
Olay Yeri Suç Hikayeleri’nde bu bölüm, Avustralya’yı sarsan Erin Patterson davasını ele alıyoruz. Sıradan görünen bir aile yemeğinde servis edilen Beef Wellington, kısa süre içinde üç kişinin ölümüne ve bir kişinin ölümle mücadelesine dönüşürken; geride mantarlar, yalanlar, silinen telefonlar ve cevabı hâlâ rahatsız edici olan tek bir soru kaldı: Neden?
Transkript
Merhabalar, Olay Yarı Suç Hikayeleri Podcast'ine hoş geldiniz.
Yeni bölümleri kaçırmamak için bildirimleri açmayı unutmayın.
29 Temmuz 2003 Cumartesi günü, Leon Gata'da küçük bir evin mutfağından sarımsak ve tereyağı kokusu yayılıyor.
Fırının içinde her biri tek kişilik hazırlanmış Beef Wellington tarzı etler usul usul kızarıyordu.
Yemek masasına 4 yaşlı misafir oturmuştu.
Saçları ağırmış, birbirini yıllardır tanıyan iki evli çift önlerine birer birer büyük gri tabaklar kondu.
Yalnızca tek bir tabak diğerlerinden farklıydı.
Sofranın başına oturan ev sahibi kadın kendi payını turuncu, küçük ve onlardan ayrı bir tabağa koymuştu.
O an masadaki hiç kimse bu küçük ayrıntıya takılmadı.
Yemek yendi, dualar edildi, kahveler içildi ve misafirler teşekkür edip evlerine döndüler.
Sıradan Sıcak, unutulup gidecek bir aile yemeğiydi.
Ne var ki 24 saat geçmeden o masadaki 4 kişinin 4'ü de hastane yatağındaydı.
Ve 6 gün dolmadan 3'ü artık hayatta olmayacaktı.
Leon Gata Melbourne'ın yaklaşık 135 km güneydoğusunda yeşil tepelerin arasına kurulmuş, herkesin birbirini tanıdığı küçük bir kır kasabasıdır.
Bu hikayenin kurbanları da yakındaki Cronborough'da 5000 kişinin bile yaşamadığı bir başka sakin yerde oturuyordu.
Sofranın başındaki kadın Erin Patterson'dı.
1974 doğumlu Melbourne'un varlıklı bir banliyosunda büyümüş, üniversitede önce bilim sonra muhasebe okumuş, zeki ve bilgiye düşkün biriydi.
Yıllar önce Simon Patterson'la evlenmiş ve çift bir dönem kayınvalidesi ve kayınpederine daha yakın olmak için bu bölgeye taşınmıştı.
Erin'in Eşinin ailesiyle başlangıçta arası iyiydi.
Kayınpederi Don Patterson sakin, nazik ve meraklı bir adamdı.
Erin onunla öğrenme ve okuma sevgisi üzerinden gerçek bir bağ kurmuştu.
Kayınvalidesi Gail ise ailenin sıcak merkeziydi.
Gail'in kız kardeşi Heather Wilkinson ve onun eşi, yerel kilisenin pastörü olan Ian Wilkinson da bu yakın akraba çevresinin bir parçasıydı.
Erin uzun süre bu baptist cemaatinin içindeydi.
Üstelik... kendi anne babasını da kanserde kaybetmiş, kalan mirasla maddi olarak rahat bir hayata kavuşmuş, hatta eşinin kardeşlerine borç vererek ev almalarına yardım etmişti.
Yani kağıt üzerinde ne bir yokluk vardı ne de görünür bir kin.
Ama yıllar bu bağı yavaş yavaş aşındırdı.
Erin'le Simon'un evliliği çocuklarının doğumundan sonra sarsılmaya başlamış, çift defalarca ayrılıp bir araya gelmiş, son dönemde ise resmen evli görünselerdi fiilen ayrı yaşar olmuşlardı.
Aralarındaki gerilim çoğunlukla para ve çocukların okul masrafları üzerineydi.
Simon artık başka bir yerde yaşıyordu ama ailesiyle Erin arasındaki ilişki bir süre daha en azından yüzeysel olarak sürdü.
O sırada kimse bir zamanlar bu kadar sıcak...
olan aile bağının birkaç yıl sonra bir mahkeme salonunda paramparça olacağını tahmin edemezdi.
2023 yazına gelindiğinde Erin'in ailesiyle arası iyice açılmıştı.
Mahkemede aktarıldığına göre kayınvalidesi Jail'in 70.
yaş kutlamasına geç davet edilmesini bir dışlanma olarak yorumlamış, sosyal medyada yakın arkadaşlarına, eşini, onun ailesini eleştiren mesajlar yazmıştı.
Tam da bu kopuşun ortasına beklenmedik bir jest yaptı.
29 Temmuz Cumartesi günü eşinin ailesini evine öyle davetin görünürde somut bir sebebi yoktu ve bu sebepsizlik sonradan herkesin kafasına da kurcalayacaktı.
Erin daha sonra mahkemede sadece eşinin anne ve babasıyla ilişkisini düzeltmek istediğini söyleyecekti.
Ne var ki misafirlerine çok daha ağır bir şey anlat.
Kendisine kanser teşhisi konduğunu ve bu zor haberi çocuklarına nasıl vereceği konusunda onların desteğini istediğini söyledi.
Bu masaya hüzünlü ama aynı zamanda da içten görünen bir gerekçe sunuyordu.
Aile hasta olduğunu sandıkları bir yakınlarının yanında olmak için bir araya gelmişti.
Gerçekte ise Eren'in böyle bir teşhisi hiç yoktu.
Bu kanser hikayesi yıllar sonra mahkemede 4 kişiyi aynı sofrada toplamak için kurulmuştu.
Davet aslında 5 kişiyeydi.
Listenin başında Erin'in ayrı yaşadığı eşi Simon Patterson da vardı.
Ancak Simon yemeğin bir gece öncesinde vazgeçti.
Gönderdiği mesajda katılmayacağını ve kendini rahatsız hissettiğini yazdı.
Belki de bu küçük kararla farkında olmadan hayatını kurtarmıştı.
Böylece o cumartesi sofraya yalnızca 4 kişi oturdu.
Don ve Jay Patterson'la Heather Ian Wilkinson.
O öğle yemeği daveti 4 konuktan 3'ü için Son yemek olacaktı.
Erin o gün her misafir için ayrı ayrı Beef Wellington'lar pişirdi.
İnci hamurun içine sarılmış et ve mantar dolgusundan oluşan bir yemekti bu.
Ama bu mantarların arasında ölümcül bir tür gizliydi.
Amanita phalloides yani halk arasında dead cap.
Türkçede de köy göçüren mantarı olarak bilinen bir tür vardı.
Bu mantar dünyanın bilinen en zehirli mantarı kabul edilir.
Onu... Bu kadar tehlikeli yapan insanı yanıltan sinsiliğidir.
İçindeki amotoksinler ilk saatlerde hiçbir belirti vermez.
Ardından şiddetli mide bağırsak sorunları başlar.
Sonra aldatıcı bir iyileşme dönemi gelir ve tam bu sırada toksin sessizce karaciğeri tahrip eder.
Kurban kendini düzeliyor sanırken organları çoktan çökmeye başlamıştır.
Erin'in iki çocuğu o sırada sofrada değildi.
Anlatımına göre onları sinemaya göndermişti.
Yani masada yalnızca o ve dört konuğu vardı.
Yemek ilerledikçe Erin asıl konuyu da açtı.
Kendisine ciddi bir hastalık teşhisi konduğunu söyledi ve bu haberi çocuklarına nasıl vereceği konusunda karşısındaki bu dört yakınından akıl istedi.
Bu haberden sonra kimse önündeki tabaktan en ufak bir şüphe duymadı.
Yemek dışarıdan bakıldığında huzurlu geçti.
Hayatta kalan tek tanık olan Pastor Ian Wilkinson daha sonra mahkemede çarpıcı bir ayrıntı anlatacak.
Misafirlere yemek dört büyük gri tabakta servis edilmiş.
Erin ise kendi payını farklı renkte ayrı bir tabaktan yemişti.
Savcılığa göre bu bir tesadüf değildi.
Erin'in zehirli payı yanlışlıkla kendi önüne koymamasını sağlayan bir işaretti.
Yemekten sonra Ian ev sahibi kadın için sözde hastalığı için dua etti.
Sonra herkes evine döndü ve her şey hala sıradan görünüyordu.
Ta ki ertesi sabah.
İlk belirtiler ortaya çıkana kadar.
Yemeği izleyen gün dört misafirle şiddetli bulantı, Usma ve İsel ile kıvranmaya başladı.
Önce bunu basit bir gıda zehirlenmesi sandılar.
Hastaneye başvurduklarında ilk tanıda mide bağırsak enfeksiyonu oldu.
Ancak durumları beklenenin tam tersine.
Saatler içinde hızla ağırlaştı.
Doktorlar kısa sürede şu gerçeği fark etti.
Bu ölümcül mantar zehirlenmesiydi ve dördünün de karaciğeri...
çöküyordu. İşin trajik yanı hastalara panzehir hemen verilemedi.
Çünkü başta bu mantarı yediklerini kesin olarak gösterecek yeterli kanıt yoktu ve bu önemli saatler geri gelmedi.
Mücadele tam 6 gün sürdü.
Heather Wilkinson ve Gail Patterson 4 Ağustos'ta birbirinden saatler arayla hayatını kaybetti.
Gail'in eşi Dawn Patterson ise bir gün sonra 5 Ağustos'ta kendisine karaciğer nakli yapılmasına rağmen kurtarılamadı.
Geriye yalnızca Ian Wilkinson kaldı.
Yaklaşık 7 hafta boyunca hayatla Ölüm arasına gidip geldi ancak Eylül ayında taburcu edilebilecek kadar toparlandı.
Korumbörra'nın küçük cemaati tek bir hafta içinde 3 komşusunu birden toprağa veriyordu.
Her biri arkalarında gözü yaşlı bir aile ve yarım kalmış bir hayat bıraktı.
Don ve Ceyil 40'ı aşkın yıldır...
birlikte evliydi. Heather ve Ian da yine aynı öyleydi.
Bu iki kız kardeş Gail ve Heather hayatları boyunca yan yana yürümüş, şimdi de aynı hafta içinde aynı sofradan zehirlenerek hayata veda etmişti.
Geriye kalan tek kişi aynı anda eşini, baldızı Gail'i ve onun eşi Don'u kaybeden bir adamdı.
Pastor Ian Wilkinson.
Bir cemaate yıllarca teselli vermiş olan bu adam şimdi kendi kaybının ağırlığıyla baş başa kalmıştı.
Peki bu sırada Erin neredeydi?
O da hastaneye gitti. ve mide şikayetleri olduğunu söyledi.
Ne var ki davranışları doktorları en başından şaşırttı.
Bir noktada tedaviyi reddederek hastaneden kendisiyle ayrıldı.
Doktorlar onun ve çocuklarının sağlığından o kadar endişeliydi ki sonunda polisi aramak zorunda kaldılar.
Çünkü çocukların da mantarlar ve hamur kısmı ayıklanmış olsa da yemeğin artıklarını yedi öğrenilmişti.
Savcılık daha sonra Erin'in aslında hiçbir zaman ciddi bir zehirlenme belirtisi göstermediğini ve hasta numarası yaptığını öne sürecekti.
Erin ise gerçekten hasta numarası yaptı.
savunuyordu.
Bu çelişki davanın en çok tartışılan noktalarından biri olarak kalacak.
Dava sırasında savcılık ayrıca yemeğin ertesi günü çekilmiş bir güvenlik kaydını da jüriye gösterdi.
Görüntülerde Erin kırmızı arabası ile bir benzin istasyonuna geliyor.
tuvalete giriyor ve yalnızca 9 saniye sonra dışarı çıkıyordu.
Savcılığa göre bu kısa an onun günlerce sürdürdüğünü söylediği ağır zehirlenme tablosuyla bağdaşmıyordu.
Elin ise gerçekten rahatsız olduğunda diretti.
Küçük bir görüntü koca bir davanın içinde tartışılır hale gelmişti.
Erin'in kendi ifadesine göre hastanede ayrı yaşadığı eşi Simon'la kısa ama sarsıcı bir konuşma geçti.
Erin ona elinde bir dehidratör yani gıda kurutma cihazı bulunduğundan söz ettiğinde Simon'ın ailemi bununla mı zehirledin diye sorduğunu anlattı.
Simon ise mahkemede böyle bir şey söylemediğini belirtti.
Hangi anlatımın doğru olduğu hiçbir zaman tam olarak netleşmedi ama o dehidratör kısa süre sonra tüm davanın kaderini belirleyecekti.
Misafirler hastanede ölümle pençeleşti.
2 Ağustos günü Erin Kunvara'daki bir atık aktarma istasyonuna gitti ve Sunbeam marka dehidratörü çöpe attı.
Bu an güvenlik kameralarına da yansımıştı.
Polis daha sonra cihazı da o çöplükten geri çıkardı ve üzerinde...
İki kritik delil buldu. Erin'in parmak izleri ve köy göçüren mantarının yani Amanita phalloides'in kalıntıları vardı.
Oysa Erin polise hiçbir zaman böyle bir cihazı olmadığını söylemişti.
Üstelik kendi sosyal medya paylaşımlarında bu kurutucuyla ve kuruttuğu mantarlarla çekilmiş fotoğrafları bile vardı.
Yalanlar burada da bitmedi.
Erin, sağlık yetkililerine yemekteki mantarları Melbourne yakınlarındaki bir Asya marketinden kuru olarak aldığını söyledi.
Yetkililer bölgede başka bir zehirlenme riski olup olmadığını anlamak için bu marketin izini sürdü.
Ama böyle bir satışın izine hiçbir yerde rastlanmadı.
Savcılığa göre o market hikayesi baştan sona uydurmaydı ve sağlık ekiplerini boş yere oradan oraya koşturdu.
Erin ayrıca Ağustos ayı boyunca telefonunu birkaç kez fabrika ayarlarına döndürerek içindeki verileri sildi.
Dehidratörün neden attığı sorulduğundaysa bir çocuk koruma biriminin planladığı ziyaret yüzünden paniklediğini öne sürdü.
Aslında bu davada tarafların üzerinde anlaştığı bir gerçek vardı.
Erin defalarca yalan söylemişti ve bunu savunma avukatı bile kabul ediyordu.
Asıl tartışma bu yalanların ne anlama geldiği üzerineydi.
Savcılığa göre yalanlar bir cinayeti örtmek içindi.
Savunmaya göre ise korkmuş bir insanın paniğiydi.
Bütün dava işte bu iki yorum arasındaki uçurumda düğümlenecek.
Şimdi bir an durup şunu da düşünelim.
Masum bir insan misafirleri ölüm döşeğindeyken neden mutfak aletini gizlice köpe atar?
Hiç sahip olmadığını söylediği bir cihazın üzerinde neden kendi parmak izleri çıkar?
ve var olmayan bir markete doğru sağlık ekiplerine neden günlerce koşturur?
İşte Tam bu sorular yüzünden polisin gözünde olay artık bir gıda zehirlenmesi olmaktan çıktı.
2 Kasım 2023'te Erin Patterson 3 kişiyi kasten öldürmek ve diğerlerini öldürmeye teşebbüs etmek suçlamasıyla tutuklandı.
Soruşturma derinleştikçe savcılık zehrin kaynağına dair çarpıcı bir senaryo kurdu.
Bu senaryonun merkezinde doğa gözlemcilerinin tür kayıtlarını paylaştığı iNaturalist adlı bir vatandaş bilim sitesi vardı.
Emekli bir eczacı ve zehir danışmanı uzmanı olan Christine McKenzie, 18 Nisan 2023'te Leon Gata'ya yaklaşık 28 kilometre uzaklıktaki Lok kasabasında köy göçüren mantarları gördüğünü
ve bu konumu bu siteye yüklediğini anlattı.
Bu mantarların yeniden çıkıp çıkmayacağı sorulduğunda verdiği yanıt netti.
Kesinlikle çıkabilirdi.
Bir başka uzman mikolog Dr.
Tom May ise 21 Mayıs'ta yakındaki Old Rim'de benzer bir görüntülemeyi siteye yüklemişti.
Savcılığın iddiasına göre Erin bu paylaşımları gördü ve telefon sinyalleri de onu Nisan sonunda Lok bölgesine Mayıs'taysa hem Lok hem Ultrim'e götürüyordu.
Bu analizi yapan telekomünikasyon uzmanı daha önce yüzlerce ceza davasında bilirkişilik yapmış deneyimli bir isimdi.
Hatta Eren'in lok'a gittiği öne sürülen 28 Nisan günü oradan ayrılırken yaklaşık 2 saat sonra o Sunbeam marka kurutucuyu satın aldığı da kayıtlara geçmişti.
Bilgisayarında da iNaturalist için yapılmış arama izlerine rastlandı.
Elin tüm bunları reddetti.
Ne o paylaşımları gördüğünü ne de mantar topladığını kabul etti.
İnternetteki aramalarını ise yalnızca boş bir merak olarak nitelendirdi.
Ama parçalar savcılığın elinde yavaş yavaş bir bütüne dönüşüyordu.
Dava 29 Nisan 2025'te Erin'in kendi talebiyle Melbourne yerine küçük Morwell kasabasındaki mahkemede başladı ve yaklaşık 10 hafta sürdü.
Bu süre boyunca Avustralya neredeyse nefesini tuttu.
Dünyanın dört bir yanından gazeteciler kasabaya akın etti.
Davayı günü gününe takip eden podcastler milyonlarca dinleyiciye ulaştı.
Savcılığın ilk tanığı Erin'in ayrı yaşadığı eşi Simon'du ve ilişkileri uzun uzun masa yatırıldı.
Salonda birbirine taban tabana zıt iki anlatı karşı karşıya geldi.
Savcı Nanette Rogers tüm olayı dört hesaplı aldatma üzerine kurdu.
Ona göre birinci aldatma yemeği çağırmak için uydurulan kanser hikayesiydi.
İkincisi Biff Wellington'ların içine gizlenmiş ölümcül zehirdi.
Üçüncüsü Erin'in kendisinin de zehirlenmiş gibi davranmasıydı.
Dördüncüsü ise gerçeği örtbas etmek için sürdürdüğü uzun çabaydı.
Rogers jüriye sahip konusunda çarpıcı bir şey söyledi.
Bir insanın bir şeyi neden yaptığını bilmenize gerek yoktur.
Yaptığını bilmek yeterlidir.
Yani savcılık bu kez neden sorusunu kanıtlamak zorunda bile değildi.
Savunmanın anlatısı ise tek bir kelimenin etrafında dönüyordu.
Kaza. Erin'in avukatı Colin Mendy yaşananların korkunç ama tamamen kasıtsız bir trajedi olduğunu savundu.
Erin mahkemede günlerce ifade verdi.
O gün yemeği yavan bulduğunu, o yüzden kellerindeki bir kapta sakladığı kuru mantarlardan eklediğini söyledi ve daha sonra o kabın içine farkında olmadan kendi topladığı yabani mantarlarında karışmış olabileceğini
kabul etti. Yalanlarını ise paniğe bağladı.
Dehidratörün neden çöpe attığı sorulduğunda bunu durmadan yalan söylemeye devam eden aptalca ve güdüsel bir tepki olarak tarif etti.
Avukatı savcılığın kurduğu senaryoyu saçma ve dolambaçlı sözleriyle reddetti ve bir kadının hiçbir sahip olmadan böyle bir şey yapmasının mantıksız olduğunu vurguladı.
Erin'in önünde aslında bir seçenek daha vardı.
Suçunu kabul edip indirimli bir cezaya razı olmak.
O bunu yapmadı. Suçsuz olduğunu söyleyerek şansını jüriye bıraktı ve günlerce tanık kürsüsünde çapraz sorgu altında kendini savundu.
Tarafların ve hakimin kapanış konuşmaları günlerce sürdü.
Ardından 12 kişi kararı vermek için kapalı kapılar ardına çekildi.
Peki jüri hangisine inanacak?
Yavanlığı gidermek için kazara eklenen birkaç mantarın trajik bir kazası mı?
Yoksa aylarca planlanmış soğukkanlı bir cinayet mi?
12 kişinin omuzlarında 3 kişinin ölümü ve 4.sünün hayatta kalışı duruyordu.
Peki bu dava neden bu kadar büyüdü?
Cevabın bir kısmı olayın ürkütücü sıradanlığında gizliydi.
Ortada karanlık bir suç dünyası, profesyonel bir katil ya da örgütlü bir şiddet yoktu.
Yalnızca bir taşra evi, bir aile sofrası ve herkesin tarifini bildiği bir yemek vardı.
İnsanların en güvenli sandığı bir an, yani sevdikleriyle paylaşılan bir öğle yemeği, birdenbire en tehlikeli yere dönüşmüştü.
Üstelik görünür bir sahip de yoktu.
İşte tam bu yüzden Avustralya aylarca bu davanın her ayrıntısını konuştu.
7 Temmuz 2025'te 12 kişilik jüri yaklaşık 6,5 günlük müzakerenin ardından kararını açıkladı.
Erin Patterson 3 kişiyi kasten öldürmekten ve 4.sünü öldürmeye teşebbüsten suçlu bulundu.
2 ay sonra 8 Eylül 2025'te ceza okundu.
Hakim ona 3 kez müebbet hapis ve teşebbüs suçundan 25 yıl verdi.
Cezalar birlikte infaz edilecek ancak Erin en az 33 yıl yatmadan şartlı talih için başvuramayacak.
Bu Avustralya'da bir kadına verilen en ağır cezalardan biriydi.
Erin ancak 80'li yaşlarında 2056 yılında tahliye umuduyla kavuşabilecek.
Davaya duyulan olağanüstü ilgi nedeniyle Victoria tarihinde ilk kez bir ceza duruşması canlı yayınlandı.
Hakimin sözleri çok sert.
Suçun en ağır kategoriye girdiğini söyledi ve olayı büyük bir güven ihaneti olarak tanımladı.
Eline dönerek kurbanlarının hepsinin evlilik yoluyla akrabası olduğunu ve yıllar boyunca hem ona hem çocuklarına iyi davrandıklarını hatırlattı.
Hakim Erin'in hiçbir aşamada pişmanlık göstermediğini, suçun titizlikle planlandığını ve eğer o gün gelseydi eşi Simon'ı da öldürmeyi amaçladığını belirtti.
Mahkemeye herhangi bir psikiyatrik ya da psikolojik rapor sunulmamıştı.
Hakim bunun Erin'in kendi tercihi olduğu kanısındaydı.
Mahkeme geride kalanlardan yaklaşık 28 ayrı etki beyanı aldı.
Bunlardan en sarsıcısı eşini kaybeden Pastor Ian Wilkinson'a aitti.
44 yıllık eşi Heather'ın yokluğunu anlatırken kendisini ancak yarı canlı hissettiğini söyledi ve gözyaşlarına boğuldu.
Bu tek cümle bu rakamların, tarihlerin ve adli delillerin arasında hikayenin insani kalbini bir an için yeniden görünür kıldı.
Mahkemede söz alan yalnızca Ian Wilkinson değildi.
Wilkinson çiftinin kızı Ruth Dubois da konuştu ve suçun yarattığı dalganın ne kadar geniş olduğunu hatırlattı.
Sağlık çalışanları, soruşturmacılar, isimleri boş yere sorgulanan esnaf, mantar üreticileri, koca bir topluluk bu hikayeden zarar görmüştü.
Bu davanın Jürinin hiç duymadığı bir gölge tarafı da vardı.
Ellen başlangıçta yalnızca bu üç ölümlü değil ayrı yaşadığı eşi Simon'a yönelik öldürme teşebbüs suçlamalarıyla da karşı karşıyaydı.
Bazı kaynaklara göre Simon 2021 ile 2022 arasında 3 kez ağır, mide, bağırsak rahatsızlığıyla hastaneye kaldırılmış hatta bir keresinde komaya girip hayati bir ameliyat geçirmişti.
Dava için hazırlanan bir belirkişi raporunda bu belirtilerin bir tür fare zehri bileşeni olan barium karbonatla uyumlu olduğu öne sürülmüştü.
Ne var ki Simon'a yönelik bu teşebbüs suçlamaları ana davadan önce düşürüldü ve bu iddialara ilişkin deliller duruşma boyunca gizli tutuldu.
Aaron bu suçlamalardan hiçbir zaman yargılanıp mahkum edilmedi.
Dolayısıyla bunlar kanıtlanmış bir gerçek değil, dosyada kalan iddialar olarak anılmalı.
Ve hikaye aslında hala tam olarak bitmiş değil.
Aaron Patterson hem mahkumiyetine hem de cezasına itiraz etti.
Avukatları yargılamada ciddi bir adli hata yapıldığını, özellikle jürinin bir polis tanığı ve iki savcı ile aynı otelde kalmasının temel bir usul ihlali olduğunu öne sürdü.
Savcılık ise tam tersi yönde itiraz ederek cezanın yetersiz olduğunu ve şartlı taliyesiz müebbet verilmesi gerektiğini savundu.
Bu itirazların Victoria Temiz Mahkemesi'nde 2026 Ağustos'unda görülmesi bekleniyor.
Yani şu an itibariyle mahkumiyet devam ediyor ama davanın son sözü henüz söylenmiş değil.
Bu hikayede zehir vardı, deliller vardı, bir mahkeme ve bir karar vardı.
Ama tam ortasında hiçbir delilin dolduramadığı bir boşluk duruyor.
Neden? Savcılık bunu kanıtlamak zorunda olmadığını söylemişti.
Hakim ise tahmin yürütmeyi reddet, maddi olarak rahat, çocuklarını seven, kayınpederine ve kayınvalidesine yıllarca iyi davranmış bir kadın, onu kendisine kötülük etmemiş insanları bir öğle
sofrasında öldürmeye iten şey neydi?
Bu soru belki de hiçbir zaman tam olarak...
Belki de bu davanın en rahatsız edici yanı cesetler ya da mantar değildir.
O sofranın kendisidir.
Çünkü bir aile yemeği çoğumuz için dünyadaki en güvenilir yerlerden biridir.
Sevdiklerimizle aynı masaya oturur, önümüze konan tabağa hiç düşünmeden uzanırız.
Bu hikaye tam da o güven duygusunu hedef aldı.
İhanetin en derini, en yakın olduğumuzu sandığımız o masada gizlenmişti.
Bu podcastin sonuna geldik.
Bir sonraki videoda görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
