
Bazı acılar bitmez sanır insan… Ama bitmiyor olan acı değil, bizim ona olan bağlılığımızdır. Ben o bağlılıkta yıllarca yaşadım. Şimdi dönüp diyorum ki: Ben yandım, siz yanmayın.”
Transkript
Herkese merhaba, ben İlke.
Bir şarkıya taktım, diyor ki Ömrümü sığdırdım bir nefesin içine Almadıktan sonra gelse ne olur Evet, bugün ömrümüze sığdırdıklarımızı
konuşmak istiyorum ama Biraz acıya müptela olarak sığdırdıklarımızı Depresif tarafımızı, düşük taraflarımızı ya da yanlarımızı Yaşamımıza sığdıramadığımız güzel
günlerin yerine Düştüğümüz yerde kalmaktan zevk alan kısımları.
Hepimiz insanız.
Acı çekmek, yaz tutmak, ne bileyim depresyona girmek, bazı günlerde düşük hissetmek.
Hepimizin en doğal hakkı.
Her zaman iyi hissedemeyebiliriz.
Hatta bu bizden beklenebilir ama yapamayabiliriz.
Yapmaya da biliriz. Yani bugün konuşmak istediğim konuda kimsenin duygu durum durumunu eleştirmek değil niyetim.
Biraz... Hastalıklı boyuttan, hatta hastalıklı boyutta doğru kelime olmayabilir.
Sana iyi gelmediğini fark etmen gereken tarafından bahsedelim istiyorum.
Kendi hayatımdan örnek vereceğim.
Burada kendimi eleştireceğim ki yarası olan kimse onu anlamadığımı düşünüp ona eleştirdiğimi sanmasın.
Yanlış anlaşılma olmasın.
Ne kadar korkuyorum değil mi yanlış anlaşılmaktan?
Bunu sürekli söylüyorum. Bunu senin bu hayatta en çok ne korkutur sorusunun cevabı olarak vermiştim.
Yanlış anlaşılmak. Bu gereksiz bilgiyi geçtikten sonra konuma giriyorum.
Şunu söylemek istiyorum.
Bu kaydı tekte alacağım.
Kendime söz veriyorum ve hani anksiyete panik atak var bende.
Bunu ilk defa bu kadar net yani burada anlatacağım konuşacağım konuyu ilk defa bu kadar net konuşacağım ve bunu konuşabiliyor olmak bile çok büyük bir şey.
O yüzden takılırsam ya da boğulursanız hepinizden özür dilerim.
Bir kayıp yaşadım.
Ayrılık demeyeceğim.
Çünkü bir gün 15 dakika içinde sahip olduğum her şeyi kaybettim.
Yani birden fazla kişi ve durumdan ayrılmak zorunda kaldığım için topladığımızda büyük bir kayıp olarak değerlendirdim ben o zaman.
Beynimin sadece %1'inin çalıştığı dönemde.
İlk şokla yani. İlk şok olarak bahsettiğim durumun şokunu atmam muhtemelen bir yılımı.
Kabul evresi bir yılımı.
Önüme bakmam gerektiğini kendime ikna etmemin de bir altı ayımı aldığını farz edersem, totalde iki buçuk yıllık bir acı çekme durumum oldu.
Sancısal. Şimdi bu kadar kolay anlatabiliyor olmak, hatta anlatabiliyor olmak, kendime kızmak ya da gurur duymak imkansız gibiydi.
İlk zamanlar acı çekmenin, yaşamdan o denli kopmanın hakkım olduğunu düşünüyordum.
Sonuçta... İçimin tam ortasında bir çalı vardı ve o yokmuş gibi davranmam mümkün değildi.
Sonra şunu fark ettim ki devam etmek sorumluluk istiyormuş.
Acının içinden geçmek, başka haksızlıkları da kabul etmek, bazı şeyleri sindirmek ve hatta bazılarının sindirmeye bile gerek olmadığını fark etmek.
Şifalanmak, yarattığım karanlık iç dünyamın dışına çıkmak.
Zor değil, yapılabilir ama...
Yapmak istersen. İşte konuşmak istediğim bu aslında.
Yani yapmak istemek.
Acı bazen bir duygudan çok bir alışkanlık.
Yani eski pijamayı atamamak gibi.
Rahatsız ama tanıdık.
Yaşadığımız şey bir depresyon bile olsa kendimiz orada bir alışkanlık, bir konfor alanı yaratıyoruz.
Ve alışkanlıklardan kopmak çok zor değil mi?
En basiti uyandığımız saati değiştirmek, beslenme şeklimizi değiştirmek.
eve dönerken her gün kullandığımız yolu değiştirmek gibi gibi örnekler, basitler.
Ama zorlanıyoruz.
Zorlanmamız çok doğal.
Bizi ele geçiren bir duygudan sıyrılmak, sıyrıldığını sandığın an tekrar tetiklenmek, sanki kendin için yaptığın her şey boşuna gibi hissetmek, tekrar düşmek o duyguya.
Düşmek evet. Çünkü biliyoruz orada ne yaşadığımızı, bilmediğimiz bir şey yok ki orada.
İşte orada o duyguya teslim olmamak ve inanmak, Hayata, evrene, Allah'a, her ne diyorsan kendine.
İyi hissetmeyi hak görmen, ağlamayı bekledikleri mendillerle halay çekmen mesela.
Bir gün kendime şunu sesli bir şekilde söyledim, çok iyi hatırlıyorum.
Okey, tamam, kabul, sen bunu aşamayacaksın.
Ve aşamıyor olmak da normal.
Dünyada bir sürü şair var, şiir var.
Onlar da benim gibiler yazmış demek ki dedim.
İnanmışlığıma bakın. Ömrümden gitmiş iki buçuk sene.
Kim geri getirebilir ki o günleri geri?
Neyse bu başka bir konu.
Hepimiz inandığımız şeyi yaşıyoruz günün sonunda en nihayetinde.
Ve bildiğimizi yaşamak kolay geliyor.
Bilinçsiz yapıyoruz belki ama o bizi hapseden duygunun esiri olmak.
Bir duygunun enkazı olmak.
Bence bu okey bir durum değil ya.
Tamam yol bozuk.
Kabul. Ve evet doğru her yol bir yere çıkmaz.
Ama bazıları kendine döndürür.
Yani bırak gerisini geride kalanlar düşünsün.
Çünkü acı yaşadığın o ayrılığın ya da kaybın devamı değil.
Vedanın ertelenişi.
Bir veda seni kendine bu kadar mı uzak etsin gerçekten?
Çünkü acı gitmek ister.
Ama sen bırakmadığın sürece kalır.
Onun gitmesi için serbest bıraktığında aslında sen özgürleşiyorsun.
Ve orada...
Acının bıraktığı boşlukta kendinle tanışıyorsun.
Ve bu tanışma her şeye değiyor ya.
Belki şu an çok kötüsün.
Çaresiz hissediyorsun kendini.
Mağlup ya da yenilmiş.
Bu hissettiğin duygunun suçlusu sen değilsin.
Hiçbir şeyin sorumlusu sen değilsin.
Belki sebep oldun.
Sebep olmuş olman bile bu gerçeği değiştirmez.
Eğer yaşadığın duygunun esiri oluyorsan, saplandıysan oraya, Şöyle düşün, acılarımızla tecrübe.
Hepimiz tecrübe ettiğimiz kadar yaşıyoruz bu hayatı.
Belki çok güvendin birine, yarı yolda bıraktı seni.
Tamam sen de bir daha o kadar güvenmezsin.
Belki bunu tecrübe etmen için yaşadın, idrak etmek için oldu tüm olanlar.
Asla yıkılmaz dediğin duvarların sarsıntının şiddetine göre yıkılabileceğini de kabul ettin artık.
Sırtından vurulduğunu hissediyorsun belki.
Ama tam da arkanı dönmeyecek.
Hep bir meyil bırakacaksın artık kendini.
Yarı yolda mı kalmış hissediyorsun?
Artık yolu kendinle tamamlayabileceğini biliyorsun.
Zorunda olmadan, kabul ederek.
Tüm tecrübeyi cebe koyarak yaşamaya devam etmek.
Evet, zor belki ama imkansız değil.
Bir kere bir daha hiç bu kadar kör olmayacaksın kendine.
Hayata, karşındakine, her kimse.
O zaman söyle. Kim yenebilir seni?
Hangi kişilik ya da duygu?
Benim bunları fark edip kabul etmem, kabul etsem de uygulamam 5 yılımı aldı.
Söylerken çok kolay oluyor 5 yıl.
Şimdi dönüp bakıyorum tamam tecrübem var cebimde.
Eski ilki asla değilim.
Ama ben o 5 yılda keşke bilinçsel gelseydim.
Kaptırmasaydım kendimi o acıya.
O yüzden yaptım bu bölümü aslında.
Bu hafta konuşmak istediğim bölüm bambaşka bir konuydu ama Bir kişi bile acıdan konfor yarattığını ve kendine bunu artık yapmayacağını fark etse en güzel hediye olur benim için.
Evet hediye bu bölümün yayınlandığı gün benim doğum günüm.
O yüzden fazla duygusalım.
Hiç kimse dinlemese bile bu bölümü hediye etmek istedim kendime.
Çünkü ayağıma takılan tüm taşları ellerimle kaldırdım yolumdan.
Ya da arkamda durmayan ve durmadığı halde hala manipüle edenleri dinlemeyi bıraktım.
Acıma bana eşlik ettiği için teşekkür edip onu salmayı öğrendim.
Yeni bir iş öğrendim.
Hep yanımda olacağını söyleyen herkesin gidebileceğini ve bunu göğsümde yumuşatmayı öğrendim.
İnsanlardan çok şey beklememeyi, beklentimi kendimden edinmeyi öğrendim.
Kimsenin yasına katlanmak için var olmadık.
Bu hayatta kendimiziz.
Ve yaşadığımız şey her neyse geçecek.
Geçti. Çünkü her şey geçer.
Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez.
Sakın dipte olduğuna inanma.
O dipten nasıl çıkacağını düşünmekte başlar yolculuk.
Sen adım at kendine, söz veriyorum hayat elinden tutacak.
İyi ki varız.
Tüm acı tecrübelerimiz, sevinçlerimiz ve hayal kırıklıklarımız, beklentilerimiz ve mutluluklarımız, her şeyimizde var olmayı ve bu hayatı yaşamayı hak ediyoruz.
Bunların hepsini sesli dile getirebildiğim için kendimle gurur duyuyorum.
Kimsenin bıraktığı yerde değilim ve olduğum halimle kendimi çok seviyorum.
Sen de sev kendini.
Sevmiyorsan da başlı olur mu?
İnan bana daha kötü olmayacak.
Beni buraya kadar dinlediysen eğer hikayeye meşrik ettiğin için teşekkür ederim.
Hala çok yeniyim beni takip edin olur mu?
Hepinize sarılıyorum kocaman.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
