
Aşk, Ayrılık, Affetmek Üzerine/ Bölüm 1: Aşk Yani Love
12 Kasım 2025 · 9 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Aşk kimi zaman yakar geçer kimi zaman bulutların üzerine çıkarır ama her halükarda bir şeyler öğretti kesin. Bu bölümde Aşk yani love konuştuk.
Transkript
Herkese merhaba, ben İlke.
Hepiniz hoş geldiniz.
Bu hafta konuşmaktan çok imtina ettiğim bir konuyu konuşacağız.
Çünkü ben aşkta kazanan bir insan olmadım aslında.
Elbette kazancın ne olduğuna göre bu değişebilir ama kavuşamamanın verdiği kaybedişe göre kaybettim diyebiliriz bir bakıma.
Kazandım diyebileceğim bir şey yok demek değil bu ama.
Çünkü bence dünyada parayla satın alınamayacak en önemli şey tecrübe.
Tamam okey, bedeli para değildi belki.
Ödün, zaman, fedakarlık bunların hepsi çok önemli ve büyük davranış biçimleri.
Öyle alelade verilecek şeyler değil yani.
Ama sonucun tecrübe olarak dönmesi en önemli nokta bence.
Şimdi dürüst olmak gerekirse bu bölümü tam 4 kesecektim.
Yani bu dördüncü artık kalacak.
Çünkü çekemedim. Unutmuşum.
Neyi unutmuşum? Birine aşık olmanın bünyeme iyi veya kötü ne kattığını hatırlamıyorum.
Bu çok kötü bir şey bu arada ama şimdi benim psikolojik sorunlarımı konuşmayacağız.
Bunu sonra konuşuruz diyormuşum.
Birkaç yakınıma aşkla alakalı sorular sordum.
Birisi aşkın kavuşamamak olduğunu söyledi.
Standartlarından vazgeçmek olduğunu söyleyen oldu.
Ödün vermek olduğunu söyleyen oldu.
Aşkım vardır diyen oldu.
Ben de bu düşünceyi açığım bu arada.
Aşkın sığınak olduğunu da söyledi ama bunu söyleyenlerden biri.
En iyi versiyonunda olmak istemek dedi.
Önceliğine olduğunu yani o an aşık olduğun insanın olduğunu söyledi.
Aynı zamanda onu kendinden üste tuttuğunu kendini ona layık görmediğini de ekledi.
Savunmasızlık gardının inmesi işte aşk eşittir heyecandır aslında diye de ekledi.
Şimdi benim toparladıklarım çıkardıklarım bunlar.
Dediğim gibi kendim ne hissettiğimi hatırlayamadım ve anımsayamadığım için insanlara biraz şeyi sordum hani.
Sana ne çağrıştırıyor?
Çağrıştırıyor da değil. Sence aşk nedir?
Birini sevince ne hissediyorsun?
Gibi gibi şeyler sordum da ortaya çıkanlar bunlar.
Şimdi bu bölümü size hazırlamak için bir sürü aşk hikayesi dinledim.
Kimse mutlu değilmiş arkadaşlar.
Çok özür dilerim güldüğüm için ama hiç söylemiyorsunuz.
Ölüler de zannediyor. Diriler her gün helva yiyor gerçekten.
Ben de zannediyorum.
Aşk gibi bana kötü. Tamam şimdi bence aşk fütursuzca sevme halidir.
Dinlediklerimden anladığım şuydu.
Herkes sevdiği insan için fedakarlık yapmış.
Fedakarlık dediysem kendinden vermiş yani.
Sevilmek için kendi olmasını sağlayan tüm değerlerini hiçe saymış.
Şimdi bu kadar sağlıklı bir duyguyu bu kadar hiçbir hale getirmek çok anlamsız.
Ama bunu maalesef hepimiz yapıyoruz.
Ama şunu düşündüm yani biri bizi sevsin diye her anlamda dönüşüyorsak o bizi sevmiyor ki o zaman.
Sevdiği biz olmuyoruz.
Aşk zaten bir bakıma kabullenmek değil midir?
Okey olmayan bir durumu bile.
Yani nasıl söyleyebilirim?
Rahmenlere rağmen sevme hali değil midir?
Şimdi dinlediğim hikayelerden sonra birçok insan sevme etisini, güvenisini kaybetmiş.
Kimse bir daha sevmek istemiyor.
Aynı acıları tekrar yaşamak istemiyor.
Nasıl güveneceğini bilmemekle birlikte kimse bir daha kimseye güvenemeyeceğini söylüyor.
Şimdi bunu nasıl dönüştürebileceğimizi anlatmaya çalışacağım.
Umarım başarabilirim.
Sevginin iyileştiremediği karanlık yoktur.
Bir insanı sevmek, bir çiçeği sevmek.
Bir pencereyi, bir eşyayı, bir semti sevmek.
Tüm kötülüğe rağmen yüreğinizden sıyırmayın bu ince ahlakı.
Zira Tanrı bu dünyayı katlanılabilir kılmak için Adem'e ilk sevgiyi anlattı.
Hiçbir şeyin sebepsiz yere olmadığını düstur edinmiş biriyim ben.
Her ihanetin, her hak etme işin sonunun bir sebebi vardır.
Yaşadığımız her tecrübe bizi daha iyi bir versiyonumuzla gelecek maçlara hazırlıyor.
Evet maalesef basit goller yiyoruz ya da basit olmayan, normalleştiremediğimiz goller.
Nasıl sindireceğiz bilmiyoruz, inancımızı kaybediyoruz, umudumuz bitiyor.
Bu çok normal zaten. Normal olmayan hiç geri gelmeyecek olmasına inanmamız.
Şimdi 20'li yaşların başında sahip olduğumuz hayat tecrübesiyle birini sevdiğimizi düşünelim.
20'li yaşların sonunda sevdiğimiz halimizle aynı mı?
Değil. Zaten olmamalı.
O zaman hayatta yol ayrımlarının olması zorunlu almamız gereken bir ders diyebilir miyiz?
Deriz. Diyeceğiz.
Çünkü bir şey olmuyorsa muhakkak daha iyisi olacağı için olmuyordur.
Ben şimdi birini çok sevdim ve bana şerefsizlik yaptı diye hayatı küsersem herkesin şerefsiz olduğunu düşünüp buna inanırsam kendime haksızlık etmiş olmaz mıyım?
Olurum. Bu haksızlığı kendime yıllarca yaptım.
Bugünkü bilincim olsa yapar mıydım?
Asla yapmazdım. Aşk küsülecek bir duygu değil arkadaşlar.
Kötü bir duygu hele hiç değil.
Hatırlayın birini sevdiğinizde dönüştüğünüz o iyi halinize, her şeyin halledilebilir olduğu, dünyanın o kadar da kötü bir yer olmadığını düşündüğünüz, renkleri sevdiğiniz, yemekten tat aldığınız günleri
hatırlayın. Şimdi biraz magazin yapalım.
Arada size kendi hayatımdan birifler veriyorum burada.
Bu bölümde biraz fazla vereceğim.
Ben... 7 yıl önce birini o bahsettiğim fütursuzlukta sevdim.
Güzel bir ilişkim vardı. Sonucunda ihanete uğradım.
Şimdi burada çok özel bir şey anlatacağım ama bu örneği size vermek istiyorum.
O yüzden çok yıllar öncesine gideceğim.
Mezuna kaldım. Üniversite sınavına hazırlandım.
Ve kazandım. Bir başarım vardı.
Babam bana tercih yaptırtmadı.
Cahillikten falan değil ha. Beni korumak için.
Kendisi katüden mezun.
Benim kronik bir rahatsızlığım olduğu için başka bir şehirde tek yaşama ihtimalimin olmadığını söyledi.
Hayatımın olayıdır bu benim.
Haklı olduğunu sonradan anladım ama o zamanlar bu benim için çok kötü bir şeydi.
Neyse. Ben bu ilişkimi yaşarken üniversite sınavına tekrar girdim.
Ve yine puanım çok iyiydi.
Gideceğim. Bu çocuğun babası bana tercih yaptırtmadı.
Patronumdu. İlişkimizden falan haberi yok.
Öyle banal bir muhabbet değildi.
Yani şöyle düşünün. Mengene aldı bunlar beni.
Ben iş yerinden çıktım.
Arabadayım. Çocuk yanımda.
Ama böyle içim çıkıyor ağlarken.
O kadar çok ağlıyorum ki.
Arkada Can Kazaz'dan bunca yıl çalıyordu.
Hiç unutmuyorum. O kadar kötü hissediyorum ki kendimi.
Çıkmazdayım. Kendimi kesmek, parçalamak istiyorum.
Neden gidemiyorum diyorum.
İsyan ediyorum. Ağlamamı durduramıyorum.
Bu olayların hepsi yaşandı, bitti.
Aradan yıllar geçti.
Ve ben bir kariyer yaptım.
Kendimin en iyi versiyonundayım.
Dedüplümanı aşırı seviyorum.
Bozcaada tatilindeyim.
Dönüşte İstanbul'da onları dinleyeceğim ve tatilim bitecek.
Çalışmaya başlayacağım. Arkadaşlar.
Jolijoker'de en öndeyim.
Yanımda kuzenim var.
Dedüplüman bir şarkı söyledi.
Akışlar Kıyamet falan.
Sahneye Can Kazaz geldi.
Bunca yıl söylemeye başladılar.
Ve ben böyle kollarımı bağladım.
Ağlayarak onları dinledim.
Şarkıyı iki kez çaldılar.
Ve kendime dedim ki...
Yani çünkü hani şey bitmiyor gibi düşünün böyle bir hani bumerang gibi.
Aynı şeyi yaşıyormuşum gibi.
Kendime şunu dedim. Eğer o hayatımdan çıkmasaydı ailesi de çıkmayacaktı.
Ben şimdi onların çaresizliğinden radyoda dinlediğim şarkıyı canlı dinliyorum.
İyi ki dedim. Yaşadığım her günün acısını hiçe sayarak iyi ki çıkmışlar hayatımdan.
Yani bu olay beni hep çok derinden etkiler.
Bilmiyorum ne kadar geçirebildim, anlatmak istediğimi anlatabildim mi ama şimdi bunu size niye anlattım biliyor musunuz?
Yeniden aşka ya da hayata içinizde yer açın diye.
Çünkü o başardığım duygusu var ya dönüştükten sonra birini yeniden güncel halinizle sevdiğinizde, hayatı sevdiğinizde o kadar güzel bir duygu ki biz niye bize yapılan kötülüğün
esiri olup sevmeyi bırakacağız?
Neden küseceğiz biz ya?
Yani sevmenin mümkün olmadığını niye düşüneceğiz?
Hiç kimsenin bize eksik bırakmasını kabul etmeyeceğiz bir kere.
Normalleştirmeyeceğiz bunu. Sevdin mi derseniz yıllar sonra?
Evet sevdim. Birini sevmek zor değil arkadaşlar.
Ne kadar güveneceğinizde, ne kadar sevmeniz gerektiğini bildiğinizde, ne yaptığınızın farkında olduğunuzda üzülmüyorsunuz zaten artık.
Eksilmiyorsunuz, çoğalıyorsunuz.
Aşk, sevgi, sevmek, sevilmek bunlar dünyanın en güzel duyguları.
Ve herkes kadar senin de bunu yaşamak hakkın.
Hak etmediğin bir muameleyi gördüğünde oturumu kapatmamayı öğrendiğin zaman o ay çözülüyor zaten.
Bölüm oldu mu bilmiyorum ama üzerine düşünmeyeceğim.
Sonuç olarak yani biz ne anlayacağız diye bir teyit istiyorsanız da size şunu söyleyebilirim.
Biri size hak etmediğiniz bir şeyi yaşattıysa dünyanın geri kalanından aynı muameleyi göreceğinizi düşünmeniz bir safsata.
Hep aynısı oluyor ama diyorsanız Freudlu bölümü dinleyin.
Orada neden aynı kazıkları yediğimizi nasıl çözeceğimizi anlatıyorum.
Sevin. Tüm kötülüğe rağmen yüreğinizden sıyırmayın bu ince ahlakı.
Hepinizi çok seviyorum.
Umarım herkesin yolu layığına çıkar ve bahçeleriniz çiçek açar.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
