
Aşk, Ayrılık, Affetmek Üzerine/ Bölüm 2: Ayrılık
19 Kasım 2025 · 12 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Ayrılık çoğu insan için bir kopuş gibi görünür; bitti sanılır, tükendi zannedilir.
Oysa bu bölümde ayrılığın aslında sevdanın içinden doğan, ona dahil olan bir yanını konuşuyoruz.
Eksilten ama aynı anda derinleştiren o garip hissi…
İçimizde bir boşluk bırakırken bile bizi büyüten o sessiz dönüşümü…
Attilâ İlhan’ın “Ayrılık da Sevdaya Dahil” şiirinden ilhamla,
ayrılığın sadece bir kayıp değil, kişinin kendine varma yolculuğunun bir eşiği olduğunu anlatıyorum.
Acının içinden geçen ışığı, kalbin karanlık odalarını düzenlemeyi,
gidenin bizden götürdüklerini değil, geride bıraktıklarımızın bize neler öğrettiğini konuşuyoruz.
Bu bölüm;
yıkılmakla büyümek arasındaki ince çizgide duran herkese,
gidenleri anlamaya değil, kalanın kendini yeniden kurmasına odaklananlara…
Ayrılık bir son değil;
bazen insan kendi içine ancak bu sessizlikten geçerek varıyor.
Transkript
Herkese merhaba, ben İlke.
Hepiniz hoş geldiniz. Aşk, ayrılık ve affetme üzerine 3 bölümde oluşan bir seri yapmaya karar verdim.
Aşk yani Loe ilk bölümümüzde.
Bu ikinci bölümümüzde ayrılığın ne olduğunu, bizi niye bu kadar etkilediğini ve nasıl sıyrılacağımızı konuşacağız.
Hazırsanız başlıyorum.
Şimdi öncelikle biraz ayrılık ne?
Bilimsel olarak da bundan bahsedelim.
Beynin ayrılığı hayatta kalma tehdidi gibi algılaması.
evrimsel sebep. Bağlanma sistemi aktivasyonu biyolojik sebep.
Yani dopamin, oksitosin, serotonin, endorfin gibi kimyasalların ayrılık olduğunda bir anda hepsinin düşmesi ve beynin ödül sisteminin yoksulluk yaşaması.
Bilimsel olarak bu durum kokain yoksulluğuna benzer bir norokimyasal tablo yaratıyormuş.
O yüzden de beden gerçekten fiziksel bir acı gibi tepki veriyormuş.
Beyin reddedilmeyi fiziksel acı gibi işliyor dedik ya.
Nörobilimsel sebep diye adlandırılan çalışmalarda görülmüş ki ayrılık acısı beynin fiziksel acı bölgesini aktif ediyormuş.
Bu yüzden göğüste sıkışma, mide ağrısı, nefes daralması, iştahsızlık, titreme hepsi psikolojik değil tamamen fizyolojik reaksiyonmuş.
Şimdi psikolojik sebebe geldik.
En sevdiğim. Kimlik bütünlüğünün bozulması.
Bir ilişki boyunca beynin Beyin kendini biz olarak kodluyormuş.
Bunu niye yapıyorsa. Ayrılık olunca da bene dönmek zorunda kalıyormuş.
Bu dönüş sırasında da kimlik, boşluğu ve kendini tanıyamama hissi oluyormuş.
Oluyor tabi. Ne kadar basit söylüyor insanlar bazı şeyleri ya.
Bu kadar duru anlattığım bir şey yüzünden kaç kere hoşçakal olacaklar sensiz olsun dinledim mesela.
Kimsenin haberi yok. Beyin oradan oraya dönüyormuş.
Rica ediyorum yerinde kal.
Bir yere dönme. Hayır bize soruyor mu dönerken mesela?
Neyse. Bu sebepten dolayı da ayrılık insanı sadece sevdiği kişiyi kaybettiği için değil aynı zamanda rutinini, alışkanlıklarını, güvenlik duygusunu, geleceğe dair kurduğu yapıyı kimliğin
bir parçasını kaybettiğini düşündüğü için çok sarsıcı olduğu söyleniyor.
Belle'in pozitif anıları şişirmesi.
Bunu zaten önceki bölümlerde konuşmuştuk.
Ayrılık sonrası beyin otobiyografik bellek sistemi devreye giriyor ve geçmişi idealize ediyor.
Bu bir savunma mekanizması.
Bu yüzden iyi anların büyümesi, kötü anların silinmesi, karşı tarafın olduğundan daha değerli görünmesi durumunun ortaya çıkması ve mükemmel son.
Bu durumların acıyı katlaması.
En bilimsel tek cümlelik net sebep olarak insan beyni ayrılığı bir tehdit ve kimlik kaybı olarak adlandırdığı için nörokimyasal yoksulluk ve evrimsel panik üretir.
Evet arkadaşlar bunlar işin resmi kısımlarıydı.
Delirdiğinizi ya da yalnız olduğunuzu düşündüğünüz bir hisse sıkıştıysanız herkesle yaşandığının bir kanıtı olsun diye size söylemeyi ilkeniz olarak bir borç bildim.
Öncelikle yalnız değilsin, çaresiz hiç değilsin.
Dünyanın seni anlamadığını ve çözümsüzlükte boğulmuş hissediyorsan eğer, sıkıştığın yerin kendi dünyanın olduğunu hatırla önce ve oradan çıkmayı gerçekten isteyip istemediğini iyice bir düşün.
Hepimiz insanız ve maalesef bize acı ve üzüntü veren durumlar da ömrümüze dahil.
Keşke olmasalar ama büyümenin ve öğrenmenin tek yolu bu maalesef.
Nasıl yani derseniz, bir çocuğa koşma düşersin dediğinizi düşünün.
Çocuğun sizi dinlemediği ve düştüğü versiyonda çocuk düşmemeyi öğrenir değil mi?
Deneyim nedir? Deneyim her şeydir.
O zaman ne diyoruz? Sevme kızım yanarsın.
Şaka şaka demiyorum.
Sevin diyorum ben her zamanki gibi.
Sadece burada ayırmamız gerekenleri konuşacağız ve biraz acımasız olacağız ki zırhımız pas tutmasın.
Yani yine sevmekten gelecek kökü eylemin.
Kendimizi sevdiğimiz için yapacağız.
Umarım ne demek istediğim anlaşılıyordur.
Atilla İlhan bir şiirinde diyor ki çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var.
Çünkü ayrılık da sevdayı dahil.
Çünkü ayrılanlar hala sevgili.
Bu şiirin ruhu benim duygularıma çok benziyor.
Ben de ayrılığı bir kopuş olarak değil, insanı büyüten bir eşik olarak okuyorum çünkü.
Adil Leyla bu şiirde ayrılığı bir son değil, aşkın kaderine işlenmiş doğal bir kırılma noktası olarak anlatıyor.
Yani aşk varsa ayrılık da vardır.
Ama bu ayrılık sevginin zıplı değil, tamamlayıcı yanıdır.
Ayrılık bir yara değil, sevdanın gölgesidir.
İnsan eksilir ama eksile eksile büyür.
Acı geliştirici bir elementtir.
Yani şair ayrılığın getirdiği yalnızlığı bir çöküş değil, içsel güçlenme olarak görür.
Ben de istiyorum ki kimse o çaresiz ayrılık hissine sıkışıp kalmasın.
Çünkü geçen zamanın o kadar telafisi olmuyor ki.
Bir kere şunu çok iyi kabullenmek gerekiyor.
Birisi bir yerde kalmak istiyorsa kalıyor.
Şimdi ayrılığı kabul etmeyen ya da istemeyen taraf her şey yapılabilir, halledilebilir görüyor ya.
Ondan karşı taraftan beklentisi bu aslında.
Yapamadığı ya da yapmadığı için büründüğü öfke.
Yapmadı çünkü yapabilecek olan sensin.
O değil. Bu bir.
O senin kafanda yarattığın değil.
Olduğu kişi ve hiç kimseyi olduğu kişi olduğu için suçlayamayız.
Birini hiç kaybetmek istemiyor olabiliriz ama karşı tarafın da aynı oranda bizi kaybetmek istemiyor olması lazım.
Peki oran aynı değilse bu olmayışın içinde sıkışmak, kendinden çalmak değil mi?
Esra Erol. Evet Esra Erol.
Bir yıl videosunda anlattığı bir şey okuyacağım şimdi size.
Ne demek istediğim daha anlaşılır olacak o zaman.
Belki de senin sevgini sahip başka biri vardır bu hayatta.
İstenmeyen biri için bu kadar çabalamaya değer mi?
Kendi kul hakkımıza da girmeyelim.
Kendimize de haksızlık etmeyelim.
Karşı tarafı bu kadar gözümüzde büyütüp değerli kılmayalım.
Sen elinden geleni yaptın.
Söylediğim her şeyi özetlen nitelikte bir nutuk bence bu.
Biliyorum kabul etmek, sindirmek çok zor.
Ama yani imkansız değil ve karşında kim olursa olsun senin iyi olman ondan çok daha önemli.
Ayrıca bir şey olmuyorsa olmaması gerekiyordur.
Kendine hiçbir şey söylemeden sadece buna inansan bile başardın demektir.
Bazen böyle viral olan videolar görüyorum.
ayrıldığı eski sevgilisinin arabasını çizmek için yapılmış kombin videoları ya da eski sevgilisinin yeni sevgilisine acıdığını anlatan, içi bomboş, saçma sapan bir takım insan modelleri.
Ayrılan o kibrini taşıyor yüreğinin orta yerine bir meşale gibi.
Meşale sadece kendisini yakmıyor üstelik.
Böyle şeyler görünce çok üzülüyorum.
Birinin o duyguya sıkışıp kalmasına ne kadar üzülüyorsam bunu var olmak için nefrete dönüştürene de o kadar üzülüyorum ki tek bir duygu yönetmesini bilmediğimizde bizi ne hallere
sokuyor değil mi? Ben mesela hiç uyumazdım.
Uyumayan sağlıklı bir zihin olur mu değil mi?
Sen kendine ne yapıyorsun mesela?
Meşaleleri yolumuzu aydınlatsın diye önümüze yakacağız arkadaşlar.
Kalbimizin, merhametimizin, insanlığımızın ve en önemlisi kendimizin önüne.
Kibre değil, tecrübeye dönüştüreceğiz.
Hayatın en büyük sırrı şudur, kendini her an yeniden kurabileceğini fark etmek.
Yeni bir düşünce biçimi, yeni alışkanlıklar, yeni bir çevre, hatta bambaşka bir yol.
Hiçbir şey seni hep aynı insan olarak kalmaya zorlayamaz.
Bu halim eskidi, şimdi kendimi yaratıyorum.
Bu. Size bir konser örneği daha vereyim.
O sizinle malumunuz olduğu ayrılık süreci yaşadığım sürede.
Artık uyumadığım infosta varsınız.
Emircan'ı yiyerek dinliyordum hep.
O zaman bu kadar meşhur değildi.
Yangınlı şiir, beyaz skandalım, kaptan, meydan.
Bunları dinler ağlardım.
Diyordum ki hatta kendi kendime.
Otursam anlatsam bu kadar olmaz.
Nasıl yazdı bu şarkıları diyordum.
Ne kadar teslimmişim acıya, ayrılığa.
Uyumlandığım şeye bakın.
Neyse bu süreç geçti falan.
Ben 50 tane telefon aldıktan sonra tabii.
Daha önce hayatımda hiç konsere gitmemiştim.
Bir gün telefonuma bildirim geldi.
Sevdiğin sanatçı şehrine geliyor diye.
Bilet aldım bildirime karşı eylem olarak.
Tek başıma konsere gittim.
Yine öndeyim. Bu bilgi önemli.
Hatta konserde 3 kız vardı.
Aşırı fanlar. Beni yalnız gittiğim için sarmaladılar falan bırakmadılar.
Koruma içgüdüsü. Eh be.
Bak işte kadın kadının yurdudur.
Yaşamışım ona orada. Neyse, Emircan sahneye çıktı, şarkı söylemeye başladı.
Ben saygı duruşunda şarkıları dinledim.
Hiçbir şarkıda ağlamadım.
Eskiden ağlamak için açtığım şarkıları gururla esas duruşta dinledim.
Bir şarkıda farkındalık geldi böyle.
Kendimle gurur duyduğumu fark ettim ve orada ağlamaya başladım.
Dedim ki, başarmışım.
Artık o kadar ilgilenmiyormuşum, o kadar bitmiş ki şarkılarda ağlayınca fark ettim.
Hepinize bu kadar kolay seyirciler diliyorum.
Yani o farkındalıktaki kolaylıktan bahsediyorum.
Benim gibi olmayın da.
Kendime bir gün Ahmet Arif'in Hasretinden Prangalar Eskittim adlı şiir kitabını almıştım.
O dönemde neler hissettiğimi hatırlamak için.
Şimdi şöyle bir galeride gezdim.
Geçmişe gittim. Bu zor biraz şiir okuyacağım.
Şiirin altını çizdiğim yeri okuyorum şimdi size.
Gel gelelim beter bize kısmetmiş.
Ölüm böyle altı okka koymaz adamı.
Susmak ve beklemek müthiş.
Genciz, namlu gibi ve çatal yürek.
Barışa, bayrama hasret.
Uykulara, derin, kaygısız, rahat.
Otuz iki dişinizle gülmeye, doyasıya sevişmeye, yemeğe.
Kaç yol ağlamaklı olmuşum geceleri.
Asıl bizim aramızda güzeldir hasret.
Ve asıl biz biliriz kederi.
Ne kadar dipte olduğumu görebilin ve nerelerden çıktığımı anlayabilin.
Ve siz de kendi hayatınızda uygulayabilin diye açıyorum bu kadar özelimi size.
Hayat çok üzerime geldiğinde dayanamayıp sadece çiçek ekmiştim bir ara.
Saksıları boyamak, toprakla fidanı bir budağı buluşturmak ruhuma çok iyi gelmişti.
Piyano kursuna başlamıştım.
Sırf çok zor çalması kafamı meşgul etsin diye.
Size iyi gelmeyen hiçbir duygunun esiri olmayın.
Sizi iyi hissettirmeyen hiçbir şeye sıkışmayın.
Kendinizi aştığınızda, başardığınızda evet bu da bir başarı, olmadığını ima edene bile saygı duymayın.
Size yemin ediyorum kendinize duyduğunuz o gururun yerini hiçbir şeyin, hiçbir kimsenin size geri dönmesi ya da sevmesi vs.
kıyaslanamaz bile. O zaman sonuç olarak ne yapıyoruz?
İlk önce kendimizi acımıyoruz, zorluyoruz onu, teslim olmuyoruz, eyleme geçiyoruz.
Eylem her şey olabilir. Yemek yapmak, aynaya bakmak, yeni bir hobi bulmak.
İçimizdeki o acı hissi her geldiğinde bunun bir atak olduğunu, geçeceğini biliyoruz.
Geçmesini beklerken bizi daha da üzecek şarkılar dinlemiyoruz da bir yürüyüşe çıkıyoruz.
Hayat sen ne çabuk harcadın beni demiyoruz da nereden başlıyoruz diyoruz.
Çok sevdiğim bir çocuk kitabı anlatısıyla sonlandırmak istiyorum bu bölümü.
Benim için çok özel bir bölüm oldu.
Sebebini ben de şu an çözemedim ama.
Şu ağaç. Kim bilir ne fırtınalı günlerden geçti dedi küçük ejderha.
Evet dedi büyük panda.
Yine de güç ve güzellik kazanmış şekilde hala burada duruyor.
Yola çıkmayı düşündüğünüz an yaptığım şeyin haklı gururunu yaşatacak bana.
Ve ben kendi yaşadıklarım üzerinden tek birinizin karanlığına bir ışık hüzmesi olarak girmenin mutluluğunu yaşayacağım.
Bunun için şimdiden bunu kendini seçen ve yapacak olan herkese gurur duyuyorum.
Hepinizi çok seviyorum.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
