
Transkript
16 Ocak 2001 İstanbul Fatih'te sabahın erken saatlerinde inşaatta kalan iki kişi kahvaltı yapmak için hazırlık yapıyorlardı.
Bir gün öncesinden Bodrum katta temizlik yapmışlardı.
En son bildikleri Bodrum katı tertemizdi.
Kahvaltılarını yapıp işe koyulduktan birkaç saat sonra inşaatı yapan müteahhit binaya gelip Bodrum katındaki temizliği kontrol etmek istedi.
İşçiler kendilerinden emin bir şekilde Bodrum'a indiler.
Gerçekten tertemizdi.
Fakat tam ortada çarşafla sarılı büyük bir paket duruyordu.
İşçilerin bundan asla haberi yoktu.
Uyuduklarında böyle bir paket burada değildi.
Bu esrarengiz paketin ne olduğunu merak ettiler.
Etrafına sarılı çarşaf çıkarıldığında karşılarına bu kez de bir bidon çıktı.
Bidonun üzeri gazete kağıtlarıyla doldurulmuştu.
Gazetelerin altındaysa siyah poşetin içinde cansız bir beden vardı.
Herkes bir anda şok oldu.
İnşaatta böyle bir paketin ne işi vardı?
Vakit kaybedilmeden polislere haber verildi.
Bidonun içindeki kimliği belirsiz bir erkeğe ait olan bu beden çırılçıplaktı.
Kulağı, burnu, ağzı silikonla doldurulmuştu.
Olay yeri inceleme ekipleri ilk kez böyle bir şey görüyordu.
Hemen etrafta delil incelemesi yapıldı.
Bu bidonu buraya koyanla ilgili veya olayla ilgili bazı deliller olmalıydı.
Ama beden dışında hiçbir delil yoktu.
Otopsi sonucuna göre boğulmuştu.
Bir yandan cinayet dedektifleri de maktulün kim olduğunu araştırıyordu.
İlk bulunan bedene uygun bir kayıp başvurusu var mı diye baktılar.
Tam 4 gün önce bulunan bedene uygun bir ihbar vardı.
İhbar yapan Ömer'in eşiydi.
En son Aksaray civarında biriyle görüşmek için evden ayrılmıştı.
Ondan sonra bir daha haber alınamamıştı.
Bu polisin elindeki ilk delildi.
Polisler hemen olay günü Ömer'i gören arkadaşlarını tek tek sorgulamaya başladılar.
Bu noktada Müslüm Öncel ismindeki bir arkadaşı en çok bilgiye sahip olan olduğu anlaşıldı.
Ömer Aksaray'da buluştuğu insandan bazı yetişkin filmleri satın alacaktı.
Seyyar satıcı arkadaşı Müslüm, Ömer ve gizemli kişi birlikte taksiye binip teslimat için Fatih'e doğru yola koyuldular.
Fatih'te uygun bir sokağa geldiklerinde gizemli şahıs taksi durdurdu.
Ömer ve ikisi yalnızca eve gidip CD alışverişini yapacaktı.
Müslüm'ü evde ailesi olduğu gerekçesiyle yanında götürmek istememişti.
Ömer de bu adama güvendiği için arkadaşına beklemesi gerektiğini söylemişti.
Aradan biraz zaman geçince hala arkadaşı gelmeyince Müslüm cep telefonuyla bir arama gerçekleştirdi.
Ömer telefonu açıp 10 dakikaya geleceğini söylemişti.
Anlaşılan sıkıntılı bir durum yoktu.
Tabii Ömer söylediği zaman aralığında hala gelmemişti.
İkinci telefonda yine aynı cevap geldi.
Beklemekten sıkılan arkadaşı iyice sinirlenip üçüncü kez telefon ettiğinde Ömer'in telefonunun kapalı olduğunu fark etti.
Bu Ömer'le kurduğu son irtibattı.
Dört gün sonra ise cansız bedeni bir bidonda bulunmuştu.
Polisler seyyar satıcının işaret ettiği her sokağı arasa da bu samanlıkta iğne aramak gibi bir şeydi.
Hiçbir sonuç alınamadı.
Bu olaydan tam beş gün sonra.
Gaziosmanpaşa'da park bekçisi akşam saatlerinde çalışmakta olduğu parkın içindeki çay bahçesine geldi.
İçi çalışan bir süredir parkın önündeki iki büyük kuliden bahsediyordu.
Saatlerdir iki kuli duruyor ama kimse almıyordu.
Çevredeki esnaflara sormuşlar bir yanıt alamamışlardı.
Bekçi parka gelince bu durumu onunla da paylaştılar.
Uzun zamandır durduğu için açıp kulilere bakmak istiyorlardı.
Çünkü kulilerden çok ağır bir koku geliyordu.
Tam koliyi açacaklarken yanlarından bir polis arabası geçtiğini fark edince durumu polislere izah ettiler.
Kolilerin ilki açıldığında 5 gün önceki olay yine yaşanıyordu.
Cansız bir beden vardı.
Diğerinde de manzara farklı değildi.
İkisinde de ileri derecede çürüme vardı.
Bu da zaman ve ölüm nedenini tespit etmeyi fazlasıyla zorlaştırıyordu.
İstanbul'da bir hafta arayla tam 3 cansız beden vardı.
Ve cinayetlerin işlenme şekilleri birebir aynıydı.
Cinayet masası dedektifleri karşılarında bir seri katil olduğunun farkındaydılar.
Katil çok titiz çalışıyordu.
Kolilerde hiçbir parmak izi yoktu.
Polisler yine kayıp ihbarlarını tarayarak bulunan bedenlerin kimliklerini tespit etmek istiyordu.
İlki kısa süre önce Bakırköy'de kayıp ihbarı verilen Ali Rıza adınaydı.
16 Ocak Salı günü birisini göreceğini söyleyerek ayrılmıştı.
Bir daha da görülmemişti.
Kendisini arayanlar telefonun kapalı olduğunu görüyordu.
Üçüncü bedeninde kimliği çok geçmeden ortaya çıktı.
Bir tiyatroda çalışıyordu.
Eve geç saatte gelmeyince ailesi merak edip polise ihbarda bulunmuştu.
Eve oğulları sağ salim dönememişti.
Polisler üç kurbanı da masaya yatırarak aralarındaki bağı araştırıyordu.
Üçü de birbiriyle alakasız insanlardı.
Birisi seyyar satıcı, diğeri zengin bir iş adamı.
Sonuncusu ise tiyatroda çalışan bir medya çalışanıydı.
Ortak noktaları...
aynı şekilde bulunmalarıydı.
Bir diğer ortak noktaları ise üçünün de kanında yüksek derecede alkol veya yasa dışı madde bulunmasıydı.
Bu demek oluyor ki üçü de son nefeslerini vermeden önce katille bir şeyler içmişlerdi.
Seri katille ilgili bu bilgiler açığa çıkmıştı.
Başka da bir delil yoktu.
Aradan biraz zaman geçtikten sonra Ali Rıza'nın evden çıkmadan önce Fatih'te bir evle telefon görüşmesi yaptığı ortaya çıktı.
Bu çok önemli bir detaydı.
Sabah evden çıkmadan önce bu numarayla iki kez görüşme yapmıştı.
Telefonun sahibi araştırıldığında karşılarına Orhan Aksoy adında daha önce hırsızlıktan sabıkalı birisi çıktı.
Bu ismin üzerinde durulmaya karar verildi.
Orhan Aksoy'un cep telefonu sıkı takip altına alındı.
Bir yerde telefonunu açarsa anında yere tespit edilecekti.
Orhan 23 Ocak 2001 günü Bursa'da telefonunu aktif hale getirdi.
İstanbul'dan emniyet yetkilileri vakit kaybetmeden bu adamı sorgulamak için yola koyuldular.
Oraya vardıklarında Orhan bir lokantada oturuyordu.
Polisler bu adamı kıskıvrak yakaladılar.
Üzerinde 3 bedene de ait eşyalar vardı.
Aradıkları adamı bulmuşlardı.
3 cinayetinde sorumlusu bu adamdı.
En azından polisler bu kadarını biliyordu.
Sorgulamalar sırasında altından başka şeyler de çıktı.
Aslında cinayetler sadece bu kadarla sınırlı değildi.
Orhan sorguda ilk olarak ev arkadaşı Ahmet'i öldürdüğünü itiraf etti.
Ev arkadaşı Orhan'ın cep telefonunu çalmıştı.
Bu hırsızlığın bedelini canıyla ödemişti.
Bedenin nereye bıraktığını da tarif etti.
Araştırılınca gerçekten 2000 yılında orada böyle birisi bulunmuştu.
Ama kimliği tespit edilemeyince kimsesizler mezarlığına gömülmüştü.
Polislere böyle doğru bilgiler verince başka bir beden daha olabileceği üzerine düşünülmeye başlandı.
Eski cinayetler yeniden masaya yatırıldı.
Bu olaylardan önce kolide bulunmuş başka bir cansız beden daha vardı.
Kemerburgaz'da Orhan daha yakalanmadan çok öncesinde bir koli daha bulunmuştu.
Olay yerinde hiçbir delil olmayınca failin meçhul olarak dosya rafa kaldırılmıştı.
Orhan Aksoy'un evinde başlatılan aramalarda yine doğru düzgün delil bulunamıyordu.
Öyle ki son derece profesyoneldi.
Her ayrıntıyı düşünmüştü.
Evde cinayetlerde kullanıldığı düşünülen ne kadar malzeme varsa hepsi temizlenmişti.
Orhan'a bu olayların neden yaptığı sorulduğunda hırsızlık cevabını aldılar.
Hırsızlıktan nefret ettiğini söylüyordu.
Yalnızca Ömer'i Romanlilere küfür ettiği için ortadan kaldırmıştı.
Orhan'ın eşi Roman asıllıydı.
Şimdi polisler daha detaylı bilgiler için Orhan Aksoy'un çocukluğunu araştırmaya başlamışlardı.
1971 Samsun'da 8 çocuklu bir ailede doğmuştu.
İnşaat işçisi olan baba ailesini zar zor geçindiriyordu.
Çok sert bir adamdı.
Çocuklarını sık sık dövüyordu.
Özellikle Orhan sürekli dayak yiyordu.
Bir süre sonra buna dayanamayan Orhan 15 yaşındayken evden kaçmıştı.
Arkadaşlarıyla hırsızlık yaparken de yakalandı.
Babasından o kadar korkuyordu ki gerçek adını soyadını mahkemede söylemiyordu.
Çünkü hırsızlık yaptığı için babasından dayak yiyebilirdi.
Bu yüzden arkadaşları serbest kaldığında o hala içeride yatmaya devam ediyordu.
Serbest kaldıktan sonra da bir şey değişmedi.
Yine ayrı suçlardan içeriye gir diye çıktı.
Daha sonralardan işsizlikten dolayı Romanya'ya gitti.
İşte eşiyle de burada tanıştı.
Evlendikten sonra bir anda düzenli bir insan olmaya başladı.
Artık hırsızlık yoktu.
Yeniden İstanbul'a gelip yerleştiler.
Her şey çok iyi ilerliyordu.
Ta ki 17 Ağustos 1999 depremi olana dek.
Depremden sonra Orhan'ın işleri komple alt üst olmuştu.
Ailesini geçindiremiyordu.
Bu durumda onu deli ediyordu.
Eşini ve çocuklarını Romanya'ya kayınpederinin yanına gönderip bir düzen kurup onları geri çağırmayı planlıyordu.
Bunu hiçbir zaman gerçekleştiremedi.
Ailesini bir daha İstanbul'a geri getiremedi.
Kızgınlığının arttığı dönemde de Türkiye tarihine geçecek cinayetleri işlemeye başladı.
Bu olaylar yaşandıktan sonra Orhan Aksoy'un kardeşleri de ortaya
çıkıp çocukken yaşadıklarını anlatmaya başladılar.
Gerçekten çok kötü bir babaları vardı.
Her çocuğu ondan nefret ediyordu.
Belli ki Orhan'ın üzerinde ciddi etkileri olmuştu.
Orhan Aksoy çıkarıldığı mahkemece 5 ayrı cinayetten 5 gezme ve betapis cezasına çarptırıldı.
Sorgu sırasında itiraf ettiği tüm suçları bu kez reddediyordu.
Kendisinin bu suçları asla işlemediğini anlatıyordu.
Böyle haberleri TV'de görmüş, dizilerden etkilenmişti.
Yoksa ölüden bile korktuğunu söylüyordu.
Tabii buna inanmak.
Haydi zor duruyordu.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
