
Tüm Eşlerini Öldüren Seri Katil - Mavi Sakal Henri Landru
15 Nisan 2023 · 16 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Aslında ünlü seri katil lakabını bir masaldan almıştı.
1697 yılında Fransız bir yazarın yazdığı korku dolu bir masaldı.
Mavi Sakal adı verilen çok kötü bir adam varmış.
Bu adam zengin büyük bir şatoda yaşıyormuş.
Kendisi gibi zengin kızları beğeniyormuş.
İlk evliliğinden kısa bir süre sonra karısı ortadan kaybolunca başka birisiyle evlenmeye karar vermiş.
2-3 derken mavi sakal kimle evlense evlilik uzun sürmeden eşi ortalıktan kaybolurmuş.
Hiç kimseden bir daha haber alamadığı için kadınların kaçtığı düşünülürmüş.
Tabi hiçbiri kaçmıyormuş.
Hepsi şatonun en alt katında mavi sakalın kurduğu mezbaada asılı olarak duruyormuş.
Her tanıştığı kadının sonu burası olurmuş.
Bu masal Fransa'da o dönemlerde anlatılan ve korkulan bir masala dönüşmüş.
Masalın yazıldığı tarihten yüz yıllar sonra mavi sakalın gerçeği Fransa sokaklarında boy göstermeye başladı.
Modern mavi sakal diyebileceğimiz Andre Landry 1869 yılında yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.
Babası bir dökümhanede çalışırken annesi de evde terzilik yapıyordu.
Düzgün emekçi bir ailelerdi.
Erkek çocuk çok istedikleri için oğullarına Henri Dezire ismini verdiler.
Dezire ismi çok istenilen anlamına geliyordu.
Henri Katolik okulunda okuyordu.
Burada kilise korusunda ilahiler söylüyordu.
17 yaşında okulu bırakıp çalışmaya başladı.
Kısa süre sonra da askerlik yaşı geldiğinden dolayı askere gitti.
4 yıl süren askerlik görevinden sonra yeniden evine döndü.
Döndükten sonra kuzenim Mary ile bir ilişki kurdular.
Bu ilişkinin sonucunda bir çocukları dünyaya gelince 1893 yılında evlendiler.
Artık bir aile babasıydı ama o çalışmakta güçlük çekiyordu, çalışmayı sevmiyordu.
Bir türlü adapte olamıyordu.
Sonunda yaptığı bir yatırımla dolandırılınca komple kendisi de yoldan çıktı.
Parasını kaybetmesiyle o da bu şekilde para kazanabileceğini düşünmeye başladı.
Şimdi ufak tefek hırsızlıklar yaparak evine para getiriyordu.
Tabi bu durum eşi Mary'nin canını da sıkıyordu.
Kendisine ikinci el eşya satan bir dükkan açtı.
Bu dükkan sayesinde yaşlı kadınları dolandırmayı başarıyordu.
Çok büyük paralar olmasa da geçimini sağlayacak kadar para kazanabiliyordu.
Sürekli olarak işlediği bu suçlar sonunda başına belayı da açtı.
1900 yılında polis tarafından fark edilince mahkemeye çıkarılarak 2 yıl hapse mahkum edildi.
Bundan sonra da durmadı.
Devam eden 10 yıl boyunca hapsi yerde çıktı.
Sürekli yakalanması...
daha doğru taktikler geliştirmesine sebep oldu.
Gazeteleri takip etmeye başladı.
Burada erkekler ve kadınlar yalnız kalpler köşesinde arkadaş bulma adına ilanlar veriyorlardı.
Henry için bu büyük bir fırsattı.
Yalnız kadınları buradan rahatça dolandırabilirdi.
Henry gazeteye ilan vererek kendisini zengin birisi olarak gösteriyordu.
Aynı kendisi gibi olan evlenebileceği kadınları arıyordu.
İlanda yazan buydu.
1908 yılında tam dişine göre birisini bulmuştu.
Kadın zengindi. Tanıştıktan sonra yalanlarıyla kadını kandırıp elinden parasını almakta zorlanmadı.
Ancak kadın parası alınmış bir şekilde terk edilince bu adamı polise şikayet etti.
Andrei'nin yolu yine cezaevine düşmüştü.
Hayatı hapishanelerde geçiyordu.
Ne yapıp edip şikayet edilmemeliydi.
1914 yılına 1.
Dünya Savaşı'nın başlangıcına kadar hapishanede kaldı.
Anne ve babası bu durumu öğrendiğinde Kahırlarından öldüler.
Özellikle babası oğlunun böyle bir insan olmasını kaldıramayıp kendisini iple asarak intihar etti.
Savaş başladığında Henri yeniden orduya alınacağını bildiği için Paris'ten kaçmaya karar verdi.
Zaten eşiyle çocuklarıyla ilgilenen birisi de değildi.
Onları beş parasız bırakarak Taşra'ya doğru kaçtı.
Burada gizli gizli yaşıyor savaşa katılmak istemiyordu.
Savaş başladığındaysa Artık onu takip edecek kimse kalmamıştı.
Ülkede savaş kaçağı birisini tespit etmek imkansızdı.
Savaş tüm hızıyla başlamıştı.
Bunu fırsat bilen Henri yeniden Paris'e dönmeye karar verdi.
Hemen gazetelere de ilan verdi.
Ancak bu kez şikayet edilmesini engellemek istiyordu.
Bunun da tek yolu şikayet edecek insanları ortadan kaldırmaktı.
Eğer şikayet edecek kimse yoksa hapsede girmezdi.
Bu Henri Landru'nun...
Yolunun tamamıyla değiştiği andı.
Bundan sonra hep daha kötüye gidecekti.
Yeni girdiği yolda ilk avı Madame Chouchet ve oğlu Andrei'di.
Andrei gazeteye iki çocuklu dul bir adam olarak ilan vermişti.
Çok geçmeden kendisine yine kendisi gibi dul ve tek çocuklu Madame Chouchet cevap verdi.
İkili ilk görüşmeden sonra birbirine aşık oldular.
Madame Chouchet adamın da kendisine aşık olduğunu zannediyordu tabii ki.
Kadının akrabaları bu ilişkiye onay vermese de kadın Herkesi bir kenara atarak Andrei ile Paris'in biraz dışında bir ev kiralayarak yaşamaya karar verdi.
Kısa bir süre sonra hem Madame Ruche hem de oğlu Andrei bir anda ortadan kayboldular.
Kadının ailesi polise gitse de kadın hiçbir zaman bulunamadı.
Andrei ilk girdiği girişimde başarılı olmuştu.
Arkasında iz bırakmamıştı.
Bu da onu daha fazla cesaretlendirmişti.
Hiç vakit kaybetmeden ikinci kurbanını aramaya başladı.
47 yaşındaki Teresa Labordeline oldu.
Yeni hedefi Arjantin'den Fransa'ya gelmiş, eşi hayatını kaybedince burada dul kalmıştı.
Hemen devreye Henri girdi ve kadını ayartmayı başardı.
Yine zengin bir iş adamı olarak tanıtmıştı kendisini.
Kısa süre sonra bir villada yaşamaya başladılar.
1915 Haziran ayında eve taşındılar.
Temmuz ayında da kadın kayboldu.
Bu arada Henri gerçek ismini asla kullanmıyordu.
Kendisine hep sahte isimler seçiyordu.
Kadının Fransa'da hiç kimsesi olmadığı için onu arayan birileri de yoktu.
Sadece kayboldu gitti.
Bu kadardı. 1915 yılında bu şekilde tam 3 kadın kaybolmuştu.
Henri kadınlardan çaldığı paraları da direkt banka hesabına yatırıyordu.
İlk cinayetinde yatırdığı parayı babasından kalan miras olarak göstermişti.
Sonrakilerde ise bir sebep göstermedi.
Aslında bu şüpheli bir durumdu.
O zaman için büyük bir para olan 22 bin frankı tek seferde bankaya yatırıyordu.
Savaş ortamı olduğu için bunu denetleyecek kimse de yoktu.
Şimdilik her şey yolunda gidiyordu.
Landru bu ihtimali düşünmüyordu.
Çaldığı paraları düşünüyordu sadece.
Henri Landru kadınlar arasında oldukça çekici bir adam olarak biliniyordu.
Ve çoğu kadın tarafından beğeniliyordu.
Kendisini zengin ve başarılı bir iş adamı olarak tanıtıyordu.
Ve bu birçok kadının ilgisini çekiyordu.
Ayrıca kadınlarla kurduğu yakın ilişkilerde oldukça şefkatli ve ilgili bir şekilde davranıyordu.
Bu da kadınların ona güvenmelerine ve kendilerini açmalarına neden oluyordu.
Henri artık daha gözden uzak bir yer olan Gambay ile yaşamaya başladı.
Burada kendisine bir villa aldı.
Kurbanlarını buraya getiriyordu.
Bu villa onu zengin gösteriyordu.
1916 yılına kadar yoluna devam etti.
Henri'nin yeni hedefi 44 yaşında Madame Celestine, Poisson'du.
O da diğerleri gibi.
Zengindi. Henri kendisini Monsieur Dupont olarak tanıtmıştı.
Yalnız bu kez işi biraz daha zordu.
Kadın çok zengindi. Ama kalabalık bir ailesi vardı.
Hepsiyle arasını bozup baş başa kalmalıydı.
Yoksa kadını arayacak birileri çıkabilirdi.
Tam bir yıl boyunca kurduğu düzen sonunda oturdu.
Kadının oğlu onu bile terk etmişti.
Artık ikisi bu villada yalnız kalıyordu.
Zaten yeterince beklemişti.
Daha fazla beklemeden 1917 yılında kadını ortadan kaybetti.
Zengin kadın her şeyini bırakarak bir anda kayboldu.
Bu kurbandan sonra biraz daha hızlandı.
Daha kısa sürede daha fazla kurban buluyordu.
1919 yılına kadar hızlı hızlı hedeflerini sırayla mezara gömdü.
Öldürdüğü insanların ailelerine sahte mektuplar yazarak kendisini sağlama alıyordu.
Sadece bazıları buna inanmıyordu.
Mesela öldürdüğü kadınlardan birisinin kardeşi belediye başkanına bir mektup yazmıştı.
Ablasının bölgede yaşayan Monsieur Chouchet veya Monsieur Fremiette ismindeki birisiyle yaşadığını ve sonradan kaybolduğunu yazmıştı.
Buna benzer bir mektup da Celestine'in kardeşinden gelmişti.
Bu mektupta da Monsieur Dupont diye bilinen biri tarafından bahsediliyordu.
Ancak verilen adres birebir aynıydı.
Belediye villanın sahibini araştırmaya kalktığında hiçbir sonuç elde edemedi.
Kayıtlarda birkaç isim gözüküyordu.
M. Dyer, M.
Fremiet, M. Chouchet, M.
Dupont. Sonuç alınamayınca başkan genç kadınlara birbirleriyle buluşup bildiklerini emniyete anlatmaları gerektiği tavsiyesinde bulundu.
Kadınlar polislere durumu anlatınca bir şey ortaya çıkmış oldu.
M. Chouchet ismi hiç yabancı gelmiyordu.
Savaşın ilk yıllarında Madame Chouchet ve oğlu André'nin kaybolduğu akıllarına geldi.
Bu arada villaya polis baskın düzenledi.
Fakat kimseyi bulamadılar.
Celestine'in kardeşi Mary Lacoste sokakta yürürken karşısında el ele yürüyen sakallı bir adam ve bir kadını fark etti.
Bu sakallı adam daha önceden ablasıyla evlenen adam değil miydi?
Takip etmeye karar verdi ama izini kaybetti.
Şans eseri bir dükkandan çıkarken görmüştü.
Dükkandan içeriye girip adamın kim olduğunu sorduğunda karşısında cevap olarak Monsieur Guillet adında bir mühendis cevabını aldı.
Nişanlısıyla yemek takımı almaya gelmişti.
Anlaşılan Henri'nin yeni maskesiydi.
Kadın heyecanla yeniden polislerin yanına döndü.
Tabi artık Henri meşhur villasında yaşamıyordu.
Polisler dükkana gittiğinde tabak siparişi verdiğini öğrendiler.
Siparişi de nişanlıların Kendi evlerine verdikleri ortaya çıktı.
Polisler hiç vakit kaybetmeden harekete geçmeye karar verdiler.
11 Nisan 1919 günü Mavisakal'ın evine bir polis baskını düzenlendi.
Polisler eve girdiğinde adam tüm iddiaları reddediyordu.
Kendisinin Lucian Guille olduğunu savunuyor, bu olaylarla hiçbir alakasının olmadığını söylüyordu.
Evde bir yandan da aramalar sürüyordu.
Bunlar devam ederken Andrei her şeyi not ettiği defterini polisler görmeden, Camdan dışarıya atmaya çalıştı.
Ama bu fark edildi.
Defter resmen her şeye kanıt niteliğindeydi.
Henri tüm yazışmaları not etmişti.
Konuştuğu kadınları parası var veya yok olarak listelemişti.
Bunların yanında kadınları ayartmak için harcadığı paraları da not etmişti.
Yaşadığı villa için tren gidiş dönüş biletleri de kayıt edilmişti.
Tabi bir tek kendisinin ki gidiş dönüştü.
Kadınların ki sadece gidişti.
Polisin işi çok zordu.
Defterde bir sürü isim vardı.
Delil karartmayı önlemek adına Henri'yi tutuklamaya karar verdiler.
Polisler de bu sırada defterdeki isimleri araştıracaktı.
İsimler araştırıldıkça bir çoğunun kaybolduğu ve kayıp ilanı verildiği anlaşıldı.
Bu arada adamın gerçek kimliği de ortaya çıkarıldı.
Henri Latreau.
Tekrardan meşhur villası için arama emri çıkarıldı.
Bu kez daha detaylı bir arama yapılacaktı.
Evde kaybolan kadınlardan bazılarına ait evraklar bulundu.
Yakaladıkları adam hiçbir şey söylemeyince, Polisler yorum yapmak zorunda kalıyordu.
Evde buldukları halatla kadınları bağladığını hatta belki de bununla boğduğunu düşünüyorlardı.
Ama şimdilik cansız bedenler hiçbir yerde yoktu.
Evde büyük bir fırında vardı.
Fırının içinde de araştırmalar yapılıyordu.
Bir yığın kül vardı.
Küller elekten geçirilince 295 parça insan kemiği bulundu.
Bunun yanında kadın kıyafetleri de yakılmıştı.
Polisler durumu Anri'ye sorduklarında yanıt alamıyorlardı.
Bu yüzden Burada kaç kadın var belli değildi.
Zaten ceset de yoktu.
Kalıntıları vardı. Bu yüzden Henri'nin davası çok çetrefilli olacaktı.
Hiçbir şey itiraf etmiyordu.
Polisler de kesin kanıtlar bulamıyordu.
Henri ceset yoksa cinayet de yoktur diye düşünüyordu.
Tam iki yıl boyunca sorgulanması devam etti.
Bir yandan mahkemenin görevlendirdiği yetkililer de bu adamı ipe götürecek delilleri araştırıyordu.
Henri sorgulamalar sırasında dedektifleri çileden çıkarıyordu.
Çok rahat tavırları karşısındaki insanı deli ediyordu.
Eğer ki kanıtınız varsa beni cezalandırın diyordu.
Kendisinden emin bir tavrı vardı.
Etraftan görgü tanıkları da kadınların bu adamın evine girdiğini söylüyordu.
Ancak bunlar da yine kesin kanıtlar değildi.
Kesin kanıtları bulmadan adamı cezalandıramıyorlardı.
Gazetelerde bu adamın haberini yapmaya başladıklarında ona Mavi Sakal lakabını taktılar.
Yüzyıllar evvel Fransa'da anlatılan masal gerçek olmuştu.
Haliyle halkın da bu davaya ilgisi fazlasıyla büyüktü.
Mahkeme 1921 yılında resmen başlamıştı.
Henri yine mahkemede suçlarını kabul etmiyordu.
Onun avukatlığını yapan ise Fransa'nın meşhur avukatlarından birisiydi.
Defterde yazan isimlerle ticaret yapıldığını söylüyordu.
Ayrıca avukat önemli bir noktaya parmak basmıştı.
Sonuçta bu kadınların cesetleri yoktu.
Peki ya ölmedilerse?
Üzerinden uzun zaman geçmeden bu kadınların öldüğünü iddia etmek ne kadar doğruydu.
Bu çok doğru bir savunmaydı.
Gerçekten de kadınların öldüğüne veya hangilerinin öldüğüne dair bir kanıt yoktu.
Avukat, müvekkilinin kadınları Brezilya'ya seks işçisi olarak çalışmaya gönderdiğini söylüyordu.
Defterde yazan rakamlar, harcamalar da bunlar için diyordu.
Dava resmen açmaza girmişti.
Bir yandan adli tıp uzmanı çıkarılarak Henri'nin vicdanına oynuyorlardı.
Bir yandan da... Kurban akrabalarının feryatlarını ona gösteriyorlardı.
Ama Henri bunların hiçbirinden etkilenmiyor, tepkisizce yerinde oturuyordu.
Mahkemenin karar günü geldiğinde herkes pür dikkat hakimi dinliyordu.
Hakim 11 cinayetten Henri Landru'yu suçlu bularak giyotinle idama mahkum etti.
Avukat resmen şok olmuştu.
Hiçbir ceset olmadan idam kararı verilmişti.
Hemen dilekçe verip kararı...
İptal ettirmeye çalışsa da bunu başaramadı.
Devlet madalyalı avukat olan Moro Giaferi'nin kaybettiği ilk davaydı bu.
Kendisi herkesten daha fazla şaşırmıştı.
İlk kez böyle bir karar görüyordu.
Ama yapacak bir şey yoktu.
Karar verilmişti.
25 Şubat 1922 sabahı Giotin'le idam edilmeye götürülürken avukatına sanırım bu masum bir adamın ilk idam edilişi değil diye sitemde bulundu.
Henri idam edilmeye edildi.
Ama tartışmalar bitmedi. Mahkeme kanıtlar olmadan karar vermiş adamı da yaşamana son vermişti.
Peki ya Andrei haklıysa veya ya daha fazla cinayet varsa?
Andrei başarılı bir şekilde cesetlerden kurtulmuştu.
Dönemin teknolojik eksikliği nedeniyle veri kayıt etme yeri yoktu.
Bu nedenle kemikler bulunan dişler bir incelemeden geçemedi.
Andrei'nin hayatını kaybetmesinden 45 yıl sonra avukatının kızı basın karşısına çıkarak önemli bir açıklama yaptı.
Anri'nin hapisteyken çizdiği bir resmi babasına hediye ettiğini söyledi.
Resmin arkasında ben yaptım, cesetleri mutfakta ocakta yaktım diye bir not yazdığını söyledi.
Resim incelenmek üzere yetkililer tarafından alındı.
Ancak arkadaki yazının gerçekliği ve resmin gerçekten avukata hediye edildiği ispatlanamadı.
Belki de avukatın kızının medyatik bir hareketi olabilirdi.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
