
Sınır koymanın yanlış yada bencillik olmadığını kendime de ikrar ederken size de bu konuyu acmak istedim. Umarım seversiniz, keyifli dinlemeler.
Transkript
Arkadaşlar, herkese merhaba.
Ben Erika, hepiniz hoş geldiniz.
Sizinle burada buluşmayı çok özledim.
Sınırlar hakkında biraz konuşalım istiyorum.
Sınır koyamamakla alakalı sıkıntı yaşıyorum birkaç zamandır.
Yalnız olmadığımı da düşündüğüm için sizle bu konuyu biraz konuşalım istiyorum.
Derinleşelim istiyorum. Biraz teknik bilgiler var ama sonucunda herkesin kendine bir şey çıkarabileceğine inanıyorum bu bölümden.
Hadi. Aslında bir çeşit bilme hali.
Sınır... Mesafeyi ayarlama sanatıymış aslında.
Sınır koyamadığım her yerde kendimi terk ettiğimi fark ettim.
Aslında çok insani olan bu duyguyu yaşayamıyor olmak biraz pasif agresif yapıyor beni.
Sınır koyamamanın altında yatan birkaç sebep var.
Öncelikle bunlardan bahsetmek istiyorum.
Sınır problemi aslında üç şeye dayanıyor.
Onay bağımlılığı, terk edilme korkusu ve kimlik belirsizliği.
Şimdi uzmanlar diyor ki kimlik netleşmeden Sınır netleşmez.
Bu yüzden kendimize şu soruyu sormamız gerekiyormuş.
Ben kimim ve neyi kabul etmiyorum?
Ve size bununla ilgili de bir teknik vereyim burada.
Bir uzmandan dinlemiştim ama kimden dinlediğimi hatırlayamıyorum şu an.
İnsan bir şeyin cevabını bulmak istiyorsa bir kağıda 7 kez neden sorusu yazmalıymış.
Önce sorumuzu yazacağız.
İşte ben kimim ve neyi kabul etmiyorum?
cevabını yazıp tekrar neden, bir sonraki cevap neden, 7 kez neden diye sorduğumuzda köke iniyormuşuz ve cevabı buluyormuşuz.
Şimdi biliyorum ki sınır koymayı biraz bencillik olarak algılayabiliyoruz.
Yani ben en azından öyle algılıyordum.
Kendi adıma konuşayım. Başkalarını önceliklendirdiğimiz, kendi önceliklerimizi sonralaştırdığımız, bunların basit ve olması gereken olduğunu düşündüğümüz oluyor.
Yani ben düşünüyorum.
Bunu... Çocukluk travmasına bağlıyorlar arkadaşlar genelde.
Psikolojide. Yani böyle öğrendim.
Çocukken ne öğrenildi?
Şimdi bize ne öğrettiler?
Uyumlu olursak işte sevileceğimizi, sorun çıkarmamamız gerektiğini, büyüklere karşı gelmememiz gerektiğini, ayıbı, fedakarlığın kutsal olduğunu öğrettiler.
Çocuk şunu öğreniyormuş. İhtiyacımı bastırırsam sevgi alırım.
Şimdi bu yetişkinlikte nasıl oluyor?
Yetişkinlikte de fazla anlayış.
Fazla empati, fazla tolerans, fazla susmak.
Şimdi hikayeye tanıdık geldi mi?
Hatta bir hikaye anlatayım burada size.
Bir derviş varmış. Herkese yardım etmeye kendine vazife edinmiş.
Köyde kimin yükü ağırsa o taşıyor.
Kimin derdi varsa o dinliyor.
Kimin borcu varsa o veriyor.
Kimin işi varsa o yetişiyormuş.
Köy halkı da onu haliyle çok seviyormuş.
Ne kadar iyi insan diyorlarmış.
Ama dervişin yüzünde yıllar geçtikçe bir yorgunluk oluşmuş.
Gözleri derinleşmiş, sırtı hafif eğilmiş.
Bir gün yaşlı bir bilge ona sormuş.
Evladım neden bu kadar yorgunsun?
Derviş demiş ki insanlara yardım etmekten yoruldum ama yardım etmezsem kötü olurum diye korkuyorum.
Bilge gülümsemiş. Onu almış göğün dışındaki nehre götürmüş.
Nehir coşkuyla akıyormuş.
Bilge demiş ki bu nehir neden akıyor?
Derviş demiş vermek için.
Bilge başını sallamış hayır.
Nehir akıyor çünkü kaynağı var.
Kaynağı olduğu için verir.
Kaynağı kurursa ne olur?
Derviş susmuş. Bilge devam etmiş.
Eğer nehir her gelen kovaya kendini boşaltsaydı geriye ne kalırdı?
Suyunu ölçüsüz veren nehir bataklık olur.
Şimdi önce şunu bileceğiz ki sınır koymak kimlik korumaktır.
İlişkilerin hijyenidir.
Öfke yönetimi ve öz saygı pratiğidir.
Sınır koyamamanın kısa vadede Huzur gibi görünmesinden öte uzun vadede tükeniş ürettiğini bileceğiz.
İlk bileceğimiz şey bu olacak.
Neden sınır koymalıyız?
Çünkü koyulmayan her sınır sistematik bir bedel üretiyormuş.
Sistematik bedel ne demek?
Sınır koyulmayan her durumda 3 şey oluyormuş arkadaşlar.
İhlal tekrar ediyor, yoğunluğu artıyor ve içeride birikim oluşuyor.
Bu birikim öfke, tükenmişlik, soğuma ve kimlik kaybına yol açıyormuş.
Şimdi burada kendimle alakalı bir örnek vereyim.
Duygusal çöp kutusu olmak.
Herkes bana dert anlatıyor ben de dinliyorum.
Sınır koyamadığım için empati yorgunluğum oluştu.
Çok fazla negatif biniyor üzerime ve insanlardan da uzaklaşmaya başladım.
Bu da insanlara karşı tahammülsüzlük ve artık kimseyi kaldıramıyorum noktasına geldi.
Terapistlerin memnun olmadığı bir evredeyim yani.
Daha iyi anlayabilmemiz için birkaç örnek vereceğim.
Şimdi iş hayatından bir örnek verelim.
Diyelim ki mesai saatin dışında sürekli aranıyorsun.
İlk başta bunu sorun etmiyorsun.
Sınır koyamadığın versiyonda hikaye nasıl ilerler?
İlk haftalarda rahatsızlık duyarsın.
İlk ayda bir yorgunluk hissedersin.
6 ay, bir 6 aylık süreçte tükenmişlik hissedersin değil mi?
Yaklaşık bir yılın sonunda da işten soğuma ve pasif agresiflik gelir.
Peki, bunun bedeli ne oluyor?
Bunun bedeli enerji kaybı oluyor, motivasyon düşüklüğü oluyor ve gizli bir öfke de oluyor değil mi?
Bende mesela fiziksel strese de dönüşüyor.
Başta küçük bir rahatsızlık gibi görünen şey, Kronik stres modeline dönüşüyor.
Ya da ilişki üzerinden ele alın.
Hep alttan aldığımız versiyonda sınır koymadığımızda ne oluyor?
Karşı tarafın davranışı değişmiyor değil mi?
Ne oluyor? Denge bozuluyor.
Bu sefer görülmemeye başlıyoruz ve saygı azalıyor.
Peki bedeli ne oluyor? Özdeğer erozyonu oluyor.
Eşitsizlik oluyor ve ani bitişler meydana geliyor.
Şanslı değilseniz de suçlanırsınız bu versiyonda.
Çünkü karşı taraf bu ani bitişe bir anlam veremez.
Çünkü onu hiç hissettirmeyiz değil mi?
Sınır koyamadığımızı. Bunu olağan davranış olarak addeder çünkü karşı taraf.
Ya da değiştirmek istediğimizde bu durumla ilgili de suçlanabiliriz.
Değişimle suçlanırız genelde.
Ya da huzur kaçıran insan oluruz.
O zaman tüm bu örneklerden yola çıkarak neden sınır koymalıyız sorusunun cevabını artık biliyoruz.
Bunun kötü bir insan olmakla hiçbir alakası yok.
Neymiş mesele? Psikolojik bütünlüğümüz.
Duygusal tükenmeyi önlemek, ilişkilerin sağlıklı kalmasını sağlamak, öfke birikimini önlemek, öz saygı ve sorumluluk ayrımını netleştirmek için.
Şimdi burayı açmak istiyorum.
Sınır koymak şunu öğretiyor.
Her duyguyu taşımak zorunda değilim, her problemi çözmek zorunda değilim, her beklentiye cevap vermek zorunda değilim.
Biliyor musunuz bunları gün içinde içimden tekrarlıyorum ben.
Neden burayı açmak istedim?
Çünkü bölümün başında bahsettiğim çocukluk travmasına bağlı olan kısmı burası çok net açıklıyor.
kabul görmek için, değersiz hissetmemek için çok erken yaşta aldığımız sorumluluklar yetişkin olduğumuzun sırtımızda bir kambur oluyor ve bilinçsizce var olabilmek için sınırlarımızın
o kadar da önemli olmadığını hatta çoğu zaman varlığından bile bir haber yapıyor bize.
Sonucunda ne oluyor peki?
Önce kendi ruh sağlığımızı yitiriyoruz ve bunların bir sebep ya da bir davranışın sonucunda olabileceğini bile o kadar geç fark ediyoruz ki burada yine insan en büyük yanlışı kendine yapmış oluyor.
Ben bunu fark ettim.
Her zaman söylediğim gibi en değerli şeyin kişinin kendisi olduğunu düşünüyorum.
Yani aslında Şu söylemeye çalışıyorum.
Problemin ne olduğunu kavramadan çözüme ulaşmaya çalışmak bizi sonuca vardırmaz.
O yüzden bölümün başında size bahsettiğim 7 neden sorusuna cevap vermenizi istiyorum.
Bu sorulara cevap verdikten sonra bölümü tekrar dinlerseniz size neyi anlatmaya çalıştığımı anlayacaksınız.
Çünkü ben bu sorunun cevabını bildik.
Yani bu soruya cevap bulduktan sonra bunları öğrendim.
Siz de benim ya izlediğim yolu taktiği izleyebilirsiniz.
Aklımın ve bilgimin yettiği kadar size hayatta en önem verdiğim ve bunun üzerine çalıştığım bu konuyu anlatmaya çalıştım.
Yine biraz toplumsal aile yapımıza ve yetiştirilme tarzımıza da bağlıyorum ben sınır koyamamı durumunu.
Sınır koymanın yanlış ya da bencillik olmadığını kendime de ikrar ederken sizinle de bildiklerimi paylaşmak istedim.
Umarım faydalı olur, hayata ve size katkısı olur.
Dağ bölümünde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
