
Bazı geceler asla unutulmaz. 6 Aralık 1991 gecesi Austin, Texas’ta, küçük bir yoğurtdükkânından yükselen alevler karanlığı aydınlatıyordu. İtfaiyeciler rutin bir yangın ihbarına cevap veriyordu; kimse içeride onları bekleyen dehşeti tahmin edemezdi.
Transkript
Bazı geceler asla unutulmaz.
6 Aralık 1991 gecesi Austin, Texas'ta küçük bir yoğurt dükkanından yükselen alevler karanlığı aydınlatıyordu.
İtfaiyeciler rutin bir yangın ihbarına cevap veriyordu.
Kimse içeride onları bekleyen dehşeti tahmin edemezdi.
Alevler söndürülüp duman dağıldığında karşılaşılan manzara şehrin masumiyetini sonsuza dek yok etti.
Dört kızın bağlanmış ve çıplak haldeki yanmış bedenleri dütçanın arka kısmında yatıyordu.
Hepsi kafalarından vurularak infaz edilmişti.
Austin tarihine yoğurt dütçanı cinayetleri olarak geçen bu vahşi katliam üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen hala çözülememiş bir muamma olarak gizemini koruyor.
O cuma akşamı I Can't Believe It's Yogurt adındaki dondurulmuş yoğurt dütçanı kapanmak üzereydi.
17 yaşındaki Jennifer Harbison ve 17 yaşındaki Eliza Thomas Mağazayı kapatma hazırlıkları yaparken Jennifer'ın kız kardeşi Sarah Harbison ve onun yakın arkadaşı Amy
Ayers da birlikte eve dönebilmek için onları bekliyordu.
Dördü de aynı lisenin öğrencisiydi.
Hayvanları çok seviyorlardı ve okulun genç çiftçiler kulübünde birlikte yer almışlardı.
Her şey bu arkadaş grubunun normal bir hafta sonu planı gibiydi.
Ancak mağaza kapanmadan yaklaşık bir saat önce tuhaf bir olay yaşandı.
Orta yaşlı olduğu tahmin edilen bir adam müşteri gibi davranarak tuvaleti kullanmak istedi.
İzin verildi ancak adam içeride alışılmadık derecede uzun süre kaldı ve sonradan ortaya atılan bir iddiaya göre arka kapıyı kasıtlı olarak açık bırakmış olabilirdi.
Saat 23 sularında dükkandan ayrılan son müşteriler Çıkarken Jennifer'ın ön kapıyı kilitlediğini ve içeride davranışları garip iki erkek müşteri kaldığını fark etmişlerdi.
Bu iki yabancının tavırları o kadar tuhaftı ki daha sonra başka görgü tanıkları tarafından ortama ait değilmiş gibi tarif edileceklerdi.
Ne yazık ki kim oldukları tespit edilemedi ve bu iki gizemli şahıs ortalıktan kayboldu.
O gece yarısına doğru devreye gezen bir polis memuru dükkandan dumanlar yükseldiğini fark etti.
İtfaiye ekipleri hemen olay yerine koştu.
Yangın kısa sürede söndürüldü.
Ancak itfaiyecilerin içeride karşılaştığı şey bir kabus sahnesiydi.
Dükkanın arka deposu yakınlarında üst üste yığılmış vaziyette dört çıplak beden bulundu.
Kurbanların üçü Jennifer, Sarah ve Eliza kendi iç çamaşırlarıyla ağızları tıkanmış ve elleri bağlanmıştı.
Üçünün vücutları yangının etkisiyle tanınmaz halde çömürleşmişti.
Ve her biri başlarının arkasından tek kurşunla infaz edilmişti.
En küçüğü olan Amy ise diğerlerinden biraz daha uzakta bulundu.
Vücudunun %25-30'unda daha yeni yanıklar vardı.
Tamamen yanmamıştı.
Boynuna çorap benzeri bir bez parçası dolanmıştı.
Ve başına sıkılan ilk kurşun beynini ıskalamış olsa da ikinci kurşun...
onu öldürmüştü.
Bu korkunç cinayet soğukkanlılıkla işlenmiş ve ardından delilleri yok etmek amacıyla kundaklama yapılmış gibiydi.
İncelemeler katil ya da katillerin en az iki farklı silah kullandığını ortaya koydu.
Biri 22 kalibrelik bir tabanca, diğeri ise 380 kalibrelik bir tüfekti.
Dükkana zorla girildiğine dair hiçbir belirti yoktu.
Kapılar kilitliydi. Bu durum içeridekilere saldıran kişilerin Zaten dükkan kapanmadan önce içeride bulunduğu şüphesini güçlendirdi.
Nitekim polis saldırganların arka kapıyı kullanarak kaçtığını belirledi.
Olay yerinde arka kapı açık bulunmuştu.
Zanlılar geride neredeyse hiç iz bırakmamış.
Karanlığa karışıp gitmişlerdi.
Geride kalan tek şey 4 gence ait yarım kalan hayatlar ve küllere dönmüş bir suç mahalliydi.
Jennifer Harbison çalışkan ve sorumluluk sahibi bir ablaydı.
Kız kardeşi Sarah'ı her yerde yanında götüren sevecen bir gençti.
O gece Jennifer ve yakın arkadaşı Eliza Thomas dükkandaki vardiyalarını bitirmek üzereydiler.
Eliza kocaman gülümsemesiyle tanınan, hayaller kuran bir 17 yaşında genç kızdı.
Jennifer'ın kız kardeşi Sarah Harbison 15 yaşında utangaç ama neşeli bir öğrenciydi.
En yakın arkadaşı 13 yaşındaki Amy Ayers'a grubun en küçüğü, atlara düşkün, enerjik bir kızdı.
Dördü de hayvan sevgisi sayesinde okulda arkadaş olmuşlardı.
Okulun çiftlik hayvanları programında birlikte çalışmış, veterinerlik gibi geleceklere dair hayalleri olan sıradan ve masum gençlerdi.
Aileler için bu kayıpların tarifi yoktu.
Evlatlarını, kardeşlerini böyle bir vahşetin kurbanı vermek onları derinden sarstı.
Olayın ardından Austin toplumu yasa boğuldu.
Kurbanların cenaze törenlerine yüzlerce kişi katıldı.
Aileler çocuklarının anısını yaşatmak için her yıl anma törenleri düzenlemeye başladı.
Emmy'nin yencesi Angie Ayers gördükleri vahşeti şu sözlerle tanımlıyordu.
Bu resmen şeytanlık.
Aklı, vicdanı, kalbi olan hiç kimse dört kız çocuğuna bunu yapamaz.
Gerçekten de işlenen suç öylesine akıl almazdı ki şehirde birçok kişi katilin insan olamayacak kadar zalim olduğunu düşünmeye başlamıştı.
Austin o güne dek nispeten sakin ve güvenli bir yer olarak bilinirdi.
Bu cinayetler ise toplumun yüreğine korku saldı.
Birçok aile çocuklarını gece dışarı göndermekten çekinir oldu.
Okul arkadaşları sırf eğlence olsun diye çalıştıkları bir dükkanda hayatını kaybeden bu kızların yasını tutarken aynı zamanda kendi güvenliklerinden endişe etmeye başladılar.
Kurbanların aileleri içinse adalet arayışı bir ömür boyu sürecek misyona dönüştü.
Polis bu dörtlü cinayet karşısında adeta şoktaydı.
Ancak hızla kapsamlı bir soruşturmaya girişirdi.
Kundaklama nedeniyle olay yeri incelemesi son derece zordu.
Yangın birçok delili yok etmişti.
Mermi çekirdekleri ve kovanlar dışında geride kalan iz bulmak güçtü.
Yine de dedektifler yılmadı.
Austin, polis teşkilatı kapı kapı dolaştı.
O gece bölgede görülen herkesi sorguladı.
Kısa sürede yüzlerce ipucu ve ihbar yağdı.
İlerleyen aylarla 700'den fazla ipucu titizlikle değerlendirildi.
Olası şüphelilerin listesi kabardıkça kabardı.
Hatta dedektifler bir ara bir motosiklet çetesi üyelerinin bile peşine düştüler.
Teksas dışından gelen bir çete olayı yapmış olabilir diye düşünüldü.
Tabii ne var ki bu ihbarların hiçbiri somut bir sonuca ulaşamadı.
İlk aşamada polis Hemen o gece bölgede görülen bazı şüpheli gençlere odaklandı.
Cinayetten birkaç gün sonra 15 yaşındaki Morris Pierce isimli bir genç yakındaki bir alışveriş merkezinde üzerinde 22 kalibrelik bir tabanca ile yakalandı.
Bu cinayette kullanılan silahlardan biri olabileceği için Pierce sorguya alındı.
Sorguda polise olayı bildiğini ima ederek 3 arkadaşının daha ismini verdi.
Robert Springsteen, Michael Scott ve Forrest Wellborn.
Olayla ilgileri olabileceğini söylediği bu 4 genç o dönemde ufak tefek suçlara karışmış, yaşları 17'yi geçmeyen arkadaşlardı.
Bu itiraf gibi görünen açıklamalar başta dedektiflere ümit verdi.
Ancak sorgu derinleştikçe Pierce'ın kendisini yakalandığı silah suçundan kurtarmak için suçu uydurduğu ortaya çıktı.
50 tutulur hiçbir kanıt sunamayan Pierce ve adlarını verdiği diğer 3 genç serbest bırakıldılar.
Soruşturma yeniden ucu açık bir...
Bilinmeze döndü. Yıllar geçtikçe yeni ipuçları çıkmıyor, dava soğuyordu.
Ancak dosya kapanmadı.
90'ların ortalarında gelen her yeni dedektif dosyayı taze gözle tekrar ele aldı.
Austin halkı da adaleti sağlamak için elinden geleni yapmaya çalışıyordu.
Kurbanların aileleri ve destekçileri ödül kampanyaları başlattı.
Özel bağışlarla toplanan para, katili yakalatacak bilgi karşılığı sunulmak üzere 125 dolara kadar yükseltildi.
Bu o dönem için inanılmaz büyük bir ödüldü.
1993 yılında şehrin işlek caddeleri üzerinde kurbanların fotoğraflarıyla bu kızları kim öldürdü yazan dev ilan panoları yerleştirildi.
Ne yazık ki bu çağrı da katilin ortaya çıkmasını sağlayamadı.
Yıllar ilerlerken dedektifler ellerindeki ufak tefek bulguları da bilimsel yöntemlerle incelemeye çalıştılar.
Adli tıp uzmanları kurbanlardan birinde saldırganlara ait olabilecek vücut sıvısı örnekleri tespit etmişti.
Bu örneklerden elde edilen DNA, teknolojinin izin verdiği ölçüde analiz edildi ve bir erkek profile ait olduğu anlaşıldı.
Ancak 1990'ların teknolojisiyle tam bir eşleşme bulmak zordu.
Bu DNA profili o dönem kimsenin kayıtlarıyla eşleşmedi.
Yine de bu genetik ipucu ileride davanın çözümü için bir umut ışığı olarak dosyada saklandı.
Aradan tam 8 yıl geçti.
Takvimler 1999'u gösterdiğinde Austin polisi bir basın toplantısıyla davada bir dönüm noktasına gelindiğini duyurdu.
Yeni atanan bir dedektif yıllar önce adı geçen o 4 gencin aslında ilk günden beri peşinde oldukları katiller olabileceği teorisine yeniden ağırlık vermişti.
Deliller zayıf olsa da dedektifler bu 4 ismi Morris Pierce, Robert Springsteen, Michael Scott ve Forrest Wellborn'u yeniden mercek altına aldı.
Bu sefer daha deneyimliydiler ve psikolojik taktiklere başvurdular.
Genç adamlar tek tek yoğun sorgu seanslarına alındı.
Sonunda beklenen oldu.
İçlerinden ikisi Michael Scott ve Robert Springsteen cinayetleri üstlendiklerini söyleyen itiraflar verdiler.
Scott ve Springsteen'in ifadesine göre dört arkadaş birlikte soygun amacıyla dükkana girmiş, kontrolden çıkıp korkunç bir şekilde kızları öldürmüşlerdi.
İfadelerinde olayın detaylarına dair çeşitli anlatımlar mevcuttu ve bu anlatımlar kamuoyuna açıklanmadı.
Fakat polis nihayet bir itirafa ulaşmış olmanın baskısıyla bu dört genci tutukladı.
2000'lerin başına gelindiğinde Austin toplumu nefesini tutmuş durumda davanın sonuçlanmasını bekliyordu.
Tutuklanan gençler artık 20'li yaşlarının ortasındaydı ve mahkeme karşısına çıkacaklardı.
Duruşmalar sırasında savcılık eldeki en güçlü delil olarak sanıkların kendi sözlerini kullandı.
Springsteen ve Scott'ın polise verdikleri ifadelerin çözümlemeleri jüriye sunuldu.
Bu arada Morris Pierce ve Forrest Welburn aleyhinde doğrudan delil olmadığı için haklarında dava açılması daha uzun sürdü.
Savcılar önce itiraf eden iki sanığa odaklandı.
Davanın ilk duruşması 2001 yılında başladı.
Robert Springsteen ve Michael Scott dört masum kızı öldürmekten yargılandılar.
Kan donduran suçun tüm ayrıntıları mahkemede tekrar dile getirildi.
Jüri karşısında kurbanların çektiği acılar anlatılırken, Salonda gözyaşları hakimdi.
Sonunda her iki sanıkta suçlu bulundu.
Robert Springsteen o tarihte 17 yaşında olmasına rağmen idam cezasına çarptırıldı.
Daha sonra ABD Yüksek Mahkemesi'nin reşit olmayanlara idam cezasını anayasaya aykırı bulmasıyla cezası müebbet hapse çevrildi.
Michael Scott da ömür boyu hapis cezası aldı.
Austin halkı nihayet adaletin yerini bulduğunu düşünerek bir nebze olsun rahatladı.
Kurbanların aileleri de duruşma çıkışında gözyaşlarıyla kucaklaşarak en azından artık birazcık yüzümüz gülüyor diyordu.
Ancak bu rahatlama hissi uzun sürmeyecekti.
Springsteen ve Scott'ın mahkumiyetinden birkaç yıl sonra savunma avukatları hükümlere itiraz ederek davayı temize taşıdı.
2006'da Teksas Temiz Mahkemesi beklenmedik bir karar vererek usulü bir hata tespit etti.
Savcılık her için sanan itiraflarından bölümleri diğerlerinin yokluğunda yapılan duruşmalarda kullanmıştı.
Yani Scott'ın kendi ağzından çıkanlar Springsteen'e karşı, Springsteen'in sözleri de Scott'a karşı delil olarak sunulmuştu.
Bu durumda sanıklar birbirlerinin ifadesini çapraz sorguya çekme hakkından mahrum kalmış oluyordu.
Mahkeme bunun anayasadaki yüzleşme hakkının ihlali olduğuna hükmetti ve her iki mahkumiyeti de bozarak yeni yargılama yapılmasına karar verdi.
Bu gelişme davayı adeta başa döndürmüştü.
Springsteen ve Scott 2009 yılında temyiz süreci sonunda kefaletle serbest kaldılar.
Savcılık başlangıçta pes etmeyi niyetli değildi.
Yeniden yargılama için hazırlıklara başladılar ve ellerindeki delilleri gözden geçirdiler.
Fakat adaletin cilvesi bu noktada bir kez daha ortaya çıktı.
Kurbanlardan Amy Ayers'ın bedeninden yıllar önce alınmış olan DNA örneği tekrar teste tabi tutuldu.
Sonuçlar şok ediciydi.
Bu DNA ne Springsteen'e ne de Scott'a aitti.
Üstelik tutuklanan diğer iki şüpheli yani Pierce ve Wellborn'la da eşleşmiyordu.
Yani cinayet mahallinde bulunan genetik iz yargılanan hiç kimseyle uyuşmuyordu.
Bu durum zaten yalnızca itiraflara dayanan dava dosyasını tamamen sarstı.
Savcılar sonunda yeniden yargılama planlarından vazgeçmek zorunda kaldı.
2009'da tüm suçlamalar düşürüldü ve böylece 4 kızın katliamı resmen faili meçhul haline geldi.
Yıllar boyunca katil olarak damgalanan Springsteen ve Scott hapiste geçirdikleri yaklaşık 10 yıllığa kala kaldılar.
Hatta Texas mahkemeleri ikilinin masumiyetinin kanıtlanmadığını öne sürerek onlara tazminat bile ödenemeyeceğini kararlaştırdı.
Davaları teknik bir nedenle bozulmuş olsa da resmen temize çıkmış değillerdi.
Böylece yoğurt dükkanı davası tek bir mahkumiyet bile sağlanamamış şekilde adeta uçuverdi.
Bu arada ilk başta şüpheli listesinde yer alan ve 1999'da tekrar tutuklanan Morris Pierce ile Forrest Wellborn somut kanıt yetersizliğinden ötürü hiç mahkeme karşısına çıkmamışlardı.
Forrest Wellborn Özgürlüğüne kavuştu ve gözlerden uzak bir hayat sürmeye çalıştı.
Morris Pierce ise bir tür beladan uzak duramadı.
2010 yılında Austin'de rutin bir trafik çevirmesi sırasında polisten kaçmaya kalkışan Pierce kovalama sonunda bir polisi boynundan bıçakladı.
Memur ağır yaralanırken diğer polisler kendini savunmak için ateş açtı ve Pierce oracıkta vurularak öldü.
Böylece ismi başından beri bu dehşet verici olayla anılan 4 şüpheliden biri trajik bir şekilde hayatını kaybetmiş oldu.
Dava resmi olarak çözülmemiş olsa da dosya kapanmadı.
Soğuk vaka dedektifleri yıllar boyunca eldeki kanıtları yeni tekniklerle tekrar tekrar inceledi.
Özellikle 2000'lerin sonlarından itibaren DNA teknolojisindeki ilerlemeler bu davaya dair umutları ara ara yükseltti.
2017 yılında suç mahallinden elde edilen kısmi erkek DNA profili gelişmiş bir veri tabanında tarandı.
FBI, kendi araştırma veri tabanında bu örnekle Y kromozoma eşleşmesi gösteren bir kayıt bulduğunu Austin polisine bildirdi.
Ne var ki bu da bir anda çördüğüm haline geldi.
Çünkü söz konusu eşleşme özel bir araştırma projesinin anonim verilerinden geliyordu.
Yani DNA bir şekilde binlerce kişiyle ortak olabilecek bir genetik işareti gösteriyordu ve kimlik bilgisi açıklanmıyordu.
FBI yasal gizlilik gerekçesiyle ilgili kişinin adını vermeyi reddetti.
Bu gelişme katile ulaşıldı mı heyecanı yaratmış olsa da ortada isim olmayınca yine belirsizlik içinde kaldı.
Yine de dedektifler DNA'da bir gün mutlaka bir eşleşme bulacağız diyerek umutlu olduklarını dile getirmeye devam etti.
Öte yandan kurbanların aileleri adalet için farklı yollardan mücadeleyi sürdürdü.
Yıllar geçtikçe Texas yerel yönetimine ve federal makamlara başvurarak soğuk vakaların unutulmamasını sağlamaya çalıştılar.
Bu çabalar tamamen karşılıksız kalmadı.
2021 yılında ABD Temsilciler Meclisi'nde eski vakaların yeniden incelenebilmesi için aileleri yasal başvuru hakkı tanıyan bir yasa tasarısı bu davanın ailelerin tanıklıklarıyla
gündeme geldi. Ertesi yıl Ağustos 2022'de Başkan Joe Biden cinayet kurbanlarının aileleri hakları yasası adıyla anılan kanunu imzalayarak yürürlüğe soktu.
Bu yasa özellikle yoğurt dükkanı cinayetleri gibi çözülememiş dosyaların belirli aralıklarla, modern tekniklerle yeniden ele alınmasını teşvik etmeyi amaçlıyordu.
Böylece federal düzeyde de olsa bu korkunç olay geride kalanlara somut bir miras bırakmış oldu.
Başka ailelerin 10 yıllar süren belirsizlikler yaşamaması için bir sistem geliştirildi.
Bu arada Austin polisi yeni DNA analiz yöntemlerini denemeye devam ediyor.
2022 yılı başlarında gelişmiş genetik soy araştırmalarıyla katile hiç olmazsa dolaylı yoldan ulaşılabileceği umudu yeniden doğdu.
Eyalet yetkilileri ve laboratuvarlar eldeki minicik DNA örneğini çoğaltıp aile ağacı eşleştirmesi yapmaya başladılar.
Henüz kamuoyuna duyurulan somut bir eşleşme olmasa da dedektifler bu yöntemlerle 33 yıllık gizemi çözmeye her zamankinden daha yakın olabileceklerini belirtiyorlar.
Tüm bu bilimsel gelişmeler yıllardır sabırla bekleyen ailelerin yüreğine bir nebze olsun su serpiyor.
Aradan geçen 10 yıllara rağmen yoğurt dütkanı cinayetleri hala Austin'in zihinlerinde taze.
Şehir 6 Aralık yaklaştığında bu olayı anımsıyor.
Yerel televizyonlar, gazeteler her yıl bu failin meçhul katliamı alıyor.
Kurbanların aileleri için adaletin yerini bulmaması yaşamlarında asla dinmeyen bir acı ve bitmeyen bir bekleyiş anlamına geliyor.
Eliza Thomas'ın kız kardeşi Sonora Thomas yıllar sonra verdiği bir röportajda davanın çözülememesini biten bir acı değil sürüp giden bir işkence olarak tanımladı.
Benzer şekilde diğer aileler de katilin bulunup cezalandırılacağı güne dek içlerinin rahat etmeyeceğini dile getiriyorlar.
Dört kızın anısı onları tanıyan, tanımayan herkesin kalbinde yaşıyor.
Adlarına oluşturulan burslar, anma etkinlikleri ve hayır işleriyle unutulmamaları sağlanıyor.
Peki katil kim?
Bu soru tam 30 yıldır cevapsız.
Suçu bir kişinin mi yoksa bir grubun mu işlediği bile kesin olarak bilinmiyor.
İlk yıllarda ortaya atılan seri katil teorileri, çete teorileri, Ve soygun teorileri hiçbiri kanıtlanamadı.
Kimileri o gece dükkanda görülen o iki esrarengiz adamın gerçek suçlular olduğuna inanıyor.
Bazıları ise yakalanıp serbest kalan dört şüphelinin belki de doğru kişiler olduğuna ama delil yetersizliği yüzünden hesap vermeden kurutulduklarına inanmayı sürdürüyor.
Belirsizlik bu hikayenin üzerine bir sis perdesi gibi çöreklenmiş durumda.
Belki bir gün gelişen teknoloji ya da Gecikmiş bir vicdan azabı bu dosyayı aydınlatacak ve kurbanların ruhları huzur bulacak.
O güne dek York Dükkanı cinayetleri gizemini korumaya devam edecek.
Ve belki de bir yerlerde katil veya katiller hala aramızda yaşamayı sürdürecek.
Sizce bu korkunç cinayetleri kim işlemiş olabilir?
Yorumlarda düşüncelerinizi paylaşın.
Bu videonun sonuna geldik.
Bir sonrakinde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
