
Bu bölümde Kaizen felsefesinden yola çıkarak iyileşmenin, motivasyonun ve değişimin büyük kararlarla değil, küçük ama sürdürülebilir adımlarla nasıl başladığını konuşuyoruz. Çünkü bazen tek bir şey yapmak, hiçbir şey yapmamaktan büyüktür.
Transkript
Herkese merhaba, umarım iyisinizdir, iyisindir.
Motivasyon ve iyileşme hakkında konuşmak istiyorum bu bölümde.
Aslında daha önce birçok kez üzerinde durduğum, anlatmaya çalıştığım bir konuyu bugün somut bir durumla aktarmak istiyorum.
Umarım başarılı olabilirim.
Önceki bölümlerde bahsetmiştim.
İyileşmenin bir süreç olduğunu ve bu durumu önümüze büyük hedefler değil de böyle daha küçük adımlarla başlamanın sürdürmemiz için daha etkili olacağını konuşmuştuk.
Şimdi şunu bileceğiz ki bu bir gerçek.
Bir sıfırdan büyüktür. Aslında bunu anlatmaya çalışacağım ve öyle ki bunun aslında bir düşünce biçiminden öte etkilerini konuşuyor olacağız.
Bu bölüm sadece senin kendine yapabileceğin en iyi şeylerden birini aktarmak ve sadece sen kendine Kendini daha iyi hissedebilmen için çekilmiştir.
Umarım farkındalık yaratır ve sana hayatına katkısı olur.
Hazırsanız... Şimdi Kaizen felsefesinin ne olduğunu, hayatımıza nasıl entegre edebileceğimizi, bu felsefeyle neler başarılmış ve biz neleri başarabiliriz bunu konuşacağız.
Önce Kaizen felsefesinin ne olduğuna bir bakalım.
Şimdi Kaizen bireysel veya kurumsal düzeyde büyük ve riskli adımlar yerine her gün küçük ve sürekli iyileştirmeler yapmayı hedefleyen bir Japon yaşam ve iş felsefesi.
Japonca bir sözcük Kai, değişim ve Zen, daha iyi.
Demek kelimelerinin birleşmesiyle oluşuyor ve işte daha iyiye doğru sürekli gelişim anlamına geliyor.
Şimdi 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Japonya'da geliştirilen bu yaklaşım Toyota üretim sistemiyle tüm dünyaya yayılıyor.
Öyle ki devrim yaratıyor.
satış rekorları kırıyor.
Nasıl? Toyota Kaizen felsefesini üretim süreçlerinin merkezine koyarak dünyanın en büyük ve en çok satan otomotiv şirketi haline geliyor.
Defalarca küresel satış rekorları kırıyor.
2025 yılı verilerine göre dünya genelinde 11.3 milyondan fazla araç satarak üst üste 6 kez dünyanın en çok satan otomobil üreticisi ünvanını koruyor ve kendi
rekorunu yine Şimdi Toyota'nın bu felsefeyle elde ettiği muazzam başarısının arkasındaki bu temel dinamikleri okuyacağız.
Ve bu reklam işbirliği bölümü vs.
asla değil. Biz bunu nasıl hayatımıza entegre edeceğiz, nasıl dönüşeceğiz bunu anlatacağım.
Şimdi Toyota tarzı tamam mı?
Şirket Kaizen'i tek bir departmanla sınırlı tutmayıp Toyota üretim sisteminin en temel sütunu haline getiriyor.
Andonipi diye bir şey var.
Üretimi durdurma yetkisi.
Toyota fabrikalarında en alt kademedeki bir işçi bile üretim bandındaki küçücük bir hatayı işte israf veya kusuru vesaire gördüğünde tüm fabrikanın üretim bandını durdurma yetkisine sahip.
Hatalar anında çözüldüğü için fabrikadan neredeyse sıfır kusurlu araç çıkıyor.
Güvenilirlik ve sadakat. Kaizen sayesinde araçların arıza yapma oranı sektör ortalamasının çok altına iniyor.
İnsanlar bozulmayan araba imajı yüzünden Toyota'yı tercih etmeye başlıyor ve bu da markayı satış rekorlarına taşıyor.
Şimdi maliyet anlatacağım. Her gün yapılan küçük israf önleme hamleleriyle işte bir aletin yerini değiştirerek işçinin 2 saniye kazanmasını sağlamak milyonlarca araç üretildiğinde devasa bir maliyet
tasarrufuna dönüşüyor. Toyota bu sayede rakiplerinden daha kaliteli araçları daha rekabetçi fiyatlara satabiliyor.
Tarihsel bir örnek var.
Batan bir fabrikanın kurtuluşu.
1980'lerde GM Amerika'daki kalitesizlik ve işçi sorunları nedeniyle işte Batan Kaliforniya'daki bir fabrikasını kapatıyor.
Toyota bu fabrikayı GM ile ortaklaşa devralıyor.
Aynı binayı Aynı makineleri ve eski işçilerin %90'ını işe geri alıyor.
Tek bir şey değiştiriyorlar.
İşçilere Kaizen felsefesini öğretiyorlar.
Kısa süre sonra bu fabrika Amerika'nın en az hata ile çalışan ve en yüksek kaliteli üretim yapan fabrikalarından birine dönüşüyor.
Şimdi anlatınca kulağa hoş geliyor değil mi?
Aynı hayatımızda büyük depremler olmadan önce yaşadığımız kısımlar gibi.
Ama problemler, başarısızlıklar hayatın zaten var olan akışında.
Herkesin başına işte bir şekilde dönüşmek, deneyim kazanmak için karşımıza çıkıyor.
2009 ve 2010 yıllarında Toyota araçlarında gaz pedalının sıkışması ve paspas altı sorunları nedeniyle tüm dünyada özellikle de Amerika'da büyük kazalar yaşanıyor.
Güven sarsılıyor. O asla bozulmaz denilen Toyota dünya çapında yaklaşık 9 milyon aracı fabrikalara geri çağırmak zorunda kalıyor.
Şirketin hisseleri çakılıyor.
İşte CEO'su Amerikan kongresinde gözyaşları içinde özür diliyor ve markanın o onlarca yıldır inşa ettiği güvenilirlik imajı Yerle bir oluyor.
Şimdi yıl 2010. Televizyonlarda mahallede hava atan çocukların olduğu o meşhur reklam filmi dönüyor.
Benim babam Toyota gibi adam.
Hatırlıyor musunuz reklamı?
Ben çocukluğuma dair yani çok az şey hatırlarım ama bu reklamı çok net hatırlıyorum.
Bir gün anlatacağımı hayal bile edemezdim.
Neyse. Şimdi hepimizin için ısıtan bu reklamın aslında devasa küresel bir krizin, batan milyarlarca doların ve sarsılan bir imparatorluğun kurtarma operasyonu olduğunu görüyoruz.
Bugün reklamın arkasındaki o büyük krizi ve Toyota'nın bu krizden Kaizen felsefesiyle nasıl çıktığına bakacağız tamam mı?
O dönem Toyota gaz pedalı arızası yüzüne işte dünyadaki milyonlarca aracını geri çağırıyor, imaj yerle bir oluyor.
Şirket oturup arabamız çok hızlı, motorumuz çok hızlı diye teknik reklamlar yapabilirdi ama yapmıyor.
Kaizen felsefesinin özüne dönüyorlar.
İnsana saygı ve...
Türkiye'de bu reklamı çekerek diyorlar ki biz mükemmel olduğumuzu iddia etmiyoruz ama biz bir baba gibiyiz diyor.
Dünyanın en güçlüsü ya da en zengini olmayabiliriz ama ne olursa olsun sizi...
Yarı yolda bırakmayız. İşte bu reklam sarsılan güveni tamir etmek için çekilen bir özür ve yeniden ayağa kalkma manifestosu aslında.
İşte tam bu noktada duracağız.
Hayatımızda bazen tıpkı Toyota'nın 2010'da yaşadığı gibi büyük krizler yaşıyoruz.
Ruh sağlığımız bozuluyor, mental sağlığımız bozuluyor, ilişkilerimiz geri çağırma sinyalleri veriyor, işte iflas ediyoruz veya çöküyoruz.
Peki biz kendi hayatımızın krizlerini...
Nasıl yönetiyoruz? Şimdi Kaizen felsefesinin temel özelliklerine bakacağız tamam mı?
Birinci maddemiz bilişik etki.
Büyük ve maliyetli yatırımlar yapmak yerine her gün atılan %1'lik küçük adımların zamanla devasa bir dönüşüm yaratacağına inanmak.
Bunu nasıl okuyacağız? Beynimizdeki amigdala tehdit mekanizması, hayatımızda yapmak istediğimiz büyük ve radikal değişiklikleri, işte yarından itibaren hayatımı tamamen değiştiriyorum, işte her gün 2 saat spor yapıp hiç de atlayamayacağımızı, bunları
birer ölüm kalım tehdidi gibi algılıyor.
Korku ve direnç salgılıyor.
Psikolojide buna değişim felci deniyor.
Kaizen'in o yüzde birlik adımları ise amigdala radarının altından sinsice geçiyor.
Beyin değiştiğini anlamadan Nöronlar arasında yeni köprüler kuruluyor.
Şimdi ağır bir depresyon veya tükenmişlik işte burnout yaşayan bir insan düşünün tamam mı?
Bu insana kalk odanı topla, kariyerini düzelt demek ne yapıyor?
Amigdalayı patlatıyor.
Kaizen burada devreye giriyor.
Diyor ki ilk gün sadece yatağın kenarında oturmak, ikinci gün sadece yerdeki bir çorabı kaldırmak, işte üçüncü gün masanın üzerindeki tek bir bardağı mutfağa götürmek.
Bunlar dışarıdan komik görünebiliyor.
Ama bu yüzde birlik mikro adımlar beyni diyor ki güvendeyiz, kontrol bizde.
Bu sinyali gönderiyor.
Birkaç ay sonra o beyin farkında bile olmadan devasa bir yaşam alanı ve zihniyet dönüşümü gerçekleştirmiş oluyor.
Ne oluyor? Aynı o reklamdaki babanın işte her gün pelerin giymeden sadece sabahları yataktan kalkma disipliniyle ailesine sarsılmaz bir güven inşa etmesi gibi.
İkinci maddemiz kolektif katılım.
İyileştirme süreçleri sadece üst yönetimin işi değildir diyor.
Şirketteki en alt kademedeki işçiden CEO'ya kadar herkes sürece dahil oluyor.
Bunu nasıl okuyup entegre edeceğiz hayatımıza?
Şimdi psikolojide içsel aile sistemleri teorisine göre insan zihni tek bir bütünden oluşmuyor.
İçimizde tıpkı bir şirketteki gibi farklı departmanlar ve Çalışanlar var.
Öfkeli çocuk, kaygılı ebeveyn, her şeyi erteleyen tembel taraf veya mükemmelliyetçi yönetici.
Şimdi çoğu insan kendini geliştirmeye çalışırken sadece o mükemmelliyetçi üst yönetici sesini dinliyor ve diğer parçalarını, neler bunlar, korkularını, tembelliklerini bastırıyor.
Şimdi bastırılan o alt kademe ilk fırsatta içeride grev yapıyor ve sistemi sabote ediyor.
Kendinizi değiştirmek istediğinizde ne yapıyorsunuz?
İçinizdeki o disiplinini sert yöneticiyi böyle bir kırbaç gibi kullanıyorsunuz değil mi?
İşte ne diyoruz? Mesela çalışacaksın, kalkacaksın, yapacaksın, başaracaksın.
Peki içimizdeki o tembel, yorgun, korkmuş tarafa ne oluyor?
Onun odaları kilitliyoruz.
Yok sayıyoruz. İşte aşırı sosyal medya kullanımının veya yeme bozukluğumuz olduğunu düşünelim.
Kurtulmaya çalışıyoruz. Üst yönetim yani mantığımız ne diyor?
İşte yarından itibaren telefonu tamamen kapatıyoruz diyor.
Bu... Diktatörlüktür.
Kaizen psikolojisi diyor ki o en alttaki kaçmak ve rahatlamak isteyen o kırılgan parçayı masaya çağırıyor.
Ona şunu soruyor. Diyor ki işte neden sürekli telefona sığınıyorsun?
Neyin eksikliğini çekiyorsun?
O parçanın yalnızlık veya yoğun stres altında ezildiğini fark edip onu dışlamak yerine sürece dahil ettiğimizde.
İşte okey tamam sadece 15 dakika komik videolara bakma hakkını tanıyorum kendime demek gibi.
Ne oluyor? İçerideki o iç savaş bitiyor.
Şirketteki temizlikçiden CEO'ya kadar herkesin fikrinin alınması gibi.
Tamam mı? Zihnimizdeki en karanlık köşeyle bile el sıkışıp onu iyileştirme sürecine ortak etmeliyiz.
Şimdi diğer maddeye geçiyorum.
Mükemmelliğin reddi. Diyor ki hiçbir durum veya sistem mükemmel.
Değildir. İşler ne kadar iyi giderse gitsin her zaman geliştirilecek bir yön bulunur.
Şimdi bu maddeyi nasıl okuyacağız?
Nasıl bakacağız? Psikolojide uyumsuz mükemmelliyetçilik depresyonun ve kaygı bozukluklarının en büyük besleyicisidir diyor bize.
İnsan zihni ya hep ya hiç işte ya siyah ya da beyaz düşünce hatasına düştüğünde kusursuz olamadığı an tamamen vazgeçiyor.
Kaizen ise gücünü bu Japon estetik felsefesi kusurların içindeki güzellikten alıyor.
Şimdi psikolog bunun ismini şey yapamıyorum.
Telaffuz edemiyorum. Buna optimalizm diyor.
Yani işte kusursuz bir rota çizmek yerine yoldaki engelleri ve düşüşleri hayatın doğal birer girdisi olarak kabul etme becerisi diyor.
Şimdi modern dünya bize bir yalan satıyor.
Bize ne diyor? Mükemmel olmalısın diyor değil mi?
İşte kusursuz bir vücut, hatasız bir kariyer, harika bir evlilik.
Bu mükemmellik tuzağı insanı...
Felç ediyor. Bundan önce konuşmuştuk.
Ya en iyisini yaparım ya hiç yapmam dediğimiz an kaybetmeye mahkum oluyoruz.
Kaizen diyor ki bu dünyada mükemmel diye bir şey yok.
İşler ne kadar iyi giderse gitsin her zaman batacak, bozulacak bir şeyler çıkacaktır.
Önemli olan yere düşmemek değil düştüğün yere bir laboratuvar gibi inceleyebilmektir.
Nasıl yani? Toyota 2010 yılında milyonlarca aracı geri çağırdığında biz kusursuzuz yalanın arkasına saklanmadı.
Kusurunu dünyaya haykırdı.
Kabul etti ve düzeltmeye odaklandı.
İnsan psikolojisinde bir sınavdan kaldığınızda buna ne demişler?
Sevgilimizle kavga ettiğimizde veya diyetimizi bozukmuşta bir gece pizza yediğimizde kendimize ben zaten hiçbir şeyi beceremiyorum diye.
Kırbaçlamak yerine niye bu kadar çok kullandım bu kelimeyi.
Kendimize bir Kaizen laboratuvarı gibi bakacağız burada.
Demek bu. Şimdi kendinize şunu söyleyin diyor yani.
Şu anda sistemde bir arıza var.
Bu arıza benim kötü bir insan olduğumu göstermez.
Sadece şu an sistemde bir arıza oldu.
Bu benim. kötü bir insan olduğumu göstermez, sadece şu anki metodun geliştirilmesi gerektiğini gösterir diyor.
Buradan gelişmem dönüşmem gerekir diyor.
Zaten başımıza gelenlerle kendimizi ya da hayatı suçlamak yerine aksiyon almak değil mi hayat bir bakıma?
Kusursuzluk duvarına çarparak kırılmaktansa esnek olup hatalarla büyümeyi seçmek demek değil mi?
Son maddemiz israfı önlemiş muda.
Süreçlerdeki zaman, emek ve malzeme bütçe israflarını tespit edip ortadan kaldırmayı amaçlıyor.
Yani insan beyninin günlük işleme kapasitesi ve karar alma mekanizması bilişsel bir band genişliği varmış ve bu band genişliği sınırlıymış.
Psikolojide bilişsel yük teorisi zihnimizin kaldırabileceğimizden fazla uyarıcıya maruz kaldığında performansını çöküp strese girdiğini söylüyor.
Hayatımızdaki mudalar yani israflar bunlar neler?
Geçmişin bitmemiş hesaplaşmaları, geleceğin simüle edilen felaket senaryoları ve bize hiçbir katma değeri olmayan toksik ilişkileridir.
Bunlar arka planda sürekli rem tüketen açık uygulamalar gibi.
Yani enerjimize emen açık uygulamalar diyeceğiz buna.
Diyoruz da kendimize neden motivasyonum yok, neden enerjim bitti diye ağlanıyoruz.
Enerjimiz yok çünkü.
İsraf ediyoruz. Bir fabrikada bir işçinin montaj aletine ulaşmak için her seferinde 5 adım yürümese zaman israfıdır diyor muda.
Ve o alet işçinin hemen elinin altına gelmelidir diyor.
Sizin hayatınızdaki zihinsel adımlar neler?
Sabah uyanır rüyamız işte ilk uyandığımızda o ilk 30 saniyede Instagram'a girip işte ne yaparız ikisi story baksak.
Başkalarının hayatları ile istensizce kendimizi bir kıyaslıyoruz değil mi?
Şimdi ne yaptık? Güne doğrudan bilişsel bir israfla başladık.
Veya size kendinizi değersiz hissettiren bir arkadaşın dertlerini saatlerce dinlemek duygusal bir mudadır.
Kaizen motivasyonu şunu söylüyor.
Hemen bugün o gereksiz yükleri göz çeksin diyor.
Telefon bildirimlerini kapat.
İşte o insana hayır de zihnini sadeleştir diyor.
Hafifleyen ve gereksiz yüklerden arınan bir zihni durdurulabilecek bir güç yoktur diyor.
Şimdi toparlayacak olmam gerekirse en etkilendiğim kısım andon ipi.
Bir de yani kusursuzluk değil de dürüstlük.
Şimdi bunu ben zaten hep söylüyorum.
İnsan dürüst olmalı.
Önce kendine. Hayatımızda, ilişkilerimizde veya iç dünyamızda bir şeyler ters gittiğinde ne yapıyoruz?
Görmezden gelebiliyoruz değil mi?
Aman elleri zavey ağzımızın tadı bozulmasın.
Aman kimse duymasın.
Diyerek hataları halının altına süpürebiliyoruz.
Görmek istemememiz durumu ortadan kaldırmadığı için de sonuç ruhsal tükenmişlik ve depresyon olabiliyor.
Hayatında en son ne zaman kendi alnının ipini çektin sana soruyorum.
Veya kendine ne zaman dur burada ters giden bir şey var.
Kendime zarar veriyorum dedi.
olmak istediğiniz kişi olmak ya da istediğiniz hayata sahip olmak.
Hata yapmamak demek değil.
Hatayı kabul edip, üretimi yani işte o hayatı kısa süreliğine durduracak ve o sorunu çözecek cesarete sahip olmak demek.
Kendimize karşı dürüst olmak Kaizen'in ilk adımı.
En azından benim okuyabildim, benim aldığım en net kısım burası diyebilirim.
Bu bölümü niye böyle bir teknikte anlattığımı da söyleyeyim size.
Son zamanlardaki deneyimin bana şunu söyledi.
Bir insanın bir durum hakkında farkındalık kazanması aksiyon almasını hızlandırıyor.
Bunu zaten biliyor olabiliriz ama deneyimlemediğimiz bir şey bilmediğimiz bir şey oluyor bence.
Bizim elimizde deneyim var.
Depresyondaysak ya da bir motivasyon eksikliğimiz varsa artık bu bölümü dinlediğimiz için bir farkındalığımız var değil mi?
Biliyoruz artık. Zannetmiyoruz.
Adım attığımızda kendimiz için karşılık alacağız.
Psikolojik olarak geçerliliği var.
Öğrendik, dinledik. Hayatta büyük örnekleri var.
Duyduk. Artık beynimizde daha somut bir veri var.
Geriye ne kaldı? Biz kaldık.
Harekete geçeceğiz. Kendimize karşı adım atacağız ki dünyamız da iyisi.
Unutmayın ne dedik? Bir sıfırdan büyüktür dedik.
Tek bir şey yapmak hiçbir şey yapmamaktan iyidir.
Bugün küçük bir adım atmanın yarın depar atmak olduğunu yolda göreceğiz zaten.
Her neyle uğraşıyorsanız ve ne için savaş veriyorsanız.
Çabanız ne içinse.
Yürüdüğünüz bu yolun sizin hayatınız olduğunu ve biricik olduğunu, hak ettiğinizin sizi mutlaka bulacağını, kendinize ve hayata güvenmenin sizi asla yarı yolda bırakmayacağını söylemek istiyorum.
Beni buraya kadar dinlediyseniz de çok teşekkür ederim.
Hepimiz iyi ki varız.
Sevgiyle kalın. Bir sonraki bölümde görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
