
Sahte 20 Doların Ardındaki Canavar: Mike DeBardeleben
2 Eylül 2026 · 33 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Yıllarca ABD’nin dört bir yanında sahte 20 dolarlık banknotlar dolaştıran bir kalpazan yakalandığında, soruşturmacılar karşılarında çok daha karanlık bir dosya buldu. Depolardan çıkan fotoğraflar, ses kasetleri ve el yazısı notlar; Mike DeBardeleben’ın yıllardır gizlenen saldırılarını ve olası cinayetlerini ortaya çıkardı. Bu bölümde sıradan bir kalpazanlık soruşturmasının, Amerika’nın en tehlikeli suçlularından birine nasıl ulaştığını anlatıyoruz.
Transkript
Merhabalar, Olay Yeri: Suç Hikayeleri Podcast'ine hoş geldiniz.
Yeni bölümleri kaçırmamak için bildirimleri açmayı unutmayın.
1983 yılında Tennessee'de bir alışveriş merkezinde sahte 20 dolarlık banknot kullandığı için yakalanan bir şüphelinin eşyaları arasında kimsenin beklemediği dehşet verici sırlar
ortaya çıktı. Gizli servis ajanları bu mall passer yani alışveriş merkezi kalpazanı takma adlı kalpazanı yakaladıktan sonra aracında ve kiraladığı depolarda yaptıkları aramada yasal...
dışı para düzenekleriyle birlikte başka suçlara ait kanıtlar da buldular.
Elde edilenler arasında çıplak ve bağlı kadınların fotoğrafları, kadınlara ait kanlı giysiler, kelepçeler, silahlar, bıçaklar, başka suçlara dair gazete küpürleri, el yazısı notlar
ve işkence anlarında kaydedilmiş ses kasetleri bile vardı.
Bu tüyler ürpertici arşiv sıradan bir sahte paracı sandıkları Mike DeBar DeLeban'ın aslında çok daha tehlikeli biri olduğunu gösteriyordu.
Nitekim FBI'in deneyimli profil uzmanı Roy Hazelwood, DeBar DeLeban'ı Markidesat'tan bu yana en iyi belgelenmiş cinsel sadist ve Amerikan tarihinin en tehlikeli suçlularından
biri olarak tanımlayacaktı.
James Mitchell Mike DeBardelebon Jr.
20 Mart 1940'da Arkansas'ın Little Rock şehrinde dünyaya geldi.
Asker bir ailenin ortanca çocuğuydu.
Babası 2. Dünya Savaşı sırasında orduya katılmış görevi nedeniyle aile sık sık taşınmıştı.
Ancak ailesinin dışarıdan saygın görünen bu profiline rağmen ev içinde büyük çalkantılar yaşanıyordu.
Anne ve babası ilişkilerinde sadakatsiz ve kavgacıydı.
Annesi Mary Lou alkol problemi olan Dengesiz ve zaman zaman şiddete başvuran bir kadındı.
Babası uzun süre evden uzakta görev yaparken anne çocukları ihmal ediyor ve öfke patlamaları yaşıyordu.
Aile içi bu huzursuz ortam Mike'ı derinden etkiledi.
Annesinin davranışları onda giderek büyüyen bir nefret tohumu ekti ve genç Mike annesine duyduğu öfkeyi zamanla genelleştirerek tüm kadınlara karşı patolojik bir kine dönüştürdü.
DeBardelab'ın ergenlik yıllarında uyumsuz ve sorunlu bir profil çizmeye başladı.
1957'de henüz lise sondayken disiplin sorunları nedeniyle okuldan atıldı.
Aynı yıl içinde ABD Hava Kuvvetleri'ne yazıldıysa da burada da kurallara uymadığı için defalarca izinsiz ayrılma suçu işledi.
Mahkemece yargılanıp bir süre hapis cezası aldıktan sonra sadece 18 yaşındayken ordudan da disiplin cezası ile ihraç edildi.
Ailesinin yanına Teksas'a dönen Mike'ın öfke ve şiddet sorunları evde de devam etti.
Annesine ve babasına karşı agresif tavırlar sergiliyor, evdeki eşyalara zarar veriyor hatta odasında yangın çıkarmaya çalışıyordu.
Anne ve babası oğullarının giderek kontrolden çıktığını ve bir gün kendilerini öldürebileceğini bile düşünmeye başlamıştı.
Bu süreçte Mike...
Hem ailesine hem otoriteye karşı büyüyen bir kin besleyen ve şiddete meyilli bir genç haline geldi.
Mike de Bardella'nın erken yaşta çalkantılı ilişkileri ve kısa süren evliliklere başladı.
1959'da henüz 19 yaşındayken ilk evliliğini yapıp birkaç hafta içinde ayrıldı.
Hemen ardından hırsızlık ve soygun girişimleri nedeniyle ilk sabıkalarını aldı.
1960 yılında ikinci eşi Charlotte'la evlendi ve aynı yıl bir kızı oldu.
Charlotte, Mike'ın o dönem kibirli ve duygusuz davranışları olsa da kendisine fiziksel şiddet uygulamadığını söylemiştir.
Ne var ki bu durum uzun sürmedi ve Charlotte'la evliliği kısa süre sonra sona erdi.
Mike'ın sonraki eşleri onun gerçek yüzünü çok daha acı bir şekilde tecrübe edeceklerdi.
1964'de Mike DeBardelab'ın 3.
eşi Wanda Faye Davis'le hayatını birleştirdiğinde dışarıdan bakıldığında son derece bakımlı, çekici ve zeki bir adam imajı çiziyordu.
Genç kadın Mike'ın asi karizmasına kapılmıştı.
Fakat evlendikten sonra Mike, Wanda'ya gerçek sapkın yüzünü göstermeye başladı.
Onu kendi cinsel fantezilerinin bir parçası olmaya zorladı.
Çeşitli sadistik cinsel içerikli fotoğraflar çekip Wanda'yı bu görüntülerle şantaj altında tutarak suçlarına ortak olmaya mecbur bıraktı.
De Bardelab'ın iç dünyasındaki karanlığı eşini açarak en uç fantezilerini anlatıyordu.
Bir kadını kaçırıp işkence etmek, cinsel saldırı yaparak acı çektirmek, boğarak ya da vurup öldürmek ve cesedini asla bulunmayacak şekilde saklamak kısacası mükemmel suçu işlemek istediğini
söylüyordu. De Bardelab'ın Wanda ile evliliği de şiddet ve tramvayla doluydu.
1966 yılında Mike, Wanda'nın erkek kuzeniyle birlikte bir kızı arabayla kaçırıp, saldırıp ve sodamı uyguladılar.
Bu onun bilinen ilk cinsel saldırı suçuydu.
Kurbanı kandırmak için onu gönüllü olarak arabaya binmeyi ikna etmişlerdi.
Bu detay jürinin zihnini karıştırınca dava düşürüldü ve Mike cezadan kurtuldu.
Ceza almadığı bu ilk ciddi suç deneyimi onda yakalanmadan saldırı yapabileceği yönünde tehlikeli bir özgüven oluşturdu.
Kısa süre sonra Van da Mike'dan hamile kaldı.
Ancak talihsiz kadın merdivenlerden itilmesi sonucu düşük yaptı.
Bu düşüğün sebebi Mike'ın ona uyguladığı şiddetti.
Bu olaydan sonra Wanda canını kurtarmak için ondan boşandı.
Boşandığı sırada yine hamile kalmıştı.
Ayrıldıktan sonra Mike'ın çocuğunu dünyaya getirdi.
Lindsay adında bir kız.
Wanda ile yollara ayrılan de Barderebin bundan sonra da kadınlara yönelik nefret ve tahakküm dürtüsünü dizginlemedi.
Mike DeBardelaban'ın psikolojik profili şiddet eğilimi bir psikopat portresi çiziyordu.
Uzmanlara göre onda belirgin narsistik ve antisosyal kişilik özellikleri vardı.
Empati yoksunu, kendini beğenmiş ve başkalarının acısından haz alabilen bir yapıya sahipti.
Aynı zamanda güçlü derecede cinsel sadist eğilimler sergiliyordu.
Psikiyatri literatüründe tanımlanmış sadistik kişilik bozukluğu kriterlerinin hemen hemen hepsini karşılayan uç bir vakaydı.
Debar de Laban adeta iki farklı yüz taşıyordu.
Sakin olduğu anlarda son derece nazik, sempatik veya sıradan görünebilen bu adam içindeki canavar uyandığında bir anda acımasız bir zalime dönüşebiliyordu.
Onu yakından tanıyan veya mağduru olanların gözünde Mike, insani duygulardan tamamen yoksun, karşısındakine acı çektirmekten zevk alan biriydi.
Bu psikolojik karanlık ileride işleyeceği suçlarında...
habercisiydi. Mike DeBardelab'ın gençlik yıllarından itibaren sık sık yasaları çiğneyen bir suç yoluna girmişti.
1959 yılında henüz 19 yaşında bir soygun girişimi ve ardından bir dizi otohırsızlığı suçuna karıştığı için tutuklandı.
Yargılanıp ceza almaktan kıl payı kurtularak 5 yıl şartlı talih cezasıyla salıverildi.
Ancak bu uyarı niteliğindeki ceza onun suç dünyasından uzaklaşmasına yetmedi.
Aksine Mike giderek daha cüretkar suçlara yöneldi.
1960'ların sonlarına gelirken de Bardelab'ın küçük çaplı dolandırıcılıklar, hırsızlıklar ve şiddet eylemleriyle sicilini kabartmaya devam etti.
1971'de 31 yaşındayken ailesinin evinde kaldığı bir dönemde şiddet eğilimleri kontrolden çıkmış haldeydi.
Annesini yeniden dövmeye başlamış, ailesi onun psikolojik durumundan iyice endişe duyar olmuştu.
Bu endişeler üzerine polisler tarafından bir akıl hastanesine değerlendirmeye alınan Mike'a sosyopatik kişilik tanısı kondu ve terapiye uygun bir aday olmadığı belirtildi.
Kısacası yetkililer bile onun düzelmesinin zor olduğunu fark etmişti.
Fakat bu uyarı işaretlerine rağmen de Bardellaban dışarıda serbestçe dolaşıyordu.
1970'lerin ortasında Mike de Bardellaban farklı bir suç alanında dikkat çekmeye başladı.
Kalpazanlık 1976 yılında sahte para basma yönelik ilk büyük girişimi tespit edilip gizli servis tarafından tutuklandığında artık dördüncü evliliğini yapmış ve Virginia'da yaşamaktaydı.
Bu baskında ajanlar Mike'ın evinde bir baskı makinesiyle seri şekilde üretildiği anlaşılan sahte para destelerini ele geçirdiler.
Fakat bunun yanında evdeki manzara Mike'ın gizli sapkın hayatına dair ipuçlarıyla doluydu.
Duvarlarda asılı amatör sadomasojistik pornografik fotoğraflar, odalarda gizlenmiş çeşitli seks oyuncakları, değnekler, kırbaçlar ve en önemlisi de onlarca kadının isim, adres,
fiziksel özelliklerinin yazılı olduğu kartlar bulundu.
Bu kartlarda her bir kadına dair ölçüler ve tanımlar yer alıyordu.
Adeta Mike'ın potansiyel kurban listesi gibiydi.
Ortaya saçılan bu malzemeler Debar Deleban'ın yıllardır fantezilerini gerçeğe dönüştürmek için planlar yaptığının ilk somut kanıtlarıydı.
1976 tutuklanmasının ardından hüküm giyerek bir süre Federal Islah Kurumu Danbury'de hapis yattı.
Cezaevinde yapılan değerlendirmede IQ'sunun 127 civarında olduğu tespit edildi.
Yani zeki ve hesaplı bir suçluydu.
hapiste geçirdiği dönem onda hiçbir pişmanlık duygusu uyandırmadı.
Aksine içerideyken tuttuğu notlarda ve yazdığı mektuplarda kendini toplum ve adalet sistemi tarafından ezilmiş olarak gördüğünü, itibarını geri kazanmak için topluma haddini bildirecek suçlar
işlemek ve yakalanmamak istediğini açıkça dile getiriyordu.
Bu satırlar onun suç işlemeyi adeta kişisel bir intikam ve üstünlük kurma meselesi haline getirdiğini gösteriyordu.
1978 yılında şartlı talihli cezaevinden çıkan Mike DeBar DeLeban yeniden Virginia'ya yerleşti ve suç dolu hayatına kaldığı yerden devam etmeye hazırlandı.
Hatta kendine 1977 model bir Ford Thunderbird marka araba satın alarak ABD'de eyalet eyalet dolaşacağı yeni bir planın hazırlıklarına girişti.
Bu dönemde talihsiz bir bürokratik hata Onun ekmeğini adeta yağ sürdü.
Emniyet bilgi sistemindeki bir karışıklık nedeniyle polis kayıtlarında Mike DeBardelab'ın ölü görünüyor.
Yani artık aranmadığı varsayılıyordu.
Yetkililerin gözünde resmen ölmüş olan bu azalı suçlu aslında özgürdü ve kimse fark etmeksizin ülke çapında yeni bir suç dalgasına başlamak üzereydi.
1979 yılından itibaren ABD gizli servisi ajanları ülkenin dört bir yanındaki alışveriş merkezlerinden gelen şikayetlerde ortak bir nokta fark etmeye başladılar.
Küçük meblalı alışverişlerde kullanılan sahte 20 dolarlık banknotlar.
Kasiyerler ve banka görevlilerinin bildirdiği bu şüpheli 20'lik banknotların hepsinde aynı baskı hataları vardı ve kaynağı belirsiz şekilde 30'dan fazla eyalete yayılmışlardı.
Ajanlar bu yaygın kalpazanlık vakalarını araştırırken sahte paraları dolaşıma sokan kişinin sürekli alışveriş merkezlerini kullandığını tespit ettiler.
Bu nedenle fail kendi aralarında Mol Peser.
yani alışveriş merkezlik halpazanı takma adıyla anılmaya başlandı.
Mol Peser taktiği basitti.
Sahte 20 doları verip ucuz bir ürün satın alıyor, üstünü gerçek para olarak alarak kar ediyordu.
Fakat bu basit numara 4 yıl boyunca onlarca eyalette devam ederek gizli servisin en büyük insan avlarından birine dönüştü.
1982'ye gelindiğinde gizli servis Mol Pesce'nin faaliyetlerinde bir coğrafi kalıp tespit etti.
Aynı kişinin işlediğinden emin oldukları bu kalpazanlık olaylarını daha sıkı takip etmeye başladı.
Ajanlar zanlının eşkalini belirlemek için sahte paranın sıkça görüldüğü bölgelerdeki mağaza çalışanlarıyla görüşüp ifade aldı ve bir robot resim oluşturdu.
Alışveriş merkezlerindeki esnafa bu eşkali işeren bültenler dağıtıldı.
Eğer bu kişi gelip 20 dolarlık banknot verirse hemen polise aramaları tembihlendi.
Bu tarihin en sıra dışı suçlularından birini yakalamak için kurulacak tuzağın başlangıcıydı.
Plan 1983 ilkbaharında meyvesini verdi.
25 Mayıs 1983 günü Tennessee'nin Maryville kentindeki bir AVM'de bir mağaza görevlisi 20 dolarlık banknotla ödeme yapan şüpheli bir müşteri fark edip derhal polise haber verdi.
Kısa süreçinde alışveriş merkezi polisi zanlıyı yakalayarak gözaltına aldı.
Yıllardır peşinde oldukları Mol Peser sonunda ele geçmişti.
Ancak onun gerçek kimliği hala bilinmiyordu.
Çünkü üzerinde sahte kimlikler taşıyordu.
Üzerinden Roger Blanchard adına düzenlenmiş bir sürücü ehliyeti çıktı.
O esnada AVM otoparkında ele geçirilen arabasıysa James Jones adına kayıtlıydı.
İki farklı sahte kimlik kullanan bu adamın aslında kim olduğunu ortaya çıkarmak için parmak izine başvuruldu.
Parmak izi sonucunda Molpasser'ın gerçek adının James Mitchell de Bardelab'ın olduğu belirlendi.
Ajanlar yıllardır aradıkları kişinin sabıkalı bir suçlu olduğunu böyle anladılar.
Debar de Laban'ın yakalanması aslında daha büyük bir zincirleme olaylar dizisinin başlangıcıydı.
Gizli servis ajanları tutuklamanın hemen ardından zanlının aracını ve kişisel eşyalarını detaylı biçimde aradılar.
Araba içinde çeşitli şehirlere göre etiketlenmiş sahte para desteleri bulundu.
Bu onun sahte paraları hangi şehirlerde dolaşıma sokacağını önceden planladığını gösteriyordu.
Daha da önemlisi araba içinde bulunan bir not parçası Virginia'da kiralanmış bir depo birimine işaret ediyordu.
Ajanlar bu ipucunun peşine düşerek ilgili depo tesisine ulaştı ve de Bardellam'ın adına kiralanmış depoyu arama izni alarak açtı.
İşte bu depo kapısı aralandığında gizli servis tarihinin belki de en sarsıcı keşfi ortaya çıkacaktı.
Depo içerisinde gizli servis aslında sahte para baskısında kullanılan kalıpları makineleri arıyordu.
Fakat karşılaştıkları manzara bambaşkaydı.
Deponun içi adeta bir sapkın suçlar mabedi gibiydi.
Polis rozeti ve üniforma parçaları, kelepçeler, zincirler, ipler, tecavüzlerde kullanılan jöleler, kadınlara ait çeşitli iç çamaşırları ve çok sayıda fotoğraf bulundu.
Fotoğrafların bazıları o kadar korkuçtu ki ajanlar ilk anda gerçek olup olmadığını anlamakta zorlandılar.
Görüntülerde bağlı, çıplak kadınlar işkenceye uğruyor, cinsel saldırıya maruz kalıyor ve hatta öldürülüyor gibi görünüyordu.
Ayrıca depoda bir öldürme seti ya da diğer adıyla cinayet kiti sayılabilecek malzemeler de vardı.
Kelepçeler, bağlamak için kullanılan ipler, zincirler, kırbaçlar, işkence amaçlı aletler ve hepsi birlikte ele geçirildi.
Ele geçirilen bir diğer dehşet verici bulguysa ses kasetleriydi.
Bu kasetlerde kadın kurbanlara uygulanan şiddetlerin ve saldırıların kayıtları mevcuttu.
Ajanlar kulaklarına inanamayarak bazı kayıtları dinlediklerinde kadın çığlıkları ve bir erkeğin sakin bir sesle kurbana acısını tarif etmesine emrettiği sadist diyaloglar duydular.
Bir kasette de Bardelab'ın bir kadına sigara yanıyla işkence ederken acıyı tarif et, nasıl bir his, bu acıya hayran olduğunu söylemeni istiyorum diye zorladığı tüyler ürpertici bir ses kaydı bile
vardı. Bu ses kayıtları fotoğraflarla birleştiğinde korkunç gerçeği resmediyordu.
Mike de Bardelab'ın seri halde kadınlara eziyet etmiş, bunların bir kısmını filme ve kayda almış bir cinsel sadisti.
Ele geçirilen malzemeler arasında de Bardelaba'nın el yazısıyla yazılmış birçok günlük ve not da bulundu.
Bu notlar onun zihin yapısını ve planlarını ele veren bir hazineydi.
Notlarında arzuladığı kadın tiplerini, onlara uygulamak istediği işkence yöntemlerini, kadınları kaçırma planlarının detaylarını kaleme almıştı.
Hatta kadınları kendine çekebilmek için nasıl daha yakışıklı ve cazip görünebileceğine dair kişisel bakım hedefleri bile notlar arasında yer alıyordu.
Görünen o ki de Bardellam'ın yıllardır bu sapkın suçları titizlikle planlamış, fantezilerini kağıda dökmüş ve onları adım adım hayata geçirmişti.
Tüm bu karanlık sırlar sadece bir kalpazanı yakalamayı uman ajanların karşısına serildiğinde soruşturma yepyeni bir boyuta taşındı.
Mike de Bardellam'ın deposundan çıkan bulgular gizli servisin o güne dek alışık olmadığı türden kanıtlardı.
Normalde yalnızca mali suçlarla ilgilenen bu birim şimdi kendini ülke çapında bir seri tecavüz ve muhtemel cinayet soruşturmasının içinde bulmuştu.
Üstelik ellerinde sayısız fotoğraf, ses kaydı ve not olmasına rağmen bu suçların mağdurlarının kimler olduğu belirsizdi.
DeBardeleban tutuklandıktan sonra da işlediği suçlar konusunda tek kelime etmiyor, soruşturmacılarla işbirliği yapmayı reddediyordu.
Bu durum karşısında gizli servis ajanları benzersiz bir adım atmaya karar verdiler.
Ele geçen tüm fotoğraf ve kanıtları kullanarak tersine bir soruşturma yürütecek, yani katili değil kurbanları arayacaklardı.
Öncelikle depodan çıkan işkence fotoğrafları ve diğer ipuçları tasnif edildi.
Debar Deleban'ın yakalandığı bölgedeki kayıtlar, notlar ve günlükleri incelenerek çeşitli takma isimler ve tarihler tespit edildi.
Ardından gizli servis elindeki bilinmeyen kadın fotoğraflarını ve bazı detayları ülke genelindeki kolluk kuvvetlerine genelce olarak gönderdi.
Her eyalete, her kente bu eşgal ve olay bilgileri ulaştırıldı.
Son zamanlarda benzer yöntemlerle işlenmiş çözülmemiş saldırı ve kaçırma vakası olup olmadığı soruldu.
Kısa süre içinde ülkenin farklı köşelerinden yanıtlar gelmeye başladı.
Bazı polis teşkilatları yıllardır failin ve çul kalmış cinsel saldırı davalarının bu fotoğraflardaki sahnelerle eşleşebileceğini belirtiyordu.
Bu işbirliği sayesinde birkaç kritik eşleşme tespit edildi.
Özellikle Maryland eyaletinde FBI'nin soruşturmakta olduğu bir kaçırılma cinsel saldırı vakası eldeki kanıtlarla doğrudan uyuşuyordu.
1979 yılı Ocak ayında Ocean City, Maryland'de gerçekleşen bu olayın mağduru 20 yaşındaki Laurie Jensen adlı genç bir kadındı.
Laurie gece vardiyasından çıkıp evine dönerken kendisini polis olarak tanıtan bir adam tarafından durdurulup bir soygun soruşturması için arabaya binmesi istenmişti.
Masumane bir şekilde yardım çağırdığına inanarak arabaya binen genç kadın ne yazık ki 3 gün boyunca sürecek bir kabusa adım attı.
Sahte polis rozette bu adam Lori'yi kelepçeleyip gözlerini bağladı ve onu bilinmeyen bir yere götürdü.
3 gün boyunca Lori'ye defalarca saldırdı, işkence yaptı ve onu bir dolaba kilitleyerek aç ve susuz bıraktı.
Genç kadın sürekli ölüm tehdidi altındaydı ve kurtulma ümidini yitirmek üzere can saldırgan onu Maryland kırsalında ıssız bir yere bırakıp kaçtı.
Lori Jensen kurtulduktan sonra polise verdiği ifadede saldırganın yüzünü hiç görmediğini, kendisini polis olarak tanıttığını söylemişti.
Yıllarca faili bulunamayan bu olay Mike de Bardelaba'nın arşivindeki bir ses kaydı sayesinde çözüldü.
Lori'ye işkence yapılan anların kaydı depodan çıkan kasetler arasında yer alıyordu.
Cizli servis Laurie Jensen vakasının kanıtlarıyla birlikte FBI'ye iletince FBI'de nihayet bu soruşturmaya tam anlamıyla dahil oldu.
Artık Mike DeBardelab'ın federal düzeyde azılı bir suçlu olarak soruşturulacaktı.
FBI'in katılımı ile birlikte DeBardelab'ın soruşturmasında gelişmiş adli teknikler devreye sokuldu.
El konulan fotoğrafların bazıları doğrudan onu kurbanlarıyla birlikte gösteriyordu.
Kimi karelerde yüzü net şekilde görünmese de FBI ajanları de Bardelaba'nın vücudundaki belirgin ben ve izleri inceleyerek fotoğraftaki kişiyle eşleştirmeyi başardılar.
Bu sayede sanığın inkar etse bile fotoğraflardaki şahsın kendisi olduğunu bilimsel olarak kanıtlayabileceklerdi.
Ayrıca el yazısı notlar ve günlükler de adli analizden geçirildi.
Debar-ı Deleba'nın notlarındaki yazılar, bazı mağdurların ifadelerinde geçen bir takım mektuplar veya imzalarla kıyaslandı ve güçlü benzerlikler saptandı.
Tüm bu teknik deliller ilerideki davalarda kullanılmak üzere bir araya getirildi.
Bu aşamada artık birçok mağdur kimliği de ortaya çıkmaya başladı.
de Bardelaban'ın fotoğraflarında ve ses kayıtlarında yer alan bazı kadınlar kendileriyle iletişime geçen polisler sayesinde yaşadıkları dehşeti yeniden hatırlayarak ifade verdi.
Yıllarca isimsiz kalmış kurbanlar nihayet bu sapığın ismine ve yüzüne kavuşmuştu.
Ortaya çıkarılan suçlar bir biri ardına ülkenin farklı köşelerinden geliyordu ve adeta ya boz parçaları birleşir gibi de Bardelaban'ın karanlık eylem haritasını oluşturuyordu.
Bu vakalardan en önemlilerini kronolojik olarak şöyle sıralayabiliriz.
Haziran 1971, Rhode Island.
52 yaşındaki emlakçı Edna Terry McDonald, akşam saatlerinde Bay Peter Morgan takma adını kullanan bir müşteriyle ev gösterme randevusuna gitti.
Ertesi sabah gösterdiği evin bodrumunda kendi çoraplarıyla boğularak tavandaki kirişe asılmış halde bulundu.
Ne cinsel saldırı ne de soygun emaresi vardı.
Katil hiçbir iz bırakmamıştı.
O dönemde polis hiçbir ipucu bulamamış cinayet faili meçhul kalmıştı.
Ancak 1983'de de Bardellaban yakalandıktan sonra özel notları arasında Peter Morgan adının yer aldığı tespit edilince Edna McDonald cinayeti resmen de Bardellaban ile ilişkilendirildi.
Mike Edna'nın öldürülmesiyle ilgili olarak iddianame ile suçlandı fakat yargılama aşamasına gelmeden diğer ağır cezaları kesinleştiği için bu davadan ayrıca yargılanmadı.
Mart 1978, Delaware.
19 yaşındaki hemşirelik öğrencisi Lucy Alexander, Georgetown kasabasında yürürken arabasına yaklaşan bir adam tarafından silah zoruyla kaçırıldı.
De Bardelab'ın olduğu sonradan anlaşılan bu adam Lucy'yi ıssız bir yere götürerek gece boyunca defalarca saldırdı ve ertesi gün hayatta kalacağından emin olamayacak şekilde onu bir ormana bırakıp kaçtı.
Lucy Alexander kurtulduktan sonra polise gidip olayı bildirdi.
Ancak saldırganı teşhis edecek bir bilgi yoktu.
Yıllar sonra gizli servisin gönderdiği fotoğraflar sayesinde Lucy de Bardelaba'nın kurbanlarından biri olduğunu öğrenerek dava sürecine tanıklık etti.
Ocak 1979 Maryland Daha önce bahsettiğimiz Laurie Jean Jensen olayı gerçekleşti.
Laurie, sahte polis rozeti tuzağıyla kaçırılıp 3 gün esir tutuldu, işkence gördü ve saldırıya uğradı.
Bu olay FBI tarafından zaten araştırılıyordu ve de Bardellaban'ın yakalanmasıyla birlikte Laurie, ses kaydındaki işkenceyi yapan kişinin o olduğunu öğrenip adalet mücadelesine katıldı.
Laurie Jensen, de Bardellaban'ın yargılanma sürecinde en önemli tanıklardan biri oldu.
Nisan 1979, Kuzey Carolina.
31 yaşındaki emlakçı Elizabeth Mason Fayetteville şehrinde bir adamla ev gezmeye gittiği sırada saldırıya uğradı.
Sahte müşteri evin içinde ona aniden silah çekip başına tabanca ile vurdu.
Sonra da Mason'ı yere yatırıp boğazını sıkarak bayılttı.
Mason kendine geldiğinde saldırgan çoktan kaçmış yanına getirdiği iç çamaşırı gibi bazı eşyaları çalmıştı.
İlginç biçimde Elizabeth Mason'a saldıramamıştı.
Muhtemelen saldırgan panikle yarım bırakıp kaçmıştı.
Mason o dönem polise verdiği ifadede saldırganın eşkalini tarif etmiş fakat fail bulunamamıştı.
DeBardelaban'ı yakalandıktan sonra fotoğrafları arasından Elizabeth Mason kendini tanıdı.
Bu olayda DeBardelaban'ın suç katalogunda yerini aldı.
Ocak 1980 Kuzey Carolina, Virginia.
25 yaşındaki Diane Overton gece saat 4 sularında arabasıyla yalnız başına giderken onu durduran bir polis memuru kırıklığı adamın saldırısına uğradı.
DeBardelaba'nın olduğu anlaşılan saldırgan Diane'i arabasından indirip kendi aracına zorla bindirmeye çalıştı ve cinsel saldırıya yeltenerek onu tartakladı.
Ancak Diane can havleyle mücadele etti.
Saldırganın elini ısırdı ve yardım istemek için çığlık attı.
Boğuşma sırasında aracın vites koluna tekme atmayı başararak motoru stop ettirdi.
Bu beklenmedik hamle üzerine panikleyen saldırgan kadını bırakıp arabayla kaçmaya çalıştı.
Öfkeli halde defalarca direksiyonu Diane'in üzerine kırarak onu ezmeye kalkıştıysa da Diane son anda kaçarak kurtuldu.
Bu cesur genç kadın olay sonrası gerçek polisi arayarak durumu anlattı.
Ancak saldırgan bulunamadı.
Seneler sonra Diane Overton da de Bardellaban'ın kurbanlarından biri olduğunu öğrendi.
Onun arabasında bulunan polis üniforması ve tepe lambası gibi malzemeler, Overton'un anlattığı sahte polis tuzağını doğruluyordu.
Aralık 1980, Virginia.
27 yaşındaki mağaza satış görevlisi Maria Santini, mesai bitiminde dükkanında yalnızken içeri giren silahlı bir adam tarafından kaçırıldı.
De Bardellaban Santini'yi silah tehdidiyle arabasına bindirip evine götürdü.
Orada genç kadını yere yatırıp ellerini ve ayaklarını sıkıca bağladı ve fotoğraflarını çekti.
Ardından talihsiz kadına saldırdı.
De Bardelaban, Santini saatler sonra serbest bıraktığında kadını polise giderek yaşadıklarını tek tek anlattı.
Ancak yabancı bir saldırgan olduğu için izini süremediler.
Maria Santini de De Bardelaban'ın arşivinden çıkan görüntüler sayesinde bu sapığın kurbanı olduğunu öğrenerek adalet için ifade verdi.
Nisan 1982, Louisiana.
37 yaşındaki başarılı emlakçı Jean McFaul, Dr.
Zack takma adını kullanan bir adamla ev gösterme randevusuna gitti.
Ertesi sabah Jean'in cansız bedeni gösterdiği evin tavan arasındaki kirişe asılı halde bulundu.
Zavallı kadın bıçaklanmış ve boğularak öldürülmüştü.
Fail kadını öldürdükten sonra veya önce herhangi bir cinsel saldırı da bulunmamıştı.
cinayet anında evin yakınında bir komşu Dr.
Zack olarak kendini tanıtan bir adamı görmüş ve polis için bir eşkal tanımı vermişti.
Bu robot resim aslında The Bardelab'ın eşkaline oldukça benziyordu.
Ancak o dönemde kimse onunla eşleştirilemedi.
1983'te The Bardelab'ın yakalandıktan sonra özel günlüklerinde kullanmayı planladığı sahte kimlik isimlerinin listesi bulundu ve bu listede Dr.
Zack ismi de yer alıyordu.
Bunun üzerine Jean McFall cinayeti içinde de Bardelaban'a ikinci bir cinayet ithamı yöneltildi.
Ancak tıpkı Edna McDonald davasında olduğu gibi Jean McFall cinayeti içinde ayrı bir duruşma yapılmadı.
Çünkü de Bardelaban hali hazırda ömür boyu hapisten çıkamayacağı bir ceza almış durumdaydı.
Nisan 1983 New York Yıllardır sadece kadınlara hedef aldığı düşünülen DeBardelab'ın şaşırtıcı bir şekilde bu tarihte bir şekilde iki erkek kurban içeren bir suçada karışmış
gibi görünüyordu. Greece, New York kasabasında bir akşam Joe Rapini ve ev arkadaşı David Starr işten çıkıp evlerine döndüklerinde içeride maskeli bir hırsızla karşılaştılar.
Silahlı saldırgan ikisini etkisiz hale getirdi.
Rapini'yi rehin alırken Star'a bankadan 70 bin dolar fidye getirmesini emretti.
Star söyleneni yapıp parayı istenen noktaya bırakırken fidyeyi almaya gelen kişinin genç bir kadın olduğunu gördü.
Muhtemelen de Bardelaba'nın ayarttığı bir işbirlikçiydi.
Ancak fidye ödemesine rağmen Rapini serbest bırakılmadı.
Aynı gün talihsiz adam arabasında başından vurulmuş halde ölü bulundu.
Bu olayın tarzı de Bardelabın'ın diğer suçlarından farklıydı.
Genellikle kadınları hedef alan bir sapık, buradaysa bir banka soygunu suçu görünümünde adam kaçırma ve cinayet söz konusuydu.
Fakat Mike'ın özel notları incelendiğinde bu fidye olayına dair ayrıntıların ve kullanılan bazı takma adların Mike'ın günlüklerinde yer aldı ortaya çıktı.
Bu sayede Joe Rupp'in cinayeti de Mike de Bardelabın'la ilişkilendirildi.
Yine ceza alma yetecek kanıt bulunmadığından bu suçtan yargılanmadı ama soruşturmacılar Rapini'nin katilinin de büyük olasılıkla de Bardelaban olduğunu düşünüyorlardı.
Bu sıralanan olaylar Mike de Bardelaban'ın bilinen veya kuvvetle muhtemel tüm suçlarından yalnızca bir kısmıdır.
Depolarda ele geçirilen fotoğraf ve ses kayıtlarında tespit edilen farklı kadınların sayısı 40'dan fazlaydı.
Üstelik bu kadınların birçoğu hala kimliği belirlenememiş durumdaydı.
Ne kayıtlar ne de mağdur başvuruları hepsini telsit etmeye yetmedi.
DeVardell Evans'a sorgulamalarda son derece soğukkanlıydı ve tek bir kurbanın adını bile doğrulamadı.
Hiçbir suçu itiraf etmedi.
Seri katillerin bir kısmında görülen böbürlenme veya kurbanlarıyla övünme davranışı Mike'de yoktu.
Asla konuşmadı. Bu nedenle Mike DeBardelab'ın gerçek anlamda kaç kişiye saldırdığı, kaç cinayet işlediği belki de hiçbir zaman tam olarak bilinemeyecek.
Kimi federal ajanlar eldeki ipuçlarına dayanarak onun 200'e yakın farklı suça ve onlarca kurbana karışmış olabileceğini bile ileri sürmüşlerdir.
Kesin olan şu ki 1983'teki tutuklama olmasaydı DeBardelab'ın sapkın planlarını uygulamaya devam edecek ve belki de daha nice canlar yanacaktı.
1983'te yakalandıktan sonra farklı eyaletlerde işlediği suçlar için peş peşe davalarla yüzleşmek zorunda kaldı.
Mol Peser olarak başladığı suç kariyeri şimdi mahkeme salonlarında seri cinsel saldırı ve cinayet davalarına dönüşmüştü.
De Bardelab'ın bu süreçte oldukça sıradışı bir tavır sergiledi.
Bazı duruşmalarda kendi kendini savunmayı denedi.
Bu mahkeme salonlarında hem tuhaf hem de ürpertici anlar yaşanmasına yol açtı.
En çarpıcı olaylardan biri de Bardelab'ın kurbanlarından birini çapraz sorguya çektiği oturumda yaşandı.
Lord Jensen'ın da aralarında bulunduğu bazı mağdurlar mahkemede onun karşısına çıkarak ifade veriyordu.
De Bardelab'ın kendini savunduğu bir duruşmada kurbanlarından birini elindeki ses kayıtlarını dinletmek istedi.
Bu kayıtta kadıncağızın maruz kaldığı işkencenin sesleri ve kendi sesi yer alıyordu.
Mahkeme salonunda hakim ve jüri önünde bir anda o dehşet gecesinin kayıtları çalmaya başladı.
Mağdur kadın için bu an yaşadığı cehennemi tekrar duymak demekti.
De Bardelab'ın bu korkunç hamlesiyle kurbanı sarsarak ifadelerini çürütmeyi planlıyordu.
Ancak tam tersi oldu.
Kayıttan sonra yaptığı kaba ve kendinden emin çapraz sorgu sırasında o geceye dair ayrıntıları itiraf etti.
Ki aslında istemeden suçunu...
Kendi ağzıyla da itiraf etmiş oldu.
Arabasının iç tasarımından kurbanı arabaya nasıl çektiğine dair anlattığı detaylar sadece gerçek failin bilebileceği şeylerdi.
Jüri karşısında bu kibirli seri suçlu kendi tuzağına düşmüştü.
Tüm davaların sonucunda Mike DeBardelaban için kaçınılmaz son geldi.
Çeşitli eyaletlerde işlediği suçlardan ardı ardına mahkumiyet kararları çıktı.
Federal mahkemede görülen davada sahte para basma suçundan başlayarak adam kaçırma, cinsel saldırı, saldırı ve soygun suçlarına kadar uzanan bir listeden suçlu bulundu.
Hakim bu şahsın topluma tekrar karışmaması için olabilecek en ağır cezayı verdi.
365 yıl hapis cezası.
Bu fiilen ömür boyu hapisten çıkabileceği anlamına geliyordu.
Mike yargılama süreci boyunca tek bir cinayeti dahi kabul etmediği gibi herhangi bir pişmanlık belirtisi de göstermedi.
Soğukkanlı bir inkar stratejisi benimsedi ve son ana dek kendi kirli sırlarını mezara götürmeye kararlıydı.
DeBardereb'ın hüküm giydikten sonra yüksek güvenlikli federal cezaevlerinde cezasını çekmeye başladı.
2011 yılına gelindiğinde halen hapiste olan Mike DeBardereb'ın 70 yaşındayken zatürreden hayatını kaybetti.
Onun ölümüyle birlikte işlediği ancak asla ortaya çıkarılmamış olabilecek suçlar da muhtemelen sonsuza dek karanlıkta kalmış oldu.
Yetkililer de Bardeleba'nın hapiste olduğu yıllar boyunca defalarca konuşmayı reddettiğini, herhangi bir itiraf veya başka kurbanlara dair bilgi vermediğini açıkladılar.
Böylece bu azılı suçlunun adalet önüne çıkarılabilmiş tüm suçları cezalandırılmış ancak belki de cezalandırılamamış başka günahları da onunla birlikte toprağa gömülmüştü.
Mike DeBardelab'ın vakası ABD adli tarihinin en tuhaf ve ürkütücü olaylarından biri olarak zihinlere kazındı.
Bir kalpazanlık soruşturmasının tesadüfen ülkenin en azılı seri saldırganlarından birini ortaya çıkartması benzersiz bir örnekti.
Bu nedenle hem kolluk kuvvetleri hem de kriminalologlar de Bardelaba'nın profilini derinlemesini incelediler.
De Bardelaba'nın günlüklerinde ve arşivinde biriktirdiği materyaller adli psikiyatri literatüründe cinsel sadizm ve antisosyal kişilik bozukluğu örnekleri olarak ders niteliğinde yer bulmuştur.
Psikiyatrlar DSM tanı kitabında Mike de Bardelaba'nın ismini anarak onun davranışlarını şiddet içerikli cinsel sapkınlığın uç noktası şeklinde yorumlamışlardır.
kısacası Mike de Bardelab'ın gerçek bir canavar olarak anılmayı fazlasıyla haç eden, insanlık dışı dürtülerini sinsice yaşayan bir suçlu olarak tarihe geçmiştir.
Bu podcast'in sonuna geldik.
Bir sonraki videoda görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
