
Bu bölümde, iyi olmak zorunda kalmadan var olmanın yollarını konuşuyoruz.
Çünkü kendini korumak bencillik değil; öz saygıdır.
Transkript
Herkese merhaba, ben İlke.
Beni tam şu an her nerede ve ne durumda dinliyorsan, bu bozuk düzende kendini yalnız hissetme diye çektim bu bölümü.
Seni sıkıştıran, boğan, üzen, moralini bozan her durumun, bunu duymak bazen iyi gelmese de geçeceğini söylemek için geldim.
Bence toplum olarak hepimiz çok yorgunuz mental anlamda.
Ülkemizin içinde bulunduğu durum, sosyal çürümüşlük, ekonominin bize kendimizi iyi hissetmemiz için yapacağımız küçücük bir aktiviteye bile izin vermemesi, bizi boğup boğup duvara atıyor.
Biliyorum. Bunlar bildiklerim ve maalesef bizim değiştiremediklerimiz.
Biraz değiştirebileceklerimizden bahsetmek istiyorum.
Geçenlerde Instagram'da bir gönderi fark ettim.
Herkesin ailesinde tüm hastane randevularını alan, e-devlet şifresini bilen vs.
o tarz birinin var olduğunu söylüyordu.
Bize hamıçlı yapılmıştı ama durup dedim ki bir dakika ya.
Neden herkesin en boktan ya da kötü durumunu ben dinlemek ve çözmek zorundayım ki?
Ben içinden çıkamadığım ya da yapabileceğim küçücük bir hastane randevusunu almak için kimseden yardım talep etmiyorum.
Neden çapımın yettiği ya da yetmediği ama onların yetmediğini fark bile etmediği şeyleri çözmek zorunda kalıyorum ki?
Hatta zorunda. Neden akla ilk gelen benim?
Durdum dedim ki ben konfor alanı yaratıcı mıyım?
Sonra dedim ki evet öylesin.
Yapmaktan rahatsızlık duyduğum ilk anda yavaşladım.
Bu rahatsızlığı duymak, bunu fark etmek...
Çok uzun yıllarımı aldı.
Bırakmadım bakın bıraktım demiyorum.
Yavaşladım. Bir gariplik olduğunu düşünenler oldu.
İyi olmadığımı, özel hayatımda sorun olduğunu, sorunlar olduğunu düşünenler vardı.
Ama kimse sormadı biliyor musunuz ne olduğunu?
Çok ironik değil mi?
Sonra dedim ki doğru olanı yapıyorsun.
Artık bunu yapmayı tamamen kes.
Zaten birinin bir şeye gerçekten ihtiyacı olduğunda sen yardım talep etmesine gerek kalmadan ona yardımcı olursun.
Akla ilk gelen olmak istemediğimi ilk söylediğimde bencil olduğumu duydum.
Önceliklerimin değiştiğini ve karakterimin değiştiğini duydum.
Üzülmedim biliyor musunuz?
Aferin benim kız İlke.
Ne kadar yanlış insanlar için mesai harcıyormuşsun.
Hayatında aldığın en iyi kararlardan birini almışsın.
Sonra ne kadar hafiflediğimi fark ettim.
Sadece kendi hayatıma odaklandığımda ne kadar güzel bir düzende olduğumu.
Başkalarının dertlerini dert ettiğim için kendi hayatımdan keyif almadığımı ve asla bir yalnızlık çekmediğimi?
Var mı sizin de hayatınızda?
Mesela kahve içmek için çağırıldığınız evde sürekli ilişkisinin sorunlarını ya da ailesinin sorunlarını dinlediğiniz, yorum yapmak dışında hiç konuşturulmadığınız ve evinize
gitmek istediğinizde sabah işe oradan nasıl gidebileceğinizi bile düşünmeden kalsana niye gidiyorsun diye ısrar edildiğiniz yerler bence muhakkak var.
Çıkın o evden. Bunu size yapan kimse bırakın o insanı.
Bizi aşağı çeken bu durumların arasında kendimizi potansiyelimizin dışına o kadar itiyoruz ki hiçbir şeyden keyif almıyoruz aslında aldığımızı sanıyoruz.
Çünkü yaşadığımız bizim hayatımız değil ki.
Onların dertlerinden arta kalan zaman.
Ve şu mesela çok ağır değil mi?
Yapmayı bıraktığında karşılaştığın sen çok değiştin.
Bir şey diyeyim mi? Evet değiştim.
Kendime farkına vardım.
Önemli olan sen değilsin ki benim.
Bunu kendine dediğin anda artık harcamıyorsun kendinden ve bu çok iyi bir his.
Sevdiklerimizin üzüntülerini paylaşmadığımız, ailemize yardımcı olmadığımız bir düzenden bahsetmiyorum bu arada ama aileye bile önce ben bir saniye diyebilmeliyiz.
Bunu gamsız olduğumuz bir yerden değil de sürekli bizi aşığı çeken ilişkiler için söylüyorum.
Mesela sürekli antidepresan kullanarak yaşayan bir aile bireyin varsa ve iyileşmek için çaba göstermiyorsa mesela.
Gidebileceğin herhangi bir sosyal ortamdan bile kısıtlıyorsan kendini, günün sonunda yazık olan kim ya da alkolik bir eski eş yüzünden çocuğuna tek başına bakmak zorunda olduğuna inandığın noktada yardım
talep etmemen, sürekli en prenses peri olduğunu iddia eden ve onun her yaşadığı durumun seninkinden önemli olduğunu ve hep onun konuşulduğu o masadaki yerini hala korumaya
çalışman ya da sen tüm evin sorumluluğunu tek başına aldığın için.
elektrik faturasını ödeyemeyen eşinin aynı bir iş gezisi durumunda faturanın ödenmemesi halinde ışıksız kalması senin sorunun mu?
O kadar çok çoğalır ki bu örnekler.
Kendimize önceliklendirmediğimiz, sorumluluğun sadece bizde olduğu ve kötü bir durum olduğunda akla ilk gelen olmanın verdiği sıkışmışlıkta kendimize haksızlık ediyoruz.
Şimdi biraz daha derinleşmek istiyorum.
Sen de küçük yaşta büyümüş bir çocuktan, büyük yaşta tükenmiş bir insana dönüştün mü?
Biraz aileden girmek gerekiyor burada aslında.
Konunun başlangıç noktası oraya dayanıyor çünkü.
Anne ya da babanın rolünü üstlenmiş çocuklarda ebeveyn desteksizliğini ve bunun bizim üzerimize yapışan psikolojik etkileri varmış.
Şimdi psikolojik etkilerden bilirkiş olmadığım için bahsetmeyeceğim ama araştırmak isteyenleriniz varsa ebeveynleşen çocuk sendromu olarak geçiyor.
Sürekli güçlü olayım inancı.
Bu çocuklar büyüdüğünde zayıflık gösterirsem dünya dağılır diye düşünüyorlarmış.
Duyguları bastırmak, ağlamayı ayıp sanmak, yardım istemek yerine her şeyin üstesinden tek başına gelmeye çalışırmış.
Bu yüzden ilişkilerde yükü omuzlamaya eğilimlilermiş.
Karşı taraf vermese bile ben hallederim diye düşünürmüş.
Sonra divamız yorgun.
Diva opsiyonel.
Burada cinsiyetçilik yok.
Şimdi söyleyeceğim şey bende elektrik çarpmış his yarattı ve 10 dakika boşluğa baktım.
Ve aslında biraz önce konuya girmek için anlattığım her şeyi açıklar nitelikte bence.
Çocukken koşulsuz sevgi görmemiş biri büyüdüğünde sevgi kazanmak için rol yapmaya ve fazla olmaya çalışırmış.
O zaman biz hiç de üzerimize ait olmayan ve bizi ilgilendirmeyen zamanımızdan çalan o tüm saçma sapan muhtelif olayları sadece...
Fazla olmaya çalışmak için mi yapıyoruz?
Bilinçsiz bir yerden tabii ki.
Ama bunu düşünelim istiyorum.
Bunun bir cevabı varsa bunu tabii ki terapistimizle konuşabiliriz.
Kendimize notlar alabiliriz.
Bunun üzerine düşündük bu kadar rahatsız olduğumuz halde hala bir şeyleri yapmaya neden devam ettiğimizi anlamamız için küçük bir ışık olur belki.
Belki de sebebi bu değil de bambaşka bir şeydir.
Ben sadece farkında olalım bir noktada başkalarını değil de Kendimizi düşünelim istediğim için çekiyorum bu bölümleri.
Kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak belki size de ışık olur diye paylaşıyorum.
Ve yanlış anlaşılmak burada en son istediğim şey.
Bilir kişi değilim. İddia etmiyorum.
Sadece hepimiz farklı versiyonlarda aynı yollardan geçiyoruz ve yalnız değiliz ya.
Bunu söylemek istiyorum. Neyse.
Herkese yetmeye çalışmak üzerine.
Herkesin acil durumda camı kırıldığında olmak üzerine.
Sanki senin vermen...
Onların haklarıymış gibi.
O zaman şunu diyebilir miyiz?
Sadece verirken seven, sınır koyduğunda bunu kötü bulan.
Aslında seni değil de senin onlara sağladığın kolaylığı mı seviyor?
Evet. Çünkü bu kişiler sınır koyduğumuzda geri bildirim olarak zorbalamayı seçiyorlar.
Bunu kendi deneyimimden yola çıkarak bahsettim podcast'ın başında.
Aslında bu kişiler kendi konfor alanlarını kaybettikleri için sana saldırıyorlar.
Sen kötü olduğun için değil.
Gerekli gördüğümüz ilişkilere sınır koymanın aslında karşı tarafı tanımak ve bir anlamda kendimizi hatta onunla olan ilişkimizi korumak için ne kadar da gerekli bir davranış olduğunu gösteriyor bence bize.
Bencillikten bahsetmiyorum bu arada lütfen karışmasın.
Bencillik nedir?
Sadece kendi ihtiyaçlarını, duygularını, isteklerini gözetmek, başkalarınınkini hiçe saymaktır.
Peki sınır koymak? Sınır koymak kendini korumaktır.
hem kendini hem karşındakine saygı duyarak nerede durman gerektiğini bilmektir.
Bu örneği çok seviyorum.
Terapistim söylemişti. Ben de ikisi arasındaki ayrımı net yapabilin diye şimdi sizinle paylaşacağım.
Bencillik başkasının tabağından izinsiz almak gibidir.
Sınır koymak ise kendi tabağındaki yemeği paylaşmak istemediğini nazikçe dile getirmektir.
O zaman ne yapacağız? Uğradığımız zorbalık ya da manipülasyon ya da her neyse ona karşı sessiz kalmayacağız.
Ama öfkeyi de çevirip o duyguya da teslim olmayacağız tabii.
Hani son günlerde sosyal medyada çok beşir bir yazı var ya onun gibi.
Zarif, mesafeli bir tavır, seçkin bir sadelik, buz gibi bir nezaket.
Size bu konuyla alakalı bir kitap önerisine bulunacağım.
Ama altın çizdiğim o cümleyi okumak istiyorum önce.
Kendi sınırlarını koruyabilmek, bir başkasının varlığını tehdit etmek değil, kendi varlığını onurlandırmaktır.
Kitabın ismi Beden Kayıt Tutar.
Okumanı tavsiye ederim.
Ben ilki olarak artık başkaları üzülmesin diye kendimi harcamıyorum.
Bunun adı bencillik değil.
Bu kendime sadakat.
Umarım sen de başarırsın.
Beni dinlediğin için teşekkür ederim.
Bunu söylemek zor ve ben buraya başka bir kalıp bulmak istiyorum.
Beni takip etmeyi unutmayın demeyeceğim size.
Ama buralarda yeniyim.
Beni takip eder misin?
Tekrar görüşene kadar hoşçakal.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
