
Bazen ne kadar uğraşsak da olmaz. Çünkü herkesin dönüşümü bizim mücadelemiz değildir. Bu bölümde kabul etmeyi, çözmeye çalışmayı bırakmayı ve insanın yeniden kendine dönmesini konuşuyoruz.
Transkript
İnsan hep kendidir.
Arkadaşlar herkese merhaba, hepiniz hoş geldiniz.
Umarım herkes iyidir.
Öncelikle bu bölümün bir giriş, gelişme, sonuç kısmı olmazsa, bunu başaramazsam affınıza sığınmak istediğimi bilmenizi isterim.
Herkes umarım iyidir dedim biraz önce.
Geçtiğimiz gün iki saat boyunca yürüdüm ve bunu düşündüm.
İyi olmak, iyilik, bunların gerçekten ne ifade ettiğini, gerçek bir doğruluk hali olup olmadığını düşündüm.
Dedim ki birinin iyi olması bir başkasının kötü deneyimine mi bağlı gerçekten?
İyilik mi kötülükten doğdu?
Kötülük mü iyilikten? Biz neye göre iyi veya kötü oluyoruz?
Birinin istediğimiz tepkiyi vermemesi ya da istediğimiz şekilde bizi sevmemesi, bize göre davranmıyor oluşu, kötü ruh halimizi belirliyorsa, birilerinin istediğimiz tavırlarına
maruz kalmamız bizim iyi olmamıza mı sebep oluyor yani?
E peki o zaman ben neredeyim?
Neredeyim dedim kendime.
Neredesin İlke? Gerçekten sen neye göre iyisin veya kötüsün?
Kötü olmak, kötü hissetmek ne demek?
İyi hissetmek aslında hiç bilmediğin bir şeyse, kötü hissetmediğin zamanlarda iyi hissediyorsan aslında sen.
Senin hayatın bir yanılsama değil mi dedim?
Belki yanlış bir çerçeveden bakıyorum.
Belki de saçmalıyorum şu anda.
Bilmiyorum. Doğruyla yanlışın, iyiyle kötünün, ne olduğunu çok da ayıramadığım bir yerdeyim son zamanlarda.
Baktım ben bunu düşünerek çıkamıyorum buradan.
Düşünmeyi bıraktım. Dedim ki bazen olmaz, bazen de başaramazsın.
Her duygunun içinden geçmek, her durumda iyiyi görmeye çalışmak, her şeyde iyi bir sebep aramak, oradan bir öğreti almak zorunda değilsin ki dedim.
Bazen de başaramazsın.
Şimdi böyle sesli söyleyince daha da dokunuyor içime ama bence biraz haklıyım bu konuda.
Mevcut bir savaşın ortasında, zafere en yakın olduğum zamanda.
Gerçekten sırtımdan vurulmuş gibi hissettim.
Benim suçum değil. Kanım boşanmıyormuş gibi davranamam ki.
Tamam dedim. Pes.
Savaşmıyorum. Belki de savaşmayı bırakmak gerekiyor bazen.
Şimdi buradan yaşamayı bırakmaktan ya da mücadeleyi bırakmaktan bahsetmiyorum.
Değişmeyecek bazı şeylerin olduğunu kabul ettim.
Bunu değişebileceğine olan inancımla değiştiremeyeceğimi fark ettim.
Bunun değişmesi gereken insanın mücadelesi olması gerektiğini Aslında bunun benim kavgam olmadığını anladım.
Tramvalar. Tramvalarım yüzünden sürekli başarılı olmak istediğimi bilmiyordum.
Terapide öğrendim. İşler istediğim gibi gitmediğinde bunu başarısızlık olarak algılıyormuşum.
Ama ben tek vücudum, bir taneyim.
Neden bir başkasının dönüşmesi benim başarım?
Mücadelesi benim mücadelem olsun ki dedim.
Kendime bunu gerçekten yapıyor muyum ya dedim.
Kendime bunu gerçekten yapıyormuşum arkadaşlar.
Ne kadar geçirebiliyorum şu an size bunu bilmiyorum.
Ama çok. Çok anlatmak istediğim bir şey bu benim.
Aslında bana ait olmayan hislerle ve vücutlarla, kendi deneyimlerimi kullanarak istediğim düzleme gelmesi hayatın.
Kocaman bir hiçliğin ortasında yaşıyormuşum ben.
Bunu tabii ki kötü bir yerden yapmıyorum.
Şimdi böyle anlatınca kulağa itici geldiğinin farkındayım.
Bunlar bencil istekler, bencil değişimler değil elbette.
Yani benim örneğimde bir annenin evladına davranış biçimi, tutumu mesela.
Böyle daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum.
Anlatmayı, çözmeyi bırakmak.
Çözmeyi bırakmak istemek çok büyük bir eşik.
Bunu başarmak, insanın kendinden yeniden kendini doğurması çok zor.
Ama şunu fark ettim ki ben evlensem mesela şu an.
E bunu eşime de yapacağım.
Ben bunu yapınca geçimsiz olacağım abi.
Niyetim iyi olabilir.
Belki tavırlarının bana kötü hissettirmesini yaşamak istemeyeceğim.
Benim problemim bu olacak.
Ama onu değiştiremem.
Kimse değişmez. Yapıcı olmaya çalışırken ben kendi içimde karşı taraf bunu geçinmek istemiyorum olarak algılayacak.
E hani ameller niyetlere göreydi ama niyetler de amellere göreydi ilke.
Ben size şu an bunları çok travmasal bir yerden anlatıyorum.
Biraz toparlamam gerekiyor farkındayım.
Elimden geldiği kadar açıklamaya çalışacağım şimdi size.
Şunu fark ettim ki biri size sizi anladığını söyleyebilir.
Ve burada art niyet yok.
Size anlamak istiyor olabilir.
Önce şunu bileceğiz ki bizi herkes o konudaki deneyimi kadar anlayabilir.
Bakın kapasite demedim.
Potansiyel çok yüksek olabilir ama deneyim konusunda aynı yerde değilseniz sizi anladığını düşünebilir ve bu anlam sizi anlamanın yanından bile geçmeyebilir.
Biz iyi niyetli olabiliriz.
Hayatı kendi çerçevemizde daha iyi, daha güzel bir noktaya taşımak için yani bu noktada yaşamak için herkesin bizim normalimizde davranmasını bekleyebilir ama bunun doğruluğundan
emin olamayız.
Yani ben mesela zannediyordum ki işte ben yalan söylemeyi sevmediğim için, rol yapmayı sevmediğim için, dürüst biri olduğum için, etik biri olduğum için geçimi çok kolay bir insan olduğumu düşünüyordum.
Ama öyle değilmişim.
Yani bu da benim dayatmamışım.
Tabii ki elbette hani şimdi şunu söylemek istemiyorum.
İşte yalan söyleyen birini onaylamak mevzu bu değil.
Hani bunlar benim doğrularım.
Tabii ki hepimizinkisi değişebilir.
Bizim doğruluğumuz ne kadar doğru ki biz bunu karşı taraftan illaki bekliyoruz ve bunu empoze ediyoruz.
Bunun değişmesi için, onun değişmesi için, kendi potansiyelinin dışına çıkması için kendimizden veriyoruz, uğraşıyoruz.
Çünkü biz güzel olsun istiyoruz.
Çünkü bizim baktığımız, bildiğimiz bu.
Ama onunki değil. İşte girişte bahsettiğim o kime göre doğru, neye göre iyi dediğim kısım bu.
Ve biz tüm bunları dönüştürmeye çalışırken işler istediğimiz gibi gitmediğinde yaşadığımız öfke, o anksiyete bizi isyana, çaresizliğe sürükleyebilir.
Ki sürüklüyor. Çok mu şey istiyorum diye kendimizi parçalayabiliriz?
Cevap veriyorum. Çok şey istiyoruz.
Hani hepimiz tektik, biriciktik.
Herkes kendini özeldi.
Ne oldu? Yoksa ben bunları sadece işime yaradığı yerde mi kullanıyorum?
Yanlış düşündüğümü düşünen ama bak şurada hatalısın diyeni Instagram'a beklerim.
Konuşalım, bana anlatın olur mu?
Peki tamam, haklılık payın var.
Ne yapacağız diyorsanız yeni bir örnek vermeyeceğim.
Kabul edeceğiz. Hem de en içimizi gıcıklayan, en tahammül edemediğimiz eşikte.
Öyle ki ya bu deveye gideceğiz ya da bu diyardan gideceğiz.
Herkes bu yerden gidebilecek maddiyata ve mentale sahip olmadığı için de bir güzel sindireceğiz.
Bunu böyle mis gibi kabul edeceğiz.
Ama bu haksızlık değil mi dedin değil mi?
Değil. Ya senin yaptığın haksızlıksa?
Kötü bir deneyim yaşarken insan göremiyor bazı şeyleri.
Bencil olabiliyor. Sadece kendisi çekiyor sanıyor o acıları.
Hadi sen potansiyelin kadar çektin acıyı diyelim.
Yani potansiyelin kadar derken işte anlamaya çalıştın, anladın, anlayamadın, anlamak istemedin vs.
Potansiyeli olmayana ne yaptın?
Sadece isyan etmeyi bilen birini isyanlarıyla baş başa bırakıp çıktın.
Her zaman da haklı olmuyor insan.
Bunu anlatmaya çalışıyorum.
Belki de kendime kabul ettirmeye çalışıyorumdur.
Bilmiyorum. Bildiğim tek şey var.
Kendine dönük yaşamalı insan.
Bir eşe, bir evlada, başka herhangi bir canlıya sahip olsa bile, bir evcil hayvana, aileye yani.
Yine de hep kendine dönük olmalı insanın içi.
İnsan kendine odaklı yaşamalı.
Kendine odak. Derken diyorsanız.
Anlatmak istemiyorsa anlatmamalı.
O an çözmek istemiyorsa çözmemeli.
Salmayı bilmeli.
Bilmiyorsa da öğrenmeli.
Ve bunu karşı tarafa hak görmeli.
Çünkü diğer türlü yaşamak çok güç.
O yüzden söylüyorum. Şimdi bunu sana yüksek sesle söylüyorum.
Sana söylüyorum dinle. Hiç kimsenin potansiyelinden sen sorumlu değilsin.
İnanman. Yani bazen olacağına inanman.
Hatta bilmen. Hiçbir şeyi değiştirmez.
Bu senin suçun değil.
İçinde çektiğin o sancı, o varma duygusu, her neyse bu duyguyu yaşayan sadece sen değilsin.
Yalnız değilsin. Seninle aynı problemi yaşayan on binler, yüz binler, belki de milyonlar var.
Odak kendinde. Sen kendini olduğu gibi kabul edersen zaten herkesi olduğu gibi kabul edeceksin.
Bazen olmaz. Bazen çok olacakken olmaz.
Bazen hiç olası yoktur.
Zorlama. Olduğu Kadar.
Beni buraya kadar dinlediyseniz eğer çok teşekkür ederim.
Bunları konuşmak, bunları fark etmek, bunları fark ettikten sonra birilerine anlatmak bana çok iyi geliyor.
Umarım size de iyi geliyordur.
Bir kapı açıyordur. Bir eşik atlıyoruzdur.
Umuyorum çünkü hepsini bizim için anlatıyorum.
Hepsini bizim için yapıyorum.
Beni dinlediğinizi biliyorum.
Beni dinlediğinizi bilmek, bana mesaj atmanız beni çok mutlu ediyor.
Hepimiz bir şekilde...
Kendimizi bir sonraki versiyonumuza hazırlıyoruz.
Bir şeylere hazırlıyoruz. Bu dünyayla başa çıkmaya çalışıyoruz.
İçinden çıkmak hiç istemediğimiz şeyler başımıza geliyor.
Bunlarla savaşmak zorunda kalıyoruz.
Bazen refleks olarak çok mücadele ediyoruz.
Bazen hiçbir refleks gösteremiyoruz.
Her şey hayatın o kadar içinde ki.
10 gündür karanlık bir evde, hiç ışıkları yanmayan bir evde duvara bakıyorum.
Ve günün sonunda bu bölümü çekebiliyorum.
Bunları anlatabiliyorum.
Fark edebilmek, dönüşmek, insanın bir şeyleri sindirmesi.
Bunlar çok güzel. Yani çok zor.
Ama bir taraftan da çok güzel.
Yani diğer türlü çok da bir anlamı olmazdı bence hayatın diyorum.
Bir sonraki bölümde buluşana kadar kendinize çok iyi bakın.
Hepinizi seviyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
