
Bazen çabalamak değil, bırakmak gerekiyor.
Bu bölüm biraz pes ediş, biraz kabulleniş.
Bazen insanı fırtınalı günler değil güzel havalar yoruyor.
Her şeyin olması gerekmiyor.
Olduğu kadar.
----
Instagram: oldugukadarrpodcast
Transkript
Herkese merhaba, ben İlke.
Şimdi geçen de Instagram'da gezerken bir şey çıktı önüme.
Çok etkilendim. Çok saçma gelebilir ama hatta bunu en yakın arkadaşıma attım.
Sonra üzerine günlerce düşündüm bu okuduğum şeyin.
Diyor ki, olabilir.
İnsan yokuş çıktıktan sonra bir cüzdükte pes edebilir.
Çok doğru. Bunu okuduktan sonra içimde ne hissettim biliyor musunuz?
Sanki böyle bana verilmesi eksik.
Bana verilmeyen bir şeyi birisi bana vermiş gibi hani böyle hakkımı teslim etmiş gibi geldi.
Bunu okuduktan sonra hissettiğim şey buydu.
Sonra üzerine düşündüm.
Bunun üzerine niye düşündüğümü düşündüm falan.
Şimdi şöyle ben bundan 7 yıl önce falan çok büyük bir haksızlığa uğradım.
Çok büyük bir ihanete uğradım.
Sevdiklerim tarafından, sevdiğim adam tarafından, çevremdeki, yakın çevremdeki insanlar tarafından.
Bu bende. Büyük bir travma yarattı ama bunun içinden çıkmak benim için gerçekten çok büyük bir zaman aldı.
Maddi manevi çok kayıp verdim ben kendimden.
Sonra bu durum olduktan yaşandıktan sonra ben işimi değiştirdim.
İşimi değiştirdim ve aslında şöyle bulunduğum işi bıraktım.
O zaman kendi mesleğimi yapmayı bıraktım ve iki yıl boyunca evden dışarı hiç çıkmadım.
Annem babam haricinde hiç kimseyle konuşmadım.
Hiç kimseyle iletişim kontak kurmadım.
Sürekli ağlayıp sürekli acı çektim.
Hani bunu bana niye yaptılar diye küçük bir kız çocuğu gibi hani yaşamayı bıraktım.
Ömrümden çaldım. İki yılım yok.
Yani bunu kendime borçluyum.
Sonra artık böyle hani maddi olarak da sıkıştığım için böyle hiç olmayacak bir yerde bir şekilde işe girdim.
Param olsun sırf hani diye ve şey diyorum hani işe girerken.
İşte ben burada bir 5-6 ay çalışır ondan sonra hatta 5-6 ay bile fazla işte ben burada bir 3 ay 4 ay çalışırım.
Borçlarımı öderim ondan sonra işi bırakırım diye hiç alakam olmayan hiç bilmediğim bir işe girdim.
6. ayımda terfi aldım bir sorumluluk aldım ve hayatım boyunca hiç yapmadığım şeyleri yapmaya başladım.
İşte tamamen matematik bilmen gerekiyor.
Tahammül seviyenin çok yüksek olması gerekiyor.
İnsanlarla uğraşmak çok zor.
Analitik düşünmen gerekiyor vesaire.
Zihnimi tamamen kullanmam gereken bir işti bu benim.
Ve çoğumuz gibi ben de kendimizi kanıtlayacağız ya kendimize önce.
Biz yaparız, bizi yıldıramaz.
Biz bunun altından da kalkarız.
Çünkü biz zaten her şeyin altından kalkarız değil mi?
İşime verdim yoğunluğumu.
İşte sürekli çünkü düşünmem gerekiyor ama nefret ederek yapıyorum.
Asla isteyerek yapmıyorum. Yani asla beslendiğim bir şey yok.
Sadece hani maaşıma falan böyle muhteşem bir zam yapıldı.
Hayal edemediğim paraları yapıyorum.
Hayal edemediğim insanlarla muhatabım falan.
Ne olduğunun asla farkında değilim.
Sadece diyorum ki bunu yapmalısın.
Bunun altından kalkabilirsin.
Kalkmalısın. Bir şey diyorum aptal mısın sen?
Salak mısın sen? Falan diyorum kendime.
Hiç eğitimini almadım.
Bir konuda ama sen üniversitede bunun eğitimini almamış olabilirsin.
Sen hayattan analitik düşünmen gereken dersi aldın.
Kızım bunu verdin. Diyemiyorum o zamanlar kendime bunu.
Yaklaşık 5 yıldır bu pozisyonu korudum.
Çalıştım. Yani işte hayatımda her şey en azından son 3 yıldır çok yerinde.
Ve bir gün çok ani bir kararla işi bırakmaya karar verdim.
Ve hani bu nasıl bir şey biliyor musunuz?
Asla olmaması gereken bir şey.
Çünkü hani bir kariyerim var.
Hayatım çok yolunda.
İşte tüm sosyal çevrem, tüm sosyal denkliğim, mental zekamı gerçekten işime borçluyum.
Asla bunu yapmamam gerekiyor.
İşte herkes karşı çıkıyor.
Yakın çevrem karşı çıkıyor.
Tanıdığım, güvendiğim, gerçekten aklına başvurduğum herkes buna çok karşı çıkıyor.
Ailem karşı çıkıyor.
Ve ben diyorum ki hayır ben orada çalışmayacağım.
Bunun üzerine bu arada düşünmedim.
Şey kafasındayım ilk hani benim de istediğim şeyi yapmak hakkım.
İşte ben daha büyük bir firmaya gireceğim.
İşte daha büyük bir şirkette çalışacağım.
İşte daha iyi yerlere geleceğim.
Burada kalırsam bu bu kadar kalır.
Ben daha da sınıfı da yapabilirim.
Kendimce bunu düşündüğümü düşünüyorum.
Sonra fark ettim ki ben çalışmak istemiyorum.
Yani... Bir sorumluluk almak istemiyorum ben ya.
Ve hayatım boyunca bu arada, 28 yaşındayım ben.
Hayatım boyunca sorumluluk aldım.
Almamam gereken tüm sorumlulukları aldım.
Annemin, babamın almadığı sorumlulukları aldım.
Kendimle alakalı, yakın çevremle alakalı.
Benim hiç alakası olmayan insanların bile gün içinde çalışırken sorumluluğunu alıyorum ben.
Dedim ki yani ben bunu yapmayacağım artık.
Ben bunu yapamıyorum artık ve bu benim hakkım.
Bunu işi bırakmaya karar verdikten bir 5 ay sonra söyleyebildim.
Bakın kendimizi...
Olayları yaşarken nasıl kandırıyoruz, nasıl manipüle ediyoruz?
Kendimi oradan çıkmaya ikna etme sebebim ya da işi bırakmaya ikna etme sebebim gerçekten başka bir yerde, işte başka bir şekilde kariyer hedeflememdi.
Daha işte maddi olarak çok daha fazla kazanç getirisi olabileceğini düşündüğüm bir yerde.
Ama işin aslı durup oturup düşündükten sonra öyle değilmiş.
Ve şimdi ben bunu söylediğimde hani ben çalışmayacağım.
Ben dinlenmek istiyorum.
Ben kendime vakit ayıracağım.
İşte ben istediğim kadar kitap okuyamıyorum.
İstediğim kadar kişisel gelişemiyorum falan diyorum böyle işte yakın çevreme.
Ve hani şey diyorlar bana işte sen saçmalıyorsun.
İşte bunu yapmamalısın gibi gibi şeyler duyuyorum.
Hakkım ya. Hakkım diyorum ben de.
Kimse tabii buna anlam veremiyor.
Veremiyor evet. Çünkü ben hayatımdaki hiç kimseye çevremde sorumluluğunu aldığım ya da hayatını kolaylaştırdığım hiç kimseye sen bana yük oluyorsun veya sen bunu kendin yapabiliyorsun demedim ki.
Hani benim sabahına çıkamayacağına inandığım gecelerin sabah olduğundaki o tükenmişlikle yine sabah oldu diye günü devam ettirdiğim haftalar günler o kadar çok oldu ki.
Ve işte şey diyorum ki acaba haklılar mı acaba işte yanlış mı yapıyorum sonuçta hani.
Bütün hayat düzenim değişecek.
İşte ekonomik özgürlüğüm bir noktada kısıtlanacak.
Hiçbir şey istediğim gibi olmayacak ama olabilir.
Yani o posta yazdığı gibi olabilir.
İnsan yokuşu çıktıktan sonra bir düzlük tepes edebilir ya.
Bu benim hakkım. Yani biz bilmiyorum.
Yani gerçekten bunun popüler olduğu için konuşmuyorum şu anda ama işte bu hani ben hallederim kıza olmak.
İşte ben hallederim insana olmak.
Kimseden yardım talep etmemek.
Her şeyin üstesinden gel.
Evet. Buna katılıyorum bu arada.
Bu psikolojik bir sorunsa bunu da kabul ediyorum.
Bu travmatiste bir olaysa bunu da kabul ediyorum.
Bu çözülmesi gereken bir şeyse şu an bunu çözmek istemiyorum.
Evet ben bugüne kadar başıma gelen bütün zorluklarla tek başıma savaştım.
Tek başıma bunların altından kalktım.
Elbette ailemin çok desteğini aldım ama bunun altından ben kalktım.
Ya bana hiç bilmediğim bir işi sen bunu yapacaksın dediler ve ben bunun altından da kalktım.
Yapabilirim. Evet yaptım.
Burada kendimi kutluyorum.
Ama şu an yapmak istemiyor olabilirim.
Bu benim hakkım. Evet bu beni güçsüz biri yapmaz.
Evet ben halledebilirim kızıyım.
Evet ben yine kimseden bir yardım istemiyorum.
Evet ben yine her işimi kendim halledebilirim.
Tekrar tekrar söylüyorum.
Bunu sizin için anlatıyorum. Yani güçsüz değiliz.
Hani işte bu her şey işte yüzdüğün yüzdüğün kuyruğuna geldin.
Evet kuyrukta bıraktım abi.
Bir daha dalacağım belki ben endime.
Belki ben bir daha endime hiç gitmeyeceğim.
Belki ben gerçekten kenara işte beni 6 ay boyunca idare edebilecek bir parayı koydum ve ben artık akıllıyım.
Hayatın bana vurduğu herhangi bir çelmede ben artık çakılmayacağım ki yere.
Hani belki de.
Yani şunu kendime dikte etmeye çalışıyorum sürekli.
İşte ben böyle şeyleri hazmedemem.
Ben böyle şeyleri kabullenemem.
Yapmak isterim, devam etmek isterim.
Pes etmek bana göre değildir.
Pes etmek bana göre olmayabilir ama ben pes ettim.
Ve bu beni güçsüz biri yapmaz.
Bu benim işte tamam artık ben hallediyorum kızı değilim ben demek değil bu.
Sen de pes edebilirsin.
Sen de yorulabilirsin.
Sen de altından kalkamayabilirsin.
Belki de altından kalkamayacağım.
Belki de çok uzun bir süre iş bulamayacağım.
Ülkenin ekonomik durumu belli.
Her şey çok çirkin, çok iğrenç.
Kimse iş bulamıyor. Belki bundan sonra kriz olacak.
Bir sürü bir sürü bir şey olacak. Öngörmek zorunda değilim ki ya.
Şu an vücudumun, şu an benim, şu an ilkenin buna ihtiyacı var.
Durmaya ihtiyacı var.
Ve eğer durmak istiyorsan.
Yani pes ediyorsan tamam abi okey hani tamam bir saniye pause diyorsan evet öyle hani ittirmekle.
İşte hayır ben bunu yapmalıyım.
Diyelim ki ben ikna edildim yakın çevrem tarafından.
Ve işte işimi bırakmadım.
İşte hayat düzenimi bozmadım.
Olmadı bu olmadı falan. Benim yaptığım işten kim ne verim alabilir?
Benim ettiğim sohbetten kim ne verim alabilir?
Hani ben yaşadığım hayattan o zaman ne verim alabilirim ki?
Çünkü ben her şeyi zorayken yaşıyorum.
Yani bir insanın bir şey yapmak istemeyip mecburen onu yapması o kadar kötü bir şey ki.
Bence bu hayatta kendine yapabileceği en büyük kötülük.
Ayrıca... Güçsüz olmak kötü bir şey değil ya.
Hani nasıl anlatabilirim bunu şu an bilmiyorum.
Belki ben çok inandığım içindir.
Yani ben bunu böyle kabul ettim çünkü.
Belki de zihnim buna inanmak istiyordur.
Yani kendimi iyi hissetmek için böyle bir sebebe ihtiyacım vardır.
Tamam olabilir. Yani bu iş konusunda olmayabilir.
Ya tamam bir şeyi başaramıyorsundur ya.
Başaramıyorsundur. Elinden gelenin en iyisini yapmışsındır ama başaramıyorsun.
Başaramayabilirsin. Ve konunun senin dışında hiç kimseyle bir alakası da olmayabilir.
Bu senin başarısızlığın ya bu.
Senin de gücün yetmiyor olabilir.
Hani ne olabilir ki en fazla?
Ya da ne olsun istiyorsun?
Ya da insanlar ne olsun istiyor bilmiyorum.
Saçmalıyor olabilirim.
Çok saçma geliyor olabilir saydıklarım ama ben güçsüz olduğuma inanmıyorum.
Ya da güçsüz olduğuma inanıyor da olabilirim.
Bakın bir şey demek ki hala bir noktaya dayandıramıyorum bunu.
Ama bilmiyorum ya çok ne bileyim garip enteresan bir his.
Daha nasıl açıklayıcı bir şekilde anlatabilirim diye düşünüyorum şu anda.
Bilmiyorum. Yani kendimi direnmeyi bıraktım.
Çünkü bazen savaşmak değil kabullenmek büyütüyor insanı.
İlla böyle sözünün geçeceği bir insanın bir alıntısını yapmam gerekirse Young diyor ki karanlığı reddeden ışığa da tam anlamıyla ulaşamaz.
O zaman ben de bu kez karanlığımı reddetmiyorum.
Yorulduğumu, kırıldığımı, ben zaten de hiçbir şeye gücümün yetmediğini kabul ediyorum.
Pes ettim, tamam. Ama bu bir son değil.
Ben gölgemi tanımanın ve onunla barışmanın eşindeyim ya da bir başlangıcındayım, bilmiyorum.
Ama artık çözmeye çalışmıyorum.
Olan olduğu gibi görüp kendime tamam diyorum, tamam.
Durmak zorunda, devam etmek zorunda olabilirsin.
Durmak senin de hakkın.
Pes edebilirsin. Belki de en sessiz pes edişler insanın en derin uyanışlarıdır.
Bunu da bir yerde okumuştum.
Yani eğer senin de gücün bittiyse ya da artık devam edemiyorsan, bir şey devam ettiremiyorsan, konu her şey olabilir.
Hani kendine bunu devam etmek mecburiyetinde hissetme.
Emeklerini çöpe atıyormuşsun gibi hissetme işte.
Hiç kimse yani içine dön.
Sen ne yapmak istiyorsun?
Ne seni daha iyi hissettirecekse kendine onu yap.
Çünkü bizi...
Yani günün sonunda gerçekten yastığa başını koyduğunda, gözünü kapadığında kendine karşı vicdanın rahatsa eğer hayat o zaman daha yaşanılabilir oluyor.
Sırf bir başkalarının düşünceleri, bir başkalarının hayat tecrübeleri.
Doğru da olsa tırnak içinde söylüyorum.
Belki onların çizdiği yönde ilerlemen gerekiyor o an.
Ama bu senin hikayen ve sen kendi hikayende belki de burada hata yapmadan bir sonrakinde ne yapman gerektiğini bilmeyeceksin.
Düşünsene kendin tecrübe etmeden, kendin yaşamadan bu dibe vuruştu.
Bu yanlış tercihi, bu yanlış seçimi.
Nasıl bir başkasının yönlendirmesiyle ilerleyebilirsin ki?
O zaman dersin ki düşünüyorum ki çok kötü bir şey oldu.
İşte ben işi bıraktım.
Kötü bir şeydi. Tecrübe ettim vesaire.
Daha derim ki evet hani tamam okey.
Yani burada bir hata yapmıştın.
Bir sonrakinde artık bu kadar sırtlandığım yükü sırtlanmadan bir hayat ya da bir iş kurarım.
O şekilde çalışırım. Ve derim ki o zaman...
Çok küçük bir düzlükte pes etmemin sebebi hani insanların bu kadar yükünü üstlenmemdi.
O zaman ben bu sefer akıllandım.
Diyorum ki ben bu kadar yüklenmeyeceğim.
Yapmam gerekeni yapacağım.
Fazlasını yapmak zorunda değilim.
Elimden gelenin daha da üstünü yapmak zorunda değilim.
Elimden geleni yapmam kâfi yeterli.
Hepimiz kendimizi iyi hissedelim istiyorum.
Bunu her defasında söylüyorum.
İşte ben istiyorum ki dünya çok güzel bir yer olsun.
Herkes çok mutlu olsun.
İyi tecrübelerimizle, kötü tecrübelerimizle gidebildiği yere kadar gitsin istiyorum.
O yüzden paylaşıyorum.
Hani bunları paylaşmak çok kolay değil bu arada biliyor musunuz?
Yani bir mikrofonu açıp belki de sizi hiç kimsenin dinlemediği ya da işte birçok insana dinlediği bir yerde bu kadar şeffaf açıklıkla Kendi tecrübeni aktarmak ya da kendi düşünceni söylemek.
Mesela düşünsenize belki de birisi dinleyecek ve diyecek ki ne anlatıyor saçma sapan.
Yani zor. Ama düşünün insanlara ne diyeceğini önemsemeden büyük bir yürekle bunu size söylüyorum.
Diyorum ki yapmayın.
Kendinize yük gelen, yapmak istemediğiniz hiçbir şeyi yapmak zorunda değilsiniz.
Engel kendinizseniz bile.
Sen güçsüz biri değilsin.
Bunu yapmaya devam etmelisin bile diyorsa size ilk sesiniz.
Dinlemeyin diyorum. Sizi üzen, sizi yıpratan, size yük gelen, size ağır gelen hiçbir şeyi taşımak zorunda değilsiniz.
Herkes gibi biz de dünyaya bir kez geldik.
Biz hiç kimsenin eksiklerini tamamlamak için, biz hiç kimsenin konfor olanını yaratmak için var olmadık.
Biz kendi konfor olanımızı yaratacağız.
Biz önce kendimize iyi geleceğiz.
Ondan sonra sevdiklerimize, hayatımıza, bize, onlara borçlu olduğumuz ya da işte dünyaya belki de borçluyuz bir şeylere.
O zaman onlar için bir şey yapacağız.
O yüzden ilk kendimiz, bizim iyi olmamız gerekiyor.
Diyorum. İnşallah güzel olmuştur.
Yani çok spontan bir şekilde çektim bu bölümü.
Hepinizi çok seviyorum.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
