
Türk Seri Katil - Çumra Canavarı Abdullah Aksoy
11 Ocak 2022 · 13 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Abdullah Aksoy 1934 yılında Konya'nın Çumra ilçesinde dünyaya geldi.
Üç kardeşlerdi.
Ailesi bölgede çiftçilik yaparak geçimini sağlıyordu.
Daha sonralarda diğer iki kardeş büyüyünce Almanya'ya çalışmaya gittiler.
Abdullah da Çumra'da kalmıştı.
15 yaşında tarladayken geçirdiği bir kaza sonucunda hayatını tümden etkileyecek o rahatsızlığı başladı.
Abdullah sarı hastası olmuştu.
Sık sık nöbetler geçirip bayılıyordu.
İnsanlar kendisine acıyordu.
Ona destek olmaya çalışıyorlardı.
Hatta adı deliye de çıkmıştı.
Dönemin Anadolu'sunda hastalığı farklı şekilde anlamlandırılıyordu.
Tabi bunda Abdullah'ın da payı vardı.
Tuhaflaşmıştı. Sonralardan ailesi kendisini yalnız bırakınca tek başına yaşamaya başladı.
Pek bir arkadaşı yoktu.
İlk evliliği pek uzun sürmedi.
Eşi onu terk etti. Bunun sebebini kimse bilmiyordu.
Sadece Abdullah'ın normal olmadığı biliniyordu.
Bu yüzden eşi de onu terk etmişti.
Abdullah Aksoy ilk evliliğinden sonra bir kez daha evlendi.
Bu kez çocukları da oldu.
Ama evin içinde her ne oluyorsa eşleri onu bırakıp gidiyordu.
Yine aynısı oldu.
Bir gece terk edildi.
Asıl olan gerçekler zaman sonra ortaya çıkacaktı.
Yıl 1962.
Abdullah Aksoy inşaatta çalışıyordu.
Buradayken Muharrem ismindeki bir arkadaşını evine davet etti.
Evde biraz sohbet edilip içki içildikten sonra Abdullah arkadaşına cinsel ilişki teklifinde bulundu.
Bu teklifi kabul edilmeyince ortam bir anda gerildi.
Yanındaki keserli adama saldırdı.
Muharrem aldığı darbeyle baygınlık geçirmişti.
Abdullah da olayın şokunu üzerinden attıktan sonra arkadaşının hayatını kaybettiğini düşünüp onu defnetme planları yapıyordu.
Fakat şans eseri adam yaşıyordu.
Yakaladığı ilk fırsatla evden kaçmayı başardı.
Yaralı bir şekilde karakola kadar gidebilmişti.
Polislere verdiği ifadede Abdullah Aksoy ismini işaret ediyordu.
Polisler bir saat içinde olayın yaşandığı eve gittiğinde Abdullah oradaydı.
Gözaltına alınıp sorgulanması gerekiyordu.
O sıralarda 30 yaşlarındaydı.
Arkadaşıyla bir kavgaya tutuştuklarını kabul ediyordu ama ilişki teklifini reddediyordu.
Sonuçta polislerin emin olduğu bir yaralama söz konusuydu.
Ertesi gün çıkarıldığı mahkeme sonucunda 80 gün hapis cezasına çarptırıldı.
Tahliye edildikten sonra kimse olayın üzerinde durmadı.
Zaten işin içinde cinsel bir talep olunca bu hiç konuşulmaz olmuştu.
Dönemin Anadolu'su için bunlar konuşulabilecek şeyler değildi.
Abdullah Aksoy ilk denemesinden sonra kendisine daha fazla güvenmeye başladı.
Artık bölgede tüm dünyayı ilgilendiren kazı çalışmaları başlamıştı.
Çatalhöyük, dünya mirası için önemli bir keşifti.
İlk başlarda bölge halkı yabancıların gelip orada kazı çalışmaları yapmasına karşı çıkmış olsa da zaman içerisinde iş imkanının doğmasıyla duruma alışmışlardı.
Abdullah da hapisten çıktıktan sonra Çatalhöyük kazılarında çalışmaya başlamıştı.
Evden işe, işten eve gidip gelen birisiydi.
İş çıkışlarında bir süreliğine kahvehaneye uğrayıp, Yalnız başına oturduktan sonra akşam namazını camide kılıp evine gidiyordu.
İnsanların gördüğü kadarıyla yalnız ve namazında niyazında birisiydi.
Akşam namazlarını asla kaçırmazdı.
Tabi hiç kimsenin bilmediği bir de karanlık tarafı vardı.
Abdullah kahvehaneye gittiği o zamanlarda kendisine hedef belirliyordu.
Özellikle yeni gelmiş olan erkekleri seçiyordu.
Çünkü bölgede yaşayanlardan birisini hedef alsa bu kısa sürede anlaşılabilirdi.
Çatalhöyük'te yeni çalışmaya gelmiş henüz kimselerle tanışmamış insanları gözüne kestirip onlarla bir şekilde sohbet ortamı kuruyordu.
Bunun yeri de kahvehaneydi.
Tanıştığı insanları evine götürüyordu.
O insanlardan da bir daha haber alınamıyordu.
Bölgeye daha yeni geldikleri için çok merak edilmiyorlardı.
Sadece polislerin elinde kaybolan insanların aileleri tarafından yapılmış şikayetler vardı.
1967 yılına kadar birileri kayboluyordu.
Polislerin ellerinde önemli detaylar yoktu ama 1967 yılında Çumra'ya yeni bir komiser atanınca işler değişmişti.
İbrahim Altan isimli idealist komiser hemen dosyaları önüne koyarak çalışmaya başladı.
Bu kayıp insanları bulmayı kafasına koymuştu.
Çumra gibi ufacık bir yerde 7 kişi nereye kaybolmuş olabilirdi?
İşin daha da önemlisi 2 Alman arkeolog ve 3 Türk teknisyen de kayıptı.
Olaylarla ilgili deliller araştırılınca...
Hepsinin 45-55 yaş aralığında olduğu ortaya çıktı.
Hepsi en son ya kahvehanede görülmüşlerdi ya da çarşıda.
Komiser İbrahim kayıpların aileleriyle görüşerek bir düşmanları olup olmadığını soruyordu.
Bu görüşmeler sonuçsuz kalmıştı.
Komiser Çumra'ya daha yeni geldiği için kimliğini henüz açık etmemişti.
Polisler dışında onun komiser olduğunu kimse bilmiyordu.
O da kayıp insanların en son görüldüğü yerlerden birisi olan kahvehanede vakit geçirmeye karar verdi.
Bu şekilde şüpheli şahısta denk gelebilirdi.
Ve beklediği o adam içeriye bir gün girdi.
Hafif kambur yürüyüşlü, başı öne eğik bir adam içeriye girmişti.
Komiser daha adamı görür görmez biraz daha oturmaya karar verdi.
İçeriye giren adam tek başına oturup çayını yudumlarken komiserle göz göze geldiler.
Komiser bu durumdan daha ilk bakışta şüphelendi.
Adam da bir şeyler sezmişti.
Tam kalkacakken yine aynı göz göze gelme yaşanınca bu adamı daha da merak etmeye başladı.
Sabah olur olmaz verdiği ilk emirle bu adamın araştırılmasını istedi.
Öğrendiği bilgilere göre kahvehanede karşılaştığı adam Abdullah Aksoy'du.
Çatalhöyük'te kazı işlerinde çalışan işçilerden birisiydi.
Günübirlik işçilerdendi.
Sabahları amele pazarına gider oradan da kazı için kendisine almaya gelirlerdi.
Komiser şüphelendiği bu adamı adım adım takip ettiriyordu.
Ona göre baş şüpheliydi.
Ama adam da takip sırasında hiçbir şey henüz yapmamıştı.
Bu durum komiserin canını sıkıyordu.
Bir şekilde onu suçüstü yakalamayı umuyordu.
Tam umutsuzluğa kapılacağı bir zamanda Çumralı bir kadın kocasından bir süredir haber alamadığını ve kayıp olduğunu ihbarında bulundu.
Komiser İbrahim baş şüphelisi Abdullah'ın ilk kez karakola getirilmesini emretti.
Abdullah Aksoy karakola geldiğinde cebinden çıkardığı üzümleri yiyince Şikayet için gelen kadının bakışları bir anda değişti.
Çünkü kocası evden çıkarken cebine kuru üzüm koymuştu.
Aynı gün karşısına gelen adam da cebinden çıkarmış kuru üzüm yiyordu.
Bunu komisere aktarınca şimdi istediği fırsat ele geçmiş oldu.
Hemen Abdullah Aksoy'un evinin aranmasını istedi.
Ekipler eve girdiğinde kayıp şahsın kol saatini ve kırmızı lekeli bir kıyafet buldular.
Daha ilk bakışta bazı deliller ortadaydı.
Ama bunlar hiçbir şeydi.
Çok daha önemlisi keşfedilecekti.
Polislerden birisi zeminde farklı bir yükselti tespit etti.
Evin tüm zemini gibi orası dümdüz değildi.
Komiser İbrahim'in onayıyla o yükselti kazılmaya başlayınca dehşet anları başlamıştı.
Kazdıkça cansız bedenler çıkıyordu.
Hepsi Cen'in pozisyonunda yatırılmıştı.
Abdullah Aksoy bir mezarlığın üzerinde oturuyordu.
İncelemeler sonunda yaşamına son verdiği erkeklerle cinsel ilişkiye girmişti.
Daha da korkuncu bazılarının yaşamına son verdikten sonra bunu yapmıştı.
O gece sabaha kadar süren kazılardan sonra tam 5 kişinin bedenine ulaşıldı.
Bu tahmin edilen rakımın üzerindeydi.
Abdullah karakolda komiser İbrahim tarafından sorgulanıyor ama hiçbir şeyi itiraf etmiyordu.
Sorgular sırasında sık sık Sara krizleri geçirip baygınlık geçiriyordu.
Bu yüzden sorgulama doğru düzgün ilerleyemiyordu.
Komiser İbrahim Abdullah Aksoy'u araştırırken 3 kez ev değiştirdiğini fark etti.
Çumra gibi ufak bir yerde neden 3 kez ev değiştirdiğini düşünmüştü.
Bunun üzerine diğer evlerde de çalışma yapılmasını istedi.
Asıl korku sahneleri şimdi yaşanıyordu.
Her kazılan evin altından birileri çıkıyordu.
Polisler kazdıkça yeni bedenlerle karşılaşıyordu.
Çumra'da neler yaşanmıştı böyle?
Yanı başlarında çok tehlikeli bir seri katil vardı.
Kazma işlemleri devam ettikçe toplam sayı 10 olmuştu.
Komiser İbrahim görev başına geldiğinde bilinen kayıp şahıs sayısı 7 kişiydi.
Ama hayatını kaybetmiş 10 insan...
farklı farklı evlerin altında gömülmüş olarak bulundu.
Evlerinin altında mezarlıkta olduğunu öğrenen insanlar sinir krizleri geçiriyordu.
Bölge halkı çok kötü anılar yaşıyordu.
Sayı ona ulaştıktan sonra sonunda Abdullah Aksoy suçlamaları kabul etti.
Şeytana uyduğunu ve kendisinin pasif homoseksüel olduğunu itiraf etti.
Tüm bu suçları o işlemişti.
Cinayetleri karısı ve çocukları karısının ailesine gittiğinde işliyordu.
oturduğu evlerin altı dolduğu için başka bir eve taşındığını söyledi.
2 Nisan 1967 günü itirafları sonunda hapishanenin yolunu tuttu.
Mahkemesi görülmesi için delillerin bir araya toplanması bekleniyordu.
Hapishanede yatarken kendisiyle ilgili çıkan haberleri de takip ediyordu.
Kendisinden nasıl bahsedildiğini merak ediyordu.
12 Nisan 1967 günü ise kaldığı koğuşta kendi canına kıydı.
Yaşattığı onlarca acıdan sonra kendi yaşamına da son vermişti.
Abdullah Aksoy'un cenazesini babası dahil kimse sahiplenmedi.
Bu yüzden kimsesizler mezarlığına gömüldü.
Cenazesi mezarlığa götürülürken de Çumra halkı tarafından taşlandı.
İnsanlar tarafından nefret edilen bir bölge insanına dönüşmüştü.
Yıl 1990.
Aradan 23 yıl geçmişti.
Tam 23 yıl sonra Çumra'da birisinin evinin bahçesinde inşaat çalışması yapılıyordu.
Bahçe biraz kazıldıktan sonra işçilerden birisinin önünde çok ilginç bir şey çıktı.
Bir kafa tası. Herkes neye uğradığını şaşırdı.
Adamın evinin bahçesinde illegal bir durum söz konusuydu.
Ev sahibinin ne olduğunu bile anlamadan polislere haber verdi.
Olay yerine gelen polisler kazmaya devam ettikçe toplamda sayı 5'e ulaştı.
Ama artık oraya gömülenlerden eser bile yoktu.
Hepsi çoktan yok olmuştu.
Tabi ev sahibi gözaltına alındı.
Adam şok olmuştu. Kendisinin böyle bir suç işlemediğini anlatmaya çalışıyordu.
Polisler evin ne zaman satın aldığını sorunca çok uzun zamandır evin sahibi olduğunu söyledi.
Bu sorgulamalar sırasında evini bir süre kiraya verdiğini de hatırladı.
O kiracısı, çumra canavarı Abdullah Aksoy'du.
Her şey bir anda açıklığa kavuştu ve 23 sene önce kapanmış dosya yeniden açıldı.
Peki burada gömülü olan insanlar kimlerdi?
Bunun cevabı ancak 2008 yılında ortaya çıktı.
Gelişen adli tıp çalışmaları bulunan kalıntıların 1965 yılında Çumra'da kaybolan 2 Alman arkeolog ve 3 Türk teknisyene ait olduğunu saptadı.
O dönemler bu insanlar asla bulunamamıştı.
Aynı dönemde ise yaşayan bir seri katil vardı.
Abdullah Aksoy'un nasıl bir canavar olduğu yıllar sonra yeniden anlaşılmıştı.
Bu durumda işlenen cinayet sayısı 15'e yükselmişti.
Abdullah Aksoy ölse bile laneti çumranın üzerinden uzun süre gitmedi.
Yaptıklarının kalıntıları uzun süre sonra ortaya çıkmaya devam etti.
Araştırmacılar işlediği suçlardan sonra kurbanlarını defnetme biçimini araştırdıklarında Çatalhöyük'teki kazılardan etkilendiğini fark ettiler.
Çatalhöyük'te kazılar orada yaşayan insanların cenazelerini kendi evlerinin altına gömdüklerini ortaya çıkarmıştı.
Yani yakınlarını Kendilerinden uzakta bir yere gömmüyorlardı.
Abdullah Aksoy burada çalışırken bundan etkilenmiş olacak ki kendi evinin altını da mezarlığa çevirmişti.
Türkiye'nin en az bilinen seri katiliydi.
Gündeme asıl gelmesi 1990'da bulunan kalıntılar sayesinde olmuştu.
O kadar kötü şeyler yaptı ki bölge halkı onun adını ağzına almayı bile kabul etmiyor.
İşte Abdullah Aksoy tam olarak böyle birisiydi.
Ve bu videonun da sonuna geldik.
Bir sonrakinde görüşmek üzere.
Kendinize çok çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
