
Freud’a Göre: Neden Aynı Kazığı Yeniden Yiyoruz?
15 Ekim 2025 · 9 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Travmalar, bilinçaltı tekrarları ve aşkın karanlık komedisi üzerine bir yüzleşme.
Bu bölümde Freud’un teorileriyle ‘kazık yemek’ döngüsünü konuştum.
Freud der ki:
İnsan geçmişte çözemediği şeyi gelecekte yeniden yaşar.
O yüzden aynı kazığı farklı yüzlerden yeriz.
Aynı cümleleri, aynı hayal kırıklıklarını…
çünkü içimizde o sahne hâlâ yarım kalmıştır.
Bu sefer ağlamıyoruz.
Bu sefer anlıyoruz.
Transkript
Her kızlık bir ders midir yoksa sadece bir uyarı mı?
Herkese merhaba ben İlke.
Öncelikle bölümü bu ses tonunda çekmemek için bayağı bir bekledim ama gribim asla geçmedi.
O yüzden sesim adına kulaklarınızdan özür diliyorum.
Bu kanalı kendi tecrübelerimi size aktarmak için açtığımı daha önceden sizinle paylaşmıştım.
Hayatta en çok takıldığım ve en çok yediğim şey kazıktı.
Öngörüyorum ki pek çoğunuzun da öyle.
Bunun sebebini anlayıp çözümlemek gerçekten çok uzun yıllarımı aldı.
Şimdi size Freud'a göre tekrar tekrar neden kazık yediğimizi anlatacağım.
Çünkü yaşadığım çoğu şeyle uyumlanan fikirleri sadece onda gördüm.
Evet artık başlayabiliriz.
İlk kazıkları genelde göremiyoruz.
Çünkü beynimiz tehdit sinyali yerine bağ kurma sinyalini seçiyor.
Duygusal zeka kitabını daha önceki podcastlerimden birinde önermiştim size.
Orada diyor ki insan hissettiği şeye inanmayı...
Gördüğü şeyi inanmanın önüne koyar.
Cümlenin gerçekliği insanı 5 saat falan düşüründürüyor gerçekten.
Bence benim içimde biraz Pollyanna biraz Freud var.
Biri her şeye iyi tarafından bakıyor.
Diğeri bunun neden yaptığını ilk ediyor.
Sonra kırmızı bayrakları pembe görüyorum.
Bence yalnız değilim bu arada ama kimseyi yargılamak istemiyorum şimdi burada.
En masum kazıklar buradan geliyor.
Göz göre göre görmezden geldiğimiz yerden.
Peki kendimize attığımız kazıklar.
Kurtarıcı kompleksi ve travma tekrarı.
Psikolojide buna travmayı tekrar etme eğilimi deniyor.
Canım Freud'um diyor ki insan çözülmemiş hikayelerini yeniden yazmak ister.
Yani kazık yemek aslında kader değil bilinçaltının sahne tekrarıdır.
O yüzden benzer insanlara, benzer durumlara, benzer yalanlara mı çekiliyoruz yani?
Evet İlkeciğim. Sanki o kişi de geçmişteki kırılmış yerimizi mi onaracağımı sanıyoruz yani?
Evet İlkeciğim. Yani bu sefer farklı olacak dediğimde sadece yeni bir oyuncu ile aynı senaryoya mı giriyorum?
Evet İlke'cim. Tamam Freud'cum.
Peki ne oluyor biz böyle davrandığımızda?
O yara tekrar açılıyor, tekrar açılıyor.
Nereden bildiğimi sormanıza gerek yok artık diye düşünüyorum.
Çünkü her yanlışı yüz tekrar ilke.
Tamam toparlıyorum şimdi.
O zaman kazık dediğimiz şey birinin bize yaptığı değil bizim hala inanmak istememiz.
Çünkü Freud'a göre...
Acıya değil tanıdağa bağımlıyız.
Yani bizi yoran insanlar değil bizim içimizdeki o yarım kalmış hikayeyi bitirme isteği.
Burayı açalım şimdi biraz.
Freud'a göre insan çözülmemiş travmalarını onarmak için benzer durumları bilinçsizce yeniden yaratır.
Bir bakıma ruh kendi acısına geri döner.
Çünkü içimizdeki ben ile bağlı ben savaşıyormuş burada.
Biz genelde bağlananı seçeriz.
Tutarlılıktan korkar. Çünkü acıyı alışan zihin huzuru tanıyamaz.
Yani huzur bize yabancı gelir.
Kaos ise tanıdık ve insan tanıdığa geri döner.
İşte kazığın en bilinç dışı hali bu.
Şimdi tüm bunları bilinçsiz bir yerden yaptığımızı düşünürsek buna bir de savunma mekanizması yaratıyormuşuz.
Kazığı güzelleştirmek.
İnsan gerçeği değil de dayanabildiğini yaşar.
Korur. Nasıl yani?
İşte belki haklıydı, belki ben abarttım.
Aslında kötü biri değil, sadece kırılmıştı.
Bunların hepsi rasyonalizasyon.
Yani mantığa büründürme.
Gerçeği kabul etmek yerine hikayeyi güzelleştirme.
Ben bunu çok yaparım mesela.
Bunu da zihnimiz harcadığı emeği boşuna kabul etmekte zorlandığı için yaşıyormuşuz.
Şimdi burasını anlatmak beni biraz zorlayacak.
Freud'un sevgi anlayışı biraz sert biliyorsunuz.
Diyor ki insan sevgiyle doğar ama onayla yaşar.
O zaman biz sevgi ararken aslında değerli miyim sorusuna cevap mı arıyoruz?
Evet ilkeciğim.
Ve bu cevabı hep yanlış kişilere mi soruyoruz?
Evet ilkeciğim.
Sevgiyi değil kabul görmeyi isteriz.
Kazığı da bizi anlasın istediğimiz insanlardan mı yeriz yine?
Evet ilkeciğim. Freud'a göre aşk...
Anneyle kurulan ilk bağın tekrarı.
O yüzden bize iyi gelmeyen ilişkilerde bile kalırız.
Çünkü o duyguyu çocukluğumuzda bırakmışızdır.
Yani sevgiyi değil o tanıdık eksikliği arıyormuşuz.
Yani bazen kazık sadece annenin seni sevmediği yerden geliyormuş.
Teşekkürler Freud. Ağzımıza sıçtın.
Evet yaramız tekrar açılıyor ve bu sefer daha derine iniyor.
Kurtarıcı sendromu da işte burada doğuyor.
Birini kurtarmaya çalışırken aslında kendimizi kanatıyoruz.
Çünkü zannediyoruz ki eğer onu mutlu edebilirsen sen de sonunda huzura erersin.
Aynen çok erdik.
Ama psikoloji de bize diyor ki iyileşmek için başkasına değil kendini seç.
İşte bu yüzden bazen kendimize attığımız kazık başkalarının bize attığından daha da can acıtıcı oluyor.
Çünkü orada diğerlerinden ayıran ne var?
İhanet değil. Kendini inkar var.
Şimdi kazığı altına çevirme fırsatı.
Travmadan büyümeye. Burada güzel bir şey var.
Pozitif psikoloji diyor ki bazı yaralar kapanmaz ama seni başka birine dönüştürür.
Martin abimiz buna travma sonrası büyüme diyor.
Acı seni öldürmez ama yeniden biçimlendirir.
Altın çizdim bir metni instagramda böyle havalı bir şekilde paylaşmadım ama şimdi burada sizinle paylaşmak istiyorum.
Acı kalbin yönünü değiştirir.
Hakikaten öyle. Artık birisi sana yalan söylediğinde ağlamıyorsun çünkü.
Artık kendi sezgine güveniyorsun.
Artık birisi gitmek istediğinde peşinden koşmuyorsun.
Çünkü artık terk edilmekten korkmuyorsun.
O noktada kazık değil, ders görüyorsun.
Burada da dersimizin adı kendine sadakat.
Freud'un öğrencisi Young diyor ki, bilinçaltı seni cezalandırmaz, eğitir.
Yani aynı tür kazıkları yememizin sebebi ceza değil, Derse hala öğrenememiş olmamızdır.
Kazık, evrenin sana bak burası hala açık yara.
Her ihanet, her kırılma, her kandırılma senin burada hala inandığın bir yalan var demesi.
Freud'un söylediği gibi insanın özgürlüğü farkındalığının başladığı yerde doğar.
O yüzden ne diyoruz?
Kazık yemek kötü bir şey değil.
Yeter ki neyi yanlış seçtiğini fark et.
O zaman sonuç?
Sonuç şu kazık değil mesajdı.
Nin çiçe çiçeğim diyor ya beni öldürmeyen şey beni güçlendirir.
Ama kimse de demedi ki o süreçte insan biraz da ölür aslında diye.
Artık kimseyi suçlamıyorum çünkü Freud haklı.
Hiçbir şey tesadüf değil.
Her seçim içimizde yarım kalan bir duygunun yankısı.
Biz aslında kazık yemedik.
Kendimizle yüzleştik değil mi?
Artık kandırılmak değil mesele.
Artık kendi hikayeni fark etmek ve bir daha aynı şeyi yaşarsan korkma.
Çünkü o bir tekrar değil, o son bir sınav artık.
Evet arkadaşlar, bu bölümde anladım ki kazık dediğin şey hayatın en dürüst terapisi aslında.
Geliştim, dönüştüm, canımın ne kadar yandığına odaklanmıştım o zamanlar sadece.
Olduğum kişiye, bu kadar hizmet eden kazıkçılara buradan bir teşekkürü borç bilirim.
Hepinize. Çok teşekkür ediyorum.
Olduğu Kadar'ım bu haftaki bölümünün sonuna geldik.
Yediğim kazıkları dinlemek için buraya gelip Freud'la zihnimde çevirdiğim diyaloglara şahit olduğunuz için kusura bakmayın.
Çok talep olursa eğer bir gün hayatımın en büyük kazığını sizinle paylaşırım.
Gördüğünüz üzere hepsini hallettim.
Yani hallettiğimi düşünüyorum.
Evet kolay olmadı.
Bunu burada işte size anlatmak bu kadar üstünkörü.
Bunları deneyimliyoruz ama...
Şöyle düşünün. Kendi deneyimlerinizde bu ses kaydını ya da bu podcastı dinlediğinizde siz de aydınlayacaksınız.
Siz de evet ya diyeceksiniz.
Benim halledemediğim tek şey meselenin kazık olması.
Yani mesele kazık değilmiş.
Mesele kendine rağmen hala sevmeye devam etmek.
Hala insanlara inanmaya çalışmakmış.
Okumadıysanız Duygusal Zekatlı kitabı lütfen okuyun.
Hepinizi çok öpüyorum.
Kendinizi çok sevmeyi ve travmalarınızın içinden geçmeyi unutmayın.
Söylüyorum. Bize biz lazımız.
Her zaman. Bizden ötesi de yalan.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
