
Onun Yüzünden Masum Bir Kişi İdam Edildi - John Christie
23 Nisan 2021 · 19 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Merhabalar ben Onurcan Yenilmez.
Bu tarz videolara beğeniyorsanız kanalıma abone olup bildirimleri açmayı ve videoyu da izledikten sonra beğenmeyi unutmayın.
Bu arada beni instagramdan da takip ederseniz sevinirim.
Seri katiller dosyasında İngiltere Rillington 10 numaralı ev kabusunu izleyeceğiz.
Bu evde John Christie adında tehlikeli bir adam yaşıyordu.
John öyle bir insandı ki onun yüzünden suçsuz bir insan dar ağacına bile gitmişti.
İngiltere'nin en kötülerinden birisiydi.
Kötülük Onun içine adeta işlemişti.
John Reginald Halliday Christie 8 Nisan 1898 yılında Yorkshire, Halifax'de dünyaya geldi.
John ailenin 5 çocuğunun en küçüğüydü.
Kendisinden büyük 4 ablası vardı.
Ailenin babası bölgede tanınan bir halı tasarımcısıydı.
Annede amatör tiyatrolarla boy gösteren bir oyuncuydu.
Baba sert mizahlı katı bir adamdı.
Bu yüzden çocuklarını ağır disiplinle yetiştiriyordu.
Bazı zamanlar ileriye de gidebiliyordu.
Çocukları yaramazlık yaptığında cezaları kemer oluyordu.
John ve ablaları babasının sert kişiliğinin etkisiyle büyümeye çalışıyorlardı.
Ama anneleri hep çok sevecendi.
Çocuklarını çok seviyor ve onları asla incitmiyordu.
Özellikle John'u çok seviyordu.
Evde fazla kadın olmasından dolayı küçük çocuk onlardan etkilenerek büyüyordu.
Bu yüzden daha çocuk yaşlarda temizlik takıntısı oluşmuştu.
Kirden nefret ediyordu.
Ayrıca John'un garip bir hobisi de vardı.
Parklara oyun oynamaya gitmek yerine o mezarlığa gidiyordu.
8 yaşındayken dedesinin hayatını kaybetmesi onu çok etkilemişti.
Dedesi gibi sert bir adamın yaşamının son günlerini bir yatakta hareketsiz geçirmesi onda değişik duygulara sebep olmuştu.
Bu yüzden mezarlık ilgisi başlamıştı.
Dedesi gibi insanların yattığı yerlerde gezmek heyecan vericiydi.
Okul hayatında izcilik gibi sosyal işlere kalkışmasına rağmen arkadaşlarına karşı hep mesafeliydi.
Bu yüzden pek bir arkadaşı da yoktu.
15 yaşına geldiğinde de okulu bırakarak sinema salonunda çalışmaya başladı.
Bir süre sonra da 1.
Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle orduya başvuruda bulundu.
John Christie ülkesi adına cephede savaşmak istiyordu.
Babasının ağır disiplini yüzünden o bir üniforma aşığına dönüşmüştü.
Orduya kabul edilip savaşta cepheye gönderildi.
Orduya girmesinden kısa süre sonra da yanında hardal gazı bombası patlamasıyla ciddi hasarlara sebep oldu.
İki gözü de görmemeye başlamıştı.
Ayrıca gırtlağındaki hasardan dolayı konuşamıyordu da.
Bir süre askeri hastanede yattıktan sonra aldığı hasarların fiziksel değil, psikolojik olduğu anlaşıldı.
Ama John Christie bu halini sürdürmeye 3 yıl devam etti.
Daha sonra da kendisine bir maaş bağlanarak 1919 yılında ordudan ayrıldı.
1920 yılında geri döndüğü Halifax'ta postanede çalışmaya başladı.
Bu yıl içerisinde aynı bölgede yaşayan Ethel Wellington adlı genç kadınla hayatlarını birleştirdiler.
Ama evlilikleri hiç de iyi değildi.
Cinsel hayatlarında uyum sağlayamamışlardı.
Bu yüzden Jones sürekli başka kadınlara gidiyordu.
Zamanla bunu daha da alışkanlık haline getirdi.
Bir evliliğinin olması umrunda değildi.
John Christie bu yıllarda hırsızlığa da girmişti.
Postanede havaleleri cebine indiriyordu.
Sonunda yakalanınca ilk kez hapishanenin yolunu tuttu.
Hapishaneye girmesi de son olmayacaktı.
İlk cezasının ardından doğru düzgün iş bulamayınca York şairi terk etti.
Bu yüzden Londra'ya taşınmaya karar verdi.
Evlilik konusunda berbat bir adam olduğu için eşini kendisiyle beraber götürmedi.
Tabi Christie burada da rahat durmuyordu.
Hırsızlık suçlarından sürekli hapse girildiği çıktı.
Yeni yaşadığı bölgede bir hayat kadını ile birlikte yaşıyordu.
Bir gün kafası attıktan sonra ona şiddet uygulayınca yine mahkemelerdeydi.
Bu suçtan 9 ay ceza aldı.
Hapisten çıkıp bu kez de bir rahibin arabasını çalınca adresi yine aynı yer oldu.
4 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
John Christie hiç rahat durmayan bir adamdı.
Sürekli kanunla başı dertteydi.
Bu onun bir yaşam tarzı haline dönüşmüştü.
Hapishanedeyken eşi Ethel'la mektuplaşmaya başladı.
Çıkar çıkmaz da karısına yeni bir hayat kurma teklifinde bulundu.
1933 yılında Ethel teklifi kabul edince yıllardır görmediği eşinin yanına Londra'ya taşındı.
Yeni hayatlarında birbirleriyle artık anlaşabiliyorlardı.
1938 yılında John Christie ve Ethel her şeyin başlayacağı Relington Sokağı 10 numaraya taşındılar.
Taşındıkları bina 3 kattan oluşuyordu.
Çamaşırhane ve tuvaletler ortaktı.
Eski bakımsız bir binaydı.
1939 yılında 2.
Dünya Savaşı'nın yavaş yavaş başlamasıyla ülkede sıkı yönetim ilan edildi.
Herkes askere çağrılıyordu.
Fakat genç nüfus yetersizdi.
Bu yüzden John Christie gibi sabıkalı bir adamı bile dikkat etmeden göreve aldılar.
John'un savaş sırasındaki görevi polis yedek kuvvetleriydi.
Adam o kadar sert bir polis olmuştu ki bölge halkı tarafından kısa sürede korkulan birisi haline dönüşmüştü.
Özellikle kadınları takip ediyordu.
Evliliğinin düzelmiş olmasına rağmen kadınlara olan zaafı devam ediyordu.
Tanıştığı kadınları direkt evine getirebiliyordu.
Ethel'in sürekli şehir dışında yaptığı akraba ziyaretleri onun için büyük bir fırsattı.
Ethel'in yine şehir dışında olduğu bir gün John akşam bara gitmeye karar verdi.
Barda 20 yaşında Ruth First adlı bir hayat kadınıyla tanıştı.
Aslında kadının asıl işi bu değildi.
Gündüzleri bir silah fabrikasında çalışıyordu.
Ama masraflarını karşılayabilmek için de bazı akşamlar bu işi yapıyordu.
Adamla anlaşınca birlikte oldular.
Bu birliktelik birkaç gün daha sürdü.
Sonunda Ruth Ethel'ın yokluğunda John'un Rillington 10 numaradaki evine taşındı.
Artık aynı evde yaşıyorlar sürekli ilişkiye giriyorlardı.
Ruth adama karısından ayrılıp kendisiyle birlikte olma teklifinde bulundu.
Ama John böyle bir şey istemiyordu.
Yaşadığı ilişkinin boyutunun değiştiğini fark etmiş olacak ki bir akşam yine birlikte olurlarken yatağın yanında gizlediği ipi çıkararak genç kızın boynuna geçirdi.
Çok güçlü bir şekilde sıkıyordu.
Sonunda Ruth nefessiz kalarak hayatını kaybetti.
Şimdi kimse görmeden ondan kurtulması gerekiyordu.
Evin giriş katında yaşadığı için altında kimse yoktu.
Ahşap döşemeleri sökerek genç kızı oraya koydu.
Olayın sabahında Ethel eve döndüğüne ortalıkta şüphe uyandıracak hiçbir şey yoktu.
John Christie soğukkanlılıkla olayı idare edebiliyordu.
Kızı orada bırakamazdı.
Ertesi gün herkes evden çıkınca eline bir kürek alarak Arka bahçeyi kazmaya başladı.
İşleme bitirince de kızı oraya defnetti.
Eşyalarını da bir varille çöplerle birlikte yaktı.
Bu sırada genç kızın ortalıkta olmadığı anlaşılınca ailesi polise ihbarda bulundu.
Neler olduğunu bilmedikleri için bu bir kayıp ihbarıydı.
Savaşın artık bitmesine kısaca bir zaman kalmıştı.
Bu yüzden John da görevden alınarak yeniden sivil hayatına döndü.
Sivil hayatında radyo fabrikasında iş bulmayı da başardı.
Tabi gözü dışarıda olan John bu kez de bir iş arkadaşına aşık oldu.
Muriel Eady adlı 31 yaşındaki kadına abayı yakmıştı.
Fabrikada onu ne zaman görse aşktan kalbi duracak gibi oluyordu.
Kendisinin evli olması onun için bir engel değildi.
Onun için engel olan şey kadının erkek arkadaşı olmasıydı.
Bir şekilde kadınla ilişki yaşamalıydı.
Kafasına takmıştı.
Onunla vakit geçirebilmek için erkek arkadaşıyla eve davet edip ailecek vakit geçiriyorlardı.
1944 Ekim ayında Ethel yine akrabalarını ziyarete gidince John'un aradığı fırsat eline geçti.
Muriel'in yaşadığı sağlıkla ilgili sorunlardan dolayı burnu hep tıkalıydı.
Christy onun bu sorununu çözebileceğini söylüyordu.
Kadın arkadaşı zannettiği adamın evine gönül rahatlığıyla giderek tedavi edileceğini düşündü.
Ama John kadına yalandan hazırladığı karışımla burnuna buhar verirken bir yandan da kömür gazı koklatıyordu.
Sonunda kadın karbonmonoksite fazla maruz kalmaktan bayıldı.
John Christie de asla vakit kaybetmeden kadınla cinsel ilişkiye girdi.
İşini bitirdikten sonra da bir kadın çorabıyla kadının canına kıydı.
Sakince onu da bahçeye gömdü.
Daha önceki kızın hemen yanıydı.
Bu sırada şansı yaver gidiyor.
Hiçbir komşu onu görmüyordu.
Artık John'un gideceği yol belliydi.
Onun yolunda kötülük vardı, cinayet vardı.
1948 yılında John ve Ethel'ın yaşadığı evin üst katında yeni bir çift taşındı.
Timothy ve Beryl Evans yeni evlenmiş genç çiftlerdi.
Evlendiklerinde hamile olan Beryl kısa süre içinde doğum yaptı.
Ama evlilikleri pek iyi değildi.
Sık sık kavga ediyorlardı.
Alt katta yaşayan Christie'ler de bu sesleri duyuyordu.
Timothy 70 IQ'ya sahip olduğu için zeka geriliği vardı.
Bu yüzden karşısındaki onu anlamadığı zamanlar öfke nöbetleri geçiriyordu.
Eşi Beryl'la da kavga sebepleri böyle zamanlardı.
Yeni doğan bebekleri 1 yaşına aştıktan sonra ilişkileri daha kötüye gidiyordu.
Neredeyse ayrılacaklardı ki Beryl yeniden hamile olduğunu öğrendi.
Zaten geçinmekte aşırı zorlanan aile yeni bir çocuğa bakamayacaklarını biliyordu.
Beryl için önündeki tek çözüm çocuğu aldırmaktı.
Timothy ilk başlarda bunu kabul etmese de sonrasında mecbur kaldı.
Ama o yıllarda İngiltere'de savaştan sonra azalan genç nüfustan dolayı çocuk aldırmak yasaktı.
Bu işi gizli bir şekilde yapmaları lazımdı.
Kız alt kat komşulara Ethel'a konuyu açınca John da öğrenmiş oldu.
John komşularının evine giderek askerde bu işi yapmayı öğrendiğini, oradayken birkaç başarılı operasyon yaptığı yalanını söyledi.
Çocuk aldırma konusunda isteksiz olan Timothy'nin evde olmadığı bir gün kadının yanına giderek işlemi yapabileceklerini söyledi.
Kadın da komşusuna güvendiği için işlemi ona yaptıracaktı.
John kadının evinde kürtaj işlemine başlarken zehirli bir gazla kadını bayıltmaya çalışırken Beryl bayılmayınca her şey bir anda değişti.
Ama John Christie hazırlıklıydı.
Yanında getirdiği ipi kızın boynuna geçirerek sağlamca sıkmaya başladı.
O da diğerleri gibi kısa süre sonra hayatını kaybetti.
Akşam saatlerinde Timothy işten eve gelince eşini göremedi.
John adamın geldiğini duyar duymaz yanına giderek operasyonun başarısızlıkla sonuçlandığını açıkladı.
Kafası yeterince çalışmayan adam girdiği şokla birlikte John ne derse inanıyordu.
Timothy korkudan şüphelenmiyordu bile.
Zaten yasal olmayan bir şey kalkıştığı için polise de gidemiyordu.
Adam bir anda bebeğiyle yalnız kaldı.
Bebekle ilgili John yeniden ortaya çıktı.
Timothy'nin çocuğa tek başına bakamayacağını söyleyerek isterse çocukları olmayan bir aileye verebileceği konusunda ikna etti.
Bu sırada genç kadının bedeninde boş olan bir eve konulup bir çözüm arayışına koyuldular.
John çocukla ilgili verdiği sözünü tutarak bebeğin yaşamamasına sebep oldu.
Onu da annesinin yanına boş olan daireye koydu.
Timothy Evans bu sırada ailesinin yanına geri dönmüştü.
Ama içindeki huzursuzluk geçmiyordu.
Daha fazla dayanamayarak geri döndü, polise gitmeye karar verdi.
Ama nedendir bilinmez John Christie adı geçmiyordu.
Polisler eve gelerek kadının bedenini aramaya çalıştılar ama hiçbir şey bulamadılar.
Eşi bulunamayınca sinirlenen Timothy polislere giderek bu sefer alt komşuları John Christie'nin adını verdi.
Sorguya çekilen John, Evans'lar arasında ciddi bir geçimsizlik olduğunu, adamın polislere yalan söylediğini iddia etti.
Mahkeme çıkarılan Timothy Evans bir türlü insanları ikna edemiyordu.
Durduk yere cinayetten yargılanıyordu.
Mahkemede uyguladığı şiddeti de kabul edince artık Timothy üzerinde ihtimal arttı.
Duruşmalar sonunda Timothy Evans hiç hak etmediği bir ceza aldı.
İdam cezası.
Genç adam resmen başka birisi yüzünden dar ağacına gidecekti.
Bu sırada John Christie de savcılığın tanığıydı.
İnanılmaz şeyler yaşanıyordu.
1950 yılında yaşanan duruşmalar aynı yıl bitince Timothy Evans için idam cezası verildi.
Duruşmaların hemen ardından da idam edilerek hayatını kaybetti.
Resmen yok yere karısını ve çocuğunu öldürmekten en ağır cezayı almıştı.
John Christie'de bir kez daha yırtmıştı.
Binada yalnızca Ethel ve John kalmıştı.
John Christie artan depresyonu yüzünden bir süredir işsizdi.
Hastalık hastasına dönüştüğü için sürekli başı ağrıyordu.
Bu yüzden ne çalışabiliyordu ne de düzgün bir yaşam sürebiliyordu.
Sürekli evdeydi.
Gittikçe zayıflamaya da başlamıştı.
Zaman zaman Ethel'den sıkılıyordu.
Kadın uzun zamandır akrabalarını ziyarete gitmiyordu.
Haliyle John da eve birilerini getiremiyordu.
Hayallerini gerçekleştirememesi kadına karşı daha da öfkeli olmasına sebep oluyordu.
1952 yılında binaya yeni komşuları taşındı.
Jamaikalı olan göçmen çiftin taşınması Ethel'a hiç mutlu etmemişti.
İnsanların renginden dolayı kendisinden alt seviyede olduğunu düşünüyordu.
Bunu da sık sık John'a anlatıyordu.
Zaten bu evlilikten iyice bunalmış olan John için olay iyice ızdıraba dönüşüyordu.
Sonunda bir gün beraber uyurken kadının boğazına çökerek hayatını kaybetmesine sebep oldu.
Döşeme tahtalarını kaldırıp kadını oraya koydu.
Etraftaki Ethel'ın arkadaşlarına karısının seyahate çıktığını söylüyordu.
İnsanlara sahte mektuplar gönderip şüphelenmelerini engelliyordu.
Kadının el yazısını ve imzasını çok iyi taklit edebiliyordu.
Bu sayede... Ethel'e ait banka hesabını da boşaltabilmişti.
John Christie bu dönemden sonra iyice raydan çıkmıştı.
Arka arkaya üç kişinin de aynı şekilde yaşamına son verdi.
Üçünü de Ethel'in yanına döşemelerin altına koydu.
İyice psikolojisi bozulmuş burada duramaz olmuştu.
Sonunda kimseye tek kelime etmeden evdeki tüm eşyaları satıp evi terk etti.
Ev sahibi kiracısının çıktığını öğrenince yeni kiracı aramaya başladı.
Üst katı ve alt katı aynı aileye kiraya verebildi.
Aile eve yerleştiğinde pis kokular geliyordu.
Onlar da muhtemelen döşemelerin altında buna sebep olan bir hayvan ölüsü olabileceğini düşünüyordu.
Evin erkeği döşemeleri kaldırdığında şok olmuştu.
Gördüğü şey kadın bedeniydi.
Hiç vakit kaybetmeden polise gitti.
Polis ekibi inceleme için geldiğinde karşılarına inanılmaz şeyler çıktı.
Döşemenin altında 4 kadın bedeni vardı.
Araştırmayı devam edip bahçede de inceleme yaptıklarında iki bedenle daha karşılaştılar.
Hepsi çok kötü kokuyordu.
Resmen ev bir mezarlıktı.
Polisler evde daha önce yaşayan ismin John Christie diye birisi olduğunu öğrendi.
Her yere adamın afişini astılar.
Gazetelere ilanlar verdiler.
Adam her yerde aranıyordu.
John için çember daralıyordu.
Sokaklarda rahat rahat gezmesi imkansızdı.
Parklarda köprü altlarında uyuyordu.
Cebinde parası da kalmamıştı.
Yakayı ele vermesi an meselesiydi.
Polisler de gece gündüz sokaklarda adamı arıyordu.
Sonunda bir polis yolda şans eseri bu adamla karşılaştı.
Onun John Christie olduğunu hemen anlamıştı.
Artık sona gelmişti.
Yakalandığında cebinde Timothy Evans'ın idam cezası ile ilgili gazete küpürü vardı.
Sorguya alındığında hiçbir şey hatırlamadığını söylüyordu.
Bunları bilerek yapmadığını iddia etti.
Karısının ciddi acılar çektiğini ve buna son vermesi gerektiğini söyledi.
Zaten diğerleri hayat kadınlarıydı ve onu soymak istemişlerdi.
Bu sebeple onların da sonunu getirdiğini ve suçsuz olduğunu söylüyordu.
Tabi ki suçluydu. 22 Haziran 1953 yılında mahkemeye çıkarıldı.
Polislere anlattığını mahkemede hakimede anlatıyordu.
Ama mahkeme sırasında deli gibi hareketler yapıyordu.
Sorulara bazen cevap vermiyor bazen de cevap veriyordu.
Bu yüzden savunma avukatı idamdan kurtarmak için deli olduğuna dair savunmada bulunuyordu.
Dava çok uzun sürmedi.
İşlediği suçlar ortadaydı.
Jüri kararını geciktirmeden verdi.
Verilen ceza idamdı.
Cezayı da bekletmek için hiçbir sebep yoktu.
Aynı yıl içinde 1953'te cezası infaz edilerek hayatını kaybetti.
Rivington sokağı on numaracı çötülük son buldu.
John Christie yaşadığı bölgede 8 kişinin hayatına mal oldu.
Duygusal problemler yaşayan ruh hastası bir adamdı.
Onun bu problemi masum insanların yaşayamamasına sebep oldu.
Hatta onun yerine suçsuz bir insan bile hayatını kaybetti.
Christie'nin kötülüğü daha fazla sürmeden 1953 yılında son buldu.
Bu videonun da sonuna geldik.
Bir sonrakinde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
