
Türkiye'nin İlk Satanist Cinayeti - Şehriban Coşkunfırat Davası
21 Şubat 2022 · 13 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Bu olaydan yaklaşık
bir sene önce ise henüz liseye giden iki genç arkalarında bir not bırakarak kendi hayatlarına son vermişti.
Bunun üzerine yapılan araştırmalarda bu iki gencin de satanist grupların içinde olduğu anlaşılmıştı.
Satanizm deyince hepimizin aklına belli belirsiz bilgiler geliyordur.
Satanizm kısaca şeytanı veya şeytan simgesini yücelten ve bazı ekollerinde şeytana tapmayı emreden öğretidir.
Satanizm, teistik satanizm ve ateistik satanizm olmak üzere ikiye ayrılır.
Bu korkunç cinayetin işlenmesinden biraz daha önceki zamanlara gidersek bu kötü üçlünün başı sayılabilecek Engin Arslan 16 yaşından itibaren satanizmle
ilgilenen ve benzeri öğretilerin eşliğinde yaşayan biriydi.
Metafiziki varlıklar ve cinlere inanıyordu.
Hatta bu varlıkların kendisiyle iletişimde olduğunu düşünüyordu.
Ailesi sıradan sayılabilecek bir Türk ailesiydi.
Engin'e normal bir aile olarak davranıyorlardı.
Sorun zaten onlarda değildi.
Engin uyumsuz, biraz sorunlu bir tipti.
16 yaşından beri hem ailesine hem çevresine çeşitli doğaüstü hikayeler anlatıyordu.
Bunlar cinler ve metafiziki varlıklarla ilgili hikayelerdi.
Onlarla nasıl iletişim kurduğundan bahsediyordu.
Her ne kadar ailesiyle ilişkisi iyi olmasa da ve uyumsuz görülse de Engin kendi sosyal çevresinde kabul gören arkadaşlıkları olan Ve dinlenen biriydi.
Yaşadığını iddia ettiği olayları çevresine sıkça anlatmaktan çekinmiyordu.
Kimse de onu dışlamıyordu.
Anlattığı her şeyi inandırıcı bir dille anlatıyordu.
Uzun zamandır satanizmle ilgilenen biri olarak artık bu öğretiyi başkalarına aktarması gerektiğini düşünüyordu.
Engin 17 yaşındayken o dönemler sıkça takıldığı bir bara gitti.
Bu bar Taksim'deki bir mekandı.
Biriyle tanışmayı, onu da bu öğretiyle tanıştırmayı kafasına koymuştu.
Aradığı kişiyi buldu.
O zamanlar henüz askerden yeni dönmüş olan 22 yaşındaki Ömer Çelik ile tanıştı.
Ömer Çelik ailesinin gözünde başarısız biriydi.
Askerden yeni dönmüş olmanın etkisiyle bir türlü iş hayatına tutunamıyordu.
Psikolojisi bozulmaya başlamıştı.
Tesadüfen bu dönemde Engin Arslan ile tanıştı.
Böylece bozuk olan psikolojisi daha da bozulacaktı.
Ona anlatılanlardan etkilenmeye oldukça müsait bir insandı.
Engin Ömer'e metafiziki varlıklardan, cinlerden hatta onlarla nasıl iletişime geçtiğinden bahsetti.
Kendisinin efendisi olarak bahsettiği şeytanla konuştuğunu bile söylüyordu.
Ömer kendisinden aynı zamanda yaşça küçük olan bu yeni tanıştığı kişinin anlattıklarına inanmakta zorluk çekiyordu.
Ama bir yandan da etkilenmişti.
Acaba bu tarz doğaüstü varlıklarla iletişime geçmek mümkün müydü?
Ömer için bir nevi kanıta ihtiyaç vardı.
Karşısındaki bu gencin inandığı şeylere kendisinin de inanabilmesi gerekiyordu.
Karşısındakini kendine fazla inandıramadığını fark eden Engin ona somut kanıtlar göstermeye hazırdı.
Cebinden toplu halde çıkardığı fotoğrafları Ömer'in önüne koydu.
Ömer hem şaşırmış hem de dehşete kapılmıştı.
Bu fotoğraflarda satanizm hainleri ve ne yazık ki bu hainler sırasında kurban edilen kediler vardı.
Aynı zamanda her fotoğraf karesinde Engin de gözüküyordu.
Başka insanlar da tabii ki vardı.
Ömer gördüklerine anlam vermeye çalışırken ve hala inanamıyorken Engin bir anda ağzından anlamsız kelimeler çıkararak konuşmaya başladı.
Ömer ne dediğini sorduğunda Engin ona cinlerle iletişimde olduğunu söyledi.
Ömer'in Engin'e inanması işte böyle oldu.
Karşısında ona göre başka boyuttan iletişime geçtiği, haber aldığı varlıklar vardı.
Ömer çok etkilenmişti.
Kendisi de böyle olmak istiyordu.
Başkalarını etkileyebildiği önemli biri olmak, duyulmak istiyordu.
Belki de Engin Ömer'in bu fark edilme ve önemli biri olma arzusunu da fark etmişti.
Ona bir teklifte bulundu.
Ömer'e eğer isterse kendisinin çırağı olabileceğini ve ona satanizmi öğretebileceğini söyledi.
Öğretiye ve Engin'in isteklerine göre Ömer ona sadakatini ve itaatkar biri olduğunu kanıtlamalıydı.
Engin Ömer'i ertesi gün eski bir fabrikaya çağırdı.
Buluştular ve içeriye girdiler.
Burası terk edilmiş karanlık, soğuk, ürkütücü bir mekandı.
İçerisi o kadar karanlıktı ki Ömer'in kendi ellerini, kollarını, bacaklarını bile görmesi mümkün değildi.
Ömer neler olacağını bilmemenin verdiği korkuyla bu ıssız eski yere yürürken Engin son derece kendinden emin ve rahat bir şekilde onun önünden yürüyordu.
Adeta onun bir ustası gibiydi.
En sonunda gelmesi gerektikleri yere geldiler.
Engin öğretiyle hemen başlamıştı.
Kocaman bir pentagram yıldızı çizdi yere.
Ömer'in fark ettiği bir şey daha vardı.
Burası kesinlikle Engin'in ayin fotoğraflarını gösterdiği yerlerden birisiydi.
Burada daha önce de kesinlikle ayin yapılmıştı.
Sonrasında dehşet verici anlar yaşandı.
Engin Ömer'in gözü önünde bir kediyi kurban etti.
Kurban etmekle kalmayarak daha da kötü şeyler yaptı.
Ömer yaşadıkları ve gördükleri karşısında korku ve heyecanla karışık duygular yaşıyordu.
Engin Ömer'in korkusunun farkındaydı.
Aniden belli bir yere dönüp konuşmaya başladı.
Ona cinlerin geldiklerini söyledi.
Ömer daha da korkmuştu.
Engin bu ayini ve testi daha da ileriye götürmeye hazırdı.
Ömer'e soyunması gerektiğini söyledi.
Ömer buna hiç karşı çıkmadı ve soyundu.
Daha sonra onu bodrum katına yönlendirdi.
Ömer'i orada yalnız başına bıraktı.
Çünkü Ömer'in konuştuğu metafiziki varlıklar gelene kadar durması gerekiyordu.
Eğer gelirlerse Ömer'in sadakati test edilmiş olacaktı.
Ömer bir süre korkuyla üşüyerek ve elinde mumla bekledikten sonra bir takım sesler duymaya başladı.
Korktuğu için gözlerini sıkıca kapadı.
O kadar sıkı kapamıştı ki zorlasa da bir daha açamayacak gibiydi.
En sonunda cesaretini topladı ve gözlerini açtı.
Karşısında bir çift kırmızı göz görmüştü.
Bütün bunlar aklının ona oynadığı bir oyun muydu?
Yoksa Engin'in ona oynadığı bir oyun muydu?
Kolunda bir acı hissetti.
Elinden başlayan koluna kadar giden bir yanık izi oluşmuştu.
Ömer sadakatini kanıtlamıştı.
Ömer artık itaat etmeye hazırdı.
Birlikte ilk ayin ve sadakat gecesinden sonra ikili oldular.
Oldukça yakın bir ilişkileri oluşmuştu.
Neredeyse her gün görüşüyorlardı.
Engin ona bildiği her şeyi anlatıyordu.
Satanizm öğretisi ve yapılması gereken her şeyi çırağına aktarıyordu.
Engine göre aralarına bir kişi daha katılmalıydı.
Şeytanın bunu istediğine inanıyordu.
Bir gün Ortaköy'de Engin 20'li yaşların başındaki bir genç kadını gözüne kestirdi.
Simsiyah giyinmiş bu genç kadın hemen ilgisini çekmişti.
Buranın altını çizmek isterim.
O dönem simsiyah giyinmek saçma bir şekilde satanist diye damgalanmanıza sebep oluyordu.
Söylenene göre Engin bu genç kadının yanına gitti ve kulağına bir şeyler fısıldadı.
Ömer ne dediğini bilmiyordu ve duymamıştı.
Bu genç kadının ismi Zinnur Gülşah Dinçer'di.
Tanıştıktan kısa bir süre sonra hemen kaynaştılar.
Anlattıkları her şey Zinnur'un da ilgisini çekmişti.
Zaten Zinnur da kendisinin metafiziki varlıkları gördüğünü ve onlarla iletişim kurduğunu iddia ediyordu.
Ona satanizm öğretisi hiç de uzak değildi.
Her şeyi anlayıp kabullenmesi Ömer'e göre daha kısa sürecekti.
Elbette ki Zinnur da aynı sadakat sınavından geçmeliydi.
Ertesi gün yine aynı fabrikada buluşmak için sözleştiler.
Zinnur çok heyecanlıydı.
Üçü birlikte bu karanlık ve ürpertici eski binanın içindeydiler.
Yine o pentagram yıldızının oraya gelmişlerdi.
Bu sefer Engin'in ayin öğretisi daha farklı olacaktı.
Zinnur'a soyunmasını söyledi.
Zinnur bunu kabul etti.
Pentagram yıldızının üzerine yatması için onu ikna etti.
Zinnur'un heyecanı korkuya dönüşmeye işte tam bu anlarda başladı.
Ya kendisi kurban edilirse diye düşünüyordu.
Engin elinde yine bir bıçak tutuyordu.
Zinnur'un korkusu yersizdi.
Çünkü bu cani yine bir kedi kurban edecekti.
Daha sonrasındaysa Zindur ve Ömer'i cinsel ilişkiye zorladı.
Bütün bu korkunç ayinlerin, satanizm öğretisinin ve kan dökmelerin bir numaralı suçlusu kesinlikle Engin'di.
Psikolojik problemleri olduğu bariz belliydi.
Fakat ikna kabiliyeti de bir o kadar iyiydi.
İnsanları kendine inandırmayı başarıyordu.
Çırakları olarak seslendiği bu iki kişi aslında piyondu.
Onları kullanıyordu.
Peki Şehriban Coşkun Fırat kimdi?
Ve nasıl bu üçlünün kurbanı olmuştu.
Şehriban Coşkun Fırat 1980 yılında İstanbul'da doğmuştu.
Aslen Malatyalıydı.
Coşkun Fırat ailesinin 8 kardeşinin 6.sıydı.
Okulun atletizm takımında başarılı olan bir genç kızdı.
Kalabalık bir ailenin mensubu olan Şehriban oldukça mutlu bir çocukluk geçirmişti.
Ailenin güler yüzlü, enerjik, saf, temiz kalpli kızıydı.
Ailenin geçimini sağlamak için bir pizzacı da çalışıyordu.
Bu pizzacı Taksim'deydi ve iş çıkışı o dönemin gençleri gibi sık sık buradaki mekanlara takılıyordu.
Rock müzik dinlemeyi seviyordu.
Ne yazık ki Ömer Çelik ve Engin Aslan da buralara takılıyordu.
Genç kızın hazin sonunu getirecek olan insanlarla tanışmasa da maalesef ki böyle olacaktı.
Şehriban çok içine kapalık biri değildi fakat çok fazla arkadaşı yoktu.
Hem çalıştığı hem okuduğu için oldukça hareketli bir yaşamı vardı.
Bu grupla tanıştıktan bir süre sonra Şehriban'a kendi inanışlarından, satanizmden, öğretilerden, doğaüstü varlıklardan ve ayinlerden bahsetmeye başladılar.
Tabii ki Şehriban'ı da aralarına dahil etmek istiyorlardı.
Yani tarikatlarını büyütmek istiyorlardı.
Bir fark vardı. Şehriban bu tarz şeylere inanan biri değildi.
Hatta ateist olduğu biliniyordu.
Ateist olduğu için hiçbir metafiziki varlığa da inanmıyordu.
Ona göre böyle şeyler yoktu ve saçma sapan şeylerdi.
Aslında öylesine bir arkadaşlık yürüttüğünü bile varsayabiliriz.
Sadece sosyalleşiyordu.
Ömer'den hoşlanmaya başladığını iddia edenler de olmuştu.
Bir gün yine hep birlikte takılırken Zinnur da yanlarına gelmişti.
Kendisinden başka yeni bir genç kadının gruba dahil olmasıyla kıskançlık krizine girdi.
Özellikle Engin'i çok kıskanıyordu.
Engin Zinnur'a Şehriban'ın Ömer'den hoşlandığını söylese de Zinnur kıskançlığa devam etmişti.
Dörtlü Orta Köy sahilinde takılıyordu.
O sıralar büyük bir deprem olmuştu.
Artçı depremler de ara sıra devam ediyordu.
Ormana geçtiler. Engin o günde deprem olacağını söyledi.
Dediği gibi de oldu.
Bunun üzerine bunun bir işaret olduğunu, şeytanın kurban istediğini söyledi.
Kurban olarak Şehriban'ı seçmişti.
Onu kurban edeceklerdi.
Ne yazık ki şehriban neye uğradığını anlamadan saldırıya uğradı ve hayatını oracıkta kaybetti.
Daha da kötü bir şey var ki genç kızın cansız bedenine cinsel saldırıda bulundular.
Bu üçlü kendi efendilerinden daha beterdi.
Cani, hasta ve katildiler.
Sadece hayvanların değil, şehribanın değil iddialarına göre hastanelerden henüz nüfusa kaydedilmiş yeni doğan bebekleri çalıp onları da kurban ediyorlardı.
Bunları söyleyen Zinnur'du ama ne kadar doğrudur bilinmiyor.
Cinayetten birkaç gün sonra Şehriban'ın cansız bedeni Ortaköy'ün mezarlığında yarı gömülü bir şekilde bulundu.
Olaydan bir gece önce Şehriban Ömer Çelik'le birlikte görülmüştü.
Bu yüzden yakalanmaları uzun sürmedi.
Yakalanan üçlü şeytana taptıklarını söyledi.
Hiçbir şeyi inkar etmiyorlardı.
Mahkemede üçü de hiçbir pişmanlık göstermedi.
Müebbet hapis cezasına çarptırıldılar.
Zinnur Gülşah Dinçer hapiste değişim göstermeye başladı.
Daha doğrusu öyleymiş gibi davrandı.
Namaz kılıp gitar dersleri veriyordu.
Bir süre sonra mektuplaştı biriyle evlenmeye karar verdi.
Müebbet hapis cezasına çarptırılmalarına rağmen daha sonrasında cezaları 16 sene indirildi.
Ve bu satanist caniler 2015 yılında tahliye edildi.
Şehriman Coşkun Fırat'ın ablası Derya Coşkun Fırat bu işin peşini bırakmayacaktı.
Zindur'un İsviçre'ye kaçtığını öğrendi ve oradayken de satanist ayinlerine devam ettiğini Facebook sayfasından takip etti.
Engin Arslan ve Ömer Çeliğe ne olduğu bilinmiyor.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
