
“Tanrı aşkına, daha fazla öldürmeden önce beni yakalayın, kendimi kontrol edemiyorum." Frances Brown'ın evinin oturma odasının duvarına rujla yazılmış bir not. Bu not Chicago basını tarafından sansasyonel hale getirilen Ruj Katiline aitti. Bu not ile başlayan serüven çok fazla alengirli ilerleyecekti.
Transkript
Merhabalar ben Onur Can Yenilmez.
Tanrı aşkına daha fazla öldürmeden önce beni yakalayın.
Kendimi kontrol edemiyorum.
Francis Brown'un evinin oturma odasının duvarında rujla yazılmış bir not.
Bu not Chicago basını tarafından sansasyonel hale getirilen ruj katiline aitti.
Bu notla başlayan serüven çok fazla alengirli ilerleyecekti.
Ev hanımı ve dul olan Josephine Rose'un cansız bedeni 5 Haziran 1945 günü öğleden sonra Kuzey Kenmore Caddesi'ndeki dairesinde bulunduğunda 2.
Dünya Savaşı'nın son günleri yaşanıyordu.
43 yaşındaki Josephine bir önceki yılın Temmuz ayından beri duldu ve bölgede söylendiğine göre merhum kocasının ölümünden sonra elde ettiği hayat sigortası geliriyle bir restoran açma
hayalleri kuruyordu. Cesedi yatağında poz vermiş ve başı bir eteğe sarılmıştı.
Boğazından olmak üzere Defalarca bıçaklanmış, cesedi yıkanmadan önce bıçak yaraları bantla kapatılmış, başı etekle örtülmüş ve ardından cesedi poz verdirilmişti.
Katil cesedi yıkamış olmasına rağmen, müfettişler Josie'nin elinde tuttuğu siyah saç tellerini bulmaya başarmışlardı.
Daireden hiçbir şey alınmamıştı.
Polislere göre katil eve girdikten sonra Josephine ile karşılaşmış ve kadını öldürmüştü.
Elinde bulunan koyu renk saç tellerine göre, katilin koyu tenli bir adam olduğu düşünülüyordu.
Josie'nin önceki erkek arkadaşlarından birkaçı sorgulandı ve hepsinin bir mazereti vardı.
Cinayetin korkunçluğuna rağmen medyada pek yer bulmadı.
Josephine Rose davası hala açıktı.
10 Aralık 1945'te Francis Brown, North Pine Grove'daki dairesinde ölü bulunduğunda hiçbir ipucu yoktu.
Dairesinin kapısı açıktı.
Temizlikçi bir kadın yüksek sesle çalan radyo sesini fark etmişti.
Sesten dolayı içeriye girdiğinde 32 yaşındaki Frances'i çıplak ve küvetin üzerine yığılmış halde bulmuştu.
Başındaki kurşun yarasının yanında boynunda da kocaman bir bıçak vardı.
Josephine Rose gibi öldükten sonra cesedi yıkanmış ve başı sarılmıştı.
Yine daireden hiçbir şey alınmamıştı ama polis yine aynı şeyi düşünüyordu.
Katil soygun içine ve gelmiş Frances'i görünce de öldürmüştü.
Rose'un suç mahallinden farklı olarak bu kez katil bir mesaj bırakmıştı.
Katil oturma odasının duvarına Francis Brown'un kırmızı rujuyla şifreli bir not yazmıştı.
Tanrı aşkına daha fazla öldürmeden önce beni yakalayın.
Kendimi kontrol edemiyorum.
Basının kimliği belli olmayan katili ruj katili olarak adlandırmasına yol açan şey geniş çapta yankı bulan işte bu not oldu.
Bu meçhul katil aynı zamanda Ardında dairenin kapı pervazına kanlı bir parmak izi lekesi ve iki tanık bırakmıştı.
George Weinberg sabah saat 4 civarında silah sesleri duymuş ve apartmanın gece görevlisi John Derrick gergin bir adamın asansörden inip yürüyerek sokağa çıktığını fark etmişti.
Derrick adamı yaklaşık 140 kilo ve 35-40 yaşlarında olarak tarif etti.
Çok garip bir şekilde Şikago polisi Brown cinayetini birkaç gün boyunca katilin bir kadın olduğu teorisiyle araştırdı.
1946 yılının Ocak ayında katil Kenmore caddesindeki avlanma alanına geri dönmüştü.
James Day'nin 7 Ocak sabahı saat 7.30'da 6 yaşındaki kızı Suzanne'in yatak odasında olmadığını fark etti ve polise haber verdi.
Kızın yatak odasının penceresinin dışında bir merdiven bulan polis kızın odasında yaptığı aramada 20 bin dolar talep eden ve polise ya da FBI'ye haber verilmemesi ve kaçıran kişiden
haber beklenmesi talimatını içeren buruşturulmuş, kabaca yazılmış bir fidye notu buldu.
Aradan 9 saat geçti ve bu süre zarfında Daynon'ların evine birkaç fidye mesajı daha geldi.
Ardından yetkililerin kanalizasyonu kontrol etmeleri için isimsiz bir mektup daha geldi.
Suzey'in kesik başı bir blok ötede.
Saçlarında mavi kurdelelerle.
Bir kanalizasyonda yüzer halde bulundu.
Sonraki birkaç saat içinde Suzey'nin her iki bacağı ve gövdesi yakındaki ayrı kanalizasyonlarda bulundu.
Kolları ise bir ay sonra Deynanlar'ın evinden 3 blok ütedeki bir kanalizasyon giderinde bulundu.
Kanalizasyon giderinin kapakları her biri 100 kilodan fazla ağırlığa sahip dökme demirlerdi.
Hiçbir görgü tanığı bu kapakların çıkarıldığını ya da yerlerine geri takıldığını görmemişti.
Katil kimse görmeden işi hızlıca yapmıştı.
Çevrede yapılan bir aramada Suzey'nin kafasının bulunduğu yere çok yakın bir apartmanın bodrum katında bir çamaşır odası ortaya çıktı.
Bu çamaşırhane Suzey'nin cesedinin orada parçalandığını gösteren dört küvet içinde bazı kanıtlar bulundu.
Yerler paspaslanmıştı ama dört küvetinde giderlerinde kan bulundu.
Suzey'nin otopsisi ölüm saatinin gece yarısıyla sabah bir arasında olduğunu ve boğularak öldüğünü gösterdi.
Bu da yetkililerin Suzey'nin evinden canlı olarak alındığını ve çamaşırhaneye götürülmeden önce ikinci bir yerde boğularak öldürüldüğünü düşünmelerine yol açmıştı.
6 ay boyunca hiçbir tutuklama olmadı ve 26 Haziran 1946'ya kadar Şikago'nun endişeli sakinleri için hiçbir cevap bulunamadı.
Cevaplar bulunamadıkça halkın da gözüne uyku girmemeye başladı.
William Hirons 1928 yılında büyük buhran nedeniyle işleri bozulana kadar çiçekçi dükkanları işleten Luxemburglu bir göçmenin çocuğu olarak dünyaya geldi.
Gerilimler nedeniyle hızla parçalanan aileye kısa süre sonra Jere adında küçük bir oğul daha katıldı.
Babası güvenlik görevlisi olarak iş bulmayı başarsa da boş zamanlarının çoğunu içerek geçiriyor ve Hirons'ın annesini çeşitli işlerle çalışarak ailenin gelirini desteklemeye zorluyordu.
Hirons küçüklüğünden itibaren hep çalıştı.
Önce babasıyla birlikte çiçekçi dükkanlarında, yerel bir bakkalda, bir çelik fabrikasında elektrikçi yardımcısı ve bir orkestrada yer gösterici olarak çalıştı.
Hirons ortalamanın üzerinde ve yaratıcı bir öğrenciydi.
Hayal kurmaya eğilimli olduğu belirtiliyordu.
İlk tutuklanması mezuniyetinden hemen önce, hırsızlıktan yakalandığında gerçekleşti.
Evinin yakınında büyük bir çalıntı malzulası bulundu.
Sonuç olarak Hirons, Terre Haute, İndiana'daki bir erkek ıslah evine gönderildi.
Okul yılının sonunda eve dönmesine izin verildi.
Ancak yaz bitmeden hırsızlık suçundan bir kez daha tutuklandı.
Bu ikinci tutuklama onu Peru İllinois'daki Aziz Bate Akademisi'ne yatılı olarak gönderdi.
Burada okul ödevlerinde başarılı oldu.
Okulun güreş takımına katıldı ve kütüphanede çalıştı.
Beytek'i son yılına başladıktan kısa bir süre sonra Chicago Üniversitesi'ne kabul edildi ve burada elektrik mühendisliği okumaya başladı.
Üniversitenin sosyal yaşamına çabucak uyum sağladı ve kısa süre içinde bir kız arkadaşı buldu.
Kendisine bir daha kimseyi soymayacağını söylemiş olmasına rağmen okulun ve flört etmenin getirdiği mali baskılar kısa süre içinde onu eski numaralarına geri götürdü.
26 Haziran 1946'da 17 yaşındaki Hirons'ın kız arkadaşıyla akşam için planladığı bir randevusu vardı ama nakit sıkıntısı çekiyordu.
Bir tasarruf hesabını nakli çevirmeyi planlamıştı ama vardığında postanenin kapalı olduğunu görünce planı suya düştü.
B planı eski hırsızlık alışkanlığına geri dönmekti.
Daha önceki yöntemi apartman kapılarını kontrol etmek ve ardından kilitli olmayanları soymaktı.
Wayne Manor apartmanında kilitli olmayan bir kapı buldu.
Fark edildiğinde bir dolar çalıyordu ve polis memurları peşindeyken kaçmaya başladı.
Daha sonra polis memurlarının önce kendisine ateş ettiğini iddia etti.
Polisler ise ilk kurşunları Hirons'ın sıktığını iddia etti.
Hirons sözde kendisini olası gaspçılardan korumak için kot pantolonunun arkasında bir silah taşıyordu.
Polislerden tam kaçtığı sırada şans eseri O sırada görevde olmayan mayolu bir polis tarafından yakalandı.
Irons Cook County hapishanesinin hastane koğuşuna götürüldü.
Başına dikiş atıldı ve ardından uzun ve acı verici bir sorgulamaya tabi tutuldu.
Bu sırada bilinci gidip gidip geri geldi.
Dedektifler bir şekilde bu adamın ruj katili olabileceğini düşündüler.
Bu yüzden parmak izlerini alarak önceki fidye mektubunda bulunan izlerle karşılaştırmak isteniyordu.
Tam 9 nokta eşleştiği fark edildi.
Ancak William hiçbir şey itiraf etmiyordu.
Bundan sonra polisler kötü yöntemlere başvuracaktı.
Hirons bağlı iken cinsel organına eter dökmesi için bir hemşire çağrıldı.
Bu da itirafı getirmeyince bir polis memuru Hirons'ın karnına defalarca yumruk atarak Suzanne Daynon'un kaçırılması ve öldürülmesiyle ilgili ayrıntıları söyledi.
Bunun Hirons'ın hafızasını tetikleyeceğine inandı.
Bu da işe yaramayınca Hirons'a Anestezi olmadan omurilikten iğne yapıldı.
Bu gerçekten acıtan bir hareketti.
Omurilik sıvısının alınmasının ardından bir yalan makinesi sipariş edildi.
Ancak Hirons'ın çok fazla acı çektiği için makineden doğru bir okuma alamayacaklardı.
Üniversite odasının yanı sıra ailesinin evi ve tren istasyonunda tuttuğu bir dolap da arandı.
Hirons'ın yıllar süren hırsızlık hobisine dair kanıtlar bulundu.
Ancak onu cinayetlerle ilişkilendirecek hiçbir şey yoktu.
Hirons'ın ebeveynleri oğullarını temsil etmesi için avukat tutmuşlardı.
6 gün boyunca ona erişimleri engellendi.
Onunla ancak 2 Temmuz'da konuşabildiler.
Bu sırada yetkililer medyaya ruj katilini yakaladıklarını bildirmiş ve Hirons'ın adını vermişlerdi.
Hirons'ın sorgulandığı 4 gün boyunca kendisine doğruluk serumu olarak bilinen sodyum pentotal enjekte edildi.
İğne onu sayıklama durumuna soktu.
William acı içinde kıvranıyordu.
4 gün boyunca çeşitli işkenceler yapılmıştı.
Sonunda kapalı ve açık bilinç arasında bir yerdeyken cinayetleri işlemiş olabilecek George adında birinden bahsetti.
George, Hirons'ın kendi göbek adı olduğu için polisler bunun Hirons'ın itiraf şekli olduğuna inanmışlardı.
12 Temmuz 1946'da tutuklandıktan 17 gün sonra 23 hırsızlık, soygun, öldürme kastıyla saldırı ve 3 cinayet suçlamasıyla dava açıldı.
Bu arada arka tarafta çok ciddi tartışmalar dönüyordu.
Belki Chicago halkı katil yakalandığı için rahatlamıştı.
Ancak başka şeyler de vardı.
William Hirons yakalandıktan sonra avukatıyla görüştürülmemişti.
4 gün boyunca işkenceye maruz kalmış ve bu şekilde George ismini sayıklamıştı.
Ayrıca bulunan parmak izlerinde 9 nokta eşleşmişti.
Kesin sonuç elde etmek için 12 noktanın eşleşmesi gerekiyordu.
Tam olarak itiraf etmemiş olmasına rağmen Chicago Tribune muhabiri George Wright gazete satabilmek için tam bir itiraf uydurdu.
Diğer gazeteler Wright'ın makalesini aldılar ve sadece onun uydurmasını yeniden basmakla kalmayıp kendi hikayelerini de yazmaya başladılar.
Tüm gazeteler Hirons'ın işlediği suçlar nedeniyle idam edilmesi çağrısında bulundu.
William eyalet savcısıyla 3 cinayet suçlamasında da suçunu kabul etmesi karşılığında 3 kez üst üste müebbet hapis cezasına çarptırılması için bir anlaşma yaptı.
4 Eylül 1946'da mahkemede suçunu kabul etti.
Kendisine çürüsüye çıkma fırsatı verilmesine rağmen bunu yapmayı reddetti.
Ertesi gün 3 müebbet hapis cezasının yanı sıra hırsızlık, saldırı ve soygun suçlarından da bir ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
O gece hücresini kendine asmaya teşebbüs etti.
Hapishane doktoru tarafından hayata döndürüldü.
Hirons cinayetlerdeki suçunu inkar etmeye devam etti.
Hirons hapsedildiği ilk birkaç yıl depresyondan muzdaripti ve halkın gözünden uzak olmak istiyordu.
Manard Islah evindeki psikiyatri bölümünde tutuldu.
1951 yılında sonraki 24 yıl boyunca kalacağı Stateville hapishanesine nakledildi.
Hirons Stateville'deki ilk 5 yılını meslek okulunda radyo ve televizyon tamiri öğrenerek ve diğer mahkumlara bu işi öğreterek geçirdi.
10 yıl boyunca hapishane konfeksiyon endüstrisinde ofis müdürü olarak çalışmıştı.
5 yıl boyunca Stateville okul müdürü müfettişinin sekreterliğini yaptı.
Gerektiğinde matematik ve İngilizce öğretmeni olarak görev yapmış ve mahkum arkadaşlarının sertifika almalarına yardımcı olmuştu.
1970 yılında başka bir yere nakledilen Hirons, 5 yıl boyunca radyo-tv atölyesinde çalışmış kurum ve personel için Radyo ve televizyonların bakımını yapmıştı.
1975 yılında askeri güvenlikli bir tesis olan Viyana Islah Merkezi'ne transfer oldu ve acil tıp teknisyenliği programına kaydoldu.
Programı tamamladı ve kısa bir süre için cezaevinin ambulans servisine çalıştı.
7 yıl boyunca cezaevi kütüphanesinde çalışmış, hukuk kütüphanesinin bakımını yapmış ve mahkum arkadaşlarına hukuki sorunlarında yardımcı olmuştu.
Hirons günlük talihe programına katılmaya hak kazanmış ve yakınlarındaki bir meyve bahçesinde çalışmıştı.
Ayrıca cezaevinin din görevlisinin sekreteri olarak çalışmış ve bu görevi 1998 yılında buradan ayrılıp Dixon Islah Merkezi'ne gidene kadar sürdürmüştü.
Dixon'a gitmek üzere ayrılmadan kısa bir süre önce bilgisayar kurusuna gitmişti.
Yoğun çalışma programına ek olarak Hirons mahçumlar için bir kişisel gelişim organizasyonu olan 7 adım programını kurdu.
Ayrıca Viyana'daki 3 günlük bir dini inzivanın oluşturulmasına yardımcı oldu.
Hirons 1946'da ilk kez hapsedildiğinde hapishanede üniversite düzeyinde dersler verilmiyordu.
Bu nedenle masraflarını kendi karşılayarak çeşitli üniversitelerden yazışma dersleri aldı.
1972 yılında Lewis Üniversitesi'nden liberal sanatlar diploması alarak mezun olduğunda Illinois'da diploma alan ilk mahkum oldu.
Mezun olduktan sonra da çalışmaya devam etmişti.
Cezaevindeyken sanata da ilgi duyan Hirons, sulu boy resim ve kaligrafi konusuna uzmanlaştı.
Resimleri sanat gösterilerinde kurdeleler kazandı.
İlerleyen yıllarda Hirons, görme yetkisini etkileyen ve bacaklarını tekerlekli sandalyeye ihtiyaç duyacak kadar şişiren diyabet hastalığından muzdarip oldu.
William Hirons, 5 Mart 2012'de Illinois Üniversitesi Tıp Merkezi'nde 83 yaşında hayatını kaybetti ve cezasını tamamlamış oldu.
Chicago'da en uzun süre hapis yatan mahkum olarak tarihe geçti.
2008 yılında verdiği bir röportajda idam yüzünden suçu kabul ettiğini söyledi.
Eğer savcılıkla anlaşmasaydı doğrudan elektrikli sandalyeye gidecekti.
William da en azından hayatta kalırsa derdini anlatabileceğini düşünmüştü.
Hapishanede kaldığı süre boyunca hiçbir suça karışmadı.
Hep çalışkan bir mahkum oldu.
Peki bu davranışları ve polisin tavrına bakarsak William sizce suçlu muydu yoksa suçsuz muydu?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
