
Güven;
ihtiyacın olduğu için değil,
istersen yanında durmaktır.
Kimseye tutunmadan bağ kurabilmek,
kaybettiğinde dağılmayacağını bilmek,
ve buna rağmen kalmayı seçmek.
Güven, romantik bir his değil.
Bir duruş.
Ben buradayım.
Gidersen eksilmem.
Kalırsan kendimi feda etmem.
İşte bu güven.
Transkript
Herkese merhaba, ben İlge.
Hepiniz hoş geldiniz.
Sizinle konuşmayı çok özledim.
Geçtiğimiz hafta bölüm yayınlayamadık.
Ondan önceki bölümde çok içime sinen bir yerden olmadığı için bu sesime ve aslıma rağmen aramızı daha fazla açmaya dayanamadım.
Hazırsanız eğer biraz fazla konuşacağım.
Güven nedir? Güven kelimesi Türkçedir.
Kökü gibi fiilinden gelir.
Güv ne demek? Dayanmak, yaslanmak, emin olmak, arka çıkmak.
Eski Türkçe'de güvenmek...
Bir şeyin seni yarı yolda bırakmayacağına inanmak.
Güven, dayanılan, sırtını verdiğin şey.
Yani kelime olarak güven sırtını dayadığın zemin demektir.
Dilsel ve psikolojik anlamı birleştiğinde güven, bir kişi durum ya da ilişki karşısında kendini emniyette hissetme halidir.
Burada önemli bir nüans var ama bu emniyet duygusu tehlike hiç yok demek değildir.
Risk sıfır demek değildir.
Güven şunu demektir.
Bir şey olursa, Ben bununla başa çıkabilirim.
Felsefede güven bir his değil bir tutum.
Yani insanın dünyaya, başkalarına ve belirsizliğe karşı aldığı bir pozisyon.
Felsefi açıdan güven şunu kabul etmekmiş.
Dünya kontrol edilebilir değildir.
İnsanlar değişebilir.
Her şey garanti altında olmaz.
Buna rağmen diyor kaynaklar insanın şunu söyleyebilmesidir.
Belirsizlik var ama ben yine de ilişki kurmayı seçiyorum.
Yani felsefede güven saflık değil, kör inanış değil, teslimiyet hiç değildir.
Güvenin bilerek risk almak olduğunu ancak bu riski kendini inkar ederek değil, kendini bilerek alınması olduğunu okudum.
Felsefi tanım olarak güven kesinlik yokken ilişki kurma cesareti yani.
Peki psikolojik olarak güven nedir?
Psikolojide güven insanın sinir sistemiyle ilgilidir.
Zihinsel bir karar değil, bedensel bir emniyet halidir.
Burada tehdit yok hissi.
Duygularımızı ifade ettiğimizde cezalandırılmayacağımızı bildiğimiz, yanlış yaparsak yok sayılmayacağımızı hissetmek.
Psikoloji diyor ki güven başkasına dair bir inançtan öte kendi dayanıklılığına dair bir bilgi aslında.
Psikolojik güvenin temelinde şunlar var.
Kendine güven, sınır koyabilme, gerekirse uzaklaşabileceğini bilme.
Yani tek cümlenik bir özet.
Yaptığımızda güven insanın kendini tehdit altında hissetmeden var olabilmesi.
İkisini birleştirdiğimizde felsefe hayat belirsiz diyor, psikoloji ekliyor ama sen dayanıklısın.
Neye göre, kime göre peki?
Güvenin temelinin insanın kendine güvenmesi olduğunun altını çiziyor okuduklarım.
Yani sen diyor kendine ne kadar güvenirsen o kadar halletmişsin bu meseleyi.
Şimdi. Aklımda şu soruyu yaratıyor istemsizce.
Tamam ben kendime güveneceğim ama insan sosyal bir canlı.
Karşısındakilere de aynı oranda güvenmek istiyor.
İstiyor ki güveni boşa çıkmasın.
Güven bence ilkece huzur demek bu arada.
Çok büyük ünlü düşünürlerimi bir kenara koyacak olursam çok basit yalın haliyle şunu diyebiliyorum.
Ben güveni kendi hayatımda huzur temalı bir yere oturtuyorum.
Çünkü güvenin olduğu bir düzende kuşkulmaz.
Şüphenin olmadığı yerde rahatlık olur.
Rahat ettiği yerde güvendedir.
İnsanlara güvenmek ya da insanlara güven vermek neye bu kadar zorlaştı?
Bencillikten mi? Cevabını hiç bilmediğim bir soru bu şu an.
Bir şeyi anlatmak için değil de böyle birlikte düşünelim diye, sizinle düşünürken aydınlayayım diye çektiğim bir bölüm bu.
Mesela güven yeni tanıdığın birine yüzde yüz verilip zamanla kişinin bunu azaltması ya da koruması gereken bir olgu mu sizce de?
Güvenli mi yani? Ya da sıfır güvenle başlayıp onun bunu artırmasını beklemek mi?
Peki benim ona sıfır olan güvenimin artması için mesela o ilişki içinde blöf yapmamı gerektirmeyecek mi bu durum?
O zaman benim kurduğum ilişki ne kadar sağlıklı olabilir ki?
Yani bu gerçekliğe aykırı değil mi?
Mesela benim ilişkilerimi yaşadığım noktada bu da mantıksız geliyor bana.
İki gün önce gece yarısı telefonuma bir mesaj geldi bir arkadaşımdan.
Dedi ki arayabilir miyim?
Neyse aradı ve konuşmaya şöyle girdi.
Size yemin ediyorum böyle oldu aynen.
Benim dedi bugün başıma bir olay geldi.
Düşündüm bunu sadece sana anlatabilirim.
Çünkü sadece sen objektif bir şekilde durumu değerlendirebilirsin.
Ve bana doğru olanı söylersin dedi.
Arayan arkadaşım hem cinsim değildi.
Hani bu tarz konularda genelde kızlar birbirini gazlar ya.
Öyle bir yerden aramadı yani.
Durumda biraz ciddiydi.
Konuştuk. Konuşmanın sonunda bana teşekkür etti.
Biraz iltifat etti. Tamam mütevazı olmayacağım.
Biraz fazla iltifat etti.
Ne kadar güven verdiğimi, aklıma ne kadar güvendiğini anlattı.
Bunu çok güzel bir yerden yaptı.
Geçirdiğim son çok hasta günleri ve bir hayal kırıklığımı da ortaya koyarsak bunları duymak iyi geldi.
Sonra telefonu kapatınca düşündüm.
Ona bu güveni verecek, diğerlerinden ayıracak.
Özel bir şey yaptım mı diye.
Hayır yapmadım. Hatta çok daha az özveride yapmış olabilirim bunu.
Genelde sorunun sıkıntısını paylaşan biri değildir çünkü.
Genelde insanlar onunla paylaşır sorunlarını, sıkıntılarını.
Ekstra bir güven ihtiyacı verilmesine çok da gerek de olmayan bir kişilik.
Şu an çok net anlatamıyorum ama.
Sonra aklıma geldi.
O bana bir gün hak etmediğim bir davranışta bulunmuştu.
Bir süre sonra hatasından dönüp özür dilemişti ve affetmiştim.
Onu affettiğim için mi bana bu kadar güveniyor acaba dedim.
Hatasını yüzüne vurmadığım için.
İyi niyetle oluşma ama bu inanmışlığı.
Hayır. Bu soruların cevabı kocaman bir hayır.
Neyin farkına vardım biliyor musunuz?
İnsanlarla tanışıp bir süre vakit geçirdikten sonra cebimizdeki travmalarımızla, hayat ideolojimizle, tüm birikimimizle onun hakkında kafamıza bir karara varıyoruz.
Bu gerçekliğe çok yakın ya da uzak olabilir, fark etmiyor.
Onun hakkında bir fikrimiz oluyor.
Önyargıdan bahsetmiyorum burada tamam mı?
Ayıralım. Sonra biri bir durumdan dolayı bizi diyelim ki yargılıyor iyi veya kötü bir yerden kafasında olduğumuz kadarıyla yapıyor bunu.
Hani biz dünyanın en iyi insanı olsak da ona karşı hiçbir hatamız olmasa da bunu sizi gördüğü kadar yapıyor.
Bu son zamanlarda insan ilişkilerine dair kendimce yaptığım en iyi tespit.
Kimseyi yargılamak, alttan bir mesaj vermek istemediğimin altını çizmek istiyorum burada.
Eğer bunu dinliyorsan konuştuklarımızın seninle hiçbir alakası yok.
Tamam mı? Devam ediyorum.
Buraya neden geldiğimiz konudan koptuğumu düşünmenizi istemiyorum.
Burada birçok kez yaşadıklarımdan örnekler verdim size.
Her defasında anlatmaya çalıştığım şey, umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır lafını size kabul ettirip kendinizi yalnız hissetmemeniz için de.
Hayatımın son 10 yılında yaşadıklarımı gözden geçirince asıl problemimin güven olduğunu sanıyordum hep.
İnsanlara güvenmediğim için onları hayatıma almadığımı ya da nispeten zor aldığımı, Hayatımda en güvendiğim insanların güvenimi boşa çıkardığını defaatle bir ders niteliğinde aldığım
için de kendimi güvensiz hissetmek kusurlu gibi hissettiriyordu bana hep.
Bu halletmem gereken bir konuymuş gibi, benden kaynaklanan bir sorunmuş gibi geliyordu.
Sonra yaşadığım son olaydan sonra düşündüm.
Hata yapmadım, nefsime yenilmedim, işgüzarlık yapmadım, güvendim ve güven verdim.
Peki bu başıma niye geldi?
Fark etmem için geldi.
Neyi fark etmem için geldi?
Ahlak temiz hali bile olsan kimsenin kafasında yarattığının dışına çıkamazsın.
O zaman benim güven problemim yok ki dedim.
Bundan sonra insanlara daha az güvendiğim bir yerden devam etmeme gerek yok.
Bunu bir sorun çözülmesi gereken bir travma olarak görmeyeceğim.
Sorun bende değil dedim.
Şimdi siz buradan ne anlamalısınız peki?
İnsanlar güveninizi boşa çıkarıyorsa bu karşınızdakilerle alakalı bir durum.
Adil mi çok değil. Evet haklısınız.
Ben belki şu an bu kadar yüzeysel ya da basit bir yerden anlatıyorum diye bile belki rahatsız oldunuz.
Belki aldatıldın. Şu an duyduklarının sinirlerini bozuyor.
Bir kadına aldatılınca ilk neyi sorgular?
Benden daha mı güzel? Benim verdiğim sevginin dışında ne verdi?
Vesaire vesaire. İlk aklıma gelenler bunlar şu an.
Hep derler ya hani akıl verenler ya da terapistler.
Aslında bunun seninle bir ilgisi yok diye.
Öyleymiş. Aslında bunun seninle hiçbir ilgisi yok.
Biri tarafından haksızlığa uğramanın aslında senin yaptığın hiçbir eylemle ya da güzelliğinle hiçbir şeyle alakası yokmuş.
Bu onun davası.
Terapi almalı. Keşke reklam alıyorsaydık şu an buraya cuk diye oturturdum.
Peki bizim suçumuz ne?
Biz nasıl toparlayacağız bu durumu?
Hep aynı yerden kırılır mı insan diyenleriniz varsa şöyle söyleyeceğim.
İyi ki yaşadın bu durumu.
Hayıflanmayı bırakıp idrak bölümüne geçince insan anlıyor.
Nasıl yani? Şöyle.
Bir çocuk ilkokula başladığında okumayı öğrendikten sonra matematik öğrenir değil mi?
İlkokulda gördüğü matematikte lisede gördüğü aynı değildir.
Ama ilkokulda öğrenir dört işleme ve büyük bir problem çözmek zorunda kaldığında en temelden öğrendikleriyle yapar bunu.
Sorular zorlaşır git gide.
Çözüm yolları artık o kadar da kolay değildir.
Ama soruyu çözer. Neyle çözer?
Bilgi birikimle çözer.
Her yaşadığımız sorun bir öncekinden hep daha büyük gelebilir.
Ama biz biliriz zaten değil mi?
Bunun da bir çözüm önüne olduğunu.
O zaman şey diyebilir miyiz?
Tamam hiç güvenmiyorum ben bu saatten sonra insanlara.
Diyemeyiz. Neden?
Çünkü dört işlem biliyoruz.
Ama hayat işler dışlar çarpımı da istiyor.
Hep dahasını yaşadığınızda.
Bu da benim başıma neden geldi artık demiyorsunuz işte orada.
Diyorsunuz ki tamam okey.
Ben bu durumu daha önce yaşadım.
Bu benlik bir mesele değil.
O onun meselesi.
Demek ki benim gördüğüm yerde değil diyorsunuz.
Neyi anlatıyorum burada şu an?
Kabul. Kabul etmek her kapıyı açan bir anahtar gibi.
İnsanın kendiyle olan kavgasını bitiren bir durum.
İşte insanı kabule en yaklaştıran şey de pişmek.
Nasıl pişmek? Aynı şeyleri farklı versiyonlarda tekrar tekrar gördüğümüzde bir noktada anlıyoruz.
Mesele biz değiliz.
Ne yapıyoruz? Kabul ediyoruz.
Ne yapıyoruz? Kendimizi suçlamıyoruz.
Ne oluyor? Kendimizi suçlamadığımızda daha kolay geliyor yaşamak.
Zaten bu kadar zorken hayatta kalmak, hayatla olan kavga, dünyanın geldiği nokta, bu kadar üzücüyken ne yapmıyoruz?
Kendimize yüklenmiyoruz.
Tamam, onun güven anlayışı bu demek ki.
Benimle aynı değil. O zaman o onun kendiyle meselesi diyor.
Ne yapıyoruz? Tamam, onun arkadaşlık anlayışı bu.
Benimkiyle aynı değil demek ki diyor.
Salıyorum. Neydi? Konuşmuştuk bunu daha öncesinde.
Affetmek ağır geliyorsa biz o durumu salıyorduk değil mi?
Neden bahsettiğimi anlamayan varsa affetmek bölümünü dinleyebilirler.
Meseleleri mesele etmeyelim demiyorum burada.
Meseleleri kendimize yük etmeyelim diyorum.
Basit, yalın bir duygu haline geçişimizi sağlamaya çalışıyorum.
Hayat hepimiz için gerçekten çok zor.
İnanın benim için şu an çok çok çok zor.
Alerjik hastam teşhisim koyuldu.
Size bu bölümü çekebilmek için günde kaç kez hava aldığımı, Boğazımdan su geçmiyorken, sesim hiç çıkmıyorken nasıl sizinle konuşabileceğimi hep dert ettim.
Hala çalışmaya devam ediyorum.
Çünkü burada istediğim noktaya gelebilmek için çalışıp para kazanmaya ihtiyacım var.
Hepimizin aynı benim gibi bir sürü derdi olduğunu biliyorum.
Biz hepimiz bir bütünün parçalarıyız.
Dertlerimiz farklı olsa bile sebeplerimizin birçoğu aynı.
Bu kadar şeyle uğraşıyorken ve hali hazırda bir sürü travmaya sahipken Bir başkasının aşamadığı şeyi kendi problemimiz zannedip heybimizde bir de onu taşıyalım istemiyorum.
Bu bölüm böyle içimize bir su serpme bölümü olsun istedim.
Eğer severseniz güvenle alakalı bir seri çekeriz.
Okuduğum kitaplardan, ünlü psikologlardan, filozoflardan bir araştırma yapıp size güzel bir bölüm çıkarabilirim.
Ama güven sizin sorununuzsa yaparım bunu ona göre.
Biz kimsenin çözemediği hallerinin muhatabı değil.
Sizinle konuşmayı çok özlemişim.
Yemin ederim laf olsun diye söylemiyorum.
Hepinizi çok seviyorum.
Hepimiz için umarım harika bir yıl olur.
Bol sağlıklı olur. Önce sağlık diliyorum.
Sizin için buradayım. Yalnız değilsiniz.
Sakın unutmayın. Beni takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı da unutmayın olur mu?
Bir sonraki bölümde görüşürüz.
Sevgiyle kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
