
Bazı yükler bize ait değil.
Bazı güçler ise sadece bize ait.
Güven; başkasının toprağında büyümek değil,
kendi köklerinden güç alabilmektir.
Bu bölüm, kendi güvenini yeniden inşa etmek isteyenler için.
Transkript
Herkese merhaba, hepinize hoş geldiniz arkadaşlar, umarım iyisinizdir.
Şimdi bir karar verdik ve güven bölümünü serileştirelim dedik.
Ben şimdi bir önceki bölümde dedim ki, isterseniz size psikologlardan, filozoflardan araştırmalar yaparım ve bir bölüm çıkartırım.
Sonra hayatımın çok ortasında bir yerinde pelerin olduğunu hiç fark etmemiş.
Hayatı hep kucaklamış ama tüm bunları yaparken kendine olan güvenini kaybetmiş.
Yeryüzünde en sevdiğim insanlardan birinin bu bölüme ihtiyacı olduğunu görünce ve onun gibi birçok insanın da var olduğunu bildiğimden böyle çok spontan bir yerden yapmak istedim bu bölümü.
Umarım beğenirsiniz. Aryam bu bölüm sana.
Hayatım boyunca her zaman yanımda olmanın bünyeme yarattığı o hissi tarif edemem ama hep yanımda olmayı bir şekilde başararak minnetimi görmeni dilerim.
Seni, bizi, Banu, Safiye ve Bülent'i çok seviyorum.
Hazırsanız başlıyorum.
Güven altı çok dolu bir duygu.
Önceki bölümde size anlatmıştım.
Her şeyin başı ve sonu bilimsel olarak, felsefi olarak, psikolojik olarak insanın kendisine güvenmesiyle başlıyor ve bitiyordu.
İnsan hayata ve insanlara tekrar güvenmek istediği, hayal kırıklığı yaşadığı için ikinci tekillere, üçüncülere o kadar odaklanıyor ki asıl mevzudan kopuyor ya da altını iyi doldurmak yerine geçiyor
bunu. Bize zaten toplum olarak bireyselleşmeyi ilk doğduğumuz andan çok öğretmedikleri için biz buna çok takılı kalmıyoruz bence.
Önemli olanın kendimiz olduğunu ilk bölümlerden beri anlatmaya çalışıyorum burada.
Neden peki? Neden sürekli aynı şeylere takılı kalıyoruz?
İnsanın önce kendini düşünmesinin bencillik olmadığını kaç bölüm konuştuk hatırlamıyorum bile.
Aynı şey işte. Kendine güvenmekte.
Düşünüyorum kadınlar daha da zorlanıyorlar bu konularda diye bir fikre kapılıyorum illa.
Türkiye'de kadın olmak, İran'da kadın olmak, bu çivisi çıkmış dünyada kadın olmak.
Sinirlerim bozuluyor. Neyse.
Maddi özgürlüğü olmadığı için kocasının sevgisizliğini kabul etmiş kadınlar.
Babasının korkusundan, toplum baskısından korktuğu için.
Potansiyelini hiç ortaya koyamamış kız çocukları.
Kendi potansiyelini bildiği halde toplum baskısından kimliğini gizleyerek yaptığı iş birinin.
Hiç ait olmadığını bildiği halde aterkil düzene uyumlananlar.
Örnekleri çoğaltabiliriz.
Hepsinin altında cehalet bu ya toplum bunu yaptırıyor diyebilir miyiz?
Sıyırılmak bu kadar kolay mı sizce?
Ben kötü polis olayım burada.
Bence hikaye böyle değil.
Hikaye kendimize güvenme işimiz.
Hani anlattım ya size serinin ilk bölümünde.
Biz heybemizde bize ait olanı taşımayacağız diye.
Ekliyorum. Göğsümüzde de bize ait olanı taşıyacağız.
Kendimize olan güveni.
Peki bunu nasıl yapacağız?
Bunu bir ağaç metaforuyla yapacağız.
Göğsümüzde kendi güvenimizi taşımak bir ağacın kendi köklerinden beslenip kendi dallarını göğe uzatması gibi.
Kendi toprağımızdan yani kendi öz güvenimizden besleneceğiz.
Bir ağaç kendi köküyle ayakta durur.
Psikolojide kökler şunu temsil ediyor.
Kişinin benlik algısı.
Kendi deneyimlerinden çıkan içsel kaynaklar.
Ben kimim sorusuna verdiği cevap.
Şimdi heybemizde bize ait olmayanı taşımayacağız derken başkasının toprağına kök salmayacağız.
Çünkü başkasının travması, başkasının korkusu, başkasının güvensizliği bizim kökümüz değil.
Ne yapacağız? Göğsümüzde bize ait olanı taşıyacağız.
Neden? Çünkü ağaç başka ağaçların kökleriyle değil, kendi kökleriyle beslenir.
Güven dışarıdan asılan bir süs değil, kökten gelen bir dayanıklılıktır.
Psikolojik olarak bu şu, kendi güvenini taşımak, başkasının duygusal toprağında yaşamayı bırakıp kendi iç toprağını sahiplenmek.
Kök ne kadar derinse ağaç rüzgardan o kadar az korkar.
Fırtına geldiğinde eğilir ama kopmaz.
O zaman ne deriz? Güven cesaret değil, gürültü değil, kontrol hiç değil.
Güven eşittir kökün derinliği deriz.
Şimdi Nietzsche çiçeğimin kendin olma çağrısı var.
Bu da benim ağaç olma metaforuna çok uyuyor.
Başkasının korkusuyla ahlak kurma, başkasının yarasıyla kimlik inşa etme, başkasının beklentisiyle göğe uzama.
Nietzsche'ye göre güçlü insan kendi toprağını seçen, kendi kökünü salan, güneşi başkasından ödünç almayan insandır.
O zaman sonuç burada neye çıkıyor?
Güven başkasının verdiği bir şey değil.
Kendi köklerinden gelen bir dayanıklılık.
Yani göğsümüzde sadece bize ait olanı taşıyoruz.
Kendi köklerimizden gelen güveni.
Çünkü biz başkasının toprağında büyüyen bir ağaç değiliz.
Çok basit bir yerden ele alalım konuyu.
Bir ilişkiyi bitireceğiz diyelim ki.
Bitiremiyoruz. Bunu da sevgi, alışkanlık hisvesi altında yapıyoruz.
Aklımıza en son geliyor kendimize güvenme işimiz.
Ne kadar mask ediyoruz değil mi kendimize?
Üniversite okumuşuz.
Yüksek yapmışız. Yurt dışına yerleşmişiz.
Üçüncü dili konuşuyoruz.
Üç dilde düşünüyoruz.
Ama biri tarafından manipüle edilmeyi sorun etmiyoruz.
Çünkü tüm bu lanetleri başarırken yalnız olduğumuz için aksiyet edelen illetle tanışmışız.
Panik atak geçiriyoruz. Öyle geçiriyoruz ki 45 kiloyuz.
2 metre dolabı parçalıyoruz.
Her gün tükendiğimizi görüyoruz.
Güvenimizi kaybediyoruz.
Dallarımız başka ağaçlarla buluştu diye kökümüzü unutuyoruz.
Çünkü paniyiz. Yalnız kalmak istemiyoruz.
Aslında biz kendi hayatımızın her şeyiydik.
Bizim bir kırmızı pelerinimiz vardı.
Biz başarmıştık. Kendi hayatımızın süper kahramanıydık.
Ne oldu bize? Bize hiçbir şey olmadı.
Bahar geldi. Toprakanı uyandı.
Biz artık biliyoruz. Kendimize güvenmeyi bıraktığımızda neleri yaşadığımızı.
Biz bu değiliz. Yaşamayacağız bunu.
Yalnız başınalık bizi korkutmayacak.
Biterse bitsin ilişkimiz.
Yenisini kuracağız. Önce kendimizle ama.
Hayatın bilinmezliğinden korkup tahammül etmeyeceğiz etmememiz gerekenlere.
En fazla daha çok yorulursun.
Ama bedensel olarak, zihnen ve duygusal olarak yorulmanın yanında lafı olur mu?
Yalnız yaşamak, yalnız halletmek, zorlanmak, duygusal olarak yalnız olmak, sevilme ihtiyacı.
Bunları önde tutup birçok şeye katlanmak zorunda hissedip kendine olan güvenini yitiren arkadaşlarım.
Neleri başarabileceğinizin farkında olsanız...
Kendinize bu zulmü asla yapmazsınız.
Verdiğim örnek faraze.
Tıkılmayın, uyumlanın kendi hayatınızda.
Ben ilk bunu uydurabildim şu an.
İnsan bilmediği şeyden korkar.
Bilinmezlik ürperdir hepimizi ama denemeden bilemeyiz.
Ama bildiğimizi yaptığımızda içten içe hata yaptığımızı biliriz ve sürdürürüz bunu.
Sonra bir gün artık dayanma noktamız kotasını açtığında neyi görürüz?
Yapmasaydın, anlatsaydın, devam etmeseydin.
Kimse başa çıkmaya çalıştıklarımızı anlamaya çalışmaz.
Hadi diyelim anladı.
Çoğunluk bunu yapmıyor.
Peki sen kendini bu kadar çiğnerken, kendi kıymetini bilmezken 10 kişiden 2 kişi seni anlasın diye mi harcadın kendini?
Mesela sadece bir bakış açısı.
Çünkü mücadelemizi anlasın isteriz ya bir şekilde karşı taraf.
Onun için verdim bu örneği.
Hani anlatırız neden bu noktaya geldiğimizi.
Tükeniriz çünkü bizi. Anlasın isteriz insanlar, hak versin isteriz ama hiç kimse bunu o kadar da kolay anlamıyor.
Yani burada polyanlılık yapmayacağım.
Biraz önce dediğim gibi işte madem en başında anlatsaydın işte neden yaptın, neden sürdürdün deyip bir de bize kendimizi daha da suçlu hissettirirler.
Şunu anlatmaya çalışıyorum.
Bireysellikten ne kadar uzak büyütülsek de maalesef içimizde ne yaşadığımız bizi ele geçiren duygular çok bireysel.
O kadar da şanslı değilseniz size anlayacak insan sayısı çok az.
Atam ne diyor? Bir gün içinde bulunduğunuz şartlar ne kadar zor olursa olsun kurtarıcı beklemeyin.
Kurtarıcı kendiniz olun diyor.
Değil mi? Tasavvuf ne diyor?
Aradığın her ne ise sende.
Mevlana ne diyor? Nice insanlar vardır.
Aradıklarını uzaklarda sanırlar.
Oysa aradıkları şey onların özündedir.
İlkenizde ekliyor ve diyor ki kurtuluş bir yerden gelmez.
Kurtuluş fark ettiğin anda başlar.
Burada fark etmemiz gereken ne?
Biz kendimize güvenirsek, biz kendimizin farkında olursak, kökümüzü hatırlarsak hiçbir şey bizi o kadar da kolay yıkamaz.
Çünkü biz hallederiz.
Umudu, güveni, mental sağlığı bir şekilde elinden alınmış, sudan çıkmış balık gibi hisseden herkese şifa almasını diliyorum.
Umarım dinleyen herkese farkındalık olur.
Umarım istediğimi anlatmayı başarabilmişimdir.
Siz? Kendi dünyanızın en nadide çiçeğisiniz.
Kimsenin soldurmasına izin verip kendinizi hiç etmeyin.
İlkeniz omuzlarınızdan öper.
Haftaya görüşmek üzere.
Sevgiyle ve kendinize olan güveninizle kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
