
Bu bölümde; çocuklukta hissedilen sevgisizlik duygusunun yetişkinlikte nasıl bir kimliğe dönüştüğünü, aile dinamiklerinin aslında sandığımızdan çok daha derin etkilerini ve “suçlu aramak” yerine “anlamaya çalışmanın” neyi değiştirdiğini konuşuyoruz.
Transkript
Çocuk için mesele aslında çok basit.
Sevilmek değil, değerli hissetmek.
Ve bu kritik bir fark.
Çünkü bir çocuk sevilip sevilmediğini değil, nasıl hissettiğini hatırlar.
Arkadaşlar herkese merhaba.
Ben İlke. Hepiniz hoş geldiniz.
Biraz konuşmak istiyorum.
Bugün annemin doğum günü.
Onun için böyle özel bir günde aslında böyle bir bölümü çekmek ya da yayınlamak ne kadar doğru bilmiyorum.
Ama derdimi terapi odalarından buralara taşımak boynumun borcu gibi hissettim.
Belki aslında aynı şeyleri hissediyor, aynı şeyleri takılıyor, aynı güçsüzlüğü yaşıyoruzdur.
Birbirimizi anlamak bile yeter belki.
12 yaşımdan beri annemin beni sevmediğini söyler, buna ağlardım.
Tüm ergenliğim ve yetişkinliğimin temelini attığım zamanlarda bu duygunun esiri, tutsağı oldum.
Hayattaki en eksik yanım buydu.
Hayata tüm isyanım, kendimin aksini yaratan tüm davranış biçimlerimin yansımasıydı bu duygu.
Tüm eksikliğim, anlaşılmamak, sevilmemek.
Üstelik ablamı çok sevmesi.
Yanlış ilişkilerimin olması.
Bu kadar insanları anlamaya odaklı bir insan olmaya çalışmam.
Kaçmam kendimden.
İsyankar olmam. Kendimin kıyısından bile geçmiyor olmam.
Boğazımdan su geçmeyecek kadar çok ağlamam.
Kaçmam olarak yansıdı bana çok.
Her şeyden, tüm sonuçlardan.
Görmek istememem hiçbir olumsuzluğu.
Çünkü tahammülsüz olmak artık hiçbir artı sorumluluğa.
Bir gün... Terapistim İlke Hanım sizin mezopotamyanız anneniz dedi.
Nasıl dedim? Sizin dedi mezopotamyanız yani en değeriniz anneniz dedi.
İhaneti anlatıyordum adama.
En çok yaralandığım olayları anlatıyordum.
Annemden hiç bahsetmemiştim.
Çünkü hatırlarsanız bir bölümde söylemiştim bunu size.
Annemi bir başkasının öfkesinde boğulduğumda ona affetmiştim diye.
Tüm olayımı ona bağlamasına çok şaşırmıştım.
Bana hatta bir mektup yazdırmıştı.
Ve olay o insanlardan çıkmıştı.
Sadece annem ve ben olmuştuk bir anda.
Bu çizgide de devam etmişti yolculuğumuz.
Ben hayatımdaki tüm gücümü bu sevgisizlik olarak adlandırdığım, duygudan aldığımın henüz hiç farkında değil.
Dünyadaki en değerli toprağımın onun olduğunu bilmiyordum.
Ve açıkçası bunu ilk duyduğumda da kendimi tam bir gerizekalı, sevilmeye muhtaç bir kedi miyim ben diye düşünüp çok sinirlenmiştim.
onun bana hissettirdiği o öfkenin çok doğru olduğunu kodladığım için kendime ilk hissettiğim şey yine öfke olmuştu.
Hepimiz maalesef bu tarz olayları yaşıyoruz.
Bir evde iki kardeş olarak büyüyoruz.
İki çocuğa da aynı davranış şekli sunulduğu iddia ediliyor ve iki farklı insan çıkıyor ortaya.
İki farklı kardeş çıkıyor.
Ben yaralı olan çocuğun hep kendim olduğunu sanarken 25 yaşımda Ablamın benden daha da yaralı olduğunu öğrendim.
Hayattaki ilk şokum değil de ama en büyük şoklarımdan biriydi.
Kendisine verilmemiş tüm imkan ve izinlerin bana verildiğini, önceliğin hep benim olduğunu, bana verilen özgürlüğün onda birinin ona verilmediğini söyledi ve ben o
anı bakın ölsem bile unutmam.
Şimdi size bu anlattıklarımdan kendi şemamı oluşturacağım.
Belki size ışık olur diye.
Ben psikolog değilim.
Amacım hiç kimseyi yönlendirmek, durum tespiti yapmak ya da kimsenin hasar kaydını tutmak değil.
Aynı yollardan herkesin geçtiğini bilmek, yaşamayı katlanılabilir kıldığından dolayı birine bile faydam dokunursa bu beni dünyanın en mutlu insanı edebilir.
Bu açıklamayı neden yaptım biliyor musunuz onu da söyleyeyim size.
Biri bana instagramdan yazmış oradaki paylaştığım bir real videosuna istinaden yazmış hem de.
Bir saniye açacağım.
Ancak şuursuz insanlar ihtisas ve uzmanlık alanı olmadığı halde buralarda kişisel ve gelişim adı altında millete post satar.
Varsa diplomat uzmanlığın bakalım sevgi konusunda takıntılısın bakıyorum.
Ben sana saçmaladığından bahsediyorum.
İşte sen sevgiden bahsediyorsun.
İhtisas alanın dahilinde olmadığı halde ve üstelik bu zihniyetinle kişisel gelişim pompası yapacak tip değilsin sen yazmış bana.
Merak etmeyin kendisine terapi almasını ve kendisini sevmesi gerektiğini söyledim.
Şimdi bunu niye anlattım biliyor musunuz?
Sorumluluk isteyen bir bölüm bu.
Ama bu bölümü yapmak hayatta çok sevdiğim bir insana duyduğum o boynumun borcu ifadesinin anlam bulmuş hali.
Bu anların özeli olduğu için tabii ki bunu anlatmayacağım.
Ama şunu annemden sonra başka birinde de net gördüm ki bir annenin ya da babanın çocuğuna ne yaptığını anladıktan sonra yaşadığı pişmanlık onu affetmeye değer.
Ben önce acıyı yaşadıktan sonra fark etmesi onu bok affettirir diyen varsa şunu unutmayın ki bir dersten muafsanız o dersin sınavından da muafsınızdır.
Hiç kimse sizden mevcuta sahip olmadığınız bir bilgiyi kullanmanızı beklemez.
Bu saçmalık olur.
Şimdi kendi hikayem üzerinden gideceğim.
Biz işte fark ettik ki annemin problemi ben değilim.
Anneannem çok baskın bir karakter olması, anneannemin bencil olması, egoist olması yetiştirdiği dört insanı da problemli yetiştirmesine sebep olmuş değil mi?
Ama asıl problem şu ki bu dört kişinin de hayatında, evliliğinde ya da çocuklarıyla ilgili problemleri var ve bunu kader olarak nitelendiriyorlar.
Bunun annelerinden kaynaklı olabileceğini asla bilmiyorlar.
Artık biliyorlar. Perantin açmak isterim.
Şimdi... Her şeyi içgüdüsel olarak yaşayamayız değil mi?
Bilinç gerekir. Tecrübeyi alacak bilinç olmadan yaşanılan olaylardan çıkarılan şeyin adı ders midir?
Değildir. Tecrübe midir?
Değildir. Bunun için verdim o örneği.
Hani muaftır dedim ya.
Bir insan bilmediği bir şeyi karşı tarafa veremez.
Hiç kimse onu anlamadıysa o birilerine anlayış gösteremez.
Sevgi görmüyorsa sevgi veremez.
O zaman odak problemin nerede olduğuna kaydığında insan kendini çok eksik hissetmek yerine daha az eksik hisseder diyebilir miyiz?
Deriz. Bunu kaybolmadan önce bilmek ve demek açıkçası çok mucizevi bir olay olur.
Maalesef bunları deneyimliyoruz.
Hem de hepimiz. O yüzden bazılarımız büyüyor ama içinde bir yer hep sabit kalıyor.
Ve o sabit kalan yer zamanla ne oluyor?
Karaktere dönüşüyor değil mi?
Ne oluyor? Mesela işte ben de ne dedim?
Öfke hali, sinir hali var dedim.
Mesafeli oluyoruz, soğuk oluyoruz.
Hiçbir şey yapamama hali oluyor.
Dışarıdan bakıyorsun birine diyorsun ki işte imkanı var bunu niye yapmıyor diyorsun.
Ama mesele hiçbir zaman kapasite değil.
Mesele içinde taşınan ağırlık.
Çünkü insan... Çocukken alamadığı şeyi yetişkinlikte telafi edemiyor.
Onu taşıyor. Şimdi ben diyorum ki bunu dönüştürelim.
Bunu anlatmaya çalışacağım size burada.
Öfkeyi büyütmek, karşındaki insanı kırmak, onu yaralamak kısa vadede seni rahatlatsa bile o seni bir süre sonra rahatsız edecek.
Bunu o beni sevmiyor ya da anlamıyor ama işte kahretsin ben onu seviyorum ya da anlıyorum.
gibi bir yerden yaptığını zannediyor olabilirsin.
Ama ne dedik? Zannetmek, bilmek değildir dedik değil mi?
Hayır. Bu sana bir yerde hata olduğunu anlaman için verilen bir sinyal aslında.
Hani onu kırdıktan sonraki o yaşadığın pişmanlıktan bahsediyorum.
O iç rahatsızlığı. Bildin değil mi onu?
Ama bana o bunu yaptı.
İşte ben ona saygı duymam ya da ona soracak değilim.
Benden affetmemi bekleyemez.
İşte benden ona bakmamı bekleyemez.
Benden sevgi bekleyemez.
Anlayış bekleyemez.
Bekler. Neden biliyor musun?
Bilmediği yerden yapıyor çünkü.
Farkında değil. Bunu duymak senin işine gelmiyor olabilir.
Zihnin bunu kabul etmek istemiyor olabilir.
Ama gerçek değişmiyor.
Günün sonunda sen bunların hiçbirini hak etmemiş olabilirsin.
Ama bunu senin hakkın olduğunu düşündüğü için yapmıyor zaten.
Yani bunu öyle düşünmemelisin.
Muafiyet anlatabiliyor muyum?
Senin hissettiğin sevgisizlik onun için koruma.
İşte potansiyelinden fazlasını istemesi yapabileceğine olan inancı olabiliyor.
Bakın ben şunu bir babanın ağzından duydum.
Hayatta yenilgiyi kabul edecek en son insanlardan biri size yemin ederim.
Sabit fikirli, aterkili bir baba.
Dedi ki benim oğlum haklıymış ama ben bunu onu sevmediğim için yapmadım ki.
Yani bunu nasıl düşünebilir?
Ona bu kadar zarar verdiğimi hiç fark etmedim.
Benim ondan daha değerli hiçbir şeyim yok ki dedi.
Bak size yemin ediyorum bana bunu dedi.
Bunu söylemesi için karşı tarafın kalp mi kırması gerekiyordu iddia derseniz demek ki öyleymiş.
Çünkü ben bunu dedim kendi kendime.
İşte bu olayın bu şekilde yaşanması mı gerekiyordu o zaman?
Sonra dedim ki evet dedi ki yani yaşanması gerekiyormuş.
O böyle bir patlama yaşamasaydı bu böyle bir farkındalık yaşamayacaktı dedim.
Şimdi biz sadece kendi zihnimizin içinden geçenleri bilebiliriz.
Problem yaşadığınızda uyumlanın yani düşünün anneniz ya da babanız vesaire kardeşiniz.
Başkalarının duygularının sebeplerini, sonuçlarını zihninden geçenleri bilemeyiz.
Elbette biri bize haksızlık yapmışsa onu başımızın üstünde gezdirelim demek değil bu.
Ama belki biraz anlamaya çalışmalı.
Öfkenin esiri olmaktansa onu yönetebilmeyi ve daha basit hale getirebilmeyi yaşama sağlayabiliriz.
Size kendi hayatımla ilgili bu kadar detayı sizi anlamadığımı aklınızdan bile geçirmeyin diye verdim.
Hayatımın çok büyük bir kısmını bu duyguyu yönetebilmek için çabayla geçirdim.
Ve inanın tamamen çözmüş olmasam bile yolun yarısından çoğunu hallettiğimi bilmenizi isterim.
Bu beni ben yaptı.
Ben buna inanıyorum.
Hayat maalesef ki deneyimlerden oluşuyor ve inanın hiç sormuyor buradan sınanmak ister misin diye.
Belki sorsa doğru cevabı alamayacağı içindir.
Çünkü insan yaşamadığını bilmiyor.
Ne yaşıyorsun bilmiyorum.
Bu bölümü niye dinliyorsun, yaran nerede kanıyor ve nelerle başa çıkmaya çalışıyorsun hiçbir fikrim yok.
Hissettiğin hiçliğin ortasında bir yerde, hiç duyulmadığınsa seni duyuyorum.
Ve bakışını değiştirirsen dünyanın değişeceğini söyleyebildiğim için çok mutluyum.
İyi ki buradasın ve ben de iyi ki buradayım.
Yalnız değilsin ve dünyadaki hiçbir şey çözümsüz değil.
Önceki bölümlerde anlatmıştım.
Perspektif, bakış açısı.
Bakın, polyanlalık yapmaya çalışmıyorum.
Bize işte ne bileyim taş atanlara gül verelim demiyorum.
Öyle bir şeyden bahsetmiyorum. Ama biz bir nesil olarak, bilinç olarak bizden daha aşağıda olan insanların yetiştirdiği çocuklarız.
Onların hani bunların hiçbiriyle laf olsun diye söylemiyorum ve evet bunları kabul etmek çok zor.
Hani şey diyebiliyoruz çünkü kıyas edebiliyoruz işte onu anladı kardeşi olan bir versiyon için söylüyorum.
Onu anladı beni niye anlamadı işte ona yaptığını bana yapmadı.
Herkes aynısını yaptığını zannediyor.
Aslında bakın hiç farkında olmadan yani çok özür diliyorum ama bir avarilikte yapıyorlar bunu.
Bilmiyor yani ve emin olun şunu yemin ediyorum deneyimlediğim için söylüyorum.
Bilse yapmayacak, bilmiyor ve fark ettiğinde yaşadığı o pişmanlık, o üzüntü, o kötü duygu.
Yani kim evladını bile bile, bık bık istisnalar evet okey tamam kaydıyı bozmaz ama kim bunu bile bile evladını yaşatmak ister?
Hani şunu anlatmaya çalışıyorum.
Biraz bakış açımızı değiştirirsek, işte ne bileyim biraz bu konuda terapi alırsak, biraz karşı tarafla konuşmaya çalışırsak, ona anlatırsak ki ben problemimi biliyor musunuz?
Bu şekilde çözdüm. Benim babam üniversite mezunu, annem ilkokul mezunu.
Babamla her zaman çok kolay iletişime geçerim.
Bunu şey için söylemiyorum. Üniversite, ilkokul, lise vs.
Denklik için söylemedim ama babamla iletişime çok daha kolay geçebiliyorum.
O beni çok daha kolay anlayabiliyor.
Ama annemin beni anlaması, söylediklerimi süzebilmesi vs.
babama kıyasla daha zor oluyor.
Hep anlattım, hep bahsettim.
Beni neyin kırdığını, beni neyin yaraladığını, onun sıkıntıyı nerede yaptığını bunu defaat ile anlattım.
Ve dedim ya yolun tamamen bitirmesem bile yarısına geldim.
Belki yarısından fazladır da.
Belki bir terapi alırsın diye, belki sen de uğraşırsın da kendini bu sevgisizliğin içine mahkum et, hani sevgisizlik olarak nitelendirip orada boğmazsın diye.
Umarım anlatmak istediklerimi anlatabilmişimdir.
Anneciğim sen de iyi ki doğdun.
Bugün doğum günü olmayan ama bize yarı olmuş tüm anne babalar da iyi ki doğdu.
Siz olmasaydınız biz ne olması gerektiğini ve ne olmamız gerektiğini bilemezdik.
Haftaya görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
