
Transkript
Bursa'nın İznik ilçesinde ortadan kaybolduktan 6 yıl sonra kemikleri evlerinin bahçesinde gömülü bulunan Emlak Zengin'i, 80 yaşındaki Emine ve 86 yaşındaki Ahmet Refik Öner çiftinin cinayet şüphelisi
oğulları, iki kez ağlaştırmış ömür boyu hapis cezası sistemiyle yargılanan Kenan Öner, cinayetle ilgisi olmadığını, işkence ve baskı altında ifadesinin alındığını, kendisine kurulan komployu ortaya çıkaracağını söylerken,
duruşmaya katılan ablasız Dilya Bedel, anne ve babasının yanı sıra, Fransa'daki cinayeti de kardeşinin işlediğini, kayıp olan karısını da öldürdüğünü iddia etti.
Kenan Öner'e neden bin bir suratlı katil diyorlar?
Çünkü kendisi birçok sahte kimlikle sağda solda gizliyordu.
Fransa'ya gidiyor, Türkiye'ye geri geliyor ve bunların hepsini sahte kimliklerle yapıyordu.
Kenan Öner bu konuda çok uzmandı.
Kenan Öner'in piyasaya düşmesi de...
Oğlu sayesinde oldu. Televizyonlar 2008 yılında bu adamı konuşuyordu.
Kenan Öner'in oğlu babasının bir katil olduğundan şüphelendiği için polise gitmişti.
Kenan Öner 1958 yılında Bursa İznik'te dünyaya geldi.
Ailesinin durumu çok iyiydi.
Babası Bursa'nın emlak zenginlerindendi.
Bu yüzden avantajlıydı.
Okuyabilecek fırsatı vardı.
Kenan zeki bir çocuktu.
Üniversite zamanı geldiğinde İstanbul Üniversitesi felsefe bölümünü kazanmıştı.
Ama okulunu okurken siyasi faaliyetlere karışmış, siyasi bir örgüte üye olmuştu.
Mezun olduktan sonra üyesi olduğu silahlı örgüt nedeniyle 1958 darbesinden sonra sorunlar yaşamış, işkence görmüştü.
Kenan da 1981 yılında çareyi ülkeyi terk etmekte bulmuştu.
80 darbesinden sonra çok fazla insan başka ülkelere iltica etmeye çalışıyordu.
Kenan da onlardan bir tanesiydi.
1981'de Fransa'ya kaçtıktan sonra iltica talebi kabul edilince burada yaşamaya başladı.
İlk başlarda sıradan bir hayatı vardı.
Burada Türklerle arkadaşlık yapıyor, hayatını devam ettirmeye çalışıyordu.
En azından insanların bildiği de buydu.
1986'da Fransa'nın Isier kasabasında Çöplükte çıkan bir yangından sonra Fransız polisine çöplükte bir ceset olduğu ihbarı gelmişti.
Polisler ihbar üzerine yangının çıkan yere gittiklerinde gerçekten yanmış çöplerin arasında onlarla birlikte yanmış cansız bir bedenle karşılaştılar.
Ateşin verdiği ısıdan dolayı simsiyah olmuştu.
İlk bakışta bir şeyler söylemek imkansızdı.
Sadece boynunda baktığınızda belli olan bir tel vardı.
Bu durum polisleri katilin kurbanı önce boğduğunu daha sonra da çöplerin arasına getirip yaktığını düşünmesini sağladı.
Etrafta herhangi bir kimlik yoktu.
Kurbanın kimliği henüz belirsizdi.
Yanmış beden daha detaylı araştırma için otopsiye gönderildi.
Otopsi sırasında kurbanın yaklaşık 1.65 boyunda bir erkeğe ait olduğu anlaşıldı.
Kimliğini tespit etmek için yapılan araştırmalar sonunda kurbanın aslında boğularak öldürülmediği ortaya çıktı.
Kafasının arkasında mermi yarası izi tespit edildi.
Aslında başka bir yerde yaşamına son verilmiş ve demir telle bağlanarak buraya getirilmişti.
Cinayetle ilgili detaylar ortaya çıktı ama bu adam kimdi?
DNA testi yapmak imkansızdı.
Bedenden DNA örneği alabilecek bir yer kalmamıştı.
Tek çare diş örneğini almaktı.
Fransız polisinin şansına aynı diş tipine sahip birisi bir hafta önce diş doktoruna gitmişti.
Bunu da kurbanın diş röntgenini civardaki dişçilere dağıtarak tespit etmişlerdi.
Cansız beden 25 yaşında Mehmet Yılmaz isimli bir Türke aitti.
Henüz 5
yıldır Fransa'da yaşıyordu.
Sessiz saki bir hayatı vardı ve inşaat işçiliği yapıyordu.
İncelemelere göre Mehmet Yılmaz bu kasabada Hasan ve Sadık isminde iki kardeşle beraber yaşıyordu.
29 Mayıs'ta polisler evde bir arama yapmaya başladılar.
Polisler bu evde çok ilginç detaylar keşfetti.
Mehmet'in odasına girdiklerinde yatak dağınık duruyordu.
Üzerinde kısaca bir göz gezdirdiklerinde ise yatağın üzerinde kan lekeleri fark ettiler.
Görünen o ki Mehmet burada hayatını kaybetmişti.
Ayrıca ev arkadaşı Hasan'ın dolabında da 7.65'lik bir silah çıktı.
Otopsi raporuna göre Mehmet'in kafasının arkasından çıkan mermiyle birebir uyuyordu.
Bu gibi deliller Hasan ve Sadık kardeşleri doğrudan şüpheli konumuna getirmişti.
Ama yine polislerin aklına bazı sorular takılıyordu.
Eğer gerçekten bu kardeşler yaptıysa neden odayı temizleyip cinayet aletini de atmamışlardı?
Bu normalde hiç görüldük bir durum değildi.
Sanki Hasan ve Sadık kardeşler bu evin içinde olan şeyi ilk kez duyuyor gibilerdi.
Eğer ilk kez duyuyorlarsa katil olmadıkları belliydi.
Ama evde bulunan deliller iki kardeşin karakolda sorgulanmasının yolunu çoktan açmıştı.
Hasan ifadesinde birkaç gündür eve gelmediğini kız arkadaşına kaldığını kanıtlayarak teyit etti.
Sadık da ara sıra evlerine Kenan Öner ismindeki Mehmet'in arkadaşının gelip kaldığını polislere söyledi.
Bu arada Hasan da sorgulamalar sırasında Kenan Öner isminden bahsetmişti.
Polisler için bir isim daha ortaya çıkmıştı.
Üstelik alınan bilgiye göre 7.65'likli silah taşıyordu.
Ancak Kenan Öner hiçbir yerde yoktu.
Düzenlediği sahte bir kimlikle çoktan burayı terk etmişti.
Kenan Öner Türkiye'ye memleketi Bursa'ya yerleşmişti.
Burada evlenerek bir çocuk sahibi oldu.
Hatta hayatı çok iyi durumdaydı.
Özel bir bankada genel müdürü yardımcılığı konumundaydı.
O burada her şeyden habersiz yaşarken Fransa'da polisler Mehmet Yılmaz davasına peşinden gitmeye devam ediyordu.
Kenan Öner ismine ulaştıklarında tam 12 yıl sonra Interpol ile iletişime geçerek Türkiye'de bu adamın bulunmasını sağladılar.
Bursa'da yaşamakta olan Kenan mahkeme tarafından ifadeye çağrıldı.
Kenan ifadesini verirken çok sakindi.
Sakin sakin yalanlarını söylüyordu.
Rahmetli Mehmet'in arabasını Mehmet'in kendisine borcuna karşılık almış olduğunu söyledi.
Ama ruhsatta imza sahteydi.
Aslında bu olay bu şekilde gerçekleşmemişti.
Ayrıca silahının ruhsatını da...
Hasan'ın imzaladığını söyleyince Fransa'dan Türkiye'ye Kenan'ın baş şüpheli olduğuna dair mesaj gönderildi.
Kenan Öner Türkiye'de yıllarca süren duruşmaların ardından sonunda Fransa'da işlediği cinayetten suçlu bulunarak müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
Kenan Öner müebbet hapis cezası almışken 2004 yılında afla yeniden serbest kaldı.
Tekrardan sokaklardaydı.
Artık Türkiye'de yaşıyordu.
İstanbul'a Bayrampaşa'ya yerleşmişti.
Bir yıl sonra eşi Canan ortalıktan kayboldu.
Etrafına karısının tatile gittiğini söylüyordu.
Ama Canan o tatilden hiçbir zaman dönmedi.
Kenan'a göre karısı kaçmıştı.
Oğluna da böyle söylüyordu.
Durduk yere karısının kaçma hikayesine insanlar inanmasa da ellerinde aksini kanıtlayacak bir delil yoktu.
Daha sonra 2008 yılında Kenan'ın anne ve babası da kayboldu.
Kenan hapisten çıktıktan sonra kayıpların yaşanması da hiç normal değildi.
Bu arada Kenan da ufak tefek dolandırıcılık yaparak geçimini sağlıyordu.
Hapisten çıktıktan sonra doğru düzgün bir düzen oturtamamıştı.
Sabıkasından dolayı iş bulmakta zorlanıyordu.
2013 yılında Kenan'ın üniversite okuyan oğlu babasından şüphelenerek polislere bir şikayet talebinde bulundu.
8 yıldır annesi ortalıkta yoktu ve bu süreç babası hapisten çıktıktan sonra gerçekleşmişti.
Polisler bu ihbarı kulak arkası yapmadılar ama Kenan'ı da sıkıştıracakları bir yer arıyorlardı.
Yapılan araştırmalara göre dolandırıcılıktan kesinleşmiş bir cezası vardı.
Bunun üzerine gidip evinde bir şekilde arama yapılmalıydı.
Dava Bursa Cinayet Masası bürosundaydı.
2014 yılının Nisan ayında beklenen arama izni çıkınca polisler İstanbul'un yolunu tuttular.
Kenan Öner'in evine geldiklerinde kapıyı kimse açmadı.
Arka arkaya iki tane çelik kapı vardı.
İki kapı da Çelinger desteğiyle kırılarak içeriye girilebildi.
Ev zifiri karanlıktı.
Polisler Kenan'ın evde olmadığına emin oldular.
Evin salonuna doğru ilerlediklerinde ise Bir adamın karanlığın tam ortasında tek başına oturduğunu gördüler.
Bu Kenan Öner'den başkası değildi.
Elektrik faturasını ödemediği için elektrikler kesilmişti.
Karşısında polisleri görür görmez susma hakkını kullandığını söyledi.
Polisler evin içine baktığında sadece bir odada elektrik olduğunu fark ettiler.
Bu odaya da apartmandan kaçak elektrik bağlanmıştı.
Yalnızca o odada elektrik olması önemli bir konuydu.
Çünkü burası Kenan'ın çalışma odasıydı.
İçeride yüzlerce evrak ve dosya vardı.
Kenan neredeyse son 30 yılının her gününü not almıştı.
Her şeyi ayrıntılı bir şekilde dosyalamıştı.
Polisler bu evrakların arasında anne babasıyla ilgili ipucu ararken Bursa İznik'te evlerinin bahçesini işaret eden bir kroki bulundu.
Bu krokinin yanındaysa 15-16 Nisan'da çalışma yapıldığı yazıyordu.
Kenan sorgulanmak üzere Bursa'ya götürüldü.
İznik'teki evin bahçesi aslında anne baba kaybolduktan sonra iki kez kazılmıştı.
Ama hiçbir şey çıkmamıştı.
Fakat bu kez nokta gösteren bir kroki vardı.
Polisler sorgulamalar sırasında Kenan'a zarf atıp anne ve babasını bulduklarını söylediler.
Bunun üzerine Kenan'ın ağzından bahçede mi bulduklarına dair bir soru çıkınca işler biraz daha netleşmiş oldu.
Bursalı emniyet yetkilileri bahçeyi kazmaya başladıklarında henüz 2 metre derinlikte aradıkları şeyi buldular.
300 adet kemik kalıntısı ortaya çıktı.
Yapılan hızlıca DNA testine göre kalıntılar Kenan'ın kayıp anne ve babasına aitti.
Bu kadar kalıntı bulunmasına rağmen Kenan hala suçunu kabul etmiyordu.
Ancak her şey belliydi.
Anne ve babasının canına kıymıştı.
Kenan Öner bu iki cinayetten tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Tabi anne ve babasının kalıntıları bulununca akıllara eşi Canan'ın da akıbeti geliyordu.
Polisler Bayrampaşa'daki evinin terasında bir kazı çalışması başlattı.
Bu çalışmanın sonunda karşılarına Canan'ın da bedeninin çıkacağı umudu vardı ama hiçbir şey bulamadılar.
Kenan Öner yıllar boyunca eşiyle ilgili hiçbir itirafta bulunmadı.
Kenan çıktığı mahkemelerce iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
Polislerin filmleri aratmayacak bir çabasıyla yakalanmıştı.
onlarca dosya incelenerek bu adamın işlediği suçlar ortaya çıkmıştı.
2018 yılında da yattığı hapishanede kalp krizi sonucunda hayatını kaybetti.
Eşinin başına ne geldiğini de arkasında bırakarak bu dünyadan ayrıldı.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
