yarattığımız bu senaryolar.
ile birleştirip hayatı kendimiz için durduruyoruz.
Bu çok büyük bir haksızlık.
Buna dur dedim kendi içimde.
Sizin de fark etmenizi istiyorum.
Öncelikle şuna inanıyorum ki ya olursa sorusu umut değil, insanın vedayı erteleme ya da kabul etmeme biçimi ve bunun şanssızlık, dram vesaire değil de zihinsel bir esaret olarak algılıyorum.
Birinin bekleme halinde kalmasına izin vermek, argo tabirle yani yedeği olmak, kişinin kendine olan saygısını yitirmek, Ve bu öylesin ise o kadar fark etmediğimiz bir şey
ki kanser gibi hızlı ve kendini belli etmeden ilerliyor.
Yani kimsenin henüz gerçekleşmemiş ihtimallerde sahip olduklarının ya da olmadıklarının sonucunda varacağı bir yedek kulübesi olmamalıyız.
Dünyada yaşam bunun için o kadar kısa ki.
İnsanlar hayatımızdan gidebilir.
Şimdi tamam insanlar hayatımızdan gidebilir.
Gidebiliyorlar ama bazen de ihtimalleri kalıyor ya işte tam orada gideni değil de o ihtimali gömmeyi öğrenmek zorunda olmak.
Tam olarak bunu anlatmaya çalışıyorum.
O hiç yaşamadığımız bir ihtimal olduğu için onun hep iyi olacağına inanıyoruz bir şekilde.
Güzel olacağını düşünüyoruz.
Sanki sadece bu olmalı, bu durum gerçekleşmeli gibi geliyor.
Doğrusu bu ya da güzel olan o yaşamadığımız ihtimal sanıyoruz.
Aslında gerçekten öyle mi?
İşte bunu dürüstçe değerlendirdiğimizi düşünmüyorum.
Çünkü o saatten sonra istediğimiz şey sadece o ihtimalin gerçekleşmesi.
Bu bir kişi ise eğer o kişiyle ne kadar uyumlu olduğumuz ya da onun doğru olup olmadığını kendimize dürüstçe ifade ettiğimizi düşünmüyorum.
Bence kendimize bunu dürüstçe ifade etmiyoruz.
Kendimizi bu kötülüğü yaparken de karşı tarafa böyle kocaman kırmızı kurdele ile süslenmiş bir ego hediye ediyoruz.
Diyoruz ki al bu senin tepe tepe kullan.
İnsan en kolay kendini kandırıyor bir kere.
Bunun bir çeşit sevgi olduğuna bile inandırabiliyor kendini.
Kesinlikle bir travmadan kaynaklı olduğunu düşünüyorum.
Altında yatan sebep bulunup açığa çıkarılmalı ve kimse kendine böyle bir şey yaşatmamalı.
Bunu elbette ben yapamam.
Bu terapistlerimizle halledeceğimiz bir konu.
Ama böyle bir durum yaşayan varsa bunu fark etsin ve bunu çözsün çok istiyorum.
Sürekli bir ihtimal doğrultusunda her gün yeni bir umutla uyanmak o kadar zor bir şey ki.
İnsanı çok tüketen bir durum ve aynı zamanda yaşanacak tüm iyi kötü bir sürü ihtimale kilit vuran bir durum aynı zamanda.
Yani birini beklemek ya da birinin değişmesini beklemek kendimizi prangalara bağlamakla eşdeğer.
Öyle görüyorum. Belki harika bir deneyimi kaçırdık.
Belki çok eğleneceğimiz.
İnsanlarla tanışma ihtimalini yitirdik.
Belki çok sevileceğimiz bir ilişki yaşayacaktık ama sırf tutunduğumuz başka bir ihtimal bunu bizden aldı.
Bunu hiçbir zaman bilemeyiz ki.
Şu çok büyük bir gerçek değil mi?
Bir şey olacaksa zaten olmaz mı?
Benim senin zorlamanla, itelemenle olan şeyden ne fayda gelir ki?
Bence olacak olan olur. Tamam, kader gayrete aşıktır ama salıvermek de gayrettir bazen ya.
Evet, tamam. Hayatta her şey bir noktada deneyimdir.
Ama işin bu kısmı biraz kendimizin oluşturduğu bir şey gibi geliyor bana.
Açmamız gereken bir kilit gibi.
En en en basit bildiğim psikolojik bilgi.
Mesela bunları düşünüyorum. Şimdi bunu niye yaşadım?
Yani tabii ki bu benim deneyimim sonucu.
Çıkan bir bölüm olduğu için.
Şimdi mesela diyorum ki psikolojik olarak düşünmeye çalışıyorum.
İşte düşünüyorum.
İnsan ihtimalle değil işte veriyle düşünmeyle.
İşte birinin potansiyeline değil davranışına bakılmalı diyorum.
Bildiğimiz şeyler bunlar hepimizin.
İhtimallerin beynimizde artık yerini bağımlılığa bıraktığı yerde bunları hiç düşünmüyoruz ama.
Bunu iyileşmekle bağdaştırmıyoruz.
Çünkü zaten o kadar maskeliyoruz ki kendimizi.
Bunun iyileştirilmeye çalışılması gereken bir durum olduğunu fark etmiyoruz bile.
Dedim ya hani gerçekten 7 ayrı kıtadan 7 ayrı kötü insan gelse yapamaz insanın kendine yaptığını ya.
İnsanı mahveden şey yaşanan değil.
Yaşanma ihtimali olan kalan şey aslında.
Tamam bak biliyorum hani beni...
Çünkü tamam ne oluyor?
Kapanmayan kapılar zihnimizde hep aralık kalıyor ve bunun bize yapılmasına izin veriyoruz.
Yani tamam kapı açık kalıyor ama kapıyı da biz kapatmıyoruz.
İnsan kaybettiği şey değil alternatif geleceği yastıtabiliyormuş biliyor musunuz?
Bunu duyduğumda çok şaşırmıştım.
Olabilirdi düşüncesi.
Dünyanın en ağır cümlelerinden biri biliyorum.
Çünkü gerçekleşmemiş ihtimallerin mezarı yok ki gömemiyoruz.
İnsanı en çok yok eden şeylerden biri acı değil de bekleme halinde kalmak.
Bazen sevdiğimiz için değil de ihtimal hala ölmediği için bırakamıyoruz.
O ihtimali kimin diri tuttuğu hiç önemli değil üstelik.
Biliyoruz beyin netlikten hoşlanır, net bir hayırı zamanla kabullenebilir ama küçük bir ihtimal zihni tetikte tutar.
Bunun kişiliğimize yansıyan tarafını hiç açmıyorum şu anda.
Zaten anlattıklarımı dikkatle dinlemiş ya da Bu durumu yaşayan herkes tam olarak hangi noktada ne fedakarlık yaptığını ya da kendinden eksilten şeylerin farkında ya da fark etti diye düşünüyorum.
Kimse hiç kimsenin ahlak bekçisi ya da etik değer üreticisi olamaz, olmamalı.
İnsan kendi hayatının sorumluluğunu alır ve eylemlerin hepsinin sonucunda bedel ya da ödülü kendine alacağını bilir zaten.
Bu durumda birini suçlamak ya da hatayı yüze vurmak bel altı bir hareket olur.
Öyle görüyorum. Herkes kendi deneyimleri sonucu varlığını sürdürür.
Doğrularımız, yanlışlarımız, etik ya da ahlaki değerlerimiz birbiriyle çatışabilir.
Birinin yanlış olarak gördüğü şey benim en büyük doğrularımdan biri olabilir.
Ama birilerinin bizi azaltmaya çalışmasına, ihtimallerimizi çalmasına ve sevgi sandığımız şeyin bir yanılsama olmasına şahsen açık ve razı değilim ya.
Hani Teoman'ın bir şarkısı var ya aşk kırıntısıyla doymaktansa tek başıma aç kalırım bu hayatta diyor.
Tam olarak bu bilinci diliyorum.
Şunu çok iyi biliyorum ki eğer biz kendi değerimizi bilmezsek bizim değerimizi hiç kimse bilmez.
Talep edilmediği halde birini beslemek günün sonunda bizi aç bırakır.
Ve insan kendine saygı duymazsa ona hiç kimse saygı duymaz.
Sevmek bir eylemdir diyor Fromm.
Edilgen bir duygu değil. Bir şeyin içinde olmaktır, bir şeye kapılmak değil.
Sevmesana dağıttı kitabı. Okumanızı çok çok çok isterim bu arada.
Tam olarak böyle bir durumun içindeyken de böyle okumanız kafanızdan bir sürü soru işareti atmanıza yardımcı olacaktır diye düşünüyorum açıkçası.
Peki, iyi ki iyi güzel anlattın da biz bu durumun içinden nasıl çıkacağız?
diyorsanız da kendinizi zorla soğutarak değil de gerçeği ihtimalden daha değerli görmeye başlayarak diyebilirim.
Bunu size iki basit örnekle ya da çerçeveyle anlatmam gerekirse de şunları söyleyeceğim.
İlk olarak şunu söylemek isterim.
Tasavvufta bir inanış var.
Daha önce verdiğim bu örneği hatırlamıyorum ama eğer bir şey nefse ağır geliyorsa o doğrudur.
Yani ihtimalden çıkıp gerçeği değerlendirdiğinizde bu durum kabullenmek istemediğiniz bir kapıya çıkıyorsa muhtemelen doğru olan istemediğiniz Yaşamaktan karıştığınız o şeydir.
İkincisi ise çok basit.
Boş bir A4 kağıdı alıp bir cari mutabakat yapın arkadaşlar.
Sayfayı dikine gelecek şekilde böyle bir çizgi çizin.
Borç alacak düzleminde bir eşitlik var mı?
Oransızlık var mı? Buna bakın.
Yani bir firmada mutabak alınması için ne gerekir?
Kesilen faturalarla yapılan ödemelerin birbirini tutması gerekir değil mi?
Siz de verdikleriniz ve karşılığında aldıklarınızı yazın.
Mutabıksanız zaten ortada sorun yoktur.
Ama aldıklarınız, verdiklerinizin yanında çok küçükse ya da sıfırsa kimseyle başa uğraşmayın.
Çünkü hayatta telafisi olmayan tek şey zamandır.
Bazı insanlar sizi kaybetmek istemez ama aynı zamanda sizi seçmek de istemez.
Ve bu kafalarının karışık olmasından değil, sizi seçmenin çaba, tutarlılık, sorumluluk getirmesinden kaynaklıdır.
Ve bunları vermek istememelerinden kaynaklanır.
Sizin yolunuza devam etmenizi istemezler ama kendileri de bir adım atmazlar.
Sizi başkasıyla görmek istemezler ama size netlik de sunmazlar.
Bağlılık olmadan yakınlık isterler.
Sizin orada olduğunuzu bilmenin rahatlığını isterler.
Ama gerçekten var olmanın sorumluluğunu almak istemezler.
Ve gerçek şu ki kötü gibi biri görünmek istemezler.
Sadece temiz bir imajı korumak isterler.
Ama bir noktada ilgiyi niyetle karıştırmayı bırakmamız gerekir.
Anlatmak istediğim şey tam olarak bu.
Size bunun yapanı dışarıdan bu göze değerlendirdiğinizde aslında yaşadığınız şeyin ne kadar...
kötü bir durum olduğunu ve bunun asla sevgi olmadığını anlayacağınızı biliyorum ve inanıyorum size.
Neden? Çünkü kendini seçmiş olmasan burada olmazdın.
Bir şekilde kendini seçmek zorunda olmasan bu bölüm seni bulmazdı.
Hayata inanın ve sonra da kendinize çok inanın.
Ben bu denkleme çok inanıyorum çünkü.
Her zaman dediğim gibi umarım anlatmaya çalıştığım şeyi anlatabilmişimdir.
İyi ki dinlediniz ve iyi ki varsınız her biriniz.
Fromm'un şu sözüyle kapatmak istiyorum.
Birey olma esareti yoksa sevgiye asla erişemeyiz çünkü sevgi kişinin bütünlüğünü koruması koşuluyla birleşmedir.
Sevgi güvensizlik hissinden dolayı almak değildir.
Vermekle neşenin, ilginin, anlayışın, şakalaşmanın ve üzüntünün yani içinizde canlı olan tüm şeylerin ifadesi ve dışa vurumuyla başlar.
Olduğu Kadar'ım bu haftaki bölümünün sonuna geldik bir sonraki bölümde görüşene kadar kendinize çok iyi bakın
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
